KURTULUŞ-5 : TERÖR ve İKTİDAR, BDP, PKK İLİŞKİLERİ

TEROR_ve_IKTIDAR_BDP_PKK_ILISKILERI_Cemil_Denk
Em. Albay, araştırmacı yazar Sayın Cemil Denk

Kitap tanıtımı : BİR VENEZUELA ve CHAVEZ ROMANI, Dr. Noyan Umruk

UZAK DİYARLARDA ATATÜRKÇÜ GELİŞME MODELİ UYGULAMASI

BİR VENEZUELA VE CHAVEZ ROMANI

CHAVEZ BİZİ BIRAKMA! CHAVEZ NO NOS DEJES!

Venezuela’da Başkanlık seçimleri sonbaharda…
Chavez emperyalizm ve kanserle mücadelede…
L.Amerika ve Venezuela Halklarının çığlığı:

CHAVEZ BİZİ BIRAKMA!

Dr.Noyan UMRUK

*Duyurulması ricası, selam ve sevgilerle…

Yazarın Son Sözü

Zaman zaman amansız karşıtlarınca “diktatör” ya da “popülist” olmakla suçlanıyor Chavez…

Oysa 1999’da iktidara geldiğinde her ikisinden biri yoksulluk eşiğinde bulunan, her üçünden ikisi hayatında doktor görmemiş olan Venezuela halkı için, eğitimden sağlığa, beslenmeden sınıfsal ve ulusal bilinç oluşturulmasına kadar başardıkları…

Ya henüz ekonomik ve politik alanlarda kat etmesi gereken uzun bir mesafe olmasına ve daha önemlisi yoğun, ciddi küresel tehditlere ve de (nihayet hastalığına) rağmen, başta Morales olmak Latin Amerika halklarına ve önderlerine açtığı onurlu yol…

Ya iyice kötümserleşmiş yerküremiz, yoksul ülkeler halkları için başka bir dünya,
kader ya da gelecek olabileceğine ilişkin açmakta olduğu umut kapıları…

Bu umuda o kadar ihtiyaç var ki… Adil ve barış içinde yaşanabilir bir dünyaya kavuşana değin bu onurlu çabaların, tüm yoksul ülke ve halklarının yolu ve bahtı açık olsun…

Öteyandan, acaba başka ülkelerde,“başka dillerde, başka toprakların başka halkları için yazılmış kitaplardan öğrenilebilir” (mi) nasıl isyan edileceği?

Kuşkusuz, bir ülkenin kurtuluşunun nasıl yeniden örgütlenebileceğini o ülke halkının kendisi bilir…

Aydın denen insanların böyle (namuslu) bir derdi varsa eğer, bu dert, o söylemi, üzerine bastırılıp kangren edilmiş o dili bulmak olmalıdır. Unutulmuş bir lugatı, kangren edilmiş bir muhalif damarı olmalı her ülkenin. O lugatı öğrenmek ve o sözcükleri hatırlatmak her (namuslu) aydının derdinin çaresi olmalı…

Bir ülkenin yoksullarının birbirleri ile değil, kendilerini yoksul kılan düzenle didişmeleri, (hesaplaşmaları) nasıl sağlanır. Bir ülke halkı, hayatı değiştirebilecek güce sahip olduğuna nasıl inandırılıp, ikna edilebilir? … Şimdilerde, dünyanın tüm yoksul ya da vicdan sahibi insanları oturmuş bunu düşünüyorlar…

Venezuelayı bu yüzden görmek gerekiyor. Uzaktan bakmak değil, devrimi yoksulları tarafından yapılan bu ülkeyi yakından hissederek görmek, bilmek gerekiyor. Tam anlamı ile burnunun dibindeki bir ülkede hegemonik güce nasıl meydan okunulduğunu, bir halkın uluslar arası finans ve petrol şirketlerince çizilmiş kaderini nasıl değiştirebildiğini anlamak gerekiyor.

“%1” in refah mutluluğu için tüm insanlığın içine çekilmek istendiği karanlık ve iğrenç bataklık yerine, onları güzel günlerin “umudu” olarak aydınlatmak varken çağın amansız hastalığı ile mücadele zorunda kalmak ne yaman bir çelişkidir.

Yaşamını ülkesi, halkı ve tüm insanlık için “kısa zamanda büyük işler” başarmaya
feda eden, çağına ve çağlar ötesine damgasını vuran insanlar için bu bir kader midir?

Olmamalıdır. Dünyanın özgürlük, adalet ve eşitlikten yana olan tüm insanları bütün yürekleri ile kaderin bu kez kendilerinden yana olmasını dilemelidirler…

==================================================

Güney Amerika ülkeleri, Çin, Hindistan.. Büyük Atatürk’ün izlediği ekonomi politikalarının benzerini izliyorlar..

Vahşi kapitalizmin dünyayı felakete sürüklediği ortada..

Viva Chavez! Viva Venezuela!

Sevgi ve saygı ile.
29.7.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

30 bin TL’ye paralı askerlik/Affet şehidim, 30 bin TL bulamadım!

30 bin TL’ye paralı askerlik.. Yaşasın Türkiye’nin düzeni.. Anayasa’nın 10. maddesine açıkça aykırı değil mi? Vatandaşlık tanımına, doğasına aykırı değil mi? Yazıklar olsun.. Ülke bunca şehit verirken zenginler yaşamda kalıyor. Ülke savunması salt yoksul çocuklarının yükümü mü? Ahmet Saltık

AKP’ye EĞİK, CUMHURİYET’E DİKBAŞ’LAR

AKP’ye EĞİK, CUMHURİYET’E DİKBAŞ’LAR

Dr. Ali Nejat Ölçen

1. Faşizm’de devlet baltadır.

Faşizmin kendine özgü hukuku vardır ve devleti korumanın hu¬kuku¬dur bu. Devleti ele geçirenlerin dışında hiç kimsenin devleti koru¬makla yetkili olması düşünülemez.
O yetki sadece belirli görevliler eliyle kullanılır. İtalya’da 1930’lu yıllarda
“kara gömlekli”ler, Al¬manya’da SS ‘lerce kullanılırdı.

Faşizm, devleti ciddiye alır çünkü devletin kendisidir ve onu soy¬maya, küçük düşürmeye, özelleştirme adı altında satışa çıkarmaya hiç kimsenin gücü yetmez. Faşizmin devletinde elinde büyük baltayı tutan kişi yabancı devlet adamıyla iki sayfalık 9 madde gizli sözleşme imzalayamaz.

Orta boy baltayı elinde tutan kişinin BOP Eşbaşkanı olması olanak dışıdır. Elinde balta olanların yabancı devlet adamlarından armağanlar alması dü-şünülemez, çünkü dev¬letin baltası önce o kişinin elini keser.

Devlet hainleri için faşizmin hoşgörüsü yoktur.
Faşizm kendisini cid¬diye alır; çünkü devletin kendisidir,
devleti soymak olanak dı¬şıdır, gerekirse devlet soyar.

Faşizmin devletinde yandaş ya da yalaka olamazsınız, ancak görevlisi olabilirsiniz.

2. Faşizm bile yozlaştırıldı

Ülkemizde faşizm bile yozlaştırıldı. Elinde faşizmin baltası olanlara kişisel rant, kişisel servet sağlama aracına dönüştürüldü.

Ülkemiz faşizminde “ulus için devlet” tersine dönmüş, kişisel çıkar için devlet ilkesi yürürlüğe girmiştir. Devlet sadece dinle değil kinle de yönetilir olmuştur.

AKP iktidarını faşizm olarak yermek, faşizmi küçümsemek olur.
Faşizmin kendine özgü ahlak anlayışı vardır devleti simgeleyen balta’ya boyun eğmektir. O balta ile kiminse ne ağaç ne de devlet çıkarını kesebilir. O balta ile hiç kimse cebini akçelerle dolduramaz. Baltayı elinde tutanın dış bankalarda gizli hesabına rastlayamazsınız.

Ülkemizdeki faşizm, yalakalığı uzmanlık alanına dönüştürmüş ve bunu uygulayan kadrolar yetiştirmiştir. O kadrolar, eski defterleri tersine çevirerek ya da tersinden okuyarak bugüne benzerlerini bulup açıklayarak güncelin karanlığını aklamaya çalışırlar.
Onlar “AKPye eğik, cumhuriyete dikbaş”tırlar.

Bugünün zulmüne hukuk dışılığına, soygununa, özelleştirme adı altında ulusal varlığın yağmalanmasına karşı bir tek satırla olsun eleştiri yönelttiklerini göremezsiniz.

İsmet İnönü mü, O Albay İsmet’tir ve Amerika emperyaliz¬mine ülkeyi teslim eden adamdır O. Tek başına bunu nasıl yaptığı ya da TBMM kararı olup olmadığı hiç kimseyi ilgilendirmez.

Madımak’ta 33 seçkin insanımız mı yakıldı, CHP zihniyetinin ürünüdür, suçu Müslümanların üzerine yıkmışlardır! Bu akıl almaz saçmalıklar onların uzmanlık alanına dönüşmüş ve bugünü mazur göstermenin yöntemi oluvermiştir.

Yıllarca tutuklu kalıp ne ile suçlandığı bilinmeyen seçkinlere reva görülen zulüm, haksızlık, AKP’ye eğik başları ilgilendirmez.

Mustafa Kemal’in kimsesizlerin kimsesi olan ulusalcı Cumhuriyetini ılımlı İslam devleti federasyonuna dönüştürmeyi amaçlayan BOP projesine ilişkin bir tek satır eleştiriye tanık olamazsınız. Habur’da kurulan çadır mahkemesiyle başlayan sürecin bugün Suriye’de nasıl sonuçlandığına ilişkin bir tek satır eleştiri yazısına rastlayamazsınız. Sınavlara kadar giren sahtecilik karşısında bile suskundurlar.

3. Bugünün faşizmi soyguna cin, Cumhuriyete kin’dir.

Yozlaşan faşizmde devlet iki kıskaç arasına sıkışıp kalmıştır. “Dış ticaret açığı ile bütçe açığı”. Soygunun, savurganlığın mirasyedi ekonomisinin ürünüdür bu.
Yozlaşan faşizmde, devletin toprağı, üretim araçları, makineleri, onuru, bütünlüğü, piyasa ekonomisinin ve ABD’nin vesayeti altına girmiştir. AKP’ye eğik, Cumhuriyete dikbaş’lardan tek eleştiri sözcüğü duyamazsınız.

“Din-cin-kin” üçgeni içinde sıkışıp kalmıştır ülkemiz. İçerden değil dışardan yönetilen ülkelerin yazgısıdır bu. Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulamakla görevli olmanın doğal sonucu bölünmedir, Cumhuriyet’ten uzaklaşmadır, Anadolu’da ufalmak, ufalanmaktır.

Giderek “Kurtuluş Savaşı”nı kazanmanın suça dönüşümü de geleceğin gündemine sokulacaktır elbet.

İnternette İsmet İnönü’ ye saldırıyla başlatılan ile¬tiler,
siyasal depremin öncüsüdürler.

4. İnternette dolaşıma sokulan iki çarpık ileti.

İnternette dolaşıma sokulan iki çarpık ileti geleceğin programına ilişkin uyarı olarak nitelenmelidir. O nedenledir ki o iki iletiye gereken tepkiyi göstermeyi görev saymaktayım.

Bunlardan biri, Sayın Ahmet Saltık’ın “Web Sitesine” yapıştırılmak istenen iletidir.

Yurtsever Kemalist çizgisinden ödün vermeyen bu bilim adamının sitesine yapıştırılmak istenen o iletide bakınız İnönü nasıl niteleniyor:

1964 yılında AP ile Koalisyon Hükümetini kurduğu dönemde İnönü’nün, “Kıbrıs’a çıkartma tasarımı”na karşı ABD Başkanı Johnson‘un “NATO silahlarını kullanılamayacağını,
bunu engelleyeceğini açıklayan mektubuna karşı meğer İnönü,

Yeni bir dünya kurulur, Türkiye o dünyada yerini bulur.. biçiminde yanıt vermemiş ve de ABD önünde onurlu bir duruş sergilememiş (miş!)

Ne denli yanlış, gerçek dışı. İnönü’nün o ünlü yanıtı üzerine ABD’ye davet edildiği unutuluyor. Ve de “29 Kasım 1965 günü AP’nin yeni genel başkanı olan Süleyman Demirel tarafından koalisyon hükü¬metinin iktidardan uzaklaştırıldığını ve İnönü’nün başbakan olmadığını” ne yazık ki ABD’de Başkan Johnson’dan öğrenmiştir İnönü.

Burada ABD karşısında dik duramayan kim? O’nu Amerika’dayken görüşmeye başladığında Türkiye’yi temsil etmekten yoksun bırakan zihniyet neden eleştirilmez?

İnönü, başbakanlıktan düşürüldüğünü ABD’de Baş¬kan Johnson’dan öğrenirken O’nun karşısında na¬sıl dik duracaktı?

Yeryüzünde devleti küçük düşüren böyle bir ola¬yın benzeri görülmüş müdür?

Şimdi soruyorum, yurt içinde kükreyen BOP Eşbaşkanı ABD karşısında dik mi duruyor?

ABD’nin yeni başkanı Obama’nın parmağıyla çağırdığı bakan Davutoğlu ABD başkanına doğru “dimdik” mi koşuyor?

AKP’ye eğik Cumhuriyet’e dikbaş’lar görmezden geleceklerdir elbet.

İnternette dolaşıma sokulan ikinci ileti şu:

Madımak Cinayeti Sil-baştan. O iletide:

“Murat Alan’ın Madımak oteli içinde silahla öldürülen aydınlar olduğu haberi ortalığı biraz daha karıştırdı.” deniyor. “Cena¬zelere müdahale edilmiş vücuttaki mermiler çıkarıldıktan sonra dikilerek yandı raporu düzenlenmiş”(miş!). Bu talimatı da Erdal İnönü vermiş (miş!)

Bu sapkın haberi izleyen tümce de şöyle:

Dersim katliamıyla yüzleşemeyen CHP, kanlı ve karanlık tarihi içinde Sivas’ta hak ettiği yeri bulmuştur. İmza: E.Dede

E.Dede kimdir bilemiyoruz. Hiç kimse alçak ve müfteri olmadıkça CHP’nin “kanlı ve karanlık tarihi” gibi bir saldırıya girişemez.

Eğer Dersim’de soykırım uygulansaydı, orada CHP’nin oyları artmaz 1930’da 93 117 olan nüfusu 1935’te 107 732’ye çıkmazdı. Tunceli’nin 1970’te 157 293 olan nüfusu
2000 yılında neden 93 584’e indi?

Oradaki insanlarımız neden topraklarını terk etmek zorunda kaldılar? Neden Güneydoğu Anadolumuz terörün kucağına itildi? AKP’ye eğik Cumhuriyete dikbaş’lar bu sorulara neden yanıt veremezler.

Gelelim olayın çarpıtılan ikinci yönüne . Madımak oteli yakılırken Tansu Çiller başbakan ve Prof. Erdal İnönü de başbakan yardımcısıydı. CHP iktidar dışında kalmış
bir partiydi. İktidarda olmayan CHP’nin “Sivas’ta hak ettiği yeri nasıl bulduğunu o E.Dede adındaki kişi kanıtlamalıdır. E.Dede adındaki kişinin bir benzeri de Madımak cinayetini CHP zihniyetindekilerin işleyip Müslümanların üzerine at¬tığını ileri süren “dindar ve kindar” birisi.

Madımak Otelinde 33 seçkin yazar ve 2 görevli diri diri yakılırken, bunu seyreden yobazlar kitlesi “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” diye bağırıyordu.
2 Temmuz 1993’ten bir gün önce camilerden çıkan kalabalık Kültür Merkezinin önünde toplanır, oradan topluca hükümet binasına giderek taşlarla camlarını kırarlar ve
“Şerefsiz Vali” diye bağırırlar. Devlete başkaldırıya dönüşmüştür gösteri. O kargaşada kimin silahla öldüğünü kim kanıtlayacak ve nasıl kanıtlayacak?

Madımak otelinde yanarken mi birbirine silah çekenler oldu?
Haberin böylesi kanıtlanmalıdır ki, çamurdan arınabilsin.

5. Madımak Cinayeti sil baştan olacaksa:

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen), belgelerle internete ulaşan tüm video filmleriyle davaya müdahil olarak katılarak bunun hesa¬bını, karısı İngiliz olan
o dönemin Madımak canilerini “gazanız mübarek olsun” diyerek cinayete azmettiren Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’ ndan soracaktır. Yine o yıl Belediye Meclis üyesi olup da Fransa’ya kaçan Cafer Erçakmak’ın ülkemize dönüşünü ve yeni¬den yargılanmasını sağlamaya çalışacaktır.

Ali Nejat Ölçen’in bununla yetineceğini sanmayınız. Madımak oteli yangınında yaşamını yitiren seçkinlerimizin tüm sağ kalan üyelerini örgütleyerek davaya müdahil olmalarını sağlayacaktır.

O’nu size tanıtmalıyım:

Gücünü Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinden almaktadır.

Bu ileti seçkin bireylerimize ulaşarak değerli zamanlarını kötüye kullanmış olmuşsam beni bağışlamalarını rica ediyorum.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetini koruma azminde olan
tüm seçkin yurttaşlarıma saygılarımla.

Dr. A. Nejat Ölçen
28.7.12

====================================================
Çoook teşekkürler gerçek Cumhuriyet aydını, 90’lık bilge Dr. Ali Nejat Ölçen !

Sevgi ve saygı ile.
28.7.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

6 Karede yaşamın özeti / Summary of the life by 6 frames

Geçmiş, geçti gitti.. Yapacak bir şey yok.. Ders almaktan başka..
Gelecek ? Kım biliyor??
O halde yaşam “AN” dır, “anı yaşamak” tır ya da “an” da yaşamaktır..
Kolay ya da zor.. gerçek olan bu..