Muzaffer İlhan ERDOST : Millet Milliyet Cehalet


ARŞİVİMİZDEN Sizin İçin Seçtiklerimiz…

Dostlar,

Son dönemlerde ulus, millet, milliyet, etnisite, ulus devlet kavramları
çok tartışılmakta..

Türkiye bu güdümlü hengamede önce özerkliğe, sonra federalizme ve son olarak da BOP kapsamında bölünerek Büyük Kürdistan’a = Büyük İsrail’e / 2. İsraile’e sürüklenirken.

Muzaffer İlhan Erdost‘un arşivimizdeki bir yazısı gözümüze ilişti..
Bu kavramlar çerçevesinde son yıllarda okuduğumuz en doyurucu yazı olduğunu söyleyebiliriz.. Üstelik çok uzun da değil, 3 sayfa.. Keşke çoook yaygın okunsa..

Bu vesile ile, gözaltında işkence ile öldürülen İLHAN ERDOST‘un ağabeyi
Muzaffer Erdost’un kişiliğinde selamlamak isteriz.. Bilindiği gibi İlhan Erdost’un öldürülmesinin ardından Muzaffer bey, kardeşinin adını da taşımaya başladı..
Muzaffer İLHAN Erdost..

Bu önemli yazı aşağıda..

*********

Millet, Milliyet, Cehalet

portresi_kardesimi_oldurduler

 

Muzaffer İlhan ERDOST
Cumhuriyet, 22.05.2013

 

 

Geçen on yıl içinde, ABD emperyalizminin “büyük sopası” altında,
Türkiye, değil komşularına, arkadaşlarına, kardeşlerine, kendine de düşmanlaştırıldı;
ulus ve ulusallık paspas yapılmaya çalışıldı. 

Prof. Dr. Birgül Ayman Güler’in, “Türk ulusu ile Kürt milliyeti eşit değildir.” sözünün tartışma konusu yapıldığı bugün de belleklerde olmalı. Prof. Güler, bir bölüm medyada ırkçılıkla karalanmak istenmiş; Başbakan Erdoğan, Güler’in, “ulus ile millet kavramını birbirine karıştırdığını”, “ülkemizdeki Türk için millet, Kürt için ulus” dediğini, “millet”in Arapça, “ulus”un öztürkçe olduğunu söyleyerek, üniversite kürsüsünden, bilim adamlarını, “imam” olarak irşad eylemişti.

Oysa Prof. Dr. Güler, “Türk milleti” ile “Kürt ulusu” karşılaştırması yapmamış,
“Türk ulusu ile Kürt milliyeti eşit değildir.” demiş, bir başka deyişle, “ulus” ile “milliyet”in nicel ve nitel olarak eşit olmadığını söylemişti. Erdoğan’ın söylemiyle “ülkemizdeki
Türk için millet, Kürt için ulus” denmemiş, böyle cahillikler yapılmamıştı.

Ne demek “ülkemizdeki Türk milleti” ve ne demekti “ülkemizdeki Kürt ulusu”?
Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinden ve Kürt ulusundan oluşuyorsa, bu, nasıl bir ulus
ve bu nasıl bir milletti!

İkincisi, Prof. Güler’in söyleminden ırkçılık türetilebilir miydi ve bu, Nazi ırkçılığıyla özdeşleştirilir, Güler Ayman, faşist olarak nitelendirilebilir miydi? Fahri doktora unvanını aldığı kürsüden, Erdoğan, “kendisini güçlü olarak görenin ırkını yüceltmesi ne kadar tehlikeliyse, kendisini mağdur olarak görenin de ırkını yüceltmesinin, ırkını bir ayrımcılık unsuru olarak kullanmasının o kadar tehlikeli olduğunu” söylemiş, “
Türk ulusu ile Kürt milliyeti eşit değildir.” sözünden, Türk ırkının yüceltilmesi sonucunu çıkarmış, yeni “Babıâli esnafı”, bu yorumun üzerine, Hitler’in “üstün ırk” tabelasını çakmıştı.

Zavallı ülkem! Başbakanı, “millet” ile “milliyet”i aynı şey sayıyor. Kendi sözleriyle söyleyelim “içerikten haberi yok”. “Millet”in Arapça kökenli olduğunu biliyor ama, “milliyet”in “millet” olmadığını bilmiyor. Hatta “milliyet”in ayırdında bile değil.
Üstelik, ulusu ırk ile özdeşliyor.

Türk ulusu, ulus olarak kendi bünyesindeki etnik topluluklardan doğası gereği
nicel olarak büyüktür.
Ulus, nitel olarak tarihin derinliğinden gelen ve ırksal özellik, dil, inanç bakımından farklılaşan milliyetten, tarihsel bir kategori olması açısından farklıdır.

Bir ulus birimi olarak Türk ulusunun bünyesinde, Kürt etnik topluluğu, ulustan
(Türk ulusundan) sayıca, yani nicel olarak küçüktür söyleminden, Kürtleri, “mağdur” bir ırk olarak ve sayıca çok olması açısından, Türkleri ırk olarak yüceltmek anlamı çıkarılabilir mi? Ulus, bir ırk topluluğu mudur? Irkların birliğinden mi oluşur?
Ulus, birbirinden farklı uluslardan mı oluşur? Yoksa Türk milliyeti ile Kürt milliyetinden mi oluşur, yani milliyetlerin ortak birliği midir?

Ulus’un tarihsel bir kategori olduğu bilinir. Stalin, Marksizm ve Ulusal Sorun’da, ulus’un, toplumların gelişmesinin belirli dönemlerinde, özellikle kapitalizmin şafak vaktinde oluşmaya başladığını belirtir ve Ulus, tarihsel olarak oluşmuş, kararlı bir dil, toprak, iktisadi yaşam ve kendini kültür ortaklığında dile getiren ruhsal biçimlenme birliği.” olarak tanımlar.

Ulusun oluşum süreci

Ben, Ulus, Uluslaşma, Demokratikleşme’de, ülkemize uyarlayarak, ulusun oluşum sürecini ve niteliğini açımlamaya çalışmıştım:

  • Ulus, bireylerin, belirli sınırlar içinde, boy gibi, kabile ve aşiret gibi birliğe kan bağıyla bağlı olmaktan; köleci ve feodal birliğe bedensel bağlılıktan (bağımlılıktan), tarikat, mezhep, din gibi bir birliğe inançsal bağlarla bağımlı bulunmaktan, toplumsal ölçekte kurtulmalarının, yani özgür bireyler durumuna gelmelerinin maddi temelini oluşturan ekonomik bütünleşme üzerinde, siyasal olarak örgütlendiği birliktir.”

Kısacası Ulus; boy, soy, kabile ya da aşiretlerin, feodal ve yarı-feodal birimlerin, tarikat, cemaat, mezhep ve dinlerin birliği değil; geleneksel bağlardan ve bağımlılıklardan kurtulmuş özgür bireylerden oluşan, ekonomik temel üzerinde, siyasal örgütlenme biçimidir.

  • Ulus, eşit ve özgür yurttaşların birliğidir.

Toplumların gelişme düzeyine, tarihsel ve toplumsal konumuna göre farklı biçimler alır,
insanlığın gelişme sürecinde temel öğeler kalmakla birlikte, sürekli değişir.
Bu değişme, ileriye doğrudur.

Rahatsızlık neden?

Ulusun oluşmasında, tarihsel süreç açısından bir ya da birkaç kavim öncü rol oynayabilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında, bin yıla yaklaşan süreçte devlet kurmuş, imparatorluk olarak etnik bakımdan olduğu kadar, din ve mezhep bakımından birbirlerinden farklı, hatta birbirlerine hasım toplulukları bir arada yönetmiş bir imparatorluğun bünyesinde oluşan ve gelişen kadrolarının, işgal edilmiş öz yurdunu kurtaran Türklerin, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olmaları ve onların bu devlete “Türk Devleti” adını vermiş olmaları, kimi, niçin rahatsız ediyor!

Kuşkusuz, Türkiye Cumhuriyeti, yalnız Türk kavminden gelenlerin değil, kimi araştırmacıların 50’nin üstüne çıkardığı birbirinden farklı kavimlerin birliğinden oluşur. Ama soy, kavim, etnik topluluk, aşiret, kabile, beylik olarak değil; toprak sahibine, aşiretine, tarikatına bağlı ve bağımlı olsa da varsayımsal olarak, yani yasa açısından özgür ve bu anlamda eşit yurttaşlar olarak ulus birliğini oluştururlar.

Etnik adlandırma, çok dikkat edilsin, Türk etnisitesinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalacak olan öteki etnik toplulukları ya da bireyleri baskılama anlamında değil, bütün üyelerinin eşitlendiği, etnik adlarını koruyarak, ama bir etnik topluluğun değil ulusun üyesi Türk olarak adlandırılırlar. Kimliklerinde, etnik kimlikleri değil, ulusun üyesi kimliğini taşırlar.

Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze, örnek alınan Batı Avrupa’da uluslar, ulusu kuran öncü kavmin adıyla adlandırıldılar. Fransız, İngiliz, Alman, İtalyan ulusu gibi.
Ama hiçbiri saf ve tek bir ırktan, etnisiteden oluşmuyordu. 1. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan, emperyalist paylaşımdan pay almak şöyle dursun, bu emperyalist devletler tarafından paylaştırılan Almanya, Nazi Almanyası olarak, üstün ırk kuramını, faşizmin
ve faşist yayılmacılığın kaidesine oturttuğu zaman, Türkiye’de, aynı anlamda, ırk üstünlüğünü esas alan eğilimler kitleselleşmeye başlamıştı.

Türk Ocakları, Mussolini’yi kılavuz olarak bayraklaştırmak istedi.
Kemal Atatürk, kurduğu Türk Ocakları’nı kapattı, ulus kültürünün kadrolarını, köyde, kasabada, kentte oluşturacak Halkevleri’ni kurdu.

Atatürk’ün sözleri

Irk ayrımcılığı söz konusu olduğunda, özellikle üstün ırk kuramına dayalı olarak Hitler ve Mussolini’nin Kuzey Afrika’daki vahşetlerini gördüğü zaman,

  • “Bu hayvanların dünyasında yaşamış olmaktan utanç duyuyorum!”
    diyen Kemal Atatürk,

Diyarbakır’da yayımlanan Diyarbekir gazetesinin sahibine Dolmabahçe Sarayı’nda verdiği demeçte;

  • Diyarbekirli, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.” (Cumhuriyet, 5.10.1932) söylemiyle,

yalnızca ırkçılığı değil, ırk ayrımcılığını da yadsımıştı. Irkları coğrafya ile adlandırarak, hepsini aynı ırkın, aynı cevherin parçaları olarak nitelemiş, yalnızca ırkçılığı değil,
“üstün ırk” kuramını da tarihin hurdalığına atmıştı.

Ulusa gelince; ulusun üyelerini, Türkiye Cumhuriyeti’ne yurttaşlık bağıyla bağlı olanları Türk olarak nitelerken, “etnik kökeni Türk olanlar Türktür” demedi. Çünkü ulus, etnik toplulukların etnik özelliklerinin birliği değil, özgür bireylerin yurttaşlık bağıyla bağlı olduğu ulusun üyeleridir.

Ulus ne tek bir etnik topluluğun ulus adını almasıdır, ne de etnik toplulukların koalisyonudur.

  • Ulus; etnik özelliklerin silindiği yeni, siyasal, toplumsal ve ekonomik açıdan
    modern bir birimdir.

1990’da İnsan Hakları Derneği Ankara Şube Başkanı olduğum dönemde yazdığım “Ulus, Uluslaşma, Demokratikleşme” de, ulusun ileriye ve geriye doğru birbirine karşıt iki yönelimine değinmiş, şunları yazmıştım:

– “Bugün, ‘ulus’ birliği (birimi) içinde etnik gibi, dil, din, mezhep gibi farklılıkları
geriye doğru derinleştirerek karşıtlığa ve dolayısıyla düşmanlığa dönüştürmek de;
bu farklılıkları geçmişten gelen özellikler ve zenginlikler olarak algılayarak
insanlığın gelişmesinin dinamiğine dönüştürmek de olanaklı.”

Geçen on yıl içinde, ABD emperyalizminin “büyük sopası” altında Türkiye;
– değil komşularına, arkadaşlarına, kardeşlerine,
– kendine de düşmanlaştırıldı;
– ulus ve ulusallık paspas yapılmaya çalışıldı.

Emperyalist kuşatmaya ve köleleştirmeye karşı ulus olarak varlığını ve bağımsızlığını korumanın büyük duvarı “ulusal”lığı paspas yapmaya kalkışanlar, ABD’nin “büyük sopası” sırtlarında, ulusu paspas yapanlar, ulusu ulus olarak çiğnemeye yeltenenler, unutulmasın, ulusun paspası olmaya er ya da geç yargılıdırlar.

TÜRKİYE’Yİ BÖLDÜRTMEYECEĞİZ


TÜRKİYE’Yİ BÖLDÜRTMEYECEĞİZ

Erdoğan Gökçe

2004 yılından beri  Türkiye’yi parçalayacağını ve Diyarbakır’ı Ortadoğu’nun yıldızı yapacağını söyleyen Tayyip Erdoğan, bu  amacına ulaşmak için yeni bir hamle daha yaptı! Diyarbakır’a davet ettiği Amerikan kuklası Barzani’nin ayağına gitti.

Sıradan bir aşiret liderini, “devlet başkanı” gibi karşıladı. Barzani’yi mi kendi seviyesine çıkardı yoksa kendisini mi o seviyeye düşürdüğü ayrı bir tartışma konusu.
Ama şurası gerçek ki; ABD talimatlarıyla hareket eden Tayyip Erdoğan,

  • Türkiye’nin parçalanması konusunda önemli bir hamle yaptı.

– İlk kez, Irak’ın kuzeyinden “Kürdistan” olarak bahsetti.
– “Diyarbakır’ı bölgenin kutup yıldızı- yani Irak, İran, Suriye ve
Türkiye “Kürdistan”ı’nın başkenti yapacağını söyledi.

– PKK’ya genel af çıkaracağını, dağdaki teröristlerin inmeleri için
her türlü kolaylıkları sağlayacağını söyledi…

– “Bu daha başlangıç” diyen Tayyip Erdoğan, “Diyarbakır değişirse
Irak ve Suriye de değişir” dedi.

– Yani, Türkiye’de bir Kürt Federasyon kurulursa
Irak ve Suriye’de kurulması kolaylaşır.. demeye getirdi.

Tayyip Erdoğan’ın son zamanlarda diline doladığı Yeni Türkiye söyleminin
anlamı bu!

ABD’nin yayınladığı BOP haritasına baktığınızda,
BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın söyleminin ve eyleminin ne olduğu daha iyi anlaşılır.

Evet, ABD’nin sıkıştırdığı Tayyip Erdoğan bunları yaparken,
Meclis’teki ana ve yavru muhalefet ne yapıyor?
Biri, milletin gazını almaya, öbürü de desteğini sürdürmeye devam ediyor.

Peki bu durum karşısında  ayağa kalması ve milleti de ayağa kaldırması gereken gerçek Atatürkçülerle gerçek milliyetçiler ne yapıyor?

Gerçek Atatürkçülerin çoğu ayakta da gerçek milliyetçilerden öyle belirgin ve
örgütlü bir tepki görülmüyor henüz.

  • Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra dağı kadar Müslüman olanlar hani nerdeler?

“Ya sev ya terk et” diyerek, kendini en büyük milliyetçi ve vatanın gerçek sahibi sananlar! Nerdeler?

Ama Türk milleti ayakta!

Vatanı böldürmeyeceğiz!

Büyük ülkelerin büyük liderleri Ankara’ya Atatürk’ün ayağına gelirdi. Tayyip Erdoğan ise Diyarbakır’a, Amerikan kuklası bir aşiret liderlerinin ayağına gidiyor. Daha düne kadar Türk pasaportuyla gezen ve subaylarımıza ‘komutanım’ diyen, postal yalayıcısı birinden medet umuyor.

Tayyip Erdoğan’ın içine düştüğü durum işte bu!

AKP, PKK, Barzani ittifakı şarkılı, türkülü törenlerle Türkiye’yi parçalamak için
yeni hamleler yapsalar da, sonuçta yenilmeye ve kaybetmeye mahkumlar.

Çünkü o çok güvendikleri ve kucağına sığındıkları ABD çöküyor.

Çünkü AKP iktidarı çöküyor, Kürt halkı PKK’ya itibar etmiyor,
Barzani kendi bölgesinde zor durumda.

Bakın, Diyarbakır gibi bir ilde, İbrahim Tatlıses ile Şıvan Perver bir konser vermeye kalksa, inanın 100-150 bin insan toplanır o miting yapılan meydana.
Oysa AKP-PKK Barzani ittifakının yanına bir de Tatlıses ve Perver eklendiği halde, meydandaki kalabalık 40 bini geçmez.

Kaldı ki  “VATANI BÖLDÜRMEYİZ” Türküyle Kürdüyle TÜRK MİLLETİ ayakta!

Haziran eylemleri devam ediyor.

Sadece bir günde ve Ankara halkından Atatürk’ün huzuruna çıkan insan sayısı
1 milyon! Bir de 10 Kasım günü saat 9’u 5 geçe Ata’ya saygı duruşunda bulunan
insan sayısını bir düşünün.

Denizde boğulurken kurtulmak için birbirlerine sarılanlar gibi karada kaybedenler de birbirlerine tutunarak kurtulmaya çalışıyorlar. Diyarbakır’daki ittifakın diğer anlamı budur.

Irak, İran, Suriye ve Türkiye kazanmaya, AKP-PKK ve Barzani kaybetmeye başladı.

AKP yıkıldığında ve Milli Hükümet kurulduğunda,
bölgemize yeninden huzur ve barış gelecektir.

Devlet Bahçeli ve Özellikle de Kemal Kılıçdaroğlu!

AKP’ye yandaşlık yapmaktan, bölücülerle ve cemaatlerle ittifak yapmaktan vazgeçmeli, bir an evvel ayağa kalkan Türk halkının önüne düşmeliler.

Aksi taktirde kaybedenlerin kaderine ortak olurlar.

Hızlı iklim değişikliği


Sayın Prof. Dr. D. Ali
Ercan’dan               :

Portresi_gulumseyen

Hızlı iklim değişikliği

Stanford  Üniversitesi  Araştırması

  • “İklim, son 65 milyon yılda olmadığı ölçüde hızlı  değişiyor.” 

Bu açıklama ABD’nin Stanford Üniversitesinin hazırladığı bir raporda
yer alıyor. Yapılan araştırma  Today’s 
Science dergisinde yayımlandı. Araştırmada görev alan Christopher Field  yaptığı açıklamada  “Küresel ısınım bu yüzyıl içinde 1,5  derece  artacak olursa hız daha önce görülenden 10 kat daha fazla olacak. Ancak sıcaklık artışını bu düzeyde tutmak için bile sera gazları salımında çok büyük azaltma gerekli.”
dedi.

Field devamla, 

“Eğer dünya sera gazı emisyonlarını azaltmadan mevcut haliyle kalırsa ve küresel sıcaklık 5 derece artarsa, değişimin ilerleme hızı geçmiştekinden
en az 50, hatta 100 kat daha çok olacak.”
diyor. Burada geçmiş olarak tanımlanan süre 55 milyon yıl……  Field “Gezegen 65 milyon yıldır böyle hızlı  bir değişim yaşamadı, İnsanlık böyle bir şeye tanık olmadı.” diyor.….

SCIENTIFIC AMERICAN

Arctic ice melting

NASA Kuzey Denizi’nin en kalın parçasında çok hızlı erime tepit etti.
(NASA Goddard Space Flight Center)

———

Today’s Climate Change Proves Much Faster Than Changes
in Past 65 Million Years

By Anne C. Mulkern and ClimateWire

The climate is changing at a pace that’s far faster than anything seen in 65 million years, a report out of Stanford University says. The amount of global temperature increase and the short time over which it’s occurred create a change in velocity that outstrips previous periods of warming or cooling, the scientists said in research published in today’s Science.

If global temperatures rise 1,5 degrees Celsius over the next century, the rate will be about 10 times faster than what’s been seen before, saidChristopher Field, one of the scientists on the study. Keeping the temperature increase that small will require aggressive mitigation, he said.

If the Earth stays on its current course without reversing greenhouse gas emissions, and global temperatures rise 5 degrees Celsius, as scientists say is possible, the pace of change will be at least 50 times and possibly 100 times swifter than what’s occurred in the past, Field said. The numbers are imprecise because the comparison is to an era 55 million years ago, he said.

“The planet has not experienced changes this rapid in 65 million years,” Field said. “Humans have never seen anything like this” Field, in the school’s Department of Global Ecology with the Carnegie Institution for Science, and Noah Diffenbaugh, an associate professor of environmental Earth system science, reviewed and synthesized existing research on climate change for a special issue of Science: “Natural Systems in Changing Climates.”

They looked at climate events or major transitions that have happened on Earth since the extinction of the dinosaurs. Those include the period when the Earth emerged from an ice age. Temperatures then increased between 3 and 5 degrees Celsius, similar to the amount scientists say is possible with ongoing climate change. But that change happened over about 20 thousand  years, the scientists said, and not decades as is happening now.

They also looked at a period when global temperatures dropped 11 to 12 degrees over a period 52 million to 34 million years ago.

“That’s a larger change in global temperature than what’s likely to occur over the next century, but it happened over 18 million years,”  Diffenbaugh said. “So it was a high-magnitude but relatively low-rate event. “We find periods of Earth’s history where the global temperature change was of similar magnitude, but the rate was an order of magnitude slower.”

Ecosystems shifting a yard a day
The changes that are expected ahead will happen much faster than the rate at which species and ecosystems typically are able to adjust, Field said.Plants  and animals essentially would need to move about 1 yard each day farther north or higher in elevation to maintain the conditions they prefer, Field said. While farmers and others can shift where they grow crops, Field said, it’s different for a butterfly or a maple tree. “Maple trees are not good at moving,” Field said, adding, “You don’t have forests moving over long distances very, very fast.”

Trees can shift over time when seeds are blown and squirrels carry acorns, but it typically is not that rapid, he said. The fastest that trees have had to move in the past was tens of meters per year. That’s known from pollen records, he said. “We actually don’t have any good examples of them moving as fast as they’ll need to in the future because the climate zones haven’t moved that fast” Field said.

At the same time, species and plants will be affected by other human-induced changes, the paper said.

“In responding to those rapid changes in climate, organisms will encounter a highly fragmented landscape that is dominated by a broad range of human influences,” the study said. “The combination of high climate-change velocity and multidimensional human fragmentation will present terrestrial ecosystems with an environment that is unprecedented in recent evolutionary history.”

Erdoğan’a Fas’ın ardından Tunus şoku !


Erdoğan’a Fas’ın ardından Tunus şoku !

Açıklama:<br />
http://istihbaratsahasi.files.wordpress.com/2013/06/image00232.jpg?w=625

Tunus’taki en büyük muhalif güç olan Halk Cephesi Başbakan Erdoğan’a rest çekti.

Tunus’un en büyük muhalif gücü Halk Cephesi Erdoğan’la görüşmeyi reddetti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün başlayacak Tunus gezisine bu ülkedeki
en büyük muhalif güç olan Halk Cephesi’nden ‘boykot’ geldi.

Cephe’nin lideri ve sözcüsü Hamma Hammami, “Erdoğan’la akşam yemeğine
davet edilmiştik ama reddettik zira biz despot ve komplocuların ziyafetine katılmayız” açıklamasında bulundu.

“ERDOĞAN BASKICI ve GERİCİ BİR LİDER”

Evrensel Gazetesi‘nin haberine göre Hammami, Tunus halk güçlerini
başkent Tunus’taki Türk Büyükelçiliği önünde kitlesel bir protestoya da çağırdı.
Hammami’ye göre bu protestonun mesajı, “Erdoğan’ın Tunus topraklarında istenmediği gibi kendisine aynı zamanda baskıcı ve gerici bir hükümetin lideri olduğunun hatırlatılması” olacak.

Tunus hükümetine de “Türkiye’de devam eden şiddetli baskı ve müdahaleler,
Batının sürekli ‘demokratik İslam’ olarak sunduğu İslamcıların başarısızlığının
bir kanıtıdır” diyerek tepki gösteren Hammami,
özgür Tunusluları Türkiye halkını desteklemeye davet etti.

**********************

Haber demode oldu, eskidi.
Ama basında hiç şu yorum yapılmadı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Avrupa Parlamentosu Sosyalist ve Demokratlar İlerici Grup Başkanı Hannes Swoboda arasında yaşanan tartışma, ardından randevu iptali için TÜRKİYE, KILIÇDAROĞLU, CHP REZİL OLDU yorumları yapılmıştı.

Şimdi o yorumları yapanların yüzünün aldığı şekli merak ediyorum.
Bütün bu yaşananlar
Recep Tayyip Erdoğan’ı, AKP’yi Türkiye’yi rezil etti mi/etmedi mi?
Buyrun yanıt  verin.

Oraj POYRAZ
ne_mutlu_turkum_dyene@googlegroups.com,
orajpoyraz@neomailbox.net,
8.6.13

Prof. Dr. D. Ali Ercan : Akil İnsan


Prof. Dr. D. Ali Ercan

portresi

Akil İnsan

“Akil” insan demek, akıllı insan demektir.
Akıllı insan, zeki, deneyimli, engin bilgili, bilge kişilikli olur.
Oysa Başbakanın atadığı “akil”ler listesinde bu tür akıllı olanlar değil,
Başbakanın Anayasa konusundaki isteklerini halka anlatmakla ve halkı “ikna” etmekle görevli demagog insanlar var.
(Muhtemelen her birine yaptıkları büyük hizmetin karşılığı maddi ödüller de verilecektir).

Daha çok Demokrasi bahanesiyle daha az Cumhuriyet,

Daha çok Halk goygoyculuğu, daha az Milli yapı ve

Birlik ve Bağımsızlık yerine daha çok bağımlılık ve bölünüş getiren
bir “antidemokratik Başkanlık Anayasası”
nın (yönetmeliğinin) dayatılması
söz konusudur.

Gidişat orta çağın gerisine, şeriat devletine doğru bir gidiştir.

Hedef; Sevr öngörüsü Anadolu haritasını gerçekleştirmektir.

Bu Anayasanın muhtemel anahtar sözcükleri:

  • İslam, Kürt, Özerk, Federal, Başkan…