Başbakan RT Erdoğan hayal dünyasında.. önce kendini kandırıyor..

Başbakan RT Erdoğan hayal dünyasında.. Realiteden kopmuş durumda.. Çok tehlikeli bir durum.. Suriye’de uçağını düşüren ülkeye, bunu bile bile ziyarete gidiyor ve sorunu açıkça dile getirmiyor.. Şakası, esprisi bile olamayacak bir öneri götürebiliyor.. Bizi Şanghay 5’lisine üye alın.. diyor.. Halbuki bu örgüt epeydir (2001’de Özbekistan’ın katılımı ile) 6 üyeli.. Putin, Obama’dan geri kalmayarak, “office boy” çağırır gibi 2 eliyle T.C. Dışişleri Bakanını yanına çağırıyor.. Üstelik Prof. olan Davutoğlu adeta egzersizli, hızla intikal ediyor Putin’in yanına.. Tüm bunlar hayra alamet değil.. Türkiye bu ağır tabloya daha fazla tahammül edemez. Ülke bu denli çaresiz değil.. Ahmet Saltık, 31.7.12

Bravo Melike Demirağ! Silivri’de “Arkadaş” Şarkısı..

Bravo Melike Demirağ.. Ergenekon tutsakları ile insanca bir dayanışma sergilediği için.. Onlara, “yapabileceği” bir eylemle -şarkı söyleyerek- destek olduğu için.. Balbay, Özkan, Perinçek, Ersöz, Başbuğ vd. nin gençliklerinin “hit” parçası ile, çok anlamlı iletisi “ARKADAŞ” ile içtenlikle katkı verdiği için.. Enstrümansız, duru sesiyle ortalama 5 yıldır tutuklu yargılanan dostlarımıza (Sözde Ergenekon davası
12 Haziran 2007’de başlatılmıştı!) moral kaynağı olduğu için.. Biz de “Sağol Melike ARKADAŞ!” diyoruz.. Dayanın arkadaşlar, şafak patladı patlayacak.. 6. yılına girdi dava. Daha ne denli uzatacaklar? Duruşma sayısı 210ları aştı. Uzatmalar oynanıyor. Beden ve ruh sağlığınızı korumaya çaba gösterin. “Dışarıda” daha yapacak çok işimiz var.. AYDINLANMA Devrimini tamamlayacağız, günümüzün zalimleri yarasaları da aydınlatacağız.. AYDINLANMA kazanacak.
Ahmet Saltık, 31 Temmuz 2012, www.ahmetsaltik.net
Silivri’de Melike Demirağ’dan “Arkadaş” şarkısı

Ergenekon duruşmasını Silivri’de izleyen Melike Demirağ, sanıklarla ‘Arkadaş’ sarkısını söyledi. Şarkının ardından Mustafa Balbay, “Sizden bu şarkıyı dinlemek her şeye değerdi.” dedi. Tuncay Özkan ise “Bu şarkı için bir 4 yıl daha yatabiliriz.” diye espri yaptı.

Cumhuriyet Haber Portalı / AA, 30.7.12

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri
Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün de aralarında bulunduğu 65’i tutuklu 273 sanıklı Ergenekon davasının 211’inci duruşması başladı.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu
43 tutuklu sanık katıldı.

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker’in de aralarında bulunduğu 22 tutuklu sanık ise duruşmaya gelmedi.

Duruşmaya, 27 Temmuz Cuma günü tanık olarak ifadesi alınan Turgut Büyükdağ’ın soruları cevaplamasıyla devam ediliyor. Duruşma salonunda Demirağ’dan ”Arkadaş” şarkısı

Bu arada, CHP İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan ile tiyatro oyuncusu Füsun Erbulak ve sanatçı Melike Demirağ da duruşmayı izleyenler arasında bulunuyor.

Duruşma başlamadan önce sanıklardan Mustafa Balbay’a seslenen Melike Demirağ, “Mustafa Bey bir şarkı söylemek istiyorum.” dedi.

“Bu şarkı için bir 4 yıl daha yatabiliriz.”

Balbay’ın çevresindekileri susturmasından sonra Demirağ, “Arkadaş” şarkısını söyledi. Demirağ’ın şarkıyı söylediği sırada bazı sanıkların mırıldanarak eşlik ettiği görüldü.
Şarkı bittiğinde salonda bulunanlar alkışlarken Mustafa Balbay da, ”Sizden bu şarkıyı dinlemek her şeye değerdi.” dedi. Tuncay Özkan ise “Bu şarkı için bir 4 yıl daha yatabiliriz.” diye espri yaptı.

Duruşmayı izlemeye gelenlere, davanın gidişatına ilişkin görüşlerini anlatan Balbay,

“Hukuku, kuralların dışına çıkmadan hep beraber arayacağız. Ben umudumu yitirmedim. Yargılamayı işkence haline getirdiler. Biz buna karşı çıkıyoruz.” dedi.

“Uzun tutukluluk olayı çok insafsız bir şey.”

Duruşmaya verilen öğle arasında Silivri Ceza İnfaz Yerleşkesi’nden ayrılırken basın mensuplarının sorularını cevaplayan sanatçı Melike Demirağ, bazen insanın beyninde
bir şeyler olduğunu ama bir türlü harekete geçemediğini söyledi.

İnsanın özgürlüğünün elinden gitmesinin ne demek olduğunu bildiğini, dört duvar arasında olması bile 11 yıl ülkesinden ayrı yaşamak zorunda kaldığını anlatan Demirağ, 12 Eylül döneminin geçtiğini düşündüklerini ama kalıntılarının hiçbir şekilde geçmediğini söyledi. Mahkemeye ilk defa geldiğini vurgulayan Demirağ şöyle konuştu:

“Mahkeme üzerine bir şey söylemek istemiyorum ama Mustafa Bey’in, Tuncay Bey’in bakışlarındaki o mutluluk o sevgi, bir dostu, bir arkadaşı görmenin verdiği güç ve bakışları beni çok mutlu etti. ‘Eli kanlılar için mi gidiyorsun?’, ‘Onlar için yazı yazanlar için mi?’ diye. Halbuki ben, çok uzun tutukluluk dönemlerinde insanların ailelerinden kendilerinden dünyadan koptuklarını ve uzun tutukluluk olayının çok insafsız bir şey olduğunu vurgulamak ve destek vermek için burada bulunuyorum. Görüş benim için hiç önemli değil şu anda. Yıllardır burada tutuklu bulunan ama hüküm giymemiş insanların hangi görüşten olursa olsun tabii ki şiddete başvurmamış olanlarından bahsediyorum.
Onların bu kadar uzun süre burada olmaları, benim ve bütün kamuoyunun vicdanını yaralıyor.”

Bir anne olarak, bir insan olarak, bir sanatçı olarak insani bir destek vermek için geldiğini kaydeden Demirağ, tutuksuz yargılanmanın doğru olduğunu düşündüğünü vurguladı.
Demirağ, “Elbette ki herkes tutuklanmalı, bugün genelkurmay başkanı tutuklanmalı, bugüne kadar askerler tutuklanamamıştı. Askerlerin tutuklanmasına hiç karşı değilim çünkü bu ülkenin çok ciddi bir geçmişi var. Elbette ki yapılan bir sürü şeyin yargılanması gerektiğine inanıyorum. İnanıyorum ama gerçek hükmü vermeden evvel yani kaçmayacak delileri yok etmeyecek insanların tutuklu yargılanmalarını da doğru bulmuyorum. Burada olmamın nedeni insanların yargılanmalarına karşı değilim, tutuklu yargılanmalarına karşıyım.” diye konuştu.

Demirağ, “Arkadaş şarkısını tüm sanıklar için mi Mustafa Balbay için mi söylediniz?” şeklindeki soruya da şöyle yanıt verdi:

“ (Arkadaş) şarkısını eli kalem tutmuş, kalemleriyle bir şeyler söylemeye çalışmış insanlar için söyledim. Onun dışında zaten bütün davaya vakıf değilim ama içerde olan hiçbir tanesi hükümlü değil şu anda. Yani herkes şu anda daha hüküm giymemiş, herkes masum. Ben birebir birilerine değil, bu şarkının, gördüğüm kadarıyla hepimiz bir insan kardeşiz. Dolayısıyla (Arkadaş) şarkısı insanları birleştiren bir şarkıdır. Dolayısıyla oradaki insanlara bir ümit olsun, bir güzel bir duygu olsun, geçmişten bir arkadaşlarının şarkılarını duysunlar diye söyledim. Hep de söylemeye devam edeceğim.”

“Arkadaş şarkısı darbe mağdurlarının sahip çıktığı şarkıydı. Burada da darbe teşebbüsünden yargılanan kişiler var.” şeklindeki hatırlatma üzerine de Demirağ şöyle konuştu:

“Darbe yargılaması yapılıyor ama darbeciler dediğiniz insanlar hüküm giymediler. Yani henüz şu anda bitmiş bir şey yok. Tabii ki darbecilere şarkı söylemeyeceğim. Ben darbecilere karşı söyledim şarkımı yıllarca yurt dışında. 12 Eylül askeri rejimine karşı başımız dik şarkılarımızı söyledik. Benim için hüküm giymemiş herkes masum. İçerdeki şarkımı sadece umut bekleyen, adaleti bekleyen insanlar için söyledim.”

Uzun tutukluluk yaşanan başka bir davayı takip edip etmediği sorulan Demirağ,
daha önce başka bir davaya gitmediğini söyledi. Uzun zamandır bu günü planladığını, gerçekleştirdiğini ve huzur bulduğunu söyleyen Melike Demirağ,

“Tabii ki işlenmiş bir suç varsa, suçlarının ispatı varsa insanlar tutuklanabilir, yargılanabilir ama şu anda esas hedef tutuksuz yargılanmaktır. İnsani duruş da bunu gerektiriyor. Ben de bir sanatçı, bir arkadaş, bir anne olarak kamu vicdanını temsilen buradayım.” diye konuştu.

Duruşmada düzeni bozanların saptanmasınz karar verildi

Ergenekon’ davasında 27 Temmuz Cuma günkü duruşmada düzeni bozanların saptanarak haklarında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda yapılan duruşmada, Turgut Büyükdağ’ın soruları cevaplamasının ardından gizli tanık “İlkadım”ın dinlenilmesine geçildi.

Gizli tanık “İlkadım”, köy korucusu olarak çalıştığı dönemde bir takım olaylara
şahit olduğunu kaydederek, 1993-1994 yılları arasında Cengiz Sonay ve bazı kişilerle birlikte Habur’a gittiklerini, sınırdan iki kişinin geçtiğini, bunların ellerinde çantalar olduğunu kaydetti. Bu kişilere ateş açtıklarını, çatışma çıktığını, iki kişinin ölmesi üzerine yanlarındaki çantalara baktıklarında dolar dolu olduğunu gördüklerini belirten “İlkadım”, kendisinin telsiz anonsuyla üstlerine haber verdiğini, yanında bulunan diğer kişilerin bundan rahatsız olduklarını anlattı.

“İlkadım”, jandarma komutanlığına götürülen paraya ilişkin tutanak tutulmadığını,
paranın bir şekilde yok edildiğini savundu. Davanın sanıklarından Levent Ersöz’ün yasa dışı pek çok uygulamasının olduğunu savunan “İlkadım”, Cemal Temizöz’ün de her evden bir kişiyi aldığını, 15-20 gün sorguladıktan sonra bu kişileri ortadan kaldırdığını söyledi.

“İlkadım”ın ifadesi sırasında zaman zaman rahatsızlandığını belirtmesi üzerine, duruşmaya kısa aralar verildi.

Daha sonra mahkeme heyeti başkanı Hasan Hüseyin Özese tarafından hazırlık aşamasındaki ifadesi okunan ”İlkadım”, bu ifadelerinin doğru olduğunu, ekleyecek
bir şeyi bulunmadığını bildirdi.
Gizli tanık “İlkadım”ın ifadesinin alınmasına ara verildiğini belirten Başkan Özese,
tutuklu sanıklardan emekli Albay Dursun Çiçek’in, 27 Temmuz 2012 tarihinde duruşmaya çıkan mahkeme heyeti başkanı Hüsnü Çalmuk ile üye hakimler Ercan Fırat ve Nihat Topal’ı reddettiğine ilişkin mahkemeye dilekçe verdiğini bildirdi.

Başkan Özese, Çiçek’in mahkemeye bugün sunduğu dilekçesinde, tarafsız ve bağımsız yargılama yapılana kadar duruşmalara katılmayacağını bildirdiğini de kaydetti.
Verilen aranın ardından mahkeme heyeti, Çiçek’in reddi hakim talebinin soyut içerikli olduğu ve bir hakimin tarafsızlığını kuşkuya düşürecek nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle reddini kararlaştırdı.

27 Temmuz Cuma günkü duruşma düzenini bozan kişilerin tespit edilerek haklarında
suç duyurusunda bulunulmasına karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı yarına bıraktı.

==================================================
29 Ekim 2003’te, Ankara DTCF Farabi salonunda CUMHURİYET KARŞITLARI panelindeyiz..
Sağımızda Prof. Dr. Alpaslan Işıklı ve Doç. Dr. Çağrı Erhan, solumuzda ise rahmetli Prof. Dr. Türkan Saylan ve sevgili Mustafa Balbay.. 2 tıbbiyeli, 2 mülkiyeli ve 1 de gazeteci..

Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.. miş..

Doğanehir’de Alevilere tehdit.. / Threats to Alevi population in Dogansehir

Aman hükümet!
Benzer acıları yaşamayalım.. Geçmişin ciddi birikimi / acısı var.. Aman aman aman.. sakın bu tür girişimlere izin vermeyelim.. Düşüncesine bile.. Hükümet en yüksek perdeden ısrarla ve yineleyerek kararlılık sergilemek zorunda.. Bu kaçınılmaz ve ertelenemez bir görev.. Dış operasyonlara, PROVOKASYONLARA çook dikkat! Ahmet Saltık. 30.7.12
Dikkat; en uçtaki provokatörler kukla, ipleri birilerinin elinde.. Bu ara kademenin de ipleri daha yukarılarda.. Üstelik porovokasyon malzemesi de bu “üst merkez” in cebinde.. Dış provokasyona çok dikkat
Malatya Doğanşehir’de Alevi aileye dönük linç girişimi bir kıvılcım olmasın..
Başbakan çıkıp, “.. her kürtaj bir Uludere’diiiiir..” diye bağırırken yaptığı gibi bu olayı kınasın, hemen, gecikmeden, inandırıcı olarak, en az 100 dB ile haykırarak..
Haydi bakalım Diyanet İşlerinin sahaya inen aktivist başkanı.. Kalk Doğanşehire git
ve yıllardır kışkırtılmış kitleleri kararlılıkla, içtenlikle yatıştır nasıl yapacaksan.. Söz ve davranışlarınıza önce siz inanın ama ki başkaları da ikna olsun.. Hemen, gecikmeden.. Ahmet Saltık, 30 Temmuz 2012, www.ahmetsaltik.net

Bodrum’da eski ARGE’ler..

Prof. Dr. Selçuk Erez
Cumhuriyet Dergi 29.07.2012

Prof. Dr. SELÇUK EREZ

Bodrum’da eski ARGE’ler

Bu günlerde, “İstanköyaltı Bodrum” başlıklı kitabımı, üçüncü baskısı için gözden geçirmekteyim. Bazı konuları hatırladım:

Bodrum’un eski süngercilerinden Ali Cengiz anlatmıştı:

– Gangava nedir? Eskiden süngerciler, denizin dibine dikdörtgen kesitli demir çerçeveye bağlı bir ağ indirip çekerlerdi. Denizin dibi genellikle dümdüz olmadığından bu çerçeve, çoğu kez dibe tam oturmazdı. Biz gangavanın çerçevesinin altına gevşekçe bir zincir gerdik ve ağın altını bu zincire bağladık. Böylece, alttaki zincir,
her türlü araziye uyduğundan verim yüzde yetmiş arttı.

Çevresindekilerden farklı düşünebildiğinden “Gâvur” olarak anılan Ali Reis ile Ali Cengiz, dalgıç makinesinde de önemli bir değişiklik yapmışlar:

– Eskiden dalgıçlara hava veren pompa, iki kişi tarafından elle çalıştırılırdı. Belli derinlikten sonra hava basmak çok güçleşirdi. Yunanlılar, bu işi, tekneye ikinci bir motor ekleyerek halletmişlerdi. İkinci bir motor edinmek, masrafa yol açıyordu.

Biz, hava basma sistemini, geminin asıl motorunun kasnağına bir ekleme yaparak buraya sarılacak ikinci bir kayışla çalıştırmayı düşündük. Sonuç, başarılı oldu. Artık hem ikinci bir motorun alınması gerekmedi,
gider de kısılmış oldu.

Böyle önemli araştırmaların ve geliştirmelerin (ARGE’lerin) gerçekleştirildiği Bodrum, nasıl bir Bodrum’du? Henüz turistlerce keşfedilmemiş, mavi yolcularca istila edilmemiş fakir bir kasabaydı.
Durumunu bir dörtlük iyi anlatır: “İstanköy altı Bodrum-İki dükkân bir fırın-peynir ekmek yiye yiye-kalmadı
ağız burun.”

Türkiye’de ARGE’ye ne kadar az yatırım yapıldığını, yeterince ARGE olmadan da- birilerinin ikide birde iddia ettiği gibi büyük ve önemli bir devlet olamayacağımızı, gelen geçenin, hatta Irak Başbakanı’nın bile posta koyduğu bir ülke olarak kalacağımızı biliyoruz.

ARGE nasıl yapılır, kim yapar, nerede yapar bunu?
ARGE, imam kökenli müdür atadığımız kurumlarda değil, araştırmaya yatkın kafa yapısına sahip insanlara fırsat verilen yerlerde yapılır. Aklı, ambargolarla engellenmemiş, kafası dünyaya açık kimselerce yapılır.
Bu insanları, ikibin kişinin yaşadığı fakir mi fakir bir kasabaya bıraksanız bile onlar işte böyle ne yapar yapar ARGE’nin dikalasını yaratırlar! l

www.selcukerez.com

=====================================

Teşekkürler Selçuk hocam, 30.7.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Rusya’dan kritik uyarı / Critical warning from Russia

Rus Dışişleri Bakanı uyardı : Suriye’deki karışıklıkların arkasında
Batılı ülkeler var..
Türkiye’nin, Batı emperyalizminin maşalığını yaparak sahibinin sesinden öte Suriye’de iç isyanı kışkırtması, bölücü isyancıları ülkemizde konuk etmesi, silahlandırıp Suriye’ye suç işlemeye gönderip döndüklerinde barındırması,
Batı ağzı ile konuşması… beni utancımdan kahrediyor..
Büyük Atatürk’ün tam bağımsız onurlu dış politikası bu mudur?
Ata’nın 12 yıl kesintisiz dışişleri bakanı (1925-37) Dr. Tevfik Rüştü Aras, ülkemizin Atatürk dönemindeki dış politikasını şöyle açıklıyordu :
“Bizim dış politikamız basit ve doğrudur. Herkesle dostluk kurmak isteriz.
Ama hiç kimseyle ittifak veya bloklaşma yapmayız..”
İktidar, Batı yönlendirmesine neden bu denli ölçüsüz açık, adeta mutlak itaat içinde?
Kritik soru budur.. Yanıtı da bilinmektedir..
AKP’li vekiller nereye dek?
Quo vadis AKP’liler ??
Ahmet Saltık, 30.7.12
Rusya’dan kritik uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’dan

“Halep’te bir trajedi yaşanabilir” uyarısı geldi.

Lavrov, Şam Yönetimi’nden çözüme yönelik bazı ön girişimlerde bulunmasını istediklerini belirtti ve kritik bir noktaya dikkat çekti.

Lavrov, “Silahlı gruplar Halep gibi koca bir şehri işgal ederken Şam yönetiminin
bunu kabul etmesi beklenemez.” dedi.

“Silahlı gruplar Halep gibi koca bir şehri işgal ederken Şam yönetiminin operasyonlara son vermesi beklenemez.”

Bu sözler Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’a ait.
Rus Dışişleri Bakanı Halep’teki durumun kritik aşamaya ulaştığını belirtti.

Basın mensuplarının karşısına geçen Lavrov, Halep’te ciddi bir trajedinin yaşanabileceğine dikkat çekti. Lavrov, “Süreçte batılı ülkelerin önemli bir rolü var” dedi.

Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, bazı ön girişimlerde bulunması için Şam Yönetimi’yle görüştüklerini dile getirdi.

Lavrov, “Ancak silahlı gruplar saldırılarını sürdürürken Esad’ın bunu kabul etmesi beklenemez.” ifadesini kullandı.