Vicdan kirlenmesi..

Cumhuriyet Pazar Dergi 12.08.2012

ADNAN BİNYAZAR
binyazar@gmail.com

Vicdan kirlenmesi

Honoré de Balzac’ın, yaşadığı yıllarda Fransa’nın nasıl ahlaksal bir çöküntü içinde olduğunu anlatan Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti adlı romanında (Çev.: Aysel Bora, Can Yayınları) yer alan şu satırları okuyup, bu gün içinde bocaladığımız vicdan kirlenmesini düşününce midem bulandı:

“Gazeteciliğe vaktiyle bulaşmış ya da hâlâ bu işin içinde olan herkes küçümsediği adamlara selam vermek, baş düşmanına gülümsemek, en pespaye durumlarla uzlaşmak, kendisine saldıranlardan aşağı kalmamak için onların yaptığını yapıp ellerini kirletmek gibi acımasız bir zorunluluk içindedir.”

Balzac, iktidardan iktidara post değiştiren, o gün ak dediğine bugün rahatlıkla kara derken utanmayan, uzlaşmacı, vicdan çöküntüsüyle kalemlerini kirleten kişiliksiz gazetecileri ne güzel betimliyor!.. Oysa bu tür adamlar, yalnızca vicdan ve kalemlerini kirletmekle kalmaz, erdem sahiplerine onur kazandıran ak sayfaları karartarak, toplumsal ahlakın bozulmasına da ortam hazırlar. Uçakta birkaç saatliğine koltuk kapma uğruna, gerçek düşüncesinden sapıp ona buna yaranma duygusuyla onurunu ayaklar altında çiğneten kişinin ahlakı da yoktur vicdanı da.

Balzac, aynı sayfada, düşünce sapkınlığının insanı ne hallere soktuğuna da değiniyor: “İnsan, göre göre kötülüklere alışır, yapılanları boş verir; önce yapılan kötülükleri onaylamaya başlar, sonunda kendisi de (aynını) yapar. Hiç durmadan utanç verici ve sonu gelmeyen uzlaşmalarla lekelenen ruh zamanla pörsür, asil düşüncelerin zembereği paslanır, bayağılığın zıvanaları yıpranır ve kendi kendine dönüp durur. Karakterler gevşer, yetenekler yozlaşır, güzel bir eser yaratma inancı uçar gider. Yazdığı sayfalarla gurur duymak isteyen kişi, vicdanın er geç kötü işler olarak işaret edeceği berbat makalelerle kendini harcar.”

Karakteri gevşeyen, yetenekleri yozlaşan, ruhu pörsüyen bir adamın vicdanı da çürüğe çıkar. Bozkır Aydınlığında Aşk adlı kitabımda da değindiğim gibi “Vicdanın dikeni zehirlidir. Yüreğine vicdan dikeni batanın huzuru, anında sonu gelmez cefalara dönüşür. Huzura erdiğini sandığı an, dikenin zehri bütün bedenine yayılır.” Stefan Zweig da Sabırsız Yürek adlı romanında “Vicdan anımsadıkça, hiçbir suç unutulmaz,” diyor.

Vicdansızlığın nerelere vardığı; bir gazetecinin, Malatya’nın Doğanşehir ilçesi Sürgü beldesinde gece davul çalma tacizinden çıkan Sünni-Alevi çatışmasına, “Aleviler Müslüman mahallesinde salyangoz satarlarsa tıpkı Sivas’ımızda olduğu gibi sizi yakarlar,” diye çıkışı anlatmaya yetiyor.

Vicdanın insanın kişilik donanımında ne denli önemli olduğu şundan da bellidir ki -son yıllarda yaşadığımız olaylar onu gösteriyor- Balzac, vicdanı, hiç yanılmayan yargıçla bir tutarak içimizde onun öldürülmemesi gerektiğini öngörür. “Vicdan” kavramının toplumun hemen her kesiminde yozlaşması, yargının tartışılır hale getirildiği bir ahlak çöküntüsünün sonucu değil de nedir?

Günümüzde, aydınlanmacı bir döneme duyulan kin ve intikam duygusu ancak erdemli kişilere özgü vicdan gibi yüce bir değeri nasıl ayağa düşürdü de iyinin yerini kötüler aldı! Bir toplumda kin odaklarının, değersizliği insanlık değeri gibi yutturacaklarına inananların olması ne acıdır!

Ekranlara dadanan kimi adamlar, -‘gazeteci’ demeye dilim varmıyor-, ihanetlerini örterken ilkelliklerini sergiliyor. Nasıl da duyarsızlar; erdemli insanların onları görmemek için ekran kararttıklarını anlamazlıktan geliyorlar. İsteseler de anlayamazlar. Anlasalardı, kötülüklerinin toplumu nerelere sürüklediğinin ayrımında olurlardı…

İpler Kimin Elinde? Halkımız Artık Gerçeği Görmeli..

Emperyalizmin kuklalarını içte ve dışta deşifre etmeliyiz..
İpler Kimin Elinde?
Halkımız Artık Gerçeği Görmeli..

Başbakan R.T. Erdoğan, “İpin Ucunun düşmanda” olduğunu ileri sürmektedir.
Oysa İpin ucunu emperyalizme teslim eden kendisi değil mi?

Habur’da çadır mahkemesi kurdurur ve “Kürt Açılımı” gibi ne olduğunu kendisinin de bilmediği bir uygulamaya başvurur, PKK’nin cinayetlerinin baş sorumlusu soykırım katili Öcalan ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin görüşmesini sağlarsa, ipin ucunu düşmanın eline kendisi teslim etmiş olmaz mı? Ülkemiz siyasal iktidarın çelişkileri yüzünden, “neden-sonuç” çaprazından kurtulamıyoruz. “Neden-sonuç” kısır döngüsü içineyiz.

“Türkiye’miz “terör örgütünün iplerini elinde tutan düşman ülke ve çevrelere haddini,
hududunu bildirecek güçtedir.”, diyor.

Sormak gerekmez mi ?

1. Devletin elinde güç bıraktın mı? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin elinde öylesi güç
var idiyse o gücü şimdiye dek niçin kullanmadınız?

2. Orduda terörle savaşmış olan albay, general bıraktın mı?
Onlar tutukluyken elinizde hangi güç kaldı?

3. Türkiye Cumhuriyeti Devletini ordusuz ve ordusunu devletsiz bırakan siz değil misiniz?

4. Alt kimlik üst kimlik sizin iki dudağınızın arasından çıkmadı mı?

5. “Bize bir görev verdiler..” dediğinde o görevin ne olduğunu Türk ulusuna
açıkladınız mı? Büyük Orta Doğu Projesi’ne sizi “eşbaşkan” olarak kim atadı?

6. Öcalan ile görüşme sağladığını ileri sürenlere “şerefsiz” diyen siz değil miydiniz?
Bir süre sonra o görüşmeye karar verdiğinizi açıkladığında, ne duruma düştüğünüzü düşündün mü?

7. Ne karar verilmişti o görüşmede? O kararı uygulamaktan vazgeçtiğinizde,
BOP’un kuyruğundaki PKK’dan ne tür tepki geleceğini nasıl oldu da tahmin edemediniz?
Türk ulusu, cinayet örgütüne sunduğunuz o vaatlerin bedelini şehit kanlarıyla ödemekte.

8. Türkiye Cumhuriyeti Devletinde karşınıza almadığınız tek bir kurum bırakmadınız.
Tüm kurumlarla kavgalısınız. “Yüreğinizdeki kini yitirmeyin..” diyen siz değil misiniz?

9. Muhatabınız olmadığını ilan ettiğiniz PKK’nın eşbaşkanı Barzani ile görüşmeye Dışişleri Bakanını gönderen siz değil misiniz? İki gün sonraki şehitlerin kanı
kimin suratına bulaştı?

10. Türkiye Cumhuriyeti, bugüne dek kimin başbakanlığında savaş çemberi içinde
kana bulandı, kalım dirim sorunları yaşamaya başladı?

Türk-Kürt-İslam Federatif Devleti’nin Anayasası mı olacaktır o Anayasa?
Bu kaygı Ulusun zihninden silinmez ve gerçekleşirse, olacakların sorumluluğunu omuzlarınız taşıyamayabilir mi, bay Başbakan?
BOP, Ortadoğu’da nasıl bir coğrafya öngörüyor?

Irak ile başlayan Mısır ve Libya ile devam eden Suriye’yi içine alan ve sıranın Türkiye’ye geleceği anlaşılan, “petrol ve su kaynakları”nı gümüş borularla
ABD-AB emperyalizmine sunan uzun erimli bir projedir o.

Kan dökücü mendebur BOP’un eşbaşkanlığından istifa ettiğinizi başbakan R.T. Erdoğan olarak Türk Ulusu’na yarından tezi yok açıklamalısınız.

Çünkü terör örgütünün elindeki ipler,
BOP buyruğunda ve PKK da ABD emperyalizminin kuyruğundadır.
Ülkemize, devletimize ve ulusumuza Misak-ı Milli sınırlarımızı koruyarak sahip çıkma görevine her yurtsever kendisini hazırlamalıdır:

. İkinci 19 Mayıs’a hazır olunuz. “İlk hedefiniz Akdenizdir.”
. Akdeniz’i emperyalizmin elinden kurtarmak dünya barışının ve var olmamızın
temel koşuludur.
. İpleri BOP’un elinden almak başta gelen görevdir. Bunun dışında her konu ayrıntıdır.
. Bu ulus, bu devlet, bu ülke bizim.

Saygılarımızla.

ADD Genel Merkezi
www.add.org.tr, 12.8.12

TÜBA’nın ilk başkanı Bayan Prof. Ayhan Çavdar istifa etti..

TÜBA-Türkiye Bilimler Akademisi’nin ilk 10 kurucu üyesi ve ilk kadın başkanı,
Prof. Dr. Ayhan Çavdar, 30 Haziran 2012 günü TÜBA Şeref üyeliği görevinden istifa etti..

Dostlar,

TÜBA-Türkiye Bilimler Akademisi’nin ilk 10 kurucu üyesi ve ilk kadın başkanı
Prof. Dr. Ayhan Çavdar, 30 Haziran 2012 günü TÜBA Şeref üyeliği görevinden istifa etti. Ankara Üniv. Tıp Fakültesi emekli öğretim üyesi olan Prof. Çavdar, deyim yerinde ise “tokat gibi bir istifa dilekçesi” yazdı. İsitafa ederken de muhataplarını ve toplumu eğitmeyi sürdürdü.

Bilim kurumlarına siyasetin girmesinin geçmişte İslam uygarlıklarını ve Osmanlıyı nasıl çökertip parçaladığını örneklerken; tersine Kilisenin yoz boyunduruğundan kurtulan Batı’nın Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirerek dünya önderi oluşunu aktardı.

TÜBA’ya AKP hükümetinin müdahalesinin kabul edilemez ve çağdışı olduğunu vurgulayan Prof. Çavdar, ilköğretimde çocukların kutsal kitabı bile anlamamış mollalara teslim edilmesinin Türkiye’nin yeniden sömürgeleştirilmesine yol açabilecek ölçüde çok vahim bir girişim olduğu uyarısını da yaptı.

AKP’yi bu girişimlerinden geri dönmeye çağırmanın anlamı olmadığı ortada.
Kınamanın bir işe yaramadığı da.. Ama tarih önünde hem düzeltim çağrımızı hem de kınamamızı yapmak istiyoruz.

Ayhan Çavdar gibi, Yücel Kanpolat gibi.. TÜBA’ya çooook emek veren dünya çapındaki saygın bilim insanlarımızı saygı ve şükranla selamlıyoruz.

Tarih bize gericilik ve yobazlığın, yoz yandaş batakçılığının çağdaş bilim karşısında hep yenildiğini öğretiyor. Ayhan hoca da istifa dilekçesinde örneklerini veriyor.
Tarih hükmünü verecek, herkesi hak ettiği yere yerleştirecektir.

Fakat bileşke vektör, hep akıl ve bilimin üstünlüğü yönündedir ki, insanlık bu ilerleme aşamasına tüm gerici engellere karşın ulaşmışlardır.

Sevgi ve saygı ile. 12.8.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
===============================================================
CUMURİYET Bilim Teknik 10.08.2012

TÜBA’nın ilk başkanı istifa etti

Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) ilk başkanı Prof. Dr. Ayhan Çavdar’ın
30 Haziran 2012 tarihli TÜBA Şeref Üyeliğinden istifa mektubunu yayımlıyoruz.

TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ SAYIN BAŞKANLIĞI’NA,
30 HAZİRAN 2012

İLGİ:
Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) ilk on kurucu üyelerinden birisi ve ilk başkanı olma onurunu taşıdığım bu kuruma karşı reva görülen ve tüm dünyanın saygın bilim akademilerince protesto edilen siyasal nitelikli müdahaleler nedeniyle şeref üyeliğinden istifa ettiğimin bildirilmesine ilişkindir.

TARİHİMİZDEKİ BİLİM KIVILCIMLARI ve AKIBETLERİ

Selçuklu devletinde (Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletlerinde) bilimin önündeki en önemli engeller, kendilerini “İslamın hamisi sayan bazı ‘sözde’ İslam Âlimleri” olmuştur. Bu bağlamda Selçuklu sultanlarından Mesut İbni Muhammed’e vezirlik bile eden büyük kimya bilgini “Tugrai” altmış yaşından sonra, “münkirlik” suçlaması ile Tahran’da idam edilmiştir.

Savaşlarda ilkel silah, araç ve gereçlerin kullanıldığı dönemlerde, bilek ve yürek gücüne sahip olan ve iyi at binen Türkler, İslam dinini dünyanın ulaşılabilen her köşesine götürüp yaymışlarsa da bilim ve teknolojiden uzak kalındığı dönemlerde, Avrupa devletleri, kilisenin zincirlerini kırmışlar, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin önünü açmışlar ve toplumların üzerindeki kilise baskılarını azaltmışlar ve “Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirerek ekonomik gelişmelerini hızlandırmışlar ve ulusal güçleriyle birlikte askeri güçlerini de artırarak, Avrupa’daki büyük devletlerin (“Düveli Muazzama”nın) oluşumunu sağlamışlardır.

OSMANLI DÖNEMİ ve CUMHURİYET DÖNEMİNDE BİLİM ve TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİNİN OLUŞUMU

Osmanlı devletinde “temel eğitim kurumları” sınırlı sayıdaki “medreseler” idi.
Osmanlı medreselerinde XVI ncı yüzyıla kadar “İbni Sina, Biruni ve Farabi” gibi Türk düşünür ve bilginlerinin yapıtlarına dayanılarak, doğa bilimleri, matematik ve tıp alanlarındaki dersler okutulmuşsa da, sonradan bu derslerin okutulup öğretilmesinden vazgeçilmiştir.

Büyük matematik ve astronomi bilgini Uluğ Bey’den ve Kadızadei Rumi’den matematik ve astronomi öğrenen ve Fatih Sultan Mehmet’in istemiyle, Ayasofya Medresesi’nde müderrislik de yapmış olan Ali Kuşçu, Uluğ Bey’in yarım kalan çalışmalarını tamamlamış, İstanbul’un enlem ve boylamlarını hesaplamış ve Osmanlı bilimine büyük katkılarda bulunmuştur.

Ali Kuşçu’nun öğrencilerinden matematikçi “Molla Lütfi”, öğrencilerine ders verirken Hazreti Ali’ye atfen “Savaş sırasında vücuduna bir ok saplanırsa, bunun çıkartılmasının namaz anına rastlatılmasını ve o sırada vecd ve huşu içinde bulunacağından ağrı ve acıları hissetmeyeceğine” ilişkin beyanını dile getirdiği zaman Molla Lütfi, Hıristiyan astronom Theo’nun kızı matematik bilgini Hypatia’nın (M.S. 370 yılında) Mısır’daki yerel Başpiskopos Kyril’in fetvasıyla, İskenderiye’de halk tarafından linç edilmesi gibi) 1494 yılında Sultanahmet’teki At meydanında idam edilmiştir.

Osmanlı tarihinin en parlak matematik ve astronomi bilginlerinden Takiyüddin Efendi (1520-85), Sultan III’ncü Murat’ın hocası Saadettin Efendi’nin desteği ile Galata’da bir rasathane inşa ettiği zaman dönemin Şeyhülislamı Ahmet Efendi’nin “gözlem yapmak uğursuzluk getirir… evrenin sırlarını küstahça anlamaya teşebbüsün vahim sonuçları çok açıktır vb.” gibi bir fetvası üzerine bu rasathane padişahın iadesiyle, Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa’nın denizden topa tutması suretiyle yıktırılmış (22 Ocak 1580) ve yeni rasathane ancak (1911 yılında) yapılabilmiştir.

Ne var ki, astronomik gözlemlerden elde edilen bilgiler daha çok ibadetlerin gün ve saatlerinin saptanması ve saray müneccimlerine veri sağlanması için kullanılmıştır. Matbaanın Osmanlı topraklarında kullanılması, icadından başlayarak, 277 yıl sonra, “dini risale basılmaması önkoşulu” ile mümkün olabilmiştir. Büyük Türk İslam bilgini (Mecelle-i Ahkami Adliye’nin müellifi) Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım’ın yazmış olduğu Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı adlı kitabında, babasından çekindiği için Fransızcayı gizlice öğrendiğini ve babasının da, medrese hocalarından çekindiği için Fransızcayı gizlice öğrendiğini yazmış olması, o dönemde egemen olan karanlık zihniyetin en çarpıcı anlatımı olmuştur. Osmanlı döneminde Avrupa dillerinden birisinin öğrenilmesi günah sayıldığından kamu görevlerinde bu yabancı dillerden birisinin bilinmesi gerektiği hallerde, “gayrimüslim” cemaatten yararlanılması, Osmanlı sırlarının, yabancı elçilik mensupları arasında para ile alışveriş konusu edilmesini bile olağan kılmıştır.

Osmanlı döneminde bilimin karşısında yer alan, “gâvur icadıdır istemezük, şeriat isterük” vb. gibi saymakla bitmeyecek derecede çok ilkelliklerin varlığı, Osmanlı ordularının Viyana önlerinden Sakarya gerilerine kadar itile kakıla sürülmeleri ve 19 Mayıs 1919 tarihinde, dünyada tutsak olmayan bir tek İslam devletinin kalmaması ile sonuçlanmıştır.

Günümüzde arka arkaya çıkarılan yasalar ve yasa hükmündeki kararnamelerle, ilköğretim çağındaki çocuklarımızın yazgılarının, kutsal kitabımızın anlam ve içeriğini bilmeyen,
kerameti kendilerinden menkul, cahil mollaların ellerine terk edilmesi vb. gibi olumsuz gelişmeler karşısında geçmişte yaşanan böylesine anlamsız deneyim ve olguların kimi çevreler tarafından yeniden ihyasına ve sonucunda, emperyalizmin pençesine yeniden düşmemize neden olabilecektir. Cumhuriyet dönemindeki sınırlı kaynaklarımıza karşın, petrol denizleri üzerinde yaşayan birçok “petrodolar zengini” Arap devletlerinin yanında.

Devletimizin kurucusu ve halkımızın kurtarıcısı büyük önder Atatürk’ün yarattığı aydınlık ortamda gelişen bilimsel ve teknolojik atılımlar;

Cumhuriyetin ilk on yılında doğan bir bilim kadınının,

Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) ilk on kurucu üyesi arasında yer almasına ve dünyanın ilk kadın bilimler akademisi başkanı olmasına yol açmışsa, bu, büyük önderin önümüze “gümüş tepsi” içinde sunduğu laik, demokratik, sosyal hukuk devleti sayesinde olmuştur.

Bu koşullarda, Türkiye Bilimler Akademisi’nde Şeref Üyesi olarak kalmam mümkün olamayacaktır. İstifa zorunda bırakılmış olmaktan son derece üzgünüm ve başkaca bir seçenek de kalmadığından gerekli işlemin yapılmasını, saygı ile arz ve rica ederim. 30.6.2012

Em. Prof. Dr. Ayhan Çavdar
(Türkiye Bilimler Akademisi ilk Başkanı ve Şeref Üyesi)

Müslüman kanıyla abdest alan zangoçlar!

SABAHATTİN ÖNKİBAR

Müslüman kanıyla abdest alan zangoçlar!

10 Ağustos 2012, AYDINLIK

Geçtiğimiz Ramazanlarda Irak ve Libya’da olduğu gibi bu Ramazan ayında da Suriye’de
oluk oluk Müslüman kanı akıtılıyor!

Akıtan malum:

Karar verici konumda, AB-D yani Avrupa Birliği ile Pax-Americana!
Uygulayıcı, yani figüranlar ise başta Türkiye, pardon Erdoğan-Gül devleti olmak üzere
Suud Kralı ile Katar Emiri!

Sorsanız bunların tamamı güya İslam ama Müslümanların katliamına ortak olmak
adeta temel misyonları!

Osmanlı’ya ihanetlerinin ödülü ile Kral ve Emir yapılan çöl bedevilerini pas geçip
Tayyip Erdoğan’a sormak istiyorum:

Sayın Başbakan, senin varlık nedenin Bush’un ilan ettiği malum Haçlı Seferinde
bugünün Arslan Yürekli Rişar’ı olmak mıdır? Değilse ne işin var bu küresel vampirlerle?

Sen ki, bütün gençliğinde bunları küfür ile anardın!
Hal bu iken dünden bugüne Haçlı’nın çanını çalan zangoçluğa nasıl savruldun?
Adana’da kamplar kurdurup Suriye’ye avcı katil mangalarını göndermek midir,
senin misyonun?

Yahu, bugün Suriye’de ölmesine vesile olduklarının tamamı İslam mezarlığına gömülüyorlar, yani Müslümandırlar bilmiyor musun bunu?

Tablo bu ise, yaptığın Müslüman kanı ile abdest almak değil midir?

Bu ne savrulma, bu ne kader çizgisidir Ya Rab!

Sırf iktidar olma ve orada kalma adına bu milleti köle pazarında satılan bir konuma
nasıl sokarsın?

Hem Suriye bir bataklık ve o bataklığa Türkiye’yi gömmektir temel hedef!
Sadece PKK ve Büyük Kürdistan olayı değil, işte İran harekete geçti ki,
Rusya da sırada.
Onlarla mı savaştıracaksın bizi?
Bütün bunlara karşın nedendir bu çılgınlıktaki ısrarının nedeni?

Deliğe süpürülme korkusu mu?

Ne yaparsan yap, 2. Kristof Kolomb bile olsan Emperyalizm kişilere değil yalnızca çıkarlarına vefalıdır. Yani son kullanma tarihin dolduğu gün Şah Pehlevi, Markos ve Mübarek misali ipini anında çekecekler, bunu bilmen gerek!

Tövbe et Tayyip Bey, frene bas ve ben yokum de AB-D’ye !

Hillary Clinton, “..bunları yapın..” diyecek!
Malum, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton birkaç gün sonra Ankara’da olacak!
Peki niye mi geliyor ya da neler mi diyecek ve isteyecek?

– Biz seçimdeyiz. Suriye konusu tümüyle Türkiye’ye ihale edilmiştir..
– Türk Ordusu tampon bölge kurmak için Suriye’ye girmeli!
– Suriye’ye girecek olan TSK, Şam ile Tahran’ın karasal bağlantısını kesmeli!
– Suriye Kürtleri, Irak Kürtleri gibi ABD’nin korumasındadır ve onlara zarar verilmemeli!
– Barzani’ye PKK ile mücadele ve Suriye Kürtleri konusunda hiçbir baskı yapılmamalı!
– Türkiye Ortadoğu’da Türkmen kartını kullanmamalı ve Kerkük’ün ismini bir daha ağzına almamalı!
– Ankara İsrail ile derhal barışmalı ve Suriye’de CIA gibi MOSSAD ile de yakın işbirliği yapmalı!
– Katar ile Suudiler finansmanı sağlayacak, Türkiye ise eylem yapacak!

Esad ile İran’ı PKK’ya desteğe iten kim?
Diyorlar ki, Esad ile İran PKK’ya destek vermeye başladı!
Öyle midir değil midir bilmiyorum, zira somut veri yok. Yalnızca o doğrultuda kimi laflar var ki, bu pekala psikolojik bir operasyon olabilir!
Böyle bir şey olursa, bir Türk olarak bizim de zorumuza gider, lakin gelin bir empati yapalım. Yani kendimizi Beşar Esad ile Tahran’ın yerine koyup sorgulayalım :

Suriye’ye silah ve terörist nereden gidiyor? Türkiye’den!
Bu teröristler nerede eğitiliyor ve lojistikleri nereden? Yine Türkiye’den!

Yani Türkiye Suriye’ye açıktan taarruz ediyor!

Peki, böyle bir durumda Beşar Esad’ın mukabele ve Türkiye’yi zora sokma adına
PKK ile işbirliği yapması şekil olarak yanlış mı?

Gelelim İran’a!
Tahran Ankara’ya diyor ki; Suriye benim kırmızı çizgim. Orası düşerse sırada ben varım.
Türkiye tarafsız kalmalı!
Peki kaldı mı Ankara?
Tam tersine saldırıda en ön safta!

Keza İran Ankara’ya, Füze Kalkanı benim füze sistemimi kilitlemek içindir.
Toprağına monte etme.. yakarışında bulundu mu?.. Bulundu!
Peki, ne yaptı Türkiye?
İran’ı umursamadı ve sırf İsrail’i korumak adına o radarları toprağına monte etti!
Bunun adı açık bir tavır ve hatta düşmanlık değil mi?

Soruyorum : Böyle bir tabloda İran’ın Türkiye’yi sıkıntıya sokmak için PKK kartını oynaması anormal midir?

İran ile Beşar Esad PKK’ya eğer gerçekten arka çıkmaya başladılarsa, bunun sorumlusu
Tayyip Erdoğan devletidir!

TOKİ, sınırlar değişecek diye mi bekliyor?

Hatırlayın tam 4 yıl önce yine PKK’nın bir karakol saldırısının hemen sonrasında Başbakan Erdoğan ekrana çıkarak, “Bir-iki yıla kalmaz, göreceksiniz, TOKİ bütün sınır boylarımıza kale gibi karakollar inşa edecek.” demişti .

Peki, inşa edildi mi?
Edilmedi. Edilseydi son şehitler verilmezdi!
Peki, niçin edilmedi?
TOKİ’in eski Başkanı olan yeni Bakan Erdoğan Bayraktar kem-küm ederken,
sözü veren Başbakan da sus-pus!

Yahu TOKİ istedi mi, Arena stadyumu misali bir yapıyı birkaç ayda bitiriyor ise, devletin sınır karakolları gibi çok önemli bir projeyi, üstelik Başbakan’ın açık süre taahhüdüne karşın niye bitirmez? O işin rantı mı yok, yoksa başka şeyler mi var?

Başka şeylerden kastım mı?
Yoksa birileri TOKİ’ye, “Bekle hele, nasılsa sınırlar değişecek.
Boşuna masraf olmasın..” mı dedi?
Böyle bir şey söylenmedi ise, her şeye müdahale eden Başbakan bu konuda niye dut yemiş bülbül gibidir!

ABD’ye, AB’ye BARZANİ’ye “NOTA” Verilmeli !

KURTULUŞ İÇİN (2)
ABD’ye, AB’ye BARZANİ’ye “NOTA” Verilmeli !

E. Alb. Cemil DENK

ABD’nin ana hedefi:
Öncelikle Kuzey Irak’ta kurulmuş olan Barzani sözde Devleti’ni Türkiye’nin tanıması ve
fiilen koruması altına almasıdır. Çünkü ABD Irak’tan çekildikten sonra, Irak Arapları ve İran, Barzani Devleti’ne karşı harekete geçebilirler.

Böylece ABD hem Barzani Devletini güvene almış olacak, hem de Irak ve İran ile
karşı karşıya gelecek olan Türkiye, ABD’ye daha çok mahkûm duruma gelmiş olacaktır.

Barzani Devleti ABD için önemlidir. Çünkü Büyük Ortadoğu Projesi’nin ana hedefi olan Büyük Kürdistan’ın başlangıç noktası Kuzey Irak’taki Barzani Devletidir. Irak saldırısının esas amacı da zaten Barzani Devletinin kurulması idi.

Büyük Ortadoğu Planı’nın amacı;

ABD-İngiltere-Fransa gibi devletlerin yüzyıllık düşü olan;

* 24 Müslüman ülkenin rejimlerini ve sınırlarını değiştirmek,
* BÜYÜK KÜRDİSTAN kurmak (Gerçekte BÜYÜK İSRAİL!)
,
Üsler aracılığıyla, Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya’yı, buradan denetlemektir.

ABD-İNGİLTERE-PKK- BARZANİ cephesi, Türkiye devletini tasfiye etmek için her alanda saldırılarını sürdürüyorlar.

AKP Hükümeti de bunlarla işbirliği içinde, ekonomik kaynaklarımızı satıyor, milli güçlerimizi etkisizleştiriyor. Türk Milleti’nin bu saldırılara sonsuza dek katlanması, dayanması olanaklı mıdır?

ABD’ye, “Türkiye’nin dostu” diyorlar, savaşması için silah veriyor, istihbarat veriyor.. diyorlar. ABD gerçekten Türkiye’nin dostu ise, “Türk Ordusu’nun Kandil Dağını dünya haritasından silmesine” izin verir, yardımcı olur!..

Uludere’de 35 kaçakçıyı gören ABD istihbaratı, Amerika, Dağlıca Karakolumuza saldıran
ağır silahlı 300 “teröristi” (1?) göremiyor (!?) İşin acı yanı, üstelik de bu hainler Kuzey Irak’tan yani ABD’nin denetimindeki bölgeden geldiler.

Bu ‘Anında İstihbarat’ komedisini bizim Hükümetimiz göremiyor ya da görmezden geliyor!

Amerika, Koskoca Türkiye’yi, silah bırakmaya yanaşmayan PKK’yla pazarlık masasına oturtuyor!

PKK’nın arkasındaki büyük güç ABD‘dir. Amerika için PKK, Ortadoğu coğrafyasının yeniden biçimlenmesinde (BOP) kullanılacak silahlı bir taşerondur. O nedenle, ABD PKK terörünün bitirilmesine izin vermiyor. Bir ülkenin yönetimi başkalarının emrinde olursa, olacağı işte budur!

Cemaatin dergisi Aksiyon, son sayısında, ABD’nin Adana Konsolosu Daria Darnell başkanlığında kimi Kürt liderlerle İncirlik üssünde toplantılar yapıldığını ve Kürtlerin geleceğine ilişkin kararlar alındığını yazdı.

Neydi bu kararlar? Kürtler için Demokratik Özerklik modeli!..

PKK, Türkiye’ye sınır ötesi harekât yapıyor.
Türk Ordusu’nun savunma amaçlı sınır ötesi harekât yapmasını ise ABD engelliyor.
ABD yalnızca nokta operasyonlara izin veriyor. İzni ABD verdiği için de,
nereye operasyon yapılacağını ABD biliyor. Bilgi PKK’ya da gidiyor.”

Askerlerimiz Dağlıca’da neredeyse, öbek, öbek şehit olup toprağa düşerken,
Başbakan Erdoğan, Putin ve Obama ile Suriye’ye müdahaleyi konuşuyor!
Peki, Dağlıca dediğimiz yer Irak’ta mı? Hayır! Hakkari ilimizde yani Vatan Toprağı!
Saldırı nereden geliyor? Kuzey Irak’tan! Orası kimin denetiminde?
İşgalci konumundaki ABD’nin!

Böyle bir tabloda Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama ile Dağlıca’yı konuşması değil,

“Kandil’i söndürmezsen İncirlik Üssünü Kapatırız!” ‘ultimatomu’ vermesi gerekir?

Üstelik Dağlıca’ya yapılan hain sızma ve saldırı ilk değil!
Yalnızca Dağlıca mı, K. Irak’ı ya da Kandil’i üs yapan PKK’nın akıttığı kanlar sel olmuş durumda!

Tablo bu ama Başbakanımız, yaptığı her konuşmada;
Kandil’i tasfiye yerine Suriye’yi işgalden bahsediyor!

Ayrıca AKP Hükümeti, Suriye’nin PARÇALANMAMASI, Suriye’nin kuzeydoğusunda bir
Kürt Devleti KURULMAMASI için Suriye ile ittifak yapacağı yerde; tam tersine Suriye rejimini yıkmak için çalışmaktadır.

Suriye’de rejim değişikliği halinde, aynen Irak’ta olduğu gibi;
Kürt Bölgesinin Ayrılması ABD Planıdır.

ABD, AB, İNGİLTERE, BARZANİ vb. Dış Güçler Türkiye’nin yıkılması için ellerinden gelen
her türlü düşmanlığı yaparlarken;

Sayın Başbakan’ımız;

“Biz Büyük Ortadoğu (Bop) Projesinin Eş Başkanıyız, Biz Bu Görevi Yapıyoruz.” diyor,

ABD’nin Ortadoğu ülkelerini İşgal etmek, Türkiye’mizden kopardıkları topraklarda
Kürdistan’ı kurmak, Ermenistan’a Türkiye topraklarından toprak vermek ve de ülkemizi
Eyaletlere bölmek projesinin başkan yardımcısı olmakla övünüyor (!?)
———-

ABD’ye AB’ye BARZANİ’ye “NOTA” verilmeli !

İktidarımız, önce teröristlerin eğitim gördükleri, topraklarımıza sızıp, güvenlik güçlerimize, masum insanlarımıza saldırdıkları, sonra da ellerini kollarını sallayarak geri döndükleri sözde Kürdistan kabilesinin sözde başkanı Barzani’ye;

10 gün içinde;

* PKK yöneticilerini tutukla, bize teslim et,
* Kamplardaki PKK unsurlarını boşalt,
* Bölgeyi denetimimize aç! “ULTİMATOM’U verilmelidir.

Barzani gereğini yapmazsa, askerimizi Kuzey Irak’a, teröristlerin inlerine sokmalıyız,
oralardaki terör yuvalarını geçmişte yaptığımız gibi temizlemeliyiz.
Bölge, yurt içinde terörist kalmayana kadar işgal altında tutulmalıdır.
———-
1992’de Irak’a yapılan kara harekatının komutanı Emekli Orgeneral Necati Özgen,
kara harekatını VATAN’a yorumladı:

“Devlet otoritesini o bölgede göstermelidir. Irak sınırından içeride, Dohuk-Zaho bölgesinde Tampon Bölge oluşturulmalıyız.

Yeni bir sınır tashihi gerekiyor. Gerekirse Irakla görüşüp yapılabilir.
Hakkari, Şırnak ve tüm bölgenin güvenliği için SINIR ÇİZGİSİNİN mutlaka DEĞİŞMESİ gerekir.” (Mert İnan, VATAN)

Bizim birliklerimiz, hep SAVUNMADA KALMAMALI, Kurbanlık Kuzu gibi beklememeli,
İnisiyatif Almalı, hainlerin tepesinde olmalıdır.

Çünkü en iyi SAVUNMA; TAARRUZDUR.

Bunlardan önceki hükümetler döneminde Ordumuz gerekli olunca, Kuzey Irak’a girmiş,
onların inlerini, mağara ve üslerini delik deşik etmiş ve teröristleri, analarından doğduğuna pişman etmişti.

Bu hükümet de bunu yapabilir çünkü bu konuda Birleşmiş Milletler Sözleşmesi var.
Bu Sözleşmenin 51. maddesi çok açık. Madde şöyle:

“… Bu anlaşmanın hiçbir hükmü, BM üyelerinden birinin Silahlı Saldırıya Uğraması halinde, bu üyenin Meşru Savunma Hakkını kullanmasına engel değildir…”

Başımıza çuval geçiren, komşu ülkelerde Müslüman kardeşlerimize tecavüz eden,
yurdumuzu bölmek isteyen terörist örgüte askeri, lojistik destek sağlayan, yalan yanlış istihbaratlarla 34 vatandaşımızın ölümüne neden olan Amerikan askerlerinin zaferi için
dua edenlere sesleniyoruz:

19 Mayıs’lar, Cumhuriyet Bayramları, Atatürk’ler, Hasan Tahsin’ler tüm ulusun
ortak değerleridir. Ortak mirasımızdır.

Kimse onları anmamızı, mezarlarına, anıtlarına çelenk koymamızı engelleyemez.

ABD istedi diye kimse Ulusal Kurtuluş Savaşımızı unutturamaz,
Cumhuriyetimizi ortadan kaldıramaz.

Önünde – sonunda, babalarınız, dedeleriniz gibi, sizin de “Şeriatçı korku İmparatorluğunuz (!) yıkılacaktır.

Sözün özü :

Türk Hükümeti’nin,

AB’ye de ABD’ye de, İNGİLTERE de, BARZANİ’ye de vb. Dış Güçlere
“NOTA” vermesi gereklidir.

“Çekil Önümden” “Gölge Etme Başka İhsan İstemem” demesi gerekir.

Bu Millet, bu vatanı, Kuruluş Savaşı’nda “Bir Çift Çorap ve “Bir Çift Çarıkla” kazanmıştır. Gerekirse yine Aç kalır, Açık kalır, bağımsızlığını yine kazanır inancındayım.