Savcılığın “Ergenekon Örgütü” iddiası çöktü

Kilit tanık mahkemede açıkladı!

Savcılığın “Ergenekon Örgütü” iddiası çöktü

Ergenekon davasında tanık olarak dinlenen gazeteci Aslı Aydıntaşbaş

“Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma” belgesini Doğu Perinçek’e kendisinin verdiğini açıkladı.

Savcılar, Ergenekon davasının temel belgelerinden olan bu belgeyi
Doğu Perinçek‘in örgüt yöneticliğinin kanıtı olarak değerlendiyor.

Ancak Aydıntaşbaş’ın ifadesiyle Doğu Perinçek’in Ergenekon’un yöneticisi olduğu iddiası çürümüş oldu.

(http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/kilit-tanik-mahkemede-acikladi-savciligin-ergenekon-orgutu-iddiasi-coktu-h5651.html, 26.9.12)

TÜRK ORDUSU HAPİS

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu

TÜRK ORDUSU HAPİS

*Sizinle savaşan Türk Ordusu içerde

*Sizin için hukuku yok ettik…

Bu iki cümle, Başbakan Erdoğan’ın emri ile Oslo’ya, PKK Narko-Terör örgütünün Avrupa’daki sözcüleri ile “T.C Devleti adına” görüşmeye giden MİT Müsteşar Yardımcısı tarafından söylendi. Bu sözler söylenirken şimdiki MİT Müsteşarı Hakan Fidan da onaylıyordu.

*Bu sözler, Başbakan ve MİT Müsteşarı tarafından hiçbir zaman yalanlanmadı.
*MİT Müsteşar Yardımcısı bu sözleri, kendisini oraya gönderen Başbakan’ın izni ve bilgisi olmadan söyleyebilir mi?

*Görüşmeye giden devlet görevlilerini Oslo’ya kendisinin gönderdiğini Başbakan Erdoğan kezlerce açıklamadı mı?

*O zaman, o toplantılarda söylenen ve imza altına alınan ve İngiltere arşivinde bulunan belgeler Başbakan Erdoğan’ı bağlamaz mı?

-Hem öyle bir bağlar ki, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, peşinden gider.

Şimdi, Erdoğan’ın MİT Müsteşarını ve Yardımcısını, Cumhuriyet Savcılarının elinden kurtarmak için gösterdiği telaşı, bir gecede kanun çıkarmayı ve Savcıların darmadağın edilmesindeki telaşın sebebini anlayabildiniz mi?

Türkiye’de “Hukukun bağımsızlığı ve tarafsızlığı” bizzat AKP Hükümeti tarafından iğfal edilmiştir.

Erdoğan’ın konuşmalarından, uygulamalarından onlarca örnek vermek mümkündür. Elimizdeki tüm belgelerle iddiamızı kanıtlayıp, ileride Yüce Divan için tarihe not düşmüş olmak bizim boynumuzun borcudur.

Buraya kadar söylenenler ışığında Balyoz Davasının kararlarına bakınca;

*Adil Yargılanma herkesin hakkıdır. Bu hak o ülkenin şerefidir.

*Demokratik bir ülkenin varlığını sürdürebilmesi, insanların huzur ve güven içinde olabilmesi için “Hukukun Bağımsızlığı” şarttır. Türkiye’de bu şart, bizzat
AKP Hükümeti tarafından yok edilmiştir.

Maalesef Türkiye’de Hukuk bağımsız değildir. Kimsenin hukuk güvencesi kalmamıştır!…

*Cemaatin elemanları- CIA Ajanlarıyla beraberce düzenlenen sahte dijital delillerle insanlar tutuklanmış, mahkeme itirazlar karşısında “sağır”, haksızlıklar karşısında “kör” olmuştur.

Bu mahkeme kararları Türk Milletinin nezdinde, aynen Yassıada Mahkeme kararları gibi yok hükmündedir..

*Bu mahkemenin kararları, birer “Rozet Madalya” haline getirilip, Genelkurmay Başkanının ve Ordu Komutanlarının göğüslerine asılmalıdır. Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman’a da mutlaka birer tane verilmelidir.

Bu haksızlıklar ve kanunsuzluklara karşı mücadele etmek hepimizin görevidir. Bir gün “Hukuk” herkese lazım olacaktır. Siyasi görüşleriniz ne olursa olsun, neye inanırsanız inanın, bu cinayetlere karşı çıkmak insan olmanın, özgür bireyler olmanın ilk şartıdır.

Edirne’den Hakkari’ye, Samsun’dan Mersin’e “Bu vatan Benim” diyen herkes,
Ahlak anlayışında Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı,
Vatan sevgisinde Mustafa Kemal’i rehber kabul edenler bu hukuk gaspına karşı çıkmalıdırlar.

Bugün susanlar, sinenler, korkanlar bilsinler ki, iktidarların emrine girmeyi kabullenmiş hukuk adamları,
seri katillerden çok daha tehlikelidirler.

Yarın kimi, nerede vuracakları belli olmaz…

Sağlık ve başarı dileklerimle. 25 Eylül 2012

TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner: Başbakan’dan korkmuyorum!

Ümit Boyner: Başbakan’dan korkmuyorum
TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner,
‘zaman zaman aynı fikirde değiliz’ dediği Başbakan Erdoğan’dan korkmadığını söyledi.

CNN Türk’te bir programa katılan Boyner, gerginleşen ortamlarda siyasilerin STK’leri hangi taraftan olduğunu görmek istediğini ancak STK’lerin fikirleri temsil ettiğini söyledi.

TÜSİAD hiçbir siyasi partiyi, kategorik olarak ‘O söylüyorsa doğrudur’ diye taraf tutmamalı, tutmaz” diyen Boyner, özetle şunları dile getirdi:

Başbakan’dan korkmuyorum, korkulacak insan olduğunu düşünmüyorum… Zaman zaman aynı fikirde olmadığımız oluyor. Tek adam endişesi bende her zaman var. Türkiye’de devlet hep vatandaşın önünde.

Sistemin zaten devlete bağlı musluklardan işlememesi gerekiyor. O musluklar bizim için zaten yok… Biz ötekileştirmeyi varsayarak hareket etmiyoruz. MÜSİAD ile de TUSKON ile de konuşuyoruz.

28 Şubat’ta ilan edilen, var olduğu söylenen malum oluşumun içinde yer almadık…

Askeri vesayet bence bitti. ‘Sivil vesayet var’ demek istemiyorum ama katılımcı demokrasinin kurumları daha tam olarak oturmuş değil.

Terör, beynine beynine vurularak çözülmüş olsaydı Türkiye 30 senedir bu noktada olmazdı…

Terör örgütü, ‘Sıkıyönetim ilan edilsin, OHAL geri gelsin’ istiyor.

Türkiye’yi buraya doğru itmeye çalışıyor.

Bu demokrasiyi ve yeni anayasayı sekteye uğratacak bir durum.

Bu tuzağa düşülmemesi gerekir…” (Basın..)

Meclis’i kuşattılar!

Meclis’i kuşattılar!

İspanya’da ekonomik krizin etkisiyle 2011 yılında ortaya çıkan siyasi, ekonomik ve sosyal sisteme tepki gösteren ”Öfkeliler” adlı halk hareketinin öncüsü bazı sivil toplum örgütlerinin çağrısıyla Madrid’de yapılan gösterilerde meclis binası kuşatıldı.

Madrid– İspanya’nın farklı şehirlerinden gelen grupların da destek verdiği ve “Meclisi İşgal Et” adı verilen eylem kapsamında üç koldan yürüyüş düzenlenerek, Madrid’deki meclis binasına yaklaşılmaya çalışıldı. Gösterilere izin veren Madrid özerk yönetimi, buna rağmen meclis binasına yaklaşmaya müsaade etmezken, meclise giren yollar demir barikatlarla kapatıldı. Güvenliğinin sağlanması için bin 300’den fazla polis görevlendirildi.

Meclis kuşatılarak, buraya açılan yolların önünde yapılan gösterilerin en büyüğü Neptün Meydanı’nda gerçekleşirken, yüzlerce kişi ”istifa” sloganları attı.

Bu arada bazı göstericilerin barikatları aşmaya çalışması ve polise yabancı maddeler atması üzerine polis şiddetli müdahalede bulundu.

Olaylar sırasında hafif yaralananların olduğu ve polisin en az 5 göstericiyi gözaltına aldığı bildirildi.

TSİ 22.30’a (yerel saat ile 21.30) kadar izinli olan gösteriler devam ederken, 2011 yılında Sol Meydanı’nda olduğu gibi göstericilerin şehir merkezinde kamp kurmalarının engelleneceği açıklandı.

”Nereye kadar gideceğimizi bilmiyoruz”

Öte yandan AA muhabirinin sorularını yanıtlayan göstericilerden 33 yaşındaki David Rodriguez, bu yıl işini kaybettiğini ve bir kamu sağlık sektörü çalışanı olduğunu söyledi. David, İspanya’nın aldığı kemer sıkma politikalarıyla Fransa ya da Almanya’dan daha çok Yunanistan’a benzediğini savunarak, sözlerine şöyle devam etti:
”Biz halk olarak bu duruma karşı gösteri yapmak zorundayız. Belki politikacılar aynı şekilde devam edecekler ama en azından halkın her seferinde daha fazla öfke gösterdiğinin farkına varacaklar. Çünkü siyasetçiler bizi temsil etmiyorlar. Bu gösterilerle nereye kadar gideceğimizi bilmiyoruz ama nereye gitmek istemediğimizi biliyoruz”.

Eşi Violeta üniversite öğrencisi kendisi de yeni üniversite mezunu olan David de iş aradığını belirterek, ”Hükümetin, son aylarda aldığı kararlara karşı gösteri yapmak için buradayız. Masteri olan, 27 yaşında işsiz biriyim. İspanya’yı 3. dünya ülkesi haline dönüştürdüler. İspanya’da olanlar tamamen bir yolsuzluk” diye konuştu. Ülkede sağlık ve eğitim hizmetinin çok kötü duruma geldiğini savunan Violeta ise ”Tek istediğimiz Başbakan Rajoy’un gitmesi” dedi.

İspanyol hükümetinden yapılan açıklamalarda, gösteri yapılmasına saygı duyulduğu belirtilse de meclisin kuşatılması eleştirildi. İktidardaki Halk Partisi’nin genel sekreteri Maria Dolores de Cospedal, “Öfkeliler” in eylemini, 23 Şubat 1981 tarihinde yarbay Tejero’nun öncülüğünde mecliste gerçekleşen ve başarısızla sonuçlanan darbe girişimine benzetti.

Cospedal, “Meclis’in en son kuşatıldığı an, tüm İspanyolların ağzını kapatmak isteyen bir grubun darbe girişimiydi. Burası bizleri temsil eden, özgürce seçilen İspanyolların olduğu bir meclis ve herkesin bu evini işgal etmek istiyorlar.” ifadesini kullandı.

25 Eylül 2012, Cumhuriyet portalı

ATATÜRK, TÜRK DİLİ ve Günümüz Kültür Emperyalizmi

Dostlar,

Bu gün, 26 Eylül 2012, Dil Bayramımızın 80. yılı..

Bu sitede 5 Temmuz 2012 günü aşağıdaki başlıkla yayımladığımız kapsamlı yazımızı (7 sayfa) bir kez daha paylaşmak istiyoruz..

Yazı kapsamlı olduğundan, yazım formatını da korumak amacıyla pdf olarak aşağıda sunujyoruz.

Okumak için lütfen erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

ATATURK_TURK_DILI_ve_Kültür_Emperyalizmi

ATATÜRK, TÜRK DİLİ ve Günümüz Kültür Emperyalizmi

Bu yazımızı, Mustafa Kemal Paşa‘nın sözleriyle aşağıdaki gibi bağlamışız :

 “Öyle istiyorum ki, Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.”

 “Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” (Sadri Maksudi Arsal, Türk Dili İçin)

Bir de önerimiz var :

Ve LÜTFEN,

“www..” ile başlayan internet adreslerini “dabılyu, dabılyu, dabılyu” yerine;

insaf ederek, kendimize ve Türkçe‟ye eziyet etmeden,

“3 çift ve” diye okuyalım..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 26.9.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net