3 Devrimcinin 43. Ölüm Yıldönümü

3 Devrimcinin 43. Ölüm Yıldönümü..

Satır içi resim 2

Üstteki görseli paylaşan Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan’a teşekkürlerimizle…

*****
Vatan Partisi üyeleri, 43 yıl önce idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını andı.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için, ölümlerinin 43’üncü yılında mezarları başında anma töreni yapıldı.

Karşıyaka mezarlığındaki kabirlerini karanfillerle donatan Vatan Partisi üyeleri Deniz Gezmiş’in darağacındaki son sözleriyle yemin etti.

Törende konuşan Vatan Partisi Ankara İl Başkanı Osman Yılmaz,
buraya yas tutmak için gelmediklerini söyledi.

Yılmaz, o günkü mücadelenin “2’inci Kurtuluş Savaşı” olarak adlandırıldığını hatırlattı.

Slide2

 

 

 

 

 

 

 

 

16 Şubat 1969’da 6. Filo askerlerini denize döken yurtseverlere M. Şevket Eygi gibilerin kışkırtıcı yazılarıyla saldırıp 2 devrimciyi öldürenler günümüzde bölücü partiyde toplandı.
İstanbul’a demirleyen Amerikan 6. Filosu’nu protesto için 16 Şubat 1969’da Taksim’de yapılan emperyalizm ve sömürü karşıtı mitinge katılanlar burada toplanan sağcıların saldırısına uğradı.
Polisin teşvik ettiği saldırganlar, Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan’ı öldürdü,
yaklaşık 200 kişi yaralandı. 16 Şubat, 46 yıldır “Kanlı Pazar” olarak anılıyor.
(http://www.bianet.org/biamag/genclik/144384-kanli-pazar-dan-once-gazeteler, 7.5.15)

Öncü Gençlik
Ankara İl Başkanı Berkan Özer de Deniz’lerin mücadelesini bugün

Vatan Partisi‘nin yürüttüğünü belirtti. Vatan Partisi Ankara Milletvekilleri adaylarının da katıldığı törende daha sonra Halit Çelenk ve Mahir Çayan’ın da mezarları ziyaret edildi.

Hatay’ın İskenderun ilçesi ve Antalya’da da Vatan Partisi üyeleri Deniz ve arkadaşlarını andı. Hatay’da denize karanfiller bırakıldı.

Antalya’da Muratpaşa Belediyesi tarafından 3 Fidan Parkı açıldı.
“3 fidan anıt rölyefi” karanfillerle donatıldı.

Slide3

*****
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı şükran ve saygıyla, özlemle anarken;
o masum gençleri “Gazaba gelen ilahlar kurban istiyor..” psikolojisi içinde ölüme gönderen
tüm sorumluları da lanetleiyoruz.. Bu sorumluları Tarihin bağışlamayan vicdanına gömüyoruz..
TBMM’de Denizlerin idam ilamı

Kana kan, cana can, 3’e 3; İNTİKAMMMM!!! çığlıkları içinde onanmıştı
ne yazık ve ne ac ki!

Sevgi ve saygı ile.
7 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

YARSAV eski başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu : Adana’daki MİT TIR’ları..


YARSAV eski başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu,
Adana’daki MİT TIR’larına ilişkin soruşturmaların savcıları hakkındaki tutuklama kararını
SÖZCÜ‘ye değerlendi.

portresi

ASUMAN ARANCA/ANKARA
SÖZCÜ
haber portalı, 6.5.15

Hakim ve Yargıçlar Sendikası eski Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ”Darbe dönemlerinde bile olmayan olaylar yaşandığını” savunarak şunları söyledi:

 

”Türkiye’de artık adil yargılama adil soruşturma değil yargılamanın varlığından bile 
söz edilemez. Haklarında bu şekilde soruşturma yürütülen kişiler hakkında herhangi bir biçimde tahliye istemini inceleyebilecek bir yargıç, bu kararları denetleyemeyecek, denetleyebilmesi durumunda onlar da tutuklanacak.”

“Bu, Türkiye’de hukukun, yargının bütünüyle iktidarın bir silahı sopası haline geldiğinin
bir baskı aracı haline geldiğinin yeni bir örneğidir. Artık Türkiye’de darbelerin yapmadığı bir tahliye yasağı dönemi başlamıştır. Tutuklanan hakim ve savcıları tahliye edecek her kim olursa olsun, derhal soruşturulacağı bir sürecin varlığı Türkiye’de yargının da sonu anlamını taşımaktadır. Yapılan işlem adı geçen kişilerin şahsında, yargıya ve millet iradesine karşı yapılmış bir işlemdir. burada bütün yargıç ve savcıların ‘beni de tutuklayın, beni de soruşturun’ diyeceği bir dönem başlamıştır.”

================================

Dostlar,

Teşekkürler yürekli insan, yiğit yargıç Sayın Ömer Faruk Eminağaoğlu‘na..

Hukuk Fakültelerinin – Dekanlarının, Türkiye Barolar Birliği’nimn bile ağzını aç(a)madığı
bir ortam ve konuda hukuka ve yargıya “ama” sız, çifte standartsız yaklaştığınız için..

Bir de CHP’ye bir güzel teşekkür borcumuz var galiba!?..

Sn. Eminağaoğlu son olarak Çankırı yargıçlığı görevinden istifa ederek miltetvekili aday adayı oldu. CHP yönetimi, çooook ağır bedeller ödemiş bu birikimli savaşım (mücadele) adamını değerlendirmedi, Kontenjandan uygun bir sıraya koymadı. Emin beyin emekliliğne de daha 1,5 yıl var ve yargıçlık mesleğine yasa gereği dönemiyor. Avukatlık yaparak ekmeğini çıkarmaya çabalayacak bundan böyle.

Oysa kimler kimler CHP kontenjanlarından ilk sıralarda değil ki??
Bütün ulusalcılar tasfiye edilerek.. Prof. Süheyl Batum’lar, Prof. Birgül Ayman Güler’ler...
“Atatürk’e kefere diyen” yüzsüz sefil sağcılar,  “Sözde Ermeni soykırımı”na açıktan ve militanca destek veren Ermeni kökenli kadın adaylar, onaylı – kod numaralı  CIA ajanları,
AKP’nin sözde açılımının mimarları…. Atatürk’ün partisinde bir araya tolandılar..

Sen çok yaşa e mi, Kılıçdaroğlu’nun Y-CHP’si ve yandaş kurmayları!

CHP’nin Çileli kuvayı milliye tabanına ise dizini dövmek kalıyor galiba..
Bir de “tıpış tıpış” giderek 7 Haziran 2015 günü “mecburen – mecburiyetten” CHP’ye
oy vermek.. Bu lenetli kısır döngünün mutlaka kırılması gerek…

* Bin selam olsun Atam’a; bir oyum var Vatan’a!

Sevgi ve saygı ile.
6 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

6 Mayıs 1972 – 6 Mayıs 2015.. 43 Yıl Sonra “3 FİDAN” a Özlemle..


6 Mayıs 1972 – 6 Mayıs 2015..
43 Yıl Sonra “3 FİDAN” a Özlemle..

3_Fidan_Deniz_Huseyin_Yusuf


 

 

 

 

 

Dostlar,

Geçen yıl ve önceki yıllarda 6 Mayıs günlerinde “3 Fidan” için yazdıklarımız aşağıda..
Bir yıl daha geçti.. Dün, 5 Mayıs 2015 günü, “3 Fidan” ın efsane Avukatı rahmetli
Halit Çelenk‘in 4. ölüm yıldönümü anmasına katıldık. Türkiye Barolar Birliği’nin
Balgat’taki tesislerinde düzenlenen etkinlik için ayrılan büyük salon doluydu.
Birkaç yüz katılımcı vardı. Bu kez merhum Av. Çelenk’in anması için ailesinin ödüller koyduğunu gördük. 1. lik ödülünü “GEZİ RAPORU” başlıklı çalışma ile
“Gezi Hukuki İzleme Grubu” kazandı. Bu Grubun başında Prof. İbrahim Kaboğlu var.
Prof. Beyza Üstün, Prof. Taner Gören (dönemin İstanbul Tabip Odası Başkanı), avukatlar, hekimler, Türkiye Barolar Birliği, İstanbul Tabip Odası, Çevre Mühendisleri Odası, DİSK kurumsal destekçilerden.. Çalışma oldukça kapsamlı ve 240 sayfa, tümüyle bilimsel nitelikli. Son bölümü biber gazının insan sağlığına kabul edilemez olumsuz etkileriyle iligili ve yasaklanması önerilmekte. Türkiye Barolar Birliği basımını üstlenmiş ve katılımcılara
ücretsiz dağıtıldı. Şu anda masamızın üstünde ve okumaya başladık bile.

Anma_5.5.2015_TBB

Merhum Av. Halit Çelenk’e en çok yakışan anma biçimi tam da böyle olmalıydı. 2. ve 3. lük ödülü alan çalışmalar da son derece değerli ancak basılı değil. Biri insan hakları ile ilgili bir tez, öbürü de ifade özgürlüğü bağlamında verilen hukuksal savaşım içindi
(AÜ SBF’den Y. Doç. Dr. Kerem Altıparmak ve ark.).

İki saati aşan sunuyu merhum Av. Çelenk’in kızı Serpil Çelenk Güvenç duygulu ama
kararlı bir tonla yaptı. Ardından verilen kokteyl cömert ikramlar ve Litai Otel’in emekçilerinin ustalığı – inceliği ile renklendi. Sohbetler de, konuklar da nitelikliydi. Ankara Üniversitesi
Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda çalışma arkadaşımız – oda komşumuz
merhum Av. Çelenk’in kızı Prof. Ferda Özyurda‘ya, eşi aynı Fakülteden Prof. Ümit Özyurda‘ya, Serpil Çelenk ve eşi Kaya Güvenç‘e (eski TMMOB başkanı), Merhumun eşi
Şekibe Çelenk‘e ve çok sayıda dosta veda ederek ayrıldığımızda saat 22:00’yi epey geçiyordu..

*****

Geçen yıla göre Türkiye, ne yazık ki daha da despotik bir ortama sürüklenmiş durumda.
Ekonomik göstergeler alarm vermekte ve Türkiye, İç Güvenlik Yasası ile hak ve özgürlükleri iyice kıskaca alınmış durumda 7 Haziran 2015 genel seçimlerine koşmakta..

3 Fidan’ın hukuk dışı – vicdansızca – zalimce idamından bu yana TBMM’den saygınlıklarını geriveren bir yasa gene çıkmadı!.. AKP iktidarında beklenir miydi böylesi insancıl bir girişim?

Yakın hedef, AKP iktidarına mutlaka son vermekten geçiyor..
Bunun da en etkili yolu VATAN PARTİSİ’nin TBMM’ye güçlü bir grup ile girmesi..
Mustafa Kemal ATATÜRK ideolojisinin ruhu “6 OK” u içtenlikle programına alan tek parti!

Bin selam olsun ATAM’a, 1 oyum var var VATAN’a!

Sevgi ve saygı ile.
6 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

===============================================

“Adalet İçin Hukukçular, Halit Çelenk’i Anıyor”
toplantısına katıldık 3 Mayıs 2014 Cumartesi gün..
Çok önemli, tarihe not düşen 3 konuşma dinledik.
Ankara Barosu’nun Sıhhiye’deki konferans salonu doluydu.
Bu programı sitemizde sizlerle paylaştık.
(Bkz. http://ahmetsaltik.net/2014/05/06/adalet-icin-hukukcular-halit-celenki-aniyor/Adalet İçin Hukukçular, Halit Çelenk’i Anıyor)

devrimci Avukat Halit Çelenk, 3 yıl önce bu gün, 6 Mayıs 2011 günü
toprağa verilmişti.

5 Mayıs 2011 günü aramızdan ayrılmış, Deniz – Yusuf – Hüseyin‘in idam yıldönümleri olan 6 Mayıs günü (1972) yaklaşırken yüreciği daha çok dayanamamış ve aramızdan  ayrılmıştı. O devrim şehitleri gibi aynı gün, -ama 39 yıl sonra- toprağa verilmişti.

Bu gün O’nu ve 3 Fidan’ı gömütleri (mezarları) başında anacağız..
Şükran ve minnetimizi dile getireceğiz.

Bir kez daha yetkililerden bu

  • “3 Fidan” ın yasa ile saygınlıklarının geriverimini (iadesini) diliyor ve
  • Uygun yerlere yontularının dikilmesini istiyoruz.
  • Savaşımlarını gelecek kuşaklara aktarmak için anılarına bir Tarih Müzesi açılmasını istiyoruz. Yontuları bu müzenin bahçesinde dikilebilir örneğin..

Menderes – Polatkan – Zorlu‘ya İstanbul – Topkapı’da yapıldığı gibi..

DP Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın  27 Mayıs Devrimi sürecinde yargılanmaları sırasında, baskı altına alınan Yassıada Ağır Ceza Mahkemesi‘nde usul hukukuna uygun davranılmadığı
bir gerçek olmakla birlikte, sanık eylemlerinin Türkiye’ye ihanet sınırına dayandığı
hatta aştığı su götürmez bir gerçektir. (Bkz. 27 Mayıs 1960 Devrimi 53 Yaşında!  http://ahmetsaltik.net/2013/05/27/27-mayis-1961-devrimi-52-yasinda/)

Oysa “3 Fidan” hiç cana kıymamışlardı!

Eylemleri o zamanki TCK (Türk Ceza Kanunu) 146. md. kapsamında değildi.
Pekala TCK 141-142 kapsamında hapis cezası ile yetinilebilirdi.
Açıktır ki, Sıkıyönetim Mahkemesinin Askeri Savcısı ve Yargıçları da (Baki Tuğ,
Ali Elverdi vd.) tam bir mesleksel bağımsızlık içinde davranamadılar.. Yazık..

Görülüyor ki, YARGI BAĞIMSIZLIĞI yaşamsal önemdedir ve adaletin aracı olarak hukuk “bir gün” herkese gerekli olmaktadır.

Aradaki fark, ölüm – yaşam farkı denlidir!

Dolayısıyla, “Güçler Ayrılığına dayalı demokratik hukuk devleti” mutlaka korunmalı, üzerinde yaygın toplumsal uzlaşma sağlanarak dokunulmaz kılınmalıdır.
Bu kurumsal yapılanma ile büyük toplumsal yıkımlardan – yanlışlardan korunabiliriz.

12 Mart faşizminin gölgesindeki TBMM, ne yazık ki bu 3 idamı onayladı..
Hem de “3′e 3 – kana kan – cana can – intikaaam” ilkel çığlıkları içinde..

Bu yaranın sarılmasının zamanı artık gelmiş ve geçmiştir.
Günümüzde yasalarımızda ÖLÜM CEZASI yoktur.

6 Mayıs1972′nin üzerinden 42 yıl geçmiştir..

Ülkemizin bu tür barışçı girişimlere çok gereksinimli, son derece gergin bir iklim içinde olduğumuz biliniyor.. Ne yazık ki siyasal ilktidar, bu gerilim – ayrıştırma – ötekileştirme hatta toplumu kutuplaştırma “tehlikeli” siyasetini bilinçli seçimiyle sürdürüyor ve ne acı ki “acı meyvelerini” de siyasal rant olarak devşirebiliyor! Ancak bu tablonun sürgit olamayacağını, durumluk (konjonktürel) olduğunu belirtmek isteriz.

Aslolan ADALET – ÖZGÜRLÜK – EŞİTLİK – GÖNENÇ‘tir…
Bunlar sağlanmadan toplumsal barış ve erinci kalıcı kılmak olanaksızdır.

Biz, Büyük ATATÜRK‘ün özlemini ve hedefini paylaşıyor ve savunuyoruz :

YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ!

Haydi, gerekli adımları atalım..

Gelecek 6 Mayıs’tan önce toplumsal vicdanı derinden yaralayan, adalet duygusunu yıkıma uğratan, güvensizlik doğuran…… çok olumsuz tabloyu onaralım..

TBMM‘de ortak önerge versin partiler..
Çok kısa sürede sorunu çözelim ve
Sosyal Psikoloji bakımından ciddi “travma sonrası stres bozukluğu” (PTSD) nedeni olan bu yakıcı tarihsel sayfaları çooook uzun yıllar sonra kin – nefret – şiddetten arınarak sevgi – barış – uzlaşma iklimiyle sarıp onaralım..

Bu çağrı bizden..

Devrim şehitleri “3 Fidan” ın, yılmaz ve bilge savunman Av. Halit Çelenk’in
sevgin (aziz) anıları önünde saygı ile eğiliyoruz..

Ve çoook özverili emekleri için, Deniz- Yusuf – Hüseyin’e annelik de yaptığı için… “Şekibe anne” yi esenlik dileğiyle, saygıyla selamlıyoruz..

Bir şiirle bağlamak istiyoruz (cep telefonumuza gelmişti..)

divider_yesil_fiyonk

Bir Hıdrellez sabahı
6 Mayıs 1972 günü
3 Baharı yağlı urgana mahkum ettiler
Devrimcilerin 3 gülü
Deniz gülü;
Yusuf gülü
Hüseyin gülü
Darağıcında gömülü
Devrimcilerin 3 gülü
Gezmiş gülü
Aslan gülü
İnan gülü..
Ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü
Öldürdünüz mü sandınız beni cellat, 6 Mayıs’ta?
Say bakalım o günden bu güne doğan çocukların adını?
Kaçı cellat, kaçı DENİZ??

divider_yesil_fiyonk

Sevgi ve saygı ile.
6 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Not     :
Halit Çelenk ve eylemi -savaşımı hakkında kapsamlı bilgilere
http://www.halitcelenk.org/ web sitesinden erişilebilir..

Geçen yıl bu gün yazdığımız “3 Fidana Özlem : 41. yıl…”
başlıklı yazımız da sitemizde okunabilir..
(http://ahmetsaltik.net/2013/05/06/3-fidana-ozlem-41-yil/)

Önceki yıl (40, yıl, 6 Mayıs 2012) yazımız ise :
40. yılda Deniz’e, Yusuf’a, Hüseyin’e..”
http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/05/6_Mayis_2012_Deniz_Yusuf_Huseyin_40._yil.pdf

Tayyip’i kandıran kandırana

Soner Yalçın

5 Mayıs 2015, SÖZCÜ

Tayyip’i kandıran kandırana

Geçen hafta…

Mehmet Barlas ve oğlu Cemil Barlas’ın itirafçı olmaları gerektiğini yazdım.
Çünkü, Barlasların haber sitesinde “Rauf Atilla Polat” adında biri vardı;
bugünün “Fuat Avni”sine benzer yazılar kaleme alıyordu.
Bu isimden gidilirse “Fuat Avni”ye ulaşılabileceğini söyledim. Tartışma büyüdü…
Bu tartışmalarda Davutoğlu’nun danışmanı Atılgan Bayar’ın yazdıkları ilgimi çekti. Barlasların, Erdoğan’a küfür eden Cemaatçi Önder Aytaç’ın yazılarını, 10 Mart 2013’e dek yayınlamaya devam ettiğini belirterek, “Paralel’in kazanacağını düşünüyorlardı.
Erdoğan’ın kazanacağını anlayınca Paralel’den dümen kırdılar” diye yazdı.
Bu tespitin izini sürdüm…
Gülen’in resmi sitesinde; 1994’ten bugüne kadar hakkında çıkan köşe yazıları var.
Mehmet Barlas yazılarını okudum (Gülen’i en çok öven makaleyi; Taha Akyol,
Mahmut Övür, Enis Berberoğlu, Yiğit Bulut’
un yazdığını gördüm! Neyse.)
Mehmet Barlas’ın Sabah’taki ilk yazısının tarihi; 14 Şubat 1995. Erbakan’a akıl veriyordu: “Farklı kesimleri ve siyasi görüşleri temsil eden insanlar, Fethullah Gülen’in iftarında bir araya gelince şaşırıyoruz. Bu gerçeğe, öncelikle Necmettin Erbakan’ın ve Refahlı, önde gelen
diğer politikacıların eğilmesi şart…”

Yine Sabah’ta; “Gelelim, muhafazakar ve mukaddesatçı kesimdeki yenilikçiliğe. Bir haftadır Zaman gazetesinde, Fethullah Gülen’in ‘Ufuk Turu’ yayınlanıyor. Bakın neler diyor Fethullah Hocaefendi…” deyip övgülerini sıralıyordu. (19.8.1995)
Sonra…

Maaşı 25 bin dolar

Barlas’ın, 28 Şubat sürecinde Gülen’i öven-koruyan makalesi yok..!
“28 Şubat’ta Sabah’tan kovuldu, bu nedenle yazamamıştır” demeyin.

1) Dönemin Sabah patronu Dinç Bilgin TBMM’deki Darbeler Komisyonu’na,
“Barlas Ailesi’nin işlerine 28 Şubat süreci içinde son vermedim. Çok yüksek ücretli yazarımdı; 25 bin dolar alıyordu. Aynı zamanda bize rakip televizyonlarda programlar yapmaya başladı. Aramızdaki ihtilaf ondan doğdu, arkasında siyasi bir durum yok.” dedi.

2) Sabah’tan hemen sonra Barlas, Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde köşe yazdı.
Yani, yazabilirdi fakat Gülen’i övmeye 28 Şubat’ta ara vermişti!..
Barlas’ın, Gülen övgülü yazıları 28 Şubat’tan sonra tekrar başladı. Üstelik…
Yeni Şafak’ta, 30 Eylül 2000’de yirmi gün tam sayfa “Hocaefendi Sendromu” başlıklı
yazı dizisi kaleme aldı: “Yayın organları, okulları, dershaneleri, vakıfları, finans kuruluşları birer belirti (veya sendrom) şeklinde alınıp, Fethullah Gülen’in devleti ve orduyu ele geçirmek için, gizli ve planlı bir çalışma yapan bir ‘çete lideri” olduğu ileri sürülüyor…” diyerek
bunun ne kadar anlamsız ve saçma olduğunu yirmi gün boyunca yazdı.
Yetmemiş olacak ki; “Sosyo- Politik Bir Gerçek Olarak Hocaefendi Sendromu” adlı
Gülen kitabı çıkardı.
Uzatmamayım… Tarihleri hızlı geçip yakın tarihlere gelelim….
Barlas tekrar Sabah’a döndü ve Gülen’e kol-kanat germeye devam etti.
“Bir başka sakız edilen kavram da ‘Cemaat’ değil mi? Özellikle son dönemde
Fethullah Gülen’in cemaati, belirli çevrelerin hedefinde…” (19.4. 2011)
Barlas’ın benzer yazılarından çok örnek vermeye gerek yok; çünkü başka “derin”konular var.

Örneğin…
Cemaat’in, 7 Şubat 2012’de Hakan Fidan’a yönelik MİT kumpası ardından Barlas şunu yazdı: “AK Parti ile Cemaati veya Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen’i birbirlerine düşürme projesi de, aklın ve mantığın kabul edebileceği bir girişim olamaz.” (24.4.2012)
“Gülen Cemaati’nden AK Parti’ye muhalif bir siyasi hareket çıkarmaya dönük arayışlar, Rus medyasında da, bizim medyada da nakıs teşebbüsler olmaktan öteye gidemez.” (13.7.2013)
Bitmedi…

Yine dönek oldu

Gelelim, 17-25 Aralık süreci öncesine…
Barlas, 12 Kasım 2013 tarihli yazısında Erdoğan’ı üstü örtülü biçimde eleştirdi:
“O’nun ağırlığını ve başardıklarını ancak O siyaset arenasından çekildikten sonra tam olarak değerlendirebileceğiz.”
Altı gün sonra… Gülen’in ABD’den dönmesi gerektiğini belirtti. (18. 11.2013)
Neler oluyordu?
Davutoğlu’nun danışmanı Bayar, 17-25 Aralık sürecinde Barlas’ın TV ekranına çıkmayıp; kimin başarılı olacağını beklediğini belirtti.
Barlas, 17 Aralık operasyonu’ndan iki gün sonra şöyle yazdı:
“Yolsuzluk iddiaları kamuoyunu tatmin edecek biçimde bir sonuca ulaştırılmalıdır…”
Bir gün sonra… “Aklı başında, vicdan sahibi, siyasi sağduyusu ve vatandaşlık bilinci olan hiç kimse ‘Yolsuzluk olsa bile bunlar görmezden gelinmelidir’ demez, diyemez.”
Barlas bu süreçte “ortaya” yazılar kaleme aldı…
“Günlerdir siyaset gündemini karıştıran ‘Dosyalı Operasyon’u planlayanlar tam olarak neyi amaçlıyorlardı bilemiyoruz… Ancak hiç unutmayalım ki, krizler de bir süreçtir ve sonuçları da, bu süreç noktalanıncaya kadar tam belli olmaz.” (26.12.2013)
Barlas bekledi. Süreç tamamlandı. Ve Erdoğan kazanınca dönek oldu.
Artık dün yazdıklarının tam aksini yazmaya başladı. Örneğin…
“MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı hedef alan geçen yılın ocak ayındaki yargı operasyonu arkasındaki güdülerin çok açık ve seçik biçimde tahlil edilmesine rağmen, Paralel Devlet’in üzerine o zaman gidilmemesi, ‘Acaba yöneticilerimiz gaflet uykusuna mı dalmışlardı’ kuşkusunu doğal olarak gündeme getiriyor…” (10.1.2014)
“Geçen yıl ‘Gezi Kalkışması’ ile başlayıp ‘17-25 Aralık dost modern darbe girişimi’ile
dibe vuran süreçte….” (22.4.2014)

Neler yazmıyordu ki artık:
“Bir kulağı Amerika’ya, diğer kulağı İsrail’e kilitlenmiş olan Pensilvanya Örgütü
yöneticileri….” (1.3.2015)

Ben diyorum ki:
Barlasların bu göz boyaması kimseyi kandırmamalı; İtirafçı olmalılar ve;
Gülen ile “derin” ilişkilerini anlatmalıdırlar…
Yoksa… Tayyip ileri günlerde, “yanağımı okşayarak beni kandırmış” diyebilir…

=============================

Dostlar,

Anımsanacaktır, rahmetl, Uğur Mumcu, Mehmet Barlas gibileri müthiş benzetiyordu.
Liboşlari dönekler, fırdöndüler, liberal tosuncuklar…

Huylu huyundan vazgeçemiyor anlaşılan.. Yaşı 80’e dayansa da..

RTE ne yapsın, böylesine ustalar varken karşısında;
habire kanıyor / kandırılıyor adamcağız..

Sevgi ve saygı ile.
6 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

Gidip baktım bitmişsin usta…

Bekir Coşkun

5 Mayıs 2015

Gidip baktım bitmişsin usta…

Eğer yine de seçimi AKP alırsa, 2 olasılık vardır:
Ya o meçhul seçim hilesi yine yapıldı…
Ya da herkes tiyatrocu…
*
Ankara’dan, Manisa’dan, İzmir’den, Urfa’ya kadar dolandık… Kızgın olmayan,
yaka silkmeyen, nefretini dile getirmeyen, pişmanlığını itiraf etmeyen, ağzı köpürmeyen
bir tek kişiye olsun rastlamaz mı insan?..
Türkiye başına geleni yeni anladı sanki…
Bence nihayet Anadolu’nun vicdanı sızlar gibi…
*
İnsanlarla uzun konuşmalara gerek yok…
Tek kelime yetiyor açmaya…
“Saray” deyip susun mesela…
Köpürüyor ağızları…
Kızgınlık dökülüyor dudaklardan…
Bilmediğiniz şeyleri de duyuyorsunuz
“Sarayın altından hava alanına kaçmak için iki tane tünel var” gibi…
*
Öyle uzun uzadıya sormanız gerekmez, arama motoruna kelimeyi yükleyip tık’lamak gibi…
“İşsizlik” deyip kesin, yeter…
“Pahalılık” deyin yeter…
“Suriyeliler” deyin yeter…
“Kutu” deyin yeter…
“Gemi” deyin yeter…
“Başkanlık” deyin yeter…
Dilsiz sağıra “Sarayın bardakları“ deseniz dili açılıyor, susturamıyorsunuz bu sefer…
*
Cumhurbaşkanı’nın “Toplu açılış yapıyorum” diye meydanları dolanması çok işe yarıyor aslında…
Tersine dönmüş her şey, O konuştukça AKP batıyor…
O konuştukça, bezginlik ve bıkkınlık artıyor…
O konuştukça kahvehanelerde, evlerde söyleniyor insanlar…
Hukuksuzluklar, suçlar, günahlar yeniden ortaya dökülüyor…
Konuşsun yani…
Ne kadar konuşursa, o kadar iyi…
*
Burası Urfa…
2011’de AKP’nin % 64.8, CHP’nin %3.02, MHP’nin % 3 oy aldığı şehir…
Eğer seçim hilesi yapamazlarsa, CHP ile MHP dirilmiş…
Özellikle HDP almış götürmüş…
AKP Urfa’da bu haldeyse, Türkiye’yi varın siz hesaplayın…
*
13 yıl sonra da olsa…
Uyanmış vicdan…
Gidip yerinde gözümle gördüm…
Bitmişsin usta…