CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, PKK’lılarca kaçırıldı

CHP, 24. Dönem Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün
PKK milletvekili kaçırdı!

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, PKK’lılarca kaçırıldı. CHP’den ‘ilk kez bir milletvekili kaçırıldı’ açıklamasıyla birlikte, Aygün’ün PKK’lılara direndiği bilgisi verildi.

Aygün’ün, 8 Ağustos’tan bu yana CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun vekillere talimatı üzerine seçim bölgesinde bulunduğu ve bugün de kent merkezine 60 km uzaklıkta Ovacık köyüne gittiği kaydedildi.

CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, vekili olduğu Tunceli’de kaçırıldı.
Aygün’ün PKK’lılarca kaçırıldığı açıklaması, Tunceli Valisi Mustafa Taşkesen’den geldi.
Aygün’ün 8 Ağustos’tan bu yana bulunduğu Tunceli’de, bugün Ovacık köyüne gittiği ve kent merkezine dönüş yolunda aracının önü kesilerek kaçırıldığı kaydedildi.

Alınan bilgiye göre, Aygün ile birlikte, danışmanı ve Akşam gazetesi Tunceli Muhabiri Kadir Merkit’i taşıyan otomobilin yolu, saat 19.00 sularında Ovacık karayolunun 35 kilometresinde kesildi. 2 kişi oldukları belirtilen PKK militanları, muhabir ve danışmanı serbest bırakırken Hüseyin Aygün’ü alarak ormanlık alana girdi. Kaçırılma olayı da, serbest bırakılan muhabir ile danışmanın Tunceli kent merkezine dönmeleriyle öğrenildi. İki kişinin ifadesi alınırken, bölgede operasyon başlatıldı.

CHP’DEN AÇIKLAMA: İLK KEZ OLUYOR

Aygün’ün kaçırılma haberinin ardından CHP Genel Merkezi hareketlendi.
Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte genel başkan yardımcıları Adnan Keskin, Nihat Matkap ve Gürsel Tekin genel merkeze gittiler. Kılıçdaroğlu’nun kurmaylarıyla yaptığı toplantı sonrası parti sözcüsü Haluk Koç konuştu:

Milletvekilimizin yolu PKK’lılarca yolu kesiliyor ve direnmesine rağmen alıkonuluyor. Biz Aygün’ün danışmanıyla görüştük ve kendisinin direndiğini ve bunun üzerine tehditle götürüldüğünü öğrendik. Vali ile bizim aramamız sonucu konuştuk ve ‘takip devam ediyor’ dediler. İlginç olan, hükümet tarafından genel başkana ya da kurumsal yapıya bigilendirmek amacıyla herhangi bir dönüş olmamasıdır. ilk kez bir milletvekil terör örgütü tarafından alıkonuluyor ve bu terörün ulaştığı boyutu gösteriyor.
Herkes iyi bilsin ki, CHP Türkiye’nin birliği, bütünlüğü, dirliği ve kardeşliği için üzerine düşen görevi sonuna kadar yapacaktır.

EŞİ NTV’YE KONUŞTU

NTV’nin telefonla ulaştığı Aygün’ün eşi Emine Aygün, üzgün olduğunu söyledi.
Tunceli’de olduğunu söyleyen Emine Aygün, olayla ilgili gelişmeleri validen öğrendiklerini kaydetti.

VALİ: ÖRGÜT KARARIYLA

Bu arada NTV’nin görüştüğü Tunceli Valisi Mustafa Taşkesen, aracı özellikle durdurulan Aygün’ün örgüt kararıyla alıkonulduğunu ve bunun dışında herhangi bir bilgi edinilemediğini söyledi.

DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMALARI VARDI

Bu dönem Meclis’e giren Hüseyin Aygün, insan haklarına yönelik çalışmalarıyla tanınıyor. Ankara Hukuk Fakültesi mezunu olan ve vekillik öncesi 14 yıl Tunceli’de
ceza avukatılığıyla birlikte baro başkanlığı yapan Aygün’ün 3 de kitabı bulunuyor.
Aygün, son dönemde dikkat çeken açıklamalarıyla sık sık gündeme gelmişti: ‘Dersim katliamı bir soykırımdır’, ‘Uludere bir katliamdır ve bu AKP’nin 33 kurşunudur’,

‘Alevilik bir dindir’… (ntvmsnbc, 12 Ağustos 2012)

====================================================

Ağustos ayının başından beri ilçe gezileri yapan Aygün’ün bugün Tunceli Ovacık’ta yaptığı gezi sırasında PKK’li teröristler tarafından kaçırıldığı bildirildi.

6 Kişilik öncü PKK’li grup, kısa süreli bir propaganda konuşmasının ardından
CHP Milletvekili Aygün’ü “Bizimle geleceksiniz. Biz vekili birkaç gün alıkoyacağız. Danışmanın ise gidebilir.” dedi. Edinilen bilgilere göre Aygün “Bu yaptığınız
doğru değil.” diyerek itiraz etse de direnemedi.

Olay sırasında Aygün’ün yanında bulunan basın danışmanı ve bir gazetecinin ise
serbest bırakıldığı açıklandı.

Hükümetten ilk açıklama

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün PKK’li teröristler tarafından kaçırılmasına hükümetten ilk açıklama AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’ten geldi.

Ankara- Çelik, twitter hesabından yaptığı açıklamada “CHP Milletvekili Hüseyin Aygün’ün PKK tarafından kaçırılması kabul edilemez. Bu bir terör eylemidir. PKK budur.” dedi.

Bağış da açıklama yaptı

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış da Hüseyin Aygün’ün kaçırılma olayı ile ilgili Twitter hesabından bir açıklama yaptı.

Bağış; ”Ülkemizin birlik, beraberlik ve huzurunu hedef alanlar asla başarılı olamayacaklar. Terörle iktidar ve muhalefet birlikte mücadele edeceğiz” dedi.
(Cumhuriyet, 12.8.12)

Doğu Perinçek : Foça’da patlayan mayınların anlamı

Doğu Perinçek’ten olağanüstü bir yorum.. Hücreden, el yazısıyla Türkiye’ye görkemli bir katkı.. Şükranlarımızı sunuyoruz. 12.8.12, Ahmet Saltık www.ahmetsaltik.net
DOĞU PERİNÇEK

Foça’da patlayan mayınların anlamı
11 Ağustos 2012, AYDINLIK

Foça’da uzaktan kumandalı 2 mayının patlatılmasına,
Tayyip Erdoğan’ın yine uzaktan kumandalı tepkisi önemlidir:

“Eylemler Batı’ya yayılıyor.”

Tayyip Erdoğan PKK’yi tehditten, Halkı tehdit söylemine geçti.

Bugüne kadar BOP Eşbaşkanı, “Kahredici gücümüzü görecekler” türünden açıklamalar yapardı. Şimdi PKK’yi tehdit söyleminden halkı tehdit söylemine geçtiği görülüyor.
Zaten planlanan da budur.

Halka “Başka çare kalmadı” dedirtilecektir ki, Bölünme Anayasası kabul görsün,

Özerklik yasalaşsın ve Güneydoğu’da PKK hükümetçikleri resmileşsin.
AKP iktidarı mayınların Foça’da patlaması için her şeyi yapmıştır.
Zaten BOP Eşbaşkanlığı görevinin özü budur. Türkiye’ye o bölünme haritasını
başka nasıl kabul ettirebilirler!

Mayınlar Foça’dan önce Meclis’e döşendi

AKP hükümeti ile PKK arasında Oslo görüşmelerindeki konuşmaları hatırlayınız.
İktidar, PKK’nin şehirlere bomba yığdığını bilmektedir. PKK’ye yaptırım uygulayan
kamu görevlileri mimlenmektedir. PKK’yi yasallaştırma sürecinde mayınlar, Foça’dan önce Meclis’e döşenmiştir. Aslında Meclis’e döşenen mayınlar patlıyor.

Yasallaştırılan terör, düzovaya indirilmiştir.

Foça neresi

Orada Jandarma Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı var.
Jandarmanın terörle mücadelede görevlendirdiği en seçkin komando birlikleri,
Özel Harekât Timleri hep Foça’da yetiştiriliyor.
PKK’ye en büyük kayıpları bu birlikler verdiriyor.
Yine Foça’da Deniz Kuvvetlerimizin en gözde birliklerinden olan
Deniz Piyadeleri (Amfibi) bulunuyor.

Onlar da bölücü teröre karşı görev yaptılar.
PKK, Güneydoğu’da karşı karşıya geldiği Jandarma Özel Harekât’a ve Deniz Piyadelerine
şimdi kendi merkezlerinde mayın döşemektedir.

Programlanan zaten budur. Şemdinli’deki eylem odağı şimdi Foça’ya kadar yayılmaktadır.

“Artık birlikte yaşanamaz” dedirtmek peşindeler..

Yapılan işe salt askeri açıdan bakmayalım.
Amaç, Türkiye halkında kendi parçası olan Kürt kardeşine düşmanlık kışkırtmaktır.

PKK, iç içe yaşayan halka, “Artık birlikte yaşanamaz” dedirtmek peşindedir.

Ayrılmanın zemini böyle yaratılır ve AKP-AKCHP-PKK üçlüsünün amaçladığı özerkliğe
ancak böyle ulaşılır.

Ayrılmanın mayınlı yolları

Özerklik, birlikte yaşama kararından vazgeçme ve pes etmektir.

Ve özerkliğin Kürt yurttaşlarımızın esenliği açısından hiçbir yararı olmadığı gibi,
onları 2. sınıf yurttaş konumuna itme planı olduğu meydandadır.
Özerklik, ayrılığın birinci aşamasıdır.

Tekrar tekrar yazacağız, Türk ve Kürdü ayırmak zordur.
Şu anda zor olan yürürlüktedir.
Bu gidişe teslim olmak, düşmanın bizden beklediği davranıştır.
Bu gidişi kaçınılmaz görenler, gaflet içindeler.

Türkiye Ankara’dan kurtarılacak

Türkiye’nin bütünlüğü için kararlı bir hükümet iradesi, Kürt yurttaşların yönünü Washington ve Brüksel’den Anadolu’ya çevirir. Bu, her şeyin başıdır.

Çünkü Türkiye, Ankara’dan bölünüyor.

Bölünmeye karşı birlik süreci, Şemdinli veya Foça’daki önlemlerle değil,
Ankara Kalesi’ne Cumhuriyet bayrağının çekilmesiyle başlayacaktır.
Çünkü bugün Ankara’da Şemdinli’ye barış, Foça’ya güvenlik getirecek bir hükümet bulunmuyor.

O zaman elbette ilk iş, Türk Ordusu’na karşı Ergenekon-Balyoz tertipleriyle yürütülen
harekâtın bozguna uğratılmasıdır.

Ankara’da bağımsızlık ve birlik iradesi hükümet olunca, bu irade bölgedeki müttefiklerini bulacaktır. O müttefikler, ABD emperyalizminin bölücülüğüne karşı konumlanan,
Suriye, Irak ve İran’ıdır. Bölge ülkeleri birleştiği an, Kürt kitlelerinin ve örgütlerinin ezici çoğunluğunun bölge cephesinde yer aldığı görülecektir.

Kürdümüzle birleşmenin yolu;
Ankara Kalesi’ni kurtarmaktan ve komşularımızla ittifaktan geçiyor.

Prof.Kanpolat: Eski TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) Üyelerine

Maalesef AKP, TÜBA’ya da yozlaştırıcı elini attı ve bu saygın bilim kurumunu siyasallaşırdı.. Çok sayıda (150 dolayında) üye atadı ve sonra da bunlara göstermelik seçim yaptırarak (benzer oyunları TÜBİTAK, Danıştay ve Yargıtay’da da
ibretle izledik..) 3 aday içinden dilediğini R.T. Erdoğan başkan ataması yaptı.
Dünyanın hiçbir saygın bilim kurumunda olmayan bizde oldu..
Siyaset TÜBA’ya üye seçti ve başkan atadı = ELE GEÇİRDİ..
Bilimsel gelenekler ayaklar altında ve bilim kurumları tahrip oluyor..
Bu davranışın ülkeye uzun erimli ve telafisi olanaksız ciddi zararrları var..
Oysa akadamik dünyada bu kurumlara tek üyelik ölçütü BİLİMSEL YARAŞIRLIK (liyakat)..
Kanpolat hoca ne güzel söylüyor :
“TÜBA üyesi olmadan da değerli kalınabilir..”
AKP’yi, bilim dünyasına karşı yaptığı bu etik dışı yoz politik davranışı nedeniyle şiddetle kınıyoruz..
Kanpolat hoca ve TÜBA’yı savunan saygın bilim insanlarını
saygı ile selamlıyorum.
Sevgi ve saygı ile. 12.8.12
Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
CUMHURİYET Bilim Teknik 10.08.2012

Eski Türkiye Bilimler Akademisi Üyelerine

2008 Haziran Genel Kurulu’nda çok sayıda soru sorup değerlendirme yaparak Türkiye Bilimler Akademisi-TÜBA Başkanı olma onurunu bana verdiniz.

Yeni Kanun Hükmünde Kararname (KHK) gereği seçilen 3 başkan adayı yeni TÜBA genel kurulu tarafından oylanıp Sayın Başbakan’a bildirilmiştir.

Seçimde en yüksek oyu alan Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar Başbakan tarafından yeni TÜBA’nın başkanı olarak atanmıştır. Bu gün itibarı ile yeni Başkana TÜBA
takdim ve devredilmiştir.

Sürem bittiği halde, yeni KHK’nin gereği olarak başkanlık görevimi KHK’nin gerekli gördüğü yasal sürenin sonuna kadar sürdürdüm.

Üyelerin gösterdiği anlayış ve duruşun sade bir gözlemcisi olarak tüm üyelere minnettarım.

Akademik dünyanın tüm saygın ülkelerinde bilim akademisi üyeliği ve başkanlığı bilimsel liyakat temellidir.

Bu kuruma üyeleri ve başkanı, sadece ve sadece Bilimler Akademisi’nin üyeleri seçerler.

Türkiye’deki uygulamayı doğru bulmuyorum.

Bunun ne üretime, ne bilime, ne de ülkemize ve seçilenlere bir yararı olacağı kanısında değilim.

Bu yanlışın mimarları, bu uygulamayla ülkenin imajını tahrip ettiklerini görmelidirler. Bu nedenle, böyle bir Bilimler Akademisi üyeliği olmadan da değerli kalınabileceğine inananlardanım.

Her üye tarafından çok yardım gördüm, çok şey öğrendim.
Artık yönetimi yeni başkana devrettiğime göre yasal sorumluluğum bitiyor.

Bütün eski dostlara ve üyelere teşekkür ediyorum.

Liyakat temelli olmasının zorunluluk olduğuna inandığım
Türkiye Bilimler Akademisi üyeliğinden istifa ediyorum.

Teşekkür, saygı, sevgi ve dostlukla. 12.8.12

Prof. Dr. Yücel Kanpolat

“TÜBA-Türkiye Bilimler Akademisi üyesi olmadan da
değerli kalınabilir. TÜBA’dan istida ediyorum.”

AŞK GERÇEKTEN VAR…

Değerli meslektaşım Doç. Dr. Mustafa Çetiner’in
http://www.mustafacetiner.com/
adresli web sitesini izlemenizi öneririm..
Sevgi ve saygı ile.. 12.8.12.
Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
CUMHURİYET Bilim Teknik 10.08.2012

GÜNCEL TIP

Doç. Dr. Mustafa Çetiner
cetiner.m@superonline.com
www.mustafacetiner.com

Sıcak bir yaz akşamıydı.
Yürük saz semaisi çalıyordu, notalar dans ediyordu gecenin karanlığında.
Ve yıldızlar yağıyordu üstüne.

Aşk Gerçekten Var!

İnanmadınız değil mi? Ne notalar dans eder geceleri, ne de yıldızlar yağabilir
bir insanın üstüne.
Ama yanılıyorsunuz.
Bu söylediklerim doğru, bu anlattığımın tümü gerçek.

Çünkü “aşk” gerçek…
Bilim adamları aşkı karmaşık bir sinirbilimsel görüngü (fenomen) olarak kabul ediyorlar. Aşkı başımıza musallat eden beynimizin bir parçası olan limbik sistemimiz…
Limbik sözcüğü Latince “sinir” anlamına geliyor.
Beynimizin içinde kıvrılmış duran bu sistem, işlevsel olarak dış dünyada yaşananlara verdiğimiz içsel yanıtların birleşimini ve ilişkisini düzenliyor.
En önemli bileşeni hipotalamus olan Limbik sistem, öğrenme becerilerimizi
bir anlamda belirliyor, aslında yönetiyor.
Isı düzenlenmesi, açlık ve susuzluk gibi bedensel fonksiyonlarımız ve
duygularımız da bu sistemin denetimi altında.

Limbik sistemin ani uyarılmaları duygularımızı allak bullak edebiliyor,
ilk görüşte aşk bu yüzden belki de.

Cinsel dürtülerimiz, korkularımız, öfke ve saldırganlıklarımız
hep bu sistemin marifeti.
Limbik sistem sayesinde heyecanlanıyoruz, acıkıyoruz, uyuyoruz.

Sosyalleşmemizi, duygu ve düşüncelerimizi ifade edebilmemizi,
moralimizin sağlam ve yerinde kalmasını sağlayan da aynı sistemimiz.

Bu sistem sayesinde birilerine bağlanıyor, özlüyor, âşık oluyoruz.
Yapılan çalışmalar, oksitosin, serotonin, vazopressin, dopamin, endorfin gibi
hormon ve sitokinlerin “âşık olma” halinde rol aldığını gösteriyor.
Yani, bilimsel veriler, aşkın mutluluk etkisi yaratan hormonlarımız
marifetiyle ortaya çıktığını düşündürüyor.

Peki, insan neden sevdiğini öldürür o halde?

O halde, insan bir zamanlar delicene sevdiği birinden sonrasında
nasıl çılgınca nefret eder?

Aşkın içine şiddet, gözyaşı, güvensizlik ve yalan nasıl girebilir?

Yerleşik ahlak anlayışımız giderek daha kolay olanı seçmeye doğru yöneldikçe,
kaba kuvvet, korku ve güvensizlik temel duygumuz haline geldikçe aşklar da
kayboluyor tabii. Bir filme ağlamayan, hayatında hiç kahkahalarla gülmemiş,
anne-babasından, öğretmeninden, devletinden sevgi ve değer görmemiş birinin
limbik sistemi ne yapsın?

Ülkeye şiddet, adaletsizlik, korku ve bilgisizlik egemen olunca
toplumun limbik sistemi, yani aklının önemli bir bölümü de kayboluyor,
beyinsizleşiyor, ahmaklaşıyor.

***
Bu ülkede veya bu ülkeden çok uzak bir yerlerde, belki uzak bir zamanda
ama sıcak bir yaz akşamıydı gerçekten. Yürük saz semaisi çalıyordu ve
notalar dans ediyordu gecenin karanlığında.

Yıldızlar üstüne yağıyordu.

Karanlıkta seçtiğim gözleri yirmi beş yıl öncesi kadar parlak bakıyorlardı yüzüme.
İlk günlerde olduğundan çok daha iyi arkadaşımdı.
İlk yıllarda olduğundan çok daha fazla güveniyordum ona.
Yirmi beş yıl boyunca hiç yalnız bırakmamıştı beni.
Uzanıp en parlak yıldızı yakaladım gökyüzünde ve onu saçlarının arasına taktım usulca.

İnanmıyor musunuz bana?
Yoksa inanıyor musunuz?

Zenginlerin tezgâhlayıp yoksulların öldüğü savaşlara, adaletsizliğe, ikiyüzlülüğe, yalana, iç görüsüzlüğe, tahammülsüzlüğe karşı durmayı onurunuz sayıyorsanız
yazdıklarıma inanıyorsunuz demektir.

Gökten sevgilinizin saçlarına dökülen yıldızları biliyor ve
aşkı tanıyorsunuz demektir.

Onur Öymen : Türkiye Suriye’de Oyuna Gelmemeli..

Dışişleri Eski Müsteşarı Sayın Dr. Onur Öymen’in 12.8.12 günü Cumhuriyet’te önemli bir söyleşisi yayımlandı. Leyla Tavşanoğlu’nun gerçekleştirdiği söyleşinin konusu; TÜRKİYE SURİYE’de OYUNA GELMEMELİ.. dikkatle okunmalı.
Sevgi ve saygı ile.12.8.12 Dr. Ahmet Saltık, www.ahmetsaltik.net
Onur_Oymen_Turkiye_Suriye’de_Oyuna_Gelmemeli_Cumhuriyet_L.Tavsanoglu_pazar_soylesisi.12.8.12

Kuzey Suriye fena baş ağrıtacak

– Oysa Türkiye nerede ve kim tarafından yapılırsa yapılsın bütün şiddet politikalarına karşı olduğunu beyan etmemiş miydi?

O.Ö. – Etmişti. Şimdi Şam hükümeti muhaliflere karşı bir eylem yapınca şiddetle kınıyoruz. Ama muhalifler Savunma Bakanı dahil devlet adamlarını bombalı saldırılarda öldürünce sesimizi çıkarmıyoruz. Üstelik onların bu eylemlerini onaylıyormuşuz gibi bir hava yaratıyoruz.

Tam bu sırada, ABD terörle mücadele raporu yayımladı. Raporda PKK’den terör örgütü olarak söz ediliyor. Ama ABD’nin 2009’dan beri resmen terör örgütü olarak tanıdığı PKK’nin ikiz kuruluşu PEJAK terör örgütleri listesinde yok. Suriye’de, PKK çizgisindeki PYD’den de terör örgütü olarak söz edilmiyor. Öte yandan ABD’nin terör örgütü listesinde açıkça yer alan Hamas ve Hizbullah örgütleriyle de Türk Hükümeti en üst düzeyde çok sıkı siyasi ilişki içinde. Türkiye’yle ABD stratejik ortakmış, hâlâ aynı temel yaklaşımları paylaşıyormuş sözleri var. Ama belli ki bu gibi konularda ABD’yle Türkiye’nin yaklaşımlarında müthiş farklılıklar bulunuyor. Son olarak da kurtarılmış bölgeler konusunda bu farklılık açıkça ortaya çıktı.

====================================================
Tümünü pdf dosyası olarak okuyabilirsiniz..

Sevgi ve saygı ile. 12.8.12

Dr. Ahmet Saltık, www.ahmetsaltik.net