Bu Kapitalizm Bu Krizden Çıkamaz / Ergin YILDIZOGLU / This Capitalism cannot get rid of this crisis

Ergin_Yildizoglu_Bu_Kapitalizm_Bu_Krizden_Cikamaz

GÜNÜN FIKRASI : ÇOCUĞA SORARLAR / Today’s anectode : Asking to a child..

GÜNÜN FIKRASI…..

ÇOCUĞA SORARLAR;

– Büyüyünce ne olacaksın?
– Öğretmen.
– Dayak yersin yerlerde sürüklenirsin !
– O zaman asker olurum.
– Ya hapse girersin ya da şehit olursun !
– O zaman doktor olurum.
– Hasta yakınları saldırır veya öldürür !
– O zaman ben de büyümem çocuk kalırım.
– Okul sütü ile zehirlerler!
– KEŞKE DOĞMASAYDIM.
BU DA MÜMKÜN DEĞİL, KÜRTAJ YASAK!!!

www.ahmetsaltik.net

İran Gezisi İzlenimleri / Türker Ertürk / Impressions on Iran Travel by Admiral Turker Erturk

Iran_Gezisi_izlenimleri_Erturk_Turker

Atatürk niye tartışılıyor? / Zülfü LİVANELİ / Why ATATURK is still under debate?

Atatürk niye tartışılıyor?

Zülfü Livaneli – zlivaneli@gazetevatan.com, 9.7.12
________________________________________

Ey sağduyulu insanlar:

Hiç dünyada böyle bir şey gördünüz mü? 1938’de vefat etmiş bir liderin bu kadar tartışıldığını, her gün köşe yazılarına konu edildiğini, taraftarlarıyla karşıtlarının kanlı bıçaklı olduğunu hatırlıyor musunuz?

Dünyada böyle bir örnek var mı?

Amerikan basını kendi liderlerini unutmuş durmadan Atatürk’ü yazıyor, Fransız basınında
De Gaulle’den çok Atatürk adına rastlanıyor, Britanya’da adı, Churchill’den fazla geçiyor.

Bu size garip gelmiyor mu?

Bütün dünya niçin işi gücü bırakmış da 130 yıl önce Selanik’te doğmuş olan bir Osmanlı çocuğuyla ilgileniyor? Dertleri onun tarihteki rolünü anlamak mı (bize bu kadar meraklı olduklarını hiç sanmıyorum) yoksa işin içinde başka bir iş mi var?

Birazcık aklı olan herkes, bu işin durup durup neden köpürtüldüğünü merak etmez mi?

Eder elbette.

İşte benim cevabım:

Türkiye Cumhuriyeti anormal şartlar altında oluşmuş bir ülkedir. İmparatorluğun Batı tarafından planlı bir şekilde çökertilmesinden sonra Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkasya’daki Müslüman Osmanlı tebaası, son kale olarak Anadolu’ya göçtü. Bu -kılıç artığı- insanların kültürleri, âdetleri, yaşam biçimleri farklıydı. Bu büyük farklılıklar, Anadolu’da zaten karmakarışık olan etnik ve dini yapıya eklenince, acayip bir karışım doğdu.

O ‘karışım’ın hayatta kalabilmesinin ve bir arada yaşayabilmesinin tek şartı, yeni bir ulus ve yeni bir devlet oluşturmaktı.

Bu iş başarıldı ama Batı’daki gibi, zaten var olan homojen bir ulus, bir devlet yaratmadı.
Tam tersine, yeni devlet bir ulus yarattı.

Bu karmakarışık yapıdan bir ulus yaratan iradenin başında ise Mustafa Kemal vardı.
Ernest Renan, “Hiçbir ulus devlet, geçmişi çarpıtılmadan yaratılamaz“ der.
Türkiye Cumhuriyeti de bunun dışında değildi elbette. Tarihi kendine göre yeniden yazdı, içinden çıktığı Osmanlı’yı hain ilan etti, Ziya Gökalp adlı Kürt asıllı bir düşünürümüzün
ortaya attığı “Türkçülük tezi”ne aşırı bir önem atfetti; yani bir sürü aşırılık yaptı.

İstiklal Mahkemeleri’nin adaletsizliği ise bu aşırılıkların en acıklı örneklerine imza attı. (Mesela Orhan Kemal’in babası Raşit Kemali Bey, bu mahkemelerde görev yaptığı zaman, akşam yemeği sırasında asi sandığı birçok kişinin idamına karar verdiğini, hükmün hemen infaz edildiğini, oysa ertesi sabah bunların zavallı at hırsızları olduğunun anlaşıldığını doğrulamıştır.)

Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi İstiklâl Harbi kahramanlarına yapılan muamele de korkunçtur.

Dersim de bir zulümdür.

Elbette ki aradan bunca yıl geçtikten sonra bunları konuşacak ve yanlış uygulamaları eleştirerek demokrasimizi olgunlaştıracağız.

Buna aklı başında kimse itiraz etmez.

Ama bugün esen rüzgârlar, bunu amaçlamıyor. İstedikleri tek bir şey var,
Mustafa Kemal Atatürk’ü, Hitler gibi bir cani haline getirmek.

Çünkü bunu başardıkları gün, Türkiye Cumhuriyeti gayri meşru hale gelecek. Nasıl Hitler’in
III. Reich’ı gayrı meşru ilan edildiyse, “bir caninin kanla kurduğu T.C.” de o hale sokulacak.

Bazılarının bilinçli, bazılarının ise bilinçsiz olarak girdikleri yol bu.
***

Bilirsiniz; camilerde kubbeleri bir tek kilit taşı tutar. Bu taşı çekerseniz, ona yaslanmakta olan diğer taşlar gümbür gümbür çöker.

Mustafa Kemal, bu cumhuriyetin kilit taşıdır. Çünkü devlet ve ulus, onun iradesiyle kurulmuştur. Cumhuriyeti yıkmak isteyenler ise bu gerçeği, yani ülkenin Aşil topuğunu
çok iyi bilmektedirler. Atatürk’ü Miloşeviç gibi bir suçlu haline getirebilmek için gösterdikleri bu sabırsız iştahın sebebi budur.
***
Atatürk’ü yıkmak, onun dayandığı üç unsuru devirmekle mümkün olabilirdi.
Neydi bu üç unsur?

Partisi, ordusu ve halktaki sevgi.

Önce partiyi yıktılar. Cumhuriyet Halk Partisi kâğıt üstünde varlığını sürdürüyor ama artık kesinlikle aynı parti değil. CHP’nin yerinde yıllardır yeller esiyor.
İkinci sütun olan ordu ise perişan. Bunu sadece son dönemlerdeki duruma bakarak söylediğimi sanmayın sakın. Bu ordu yıllar önce, (Atatürk’ün vasiyetine aykırı olarak)
iç politikaya, darbelere, işkencelere bulaştığı, Güneydoğu’daki savaşı bilerek uzatanları içinde barındırdığı ve emperyalizmin hizmetine girdiği gün bitmişti. AKP sadece, bu bitmiş kuruma son darbeyi indirdi.

Atatürk’ün üç dayanağından parti ve ordu bitirildikten sonra, sıra üçüncü ayağa geldi.
Yani onu sevenlerin kalbindeki yeri. Şimdi oyunun bu son perdesi oynanıyor.
Mustafa Kemal’i itibardan düşürme gayretleri sergileniyor. Bir devrim döneminde
ortaya çıkan bütün fenalıklar, suçlar, kabahatler ona yüklenmeye çalışılıyor.

Bu da başarıldığı gün, bilin ki Türkiye Cumhuriyeti çökmüştür.
***

Bazı mesajlarda bana diyorlar ki: “Yahu bu rejim sana kötülük etmedi mi, ordu genç yaşında seni hapislerde süründürmedi mi, evini barkını yıkmadı mı, mahkemeler seni yargılamadı mı, albümlerini yasaklamadı mı, merkez basın seni kaç kere lince tabi tutmadı mı?
Nasıl olur da bu düzeni savunursun?”

Sevgili arkadaşlar; doğrudur, haklısınız. Türkiye’deki zalim rejimin acılarını en çok çekenlerden birisi benim. Yapılanları anlatsam kitaplara sığmaz. Hayatım bu zulüm rejimine karşı mücadele ederek geçti. Ama hükümetlere, cuntalara karşı mücadele etmek başka, ülkeyi yıkmaya çalışmak başka.

Ben hiçbir zaman ‘vatan haini’ olmadım.
O cuntalardan, generallerden, başbakanlardan, polis şeflerinden çok daha fazla sevdim
bu memleketi.

Karşılıksız sevdim, kötülük gördüğüm halde sevdim.

Gerçek yurtseverler bizleriz.

Bu yüzden; ülkeyi yıkmak için Mustafa Kemal’i itibarsızlaştırmak oyununa karşı çıkıyorum.

Siz 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, ordu yüzüne Kemalist maskesi takmışken benim hiç
Atatürk’ten söz ettiğimi duydunuz mu?

Elbette duymadınız. Çünkü o zaman iktidar kendisine Kemalist diyen zalim bir grubun elindeydi. Atatürk’ü övmek ödüllendiriliyordu, buna tenezzül edemezdim.

Ama şimdi oyun farklı. Dün Mustafa Kemal’i eleştirmek tehlikeliydi, bugün ise
O’nu savunmak.

Ama benim de, tehlikeli bile olsa gerçeği söylemek gibi bir huyum var.
Ne yapayım!

Prof. Yakup Kepenek : Tıkanan AKP Türkiye’si ve CHP’nin Görevi ..

ANKARA PAZARI
Yakup Kepenek
yakup@metu.edu.tr
Cumhuriyet, 8.7.12

Tıkanan AKP Türkiyesi ve CHP’nin Görevi

Genel seçimlerin üzerinden 13 ay geçti. AKP iktidarı üçüncü yasama döneminin ilk yılını tamamladı. Önümüzdeki hafta yapılacak CHP Kurultayı yaşanan siyasal ortamda büyük önem kazanıyor.

AKP ülkesinde, toplumda adalete güven duygusu hızla aşınıyor; giderek yok oluyor. Hukukun evrensel ilkeleri, bağımsız ve tarafsız yargı, iyice unutuldu. Yıllardır sonuçlanmayan ve siviliyle ve askeriyle, milyonlarca kişiyi doğrudan ilgilendiren çok sayıda siyasi dava var. Kitlesel gözaltına almalar bir türlü sona ermiyor; 700’den fazla öğrenci; 100 dolayında basın çalışanı tutuklu.

Toplumun geleceğinin en önemli belirleyicisi olan eğitim, AKP iktidarı tarafından çağdaş eğitbilim ilkeleri bir tarafa bırakılarak dinamitlenmiştir. Eğitim, çocukların ve gençlerin yaratıcı yeteneklerini geliştirmelerinin altyapısı olma özelliğinden hızla uzaklaşmaktadır.

İlk ve ortaöğretim çökertilmiştir. Üniversite sayısı hızla artırılmış, ancak, eğitimin kalitesi yanında üniversite özerkliği ve bilimsel araştırma özgürlüğü tümüyle unutulmuş; TÜBİTAK ve TÜBA’sıyla bilim kurumları tümüyle siyasetin emrinesokulmuştur. Bu durum, ülkemizde bilimsel gelişmenin sonu demektir.

AKP iktidarında, heykelden tiyatroya, oradan müziğe uzanan hemen her alanda sanatsal yaratıcılığa karşı düşmanca bir tavır sergilenmektedir. Giderek, önde gelen sanatçıları kitlesel baskı altına alan bir korku ve linç ortamı yaratılmaktadır.

Demokrasilerde, yasama, yargı ve yürütmeden sonra, dördüncü kuvvet sayılan ve
bu özelliğiyle toplumun sesi olması gereken basın-yayın, yasaklama ve işten çıkarmalarıyla, neredeyse tamamıyla, medya sermayesinin AKP iktidarıyla iyice bütünleşen ilişkilerinin cenderesi altında ezilmektedir.

Yalnız kamu kurum ve kuruluşları değil, başta sendikalarolmak üzere, tüm örgütsel ve kurumsal yapılar AKP sultasına teslim olmaya zorlanmaktadır. Emekçilerin hak arama yolları tıkalıdır. Devlet bürokrasisinin artan kalitesizliği, hızla ekonomik ve toplumsal gelişmeleri engelleme noktasına gelmektedir.

Bütün bu gelişmelerin temeli olarak, Başbakan’ın, bundan mutlu oluyoruz dediği, sermayenin el değiştirmesi süreciyaşanmaktadır. Kimi zaman kaynağı da açıklanmayan
iç ve dış sermayeye sağlanan araziler ve yapılaşmaya dayalı aşırı rantlar, sermayenin başını döndürüyor. İşçi hakları; doğal ve tarihi çevrenin korunması unutulmuş;
geçerli olması gereken serbest rekabet yerini, sermayenin AKP’ye yakınlaşma rekabetine bırakmıştır. Sermaye birikimi, AKP anlayışının kalıcılaşmasını sağlayacak doğrultuda yürütülmektedir.

Dış politikada ABD dışında iyice yalnızlaşan Türkiye, stratejik derinlik verilerek komşularla sıfır sorunlu olacağı ilgili bakan tarafından şaşaalı bir biçimde öngörülen dış politikasını, iki seçkin pilotuyla birlikte, Akdeniz’in derinliklerine gömmüş bulunmaktadır.

***

AKP ülkeyi, insanlığın kazanımı olan hukukun üstünlüğünden, eğitimin ve bilimin bilimselliği, özgürlük ve eşitliğin tüm toplum katmanlarında işlerliği; bilim ve sanatın üzerinde gelişebileceği yaratıcı özgürlük ortamı ve bunları güvence altında kalıcılaştıracak kurumsal yapılardan ve iç ve dış barıştan, yani,evrensel değerlerden hızla uzaklaştırmaktadır.

CHP Kurultayı olağan, ancak ülkenin durumu gerçekten olağandışıdır. Kurultay, bu büyük yanlış gidişi tersine çevirecek çözüm önerileri geliştirmelidir. Aslında AKP tarafından önü tıkanan Türkiye siyasetinin ta kendisidir. CHP’nin başta kurultay delegeleri olmak üzere tüm emekçileri, partilerinin AKP ile yarışırcasına sağcılaşarak güçlenemeyeceğinin bilincindedir.

Gerçekte, AKP’nin ülkeyi uzaklaştırdığı evrensel değerler, Cumhuriyetin kuruluş değerleriyle çok büyük ölçüde örtüşmektedir. Çağdaş solun özgürlük, eşitlik, barış
ve dayanışma gibi ilkeleri, Cumhuriyetin değerleri üzerinde yaşayıp, gelişebilir.
CHP’nin ideolojik kimliği bu birleşimdir.

CHP yalnız ve ancak bu ideolojik kimlikle toplumsal gelişmenin ilerici öncüsü olur.
CHP Kurultayı, bu bilinçle, “Çağdaş Türkiye Çağrısı” gibi bir başlık altında tüm toplum kesimlerini, ülkeyi AKP tıkanıklığından kurtaracak ilkeler çerçevesinde bir büyük işbirliği ve dayanışmaya çağırmalıdır. Bu önemli konuya gelecek haftanın yazısıyla devam edilecektir.