Yılmaz ÖZDİL : Sapıkları ne yapacağız?

Sapıkları ne yapacağız?

portresi_kravatli

 

Asrın liderimiz büyük bi sıkıntısını dile getirdi, “bu siyasi sapıkları ne yapacağız?” diye sordu.

*

Diyanet işleri başkanlığı’nın resmi internet sitesinden “Babanın öz kızına şehvet duyması haram değildir.” diye fetva verilmedi mi? “Babanın öz kızına şehvetle sarılmasının veya şehvetle öpmesinin, erkeklik organının uyanmasının nikaha etkisi yoktur” denilmedi mi? Güya soruşturma filan açılmıştı, neticesi ne oldu? Hiç kimse hakkında suç duyurusunda bulunuldu mu? Üstü örtülmedi mi?
*
78 yaşındaki yandaş gazeteci Hüseyin Üzmez, 13 yaşındaki kız çocuğuna musallat olmadı mı? Cinsel istismardan 13 sene hapis almadı mı? Yandaş basın “Müslümana iftira atılıyor, Ergenekoncular komplo yaptı” diye yazmadı mı? Bizzat Hüseyin Üzmez’in “Hovardayım, annesini doktora gönderdim, kızlık zarını diktirdim, benim hayatıma giren kadınlar benimle beraber olmasalardı fahişe olurlardı..” demesine rağmen… Adli Tıp Kurumu “çocuğun beden ve ruh sağlığı bozulmadı” raporu vermedi mi?
*
Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI’ın ihbarıyla Trakya Üniversitesi rektör yardımcısı’nın evi basılmadı mı? İlahiyatçı profesör hakkında, evindeki bilgisayarına çocuk pornosu indirdiği gerekçesiyle soruşturma açılmadı mı? Bu habere yayın yasağı getirilmedi mi? Söz konusu profesörün “çağımızın ahlak bunalımı” isimli kitabını Ensar Vakfı aracılığıyla yayınladığı ortaya çıkmadı mı?
*
Rize Kızılay Başkanı ve il özel idare genel sekreter yardımcısı olan Mehmet Nuri Gezmiş, Çocuk Esirgeme yurdunda kalan 13 yaşındaki erkek çocuklarına cinsel istismardan tutuklanmadı mı? Rize’de Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü yaptığı dönemde çocuklara tacizden şikayet edildiği, mülki idare amirlerinin yargılanma izni vermediği, meselenin örtüldüğü ortaya çıkmadı mı? Din dersi öğretmenliği yaptığı dönemde, Diyarbakır yetiştirme yurdunda erkek çocuklarına cinsel tacizden soruşturma geçirdiği anlaşılmadı mı? Çocukları tacize uğrayan ailelerin, aile bakanlığına başvurduğu, her şeyi anlattığı, şikayet ettiği, herhangi bir işlem yapılmadığı, kayıtlara bile geçmediği ortaya çıkmadı mı?
*
AKP’nin cankuşu Ensar Vakfı’yla İmam Hatip Mezunları Derneği’nin Karaman’daki yurtlarında gönüllü görev yapan öğretmen, yatılı kursa gelen dokuz yaşındaki erkek çocuklarına tecavüz etmedi mi? Cinsel istismara uğrayan çocukların sayısının aslında
45 olduğu, tecavüzlerin üç sene boyunca devam ettiği anlaşılmadı mı? Konuşulmasın, duyulmasın, kapansın diye yayın yasağı getirilmedi mi?
*
Demem o ki… Diyanete fetvacı yapmışlar, yandaş gazeteci yapmışlar, Kızılay başkanı yapmışlar, Çocuk Esirgeme Kurumu yöneticisi yapmışlar, din dersi öğretmeni yapmışlar, yatılı Kuran kursuna okutman yapmışlar… Hâlâ “bu sapıkları ne yapacağız?” diye kafa yoruyorlar.
*
Daha ne yapmalısınız bilmem ki… Sapıklardan sorumlu devlet bakanlığı mı kursanız acaba?

====================================

Bravo Sevgili Yılmaz Özdil..
Nefis bir yazı..
İyi bir arşivcilik, bellek ve araştırma..
Artı cesaret gerçeği yazma aşkı..

İşte AKP…

Sevgi ve saygı ile.
8 Nisan 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Başbuğ: Böyle siyaset yapılırsa şehit haberlerini duymaya devam ederiz..

Başbuğ: yle siyaset yapılırsa
şehit haberlerini duymaya devam ederiz

portre
Başbuğ: O onu çekiştirir, o diğerini çekiştirir ve o onun aleyhine siyaset yaparsa, üzülerek söylüyorum, biz şehit haberlerini duymaya daha çok devam ederiz.


Genelkurmay eski Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, milli konuların iç siyaset malzemesi yapılmasını önlemede asli görevin siyasal iktidarda olduğunu söyledi. Başbuğ, “O onu çekiştirir, o diğerini çekiştirir ve o onun aleyhine siyaset yaparsa, üzülerek söylüyorum biz şehit haberlerini duymaya daha çok devam ederiz.” dedi.

Bolu’da Abant İzzet Baysal Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Topluluğu tarafından düzenlenen ’Suriye’deki Gelişmeler ve Türkiye’ konulu konferansa öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. Öğrenciler, Kültür Merkezi önünde tek tek aranarak salona alındı. Salon tümüyle dolunca kimi öğrenciler aralardaki merdivenlere oturdu. Başbuğ, Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerini normale çevirmesi gerektiğini söyledi. Başğuğ, şöyle konuştu:

  • “Türkiye Cumhuriyeti devletinin yapması gereken en önemli konu Suriye ile aynı hedefleri amaçlayan, burada Rusya ve İran öne çıkıyor, bunlarla ilişkilerimizi geliştirmemiz ve açmamız lazım. Suriye merkezi hükümetiyle ilişkilerimizi normale çevirmemiz lazım. Elbette bu resimde ABD’yi de unutmayacaksınız. ABD ile ortak hareket etmek için bütün çabamızı göstermemiz lazım. Bunlar olmazsa ne Suriye’deki oluşumlar olumlu noktada gider ne de Türkiye’de yaşadığımız acı olayların sonu gelir.”

‘TÜRKİYE OLARAK KAOSTAYIZ’

Başbuğ, terör konusunda asıl sorunun siyasal iktidarlarda olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

  • “Asıl sorun siyasal iktidarlarda. Milli konuları, milli sorunları iç siyaset malzemesi yapmayacaksınız. İşin özü bu. Türkiye olarak maalesef bir kaostayız. İnsan olarak hepimiz üzülüyoruz. Yazıktır. Niye? Milli konularımızın iç siyaset malzemesi haline dönüştürülmesidir bunun altında yatan sorun. Burada bana göre birinci sorumluluk siyasal iktidarda. İç siyaset malzemesi yaptığınız an, o kendi açısından bakacak diğeri kendi açısından bakacak ve parçalanacaksınız. Bölünmüşlük ortaya çıkar. Milli sorunlarda bölünürseniz bu kötü bir olay. Çıkamayız işin içinden. Burada en dikkatli olması gereken siyasal iktidarlardır. Siyasal iktidar bu konuda adım attıktan sonra muhalefet iç siyasete çekiyorsa konuyu ona da yüklenin.”

    Siyasal iktidarın gerektiği zaman öz eleştiri yapması gerektiğini ifade eden Başbuğ,
    şöyle devam etti:

    – “Bugünden yarına nasıl çıkacağız buna odaklanalım. Geçmişin tartışmasına girersek otomatikman iç siyasete gireriz. O tartışmayı zamana bırakalım. Onun uygun zamanı değil. Mücadelenin yolu birlikten, bütünlükten gider. Hele böyle terör gibi bir belayla karşı karşıyaysanız. Burada asli görev siyasal iktidardadır, hükümettedir. İç siyaset malzemesi
    ne yapın, ne yaptırmaya yol açın. Gerektiği zaman öz eleştiri de yapın. Siz bunu yapın,
    Türk toplumunun % yüzünü arkanızda görürsünüz. Şu anki iktidar seçimle gelmiş hukuka ve anayasaya göre halkın seçtiği bir hükümettir. Bu hükümet bu devleti idare edecek. Başka bir hükümet yok ki. Sizden başka hükümet çıkartamazsınız, realiteleri görmeniz lazım. O halde hükümet bu adımı atacak. Toplum da bütün gücüyle yüzde 100 olarak elbette terörle mücadelede hükümetin arkasında olacak. Bunun başka yolu yok. O onu çekiştirir, o diğerini çekiştirir ve
    o onun aleyhine siyaset yaparsa üzülerek söylüyorum biz şehit haberlerini duymaya daha çok devam ederiz.”
    (DHA, Nisan 8, 2016)

    ===============================

    Dostlar,

    Sayın Başbuğ Paşa iyi güzel söylüyor da, AKP – RTE’den gerçekten bu olgun, sorumlu davranışı bekleyebiliyo mu??

    Karaman’da 45 çocuğun Ensar Vakfı yurdunda din öğretmeni tarafından ırzına geçilmesi olayında nasıl bir vicdansız gündem saptırması yaptıklarını ibretle ve onların yerine utanarak izliyoruz.. Kılıçdaroğlu’nun son derece yerinde sözlerini inanılmaz bir pişkinlikle çarpıtarak mağduru oynamaya çabalamaktalar… İğrenç suçlardan bile nerdeyse mağduriyet çıkaracaklar! Türkiye’nin bu iktidarla yoluna devam etmesi olanak dışıdır. Halkın gerçekleri görerek AKP iktidarını istifaya zorlaması ve ulusalcı bir koalisyonu başa getirmesinden başka yol yok!

    Sevgi ve saygı ile.
    8 Nisan 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Dünya Sağlık Örgütü Diyabet Raporu – 2015 sonu

Dünya Sağlık Örgütü Diyabet Raporu – 2015 sonu

Dostlar,

Verileri ve raporları paylaşıyoruz..
Dünya Sağlık Örgütü’nin kuruluş günü 7 Nisan..
Her yıl önemli bir küresel sağlık sorunu o yılın teması olarak belirleniyor..
Geçen yılınki (7 Nisan 2015 – 7 Nisan 2016) “SAFE FOOD” “/ Güvenli Gıda .. idi.
Bu yıl ise, 7 Nisan 2016 – 7 Nisan 2017 arası tema DİYABET / ŞEKER HASTALIĞI..

Kısa bir Türkçe özet ve kapsamlı İngilizce veriler..

Diyabet korunulabilir bir hastalık..
Yaşam biçimimizi düzenleyeceğiz.. En etkili yol bu..
Gereksiz kalori yüklenmeyeceğiz ve hareketli olacağız, yakacağız..
Türkiye verileri Dünyanın neredeyse 2 katı!
Bu çok üzüntü ve kaygı verici..

DSÖ’nün Küresel Diyabet Raporunu (GLOBAL REPORT ON DIABETES) okumak için tıklayınız (88 sayfa, İngilizce, pdf, yakl. 7 MB) :

GLOBAL_REPORT_on_Diabetes_7.4.2016

Sevgi ve saygı ile.
07 Nisan 2016, Ankara


Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

******

Dünya Sağlık Örgütü, diyabet olgularındaki hızlı artışın sürdüğünü ve neredeyse her 11-12 kişiden birinin diyabet hastası olduğunu açıkladı.

BBC’de yer alan habere göre örgütün hazırladığı kapsamlı raporda, 1980’de 108 milyon olan diyabet hastası sayısının 2014’te neredeyse dört katına çıktığı belirtiliyor.

Raporda, kanda yüksek glikoz oranının dünyada her yıl 3,7 milyon insanın ölümüne neden olduğu ve önlem alınmazsa hasta sayısının artmayı sürüdreceği de vurgulanıyor.

RAKAMLARLA DİYABET

2014’teki diyabetli sayısı: 422 milyon
1980’deki diyabetli sayısı: 108 milyon
Dünyadaki yetişkin nüfusta diyabet oranı: %8,5
2012’de diyabet kaynaklı ölüm sayısı: 1,5 milyon
Kanda yüksek glikoz oranı bağlantılı ölümler: 2,2 milyon

Tip 1 ve tip 2 diyabetlerini birlikte değerlendiren Dünya Sağlık Örgütü,
artışın daha çok yaşam biçimiyle ilgili olan tip 2 diyabetten kaynakladığını belirtiyor.

Dünya Sağlık Örgütü‘nde diyabetle ilgili çalışmaları yürüten Dr Etienne Krug,
diyabetin sessiz bir hastalık olduğunu, fakat hızlı ilerleyişinin durdurulması gerektiğini söyledi.

Krug, “İnsan sağlığı ve toplum üzerine büyük etkisi olan bu hastalığın bu biçimde ilerlemesine izin veremeyiz; onu durdurabiliriz, ne yapılması gerektiğini biliyoruz.” dedi.

Kandaki şeker oranının denetim altında tutulmaması kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, körlük, uzuvların ampütasyonu (AS: kesilmesi) ve gebelikte sorun riskini arırıyor.

Diyabet her yıl 1.5 milyon kişinin ölümüne yol açıyor ve ölüm nedeni sıralamasında 8. sırada yer alıyor. Ayrıca 2,2 milyon kişi de kanda yüksek glikoz oranıyla bağlantılı hastalıklardan ölüyor.

1980’lerde zengin ülkelerde yaygın olan bu hastalık,
bugün daha çok düşük ve orta gelirli ülkeleri etkiliyor.

Ortadoğu’da diyabet olguları 1980’lerde nüfusun %5,9’unu etkilerken, 2014’te bu oran %13,7’ye çıktı.
===========================================

World Health Day 2016: Action needed to halt rise in diabetes

World Health Day 2016 poster

WHO, 6 April 2016
http://www.who.int/mediacentre/commentaries/diabetes/en/ 

The number of people living with diabetes has nearly quadrupled since 1980 to 422 million adults, with most living in developing countries.

WHO is marking World Health Day, 7 April, by calling for action on diabetes.

In its first Global report on diabetes,
WHO highlights the need to step up prevention and treatment of the disease.

  • Read the news release
  • Read the Global report on diabetes
  • Read the fact sheet on diabetes*********
    Dr Margaret Chan, Director-General of WHO speaking at the plenary session of the Sixty-sixth World Health Assembly.

    World Health Day 2016: Let’s beat diabetes

    Dr. Margaret Chan, Director-General of WHO

    Commentary, 6 April 2016

    WHO will celebrate its birthday on 7 April 2016 – World Health Day. But this year, not with cake. The traditional birthday cake will be replaced by healthier options, like fruit, and a call to action to tackle diabetes.

    Dr Margaret Chan

    WHO

    Diabetes – long perceived as a disease of the affluent – is on the rise everywhere and is now most common in developing countries. Its impact is felt by individuals, families, communities and national economies, yet much of its burden is avoidable.

    The statistics speak for themselves. The number of people living with diabetes and its prevalence are growing in all regions of the world. In 2014, 422 million adults (or 8.5% of the population) had diabetes, compared with 108 million (4.7%) in 1980. Diabetes is rising fastest in the world’s low- and middle-income countries. In 2012, diabetes caused 1.5 million deaths. Higher-than-optimal blood glucose levels caused an additional 2.2 million deaths, by increasing the risk of cardiovascular and other diseases.

    Poorly controlled diabetes can cause complications including heart attacks, strokes, kidney failure, blindness, and foot ulcers than can lead to amputations. Many of these complications, and these premature deaths, could be prevented. The technologies and medicines to enable people with diabetes to live healthy lives exist, yet still do not reach those who need them.

    Diabetes is a disease characterised by elevated blood glucose levels. Most people with diabetes have the type 2 form of the disease, which is largely caused by unhealthy eating and lack of physical activity. Staggeringly, today more than one in three adults is overweight and more than one in 10 is obese. Type 1 diabetes, which most commonly affects children and adolescents and requires daily insulin for survival, is currently not preventable.

    At the World Health Assembly in 2013, governments committed to halt the rise of diabetes by 2025, but we are clearly not on track. Policies are needed to improve people’s access to affordable, healthy foods and to opportunities for physical activity, to influence patterns of diet and physical activity across whole populations. A combination of fiscal policies, legislation, changes to the environment and raising awareness of health risks works best for promoting healthier diets and physical activity. Such measures will also benefit people living with diabetes and reduce risk of complications.

    Governments have also committed, most recently in the 2030 Agenda for Sustainable Development, to reduce premature mortality from non-communicable diseases including diabetes. People with diabetes can live long and healthy lives if their disease is detected and well-managed. WHO’s Global report on diabetes, released today, shows that governments around the world have begun to act, but much more concerted action is needed.

    “People with diabetes can live long and healthy lives if their disease is detected and well-managed.”

    Dr Margaret Chan, WHO Director-General

    Access to essential medicines and technologies for diabetes is frighteningly inadequate in low- and middle-income countries, where most people with diabetes live. For example, blood glucose and urine glucose measurement—basic technologies necessary for diagnosis and monitoring—are generally available in less than half of low-income countries, in contrast to more than 90% of high-income countries. Similarly, only 23% of low-income countries report that insulin is generally available in publicly-funded primary-care facilities, in contrast with 96% of high-income countries.

    Preventing deaths and complications from diabetes requires access to affordable health-care services with equipment sufficient to diagnose and monitor diabetes; patient education to promote healthy diet, physical activity and self-care; essential medicines for diabetes management, including life-saving insulin; regular screening for complications and early treatment when they are found; and a referral system across various levels of health care.

    Governments also need to invest in better monitoring of diabetes, including who is getting access to the treatment they need, and who is missing out.

    Together, we can halt the rise in diabetes and provide care to improve quality of life for the millions of people living with the disease. Deliberate, effective responses are needed from government; health-care providers; civil society; producers of medicines, technologies and food; from people living with diabetes; and from each of us.

  • Everyone has a role to play.

“Biz bo­şu­na mı vu­ru­şu­yo­ruz?”

“Biz bo­şu­na mı vu­ru­şu­yo­ruz?”

portresi
Tokmak : Rahmi Turan
SÖZCÜ, 7.4.16
(Bizim kapsamlı yorumumuz yazının altındadır..)

Baş­ba­ka­n’­ın ka­fa­sı ka­rı­şık mı­dır, ne­dir?
Söz­le­rin­de tu­tar­lı­lık yok!
Bir öy­le di­yor, bir böy­le…
“2013 Ma­yı­s’­ına dö­nü­lür­se, Tür­ki­ye için­de PKK’­nın tek bir si­lah­lı un­su­ru kal­maz­sa her şey ko­nu­şu­la­bi­li­r” di­yor­du.
Cum­hur­baş­ka­nı “Or­ta­da mü­za­ke­re ede­cek, gö­rü­şe­cek bir ko­nu yok­tur. Te­rör­le mü­ca­de­le son te­rö­rist im­ha edi­lin­ce­ye ka­dar de­vam ede­cek!” di­ye sert çı­kın­ca Baş­ba­kan da he­men ağız de­ğiş­ti­rip:
“Te­rör­le mü­ca­de­le­den ge­ri dö­nüş yok­tur! Biz­den kim­se te­rör ör­gü­tüy­le ma­sa­ya otur­ma­mı­zı bek­le­me­si­n” de­me­ye baş­la­dı. Doğ­ru olan bu­dur ama…
Baş­ba­kan ar­tık söz­le­ri­ne dik­kat edip, bir ka­rar ver­me­li. Öy­le mi, böy­le mi?
Bö­lü­cü­le­rin Mec­li­s’­te­ki uzan­tı­sı HDP, pa­ça­sı tu­tu­şun­ca “Ma­sa­ya otu­ra­lım, Öca­lan baş mü­za­ke­re­ci ol­su­n” de­me­ye baş­la­dı. Baş­ba­ka­n’­ı ya­nıl­tan bu ko­mik tek­lif mi?
Da­vu­toğ­lu­’nun tu­tar­sız ko­nuş­ma­la­rı, Gü­ney­do­ğu­’da kel­le kol­tuk­ta çar­pı­şan yi­ğit­le­ri­mi­zin mo­ra­li­ni et­ki­li­yor. Ba­zı kah­ra­man­la­rın “Ne olu­yor? Biz bu­ra­da bo­şu­na mı vu­ru­şu­yo­ruz?” di­ye sor­duk­la­rı­nı du­yu­yo­ruz.
Baş­ba­ka­n’­ın, bir öy­le bir böy­le ko­nu­şup, kaş yap­mak is­ter­ken, göz çı­kar­ma­ma­sı lâ­zım!

==================================

TÜRKİYE, DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLDA;
DEVLET AKLI ve BEKA REFLEKSİ SÜRÜKLEYİCİ ARTIK..

Evet Dostlar,

Geri dönüş yolu kalmamıştır. Batı emperyalizminin güdümünde, kucağında, her türlü silah ve araç – gereç ile donanarak, donatılarak Türkiye Cumhuriyeti’ne savaş ilan etmenin bir bedeli olacaktır. Epey geç de olsa bereket Devlet aklı ülkemizde baskın gelmiş ve bu maşa bölücü örgüt, ülkemizin güvenlik kuvvetlerince yok edilme aşamasına getirilmiştir. Sıra, adım adım, çok da gecikmeyen uygun bir zamanlama ile Kandil‘e gelmektedir. Merkezi Irak hükümeti ile gerekiyorsa Barzani ve ABD ile BM statüsünde Uluslararası Hukuktan kaynaklanan meşru savunma haklarımız gündeme getirilerek kara harekatı ile Kandil de susturulmalıdır. Hep yazdık, taşeron bölücü örgütü (PKK ve PYD gibi türevleri) besleyen tüm kaynaklara çok yönlü yaklaşım ile kurutma stratejisi izlenmelidir.

HDP, terörle tüm bağlarını net olarak kesmiyorsa meşruluğunu yitirecek ve hukuksal korumadan doğallıkla yoksun bırakılacak, mevzuatta tanımlı hukuksal yaptırıma uğrayacaktır.

300’ü aşkın güvenlik görevlimizi şehit verdik. Yüzlerce masum sivil yurttaş canını yitirdi.

Yüreğimiz yangın yeridir.

On milyarlarca TL ile ölçülecek maddi yitiğimiz var. Artık masaya oturmak diye birşey yok!.. T.C. Anayasası yurttaşların yasal eşitliğine dayalı (m. 10) “eşit yurttaşlık” a değil!. Hiçbir etnik kümeye, inanç topluluğuna.. ayrıcalıklı bir hukuksal statü vermek söz konusu edilemez. Kopenhag ölçütleri düzeyinde temel kişi hak ve özgürlükleri ülkemizde Anayasa’da ve yasalarda kabul edilmiştir. Bu topraklarda T.C. yurttaşı herkes, birbirinden ne fazla ne eksik haklara sahip olmayı istemeden eşit ve 1. sınıf yurttaşlar olarak birlikte yaşayacaktır. Devlet, tekil (üniter) yapısını kesinlikle koruyacaktır. Ancak AKP baskıcılığının, dinci faşizminin defedilerek pozitif (normatif) hukuk düzeninde yazılı hak ve özgürlüklerin tam anlamıyla kullanımı gerekir. Erdoğan’ın son günlerde maşallah 1 numaralı ulusalcı kesildiğini görüyoruz son zamanlarda;

– Tek devlet,
– Tek millet,
– Tek bayrak ve
– Tek vatan 

söylemini dilinden düşürmez oldu.. Artık “Türk Milleti” de diyor!?.. MHP’ye söyleyecek birşey bırakmadı.. Tayyip beyin bu kaçıncı dönüşü?? İçtenliğine inanmak için herhalde olağanüstü saf ya da “iyi niyetli” olmak gerek.. İç ve dış siyasal konjonktürün gerekleridir bunlar.. Tayyip bey içeride ve dışarıda olağanüstü sıkışmıştır. Canhıraş bir çaba ile direnerek gündem belirlemeye, dahası gündemde kalmaya çabalamaktadır. AKP grubu için için kaynamaktadır. Tipik suret-i Haktan geçinme durumudur. Skandallar birbirini izlemektedir. Ekonomi çöküştedir, 50 milyon insanın kişisel verileri sızdırılmıştır.. Yandaş kadrolar ülkeyi yönetememektedir. HDP ve MHP’nin tabanına oynanacak, uygun koşulda erken – baskın seçimle 367 yakalanmaya çalışılacaktır. Plan budur. 367+ vekil sağlanınca da gelsin yeni anayasa ve Başkanlık.. Halife-Sultan Tayyip bey o zaman kimselere danışmadan federasyona da, özerkliğe de, Apo’nun geleceğine de… her şeye ama her şeye, -üst aklın güdümüyle- karar verebilir..

Tayyip bey vuruşarak çekilmeyi seçmiş görünüyor.. Oysa uzlaşarak çekilmesi kendisinin ve ülkemizin daha yararına olurdu. Danışmanlarına ve kendisini iktidara getirip BOP eşbaşkanı olarak yıllardır ülkesine ihanete zorlayarak kullanan yabancı aklıdanelerine danışarak bu yönde öneri alması çok yerinde olacak.. Bu  seçenekleri irdelemeye başlamakta büyük yarar var…

11,5 milyon Panama belgesi, Zerrab’ın ABD’de ifadeleri, Zencani’nin Türkiye’de dağıttığı 8,5 milyar Dolar rüşvet, 17-25 Aralık 2013’te iç edilen 3 milyar Dolar… hangisini sayalım?

Başbakan Davutoğlu ise, -konjonktürel bir siyasal aktör olarak- pişmiş aşa su katmasın.. Silahları götürmek ya da gömmek, yurt dışına elini kolunu sallaya sallaya gitmek yok artık.. Ya silahıyla teslim olup yargılanacak ya da yok olacak, kaçabiliyorsa yurt dışına kaçacak.. Bunca cephane, muazzam silah stoku Devlete geçecek ve silahların balistik – kriminalistik incelemesi yapılarak hangi eylemelerde kullanıldığı belirlenecek.

Bu muazzam silah – cephane stoklama sürecine AÇILIM adı altında 4-5 yıl boyunca göz yuman AKP iktidarı ile yasa dışı emirlere uyan bürokratlar da yasal hesabını verecek..

Türkiye Cumhuriyeti’ne çok yönlü asimetrik (kalleşçe, kahpece!) bir saldırı söz konusudur. Elbette Devlet sonuna dek hukuk devleti olarak kalacak ve ileride Lahey Adalet Divanı’na, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne malzeme sağlamayacaktır. Ancak önlemleri de meşru savunma sınırları içinde, –üzgünüz ama– asimetrik olabilecektir.

Türkiye, dönüşü olmayan bir yola girmiştir; Devlet aklı ve beka refleksi sürükleyicidir artık.

Sevgi ve saygı ile.
07 Nisan 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazımızın pdf biçimi : TURKIYE_DONUSU_OLMAYAN_YOLDA_DEVLET_AKLI_ve_BEKA_REFLEKSI_SURUKLEYICI_ARTIK

Türkiye büyük değişimin arifesinde

Türkiye büyük değişimin arifesinde

portresi_adiyla

Mehmet Bedri Gültekin


1970’li yıllarda Türkiye solunu oluşturan bütün gruplar – Aydınlıkçılar dışında – yakın zamanda gerçekleşecek bir “Devrim” beklentisi içindeydiler. Aydınlıkçılar ise o yıllarda dünya ve ülke koşullarını tahlil ederek, halkta köklü bir değişim –Devrim– talebi olmadığını saptadılar. Mevcut sistemin 2000’li yıllara kadar süreceğini, devrimci Partiye düşen görevin, halkın mücadelesi içinde örgütlenerek, büyük değişimin nesnel bir ihtiyaç olarak kendisini dayatacağı günlere hazırlanmak olduğunu belirttiler. 70’li yıllarda kısa zamanda “Devrim” beklentisi içinde olan o onlarca grubun yerinde bugün yeller esiyor. Kalan 6 -7 grup ise kendi başlarına bir siyasi varlık olmaktan çıktılar. Ancak PKK’nın kanatları altında nefes alıp veriyorlar. Aydınlıkçılar ise (Vatan Partisi), bugün sistemin dört Partisinin karşısında, ülkenin her tarafında örgütlü, ülke gündemine damgasını vuran bir seçenek olarak mücadelelerini sürdürüyorlar.

Yol ayrımındaki Türkiye
Vatan Partisi tarihinde ilk kez, Türkiye’nin şimdi büyük bir değişimin eşiğinde olduğunu söylemektedir. Bu değişim önümüzdeki üç-beş yıl içinde gerçekleşecektir. Türkiye bir yol ayrımındadır. Önümüzdeki yıllarda, ya Irak ve Suriye’nin kaderini yaşayacaktır. Yani etnik ve inanç farklılıkları temelinde parçalanıp ayak altında kalacaktır; ya da ayağa kalkıp Batılı merkezlerde kendisi için yapılan senaryoları bozacak ve yeniden Cumhuriyet Devrimi rotasına girecektir.

Atlantik’te boğulmak

Değişimi zorunlu kılan en önemli etken, Türkiye’nin Atlantik sistemi içinde
bölünmenin eşiğine gelmiş olmasıdır.

“Büyük Müttefik” ABD, bütün varlığıyla bölücü terör örgütünün arkasındadır.

Terör örgütünün Suriye’deki bölgesinde üç askeri üs oluşturmuştur. Her türlü askeri yardımı artık alenidir. Devlet Başkanı danışmanı düzeyinde PKK “kanton”larına ziyaret yapmakta ve terör örgütünün verdiği plaket dünya basınına servis edilmektedir.

  • Artık kanıtlanmıştır ki Türkiye NATO’da kalmaya devam ederse bölünecektir.
  • Türkiye Avrupa Birliği kapısına bağlı kalmaya devam ederse bölünecektir.
  • Çünkü ABD’si ve AB’siyle emperyalist Batı, Türkiye’ye yönelik bölücü terörün arkasındadır. 

Şimdi Türkiye bu gerçeği devlet düzeyinde sorgulama noktasına gelmiştir. Cumhurbaşkanı başdanışmanının, İncirlik’in ABD uçaklarına kapatılabileceği yönündeki açıklaması, Hükümete yakın Star gazetesinin ABD ile ilgili “stratejik düşman” manşetini atması, aslında Türkiye’nin nereye gittiğini göstermektedir.

Avrasya’da ayağa kalkmak
İkinci olarak gerek güvenlik gerekse ekonomik açılardan karşılaşılan sorunların çözümü için komşularımızla işbirliği politikasının ertelenemez bir zorunluluk haline gelmesidir.
Türkiye, Suriye, İran, Irak ve Rusya arasında işbirliği altı ay içinde hem bölücü hem de yobaz terörünü bitirir.
Geldiğimiz aşamada komşularımızla teröre karşı işbirliği, bir anlamda Türkiye’nin kamp değiştirmesi anlamına gelecektir.

Borçlanma ekonomisinin iflası
Üçüncü olarak borçlanma ekonomisi ile Türkiye yolun sonuna gelmiştir. 50 yıl içinde yapılan borçlanmadan daha fazlası 13 yıllık AKP iktidarı döneminde yapıldı. Türkiye’nin toplam borcu gayrı safi milli hasılasına eşitlendi. Ama daha önemlisi borç yükü içindeki kısa vadeli borçların oldukça yüksek bir orana ulaşmasıdır. Türkiye borçlarını çeviremeyecek bir noktaya hızla yaklaşmaktadır.

Bütün komşularıyla ilişkilerin bozulması ise soruna tuz biber ekmiştir.
Borçlanma ekonomisinden üretim ekonomisine geçmek Türkiye için bir hayat memat sorunu haline gelmiştir.

Bölücü Anayasa girişiminin anlamı
Dördüncü olarak mevcut Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi, gelinen aşamada AKP’nin bölücü ve gerici Anayasa girişimi ile bir hamle yapmak ve böylece geleceğini güvenceye almak peşindedir.
AKP’nin bölücü Anayasa girişimi toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek ve iç çatışmaları tetiklemekten başka anlama gelmiyor.
Atatürk Cumhuriyeti’nin Türkiye’sine bölücü Anayasayı kabul ettirebilmek mümkün değildir.

Yeniden Cumhuriyet devrimi

Şimdi bütün bu sorunların çözümünün kendisini dayattığı bir tarihi eşikte bulunuyoruz. Türkiye bu sorunlarla birlikte daha fazla yaşayamaz.
Türkiye, önümüzdeki üç-beş yıllık dönemde Türkiye, bir Milli Hükümetle yeniden Cumhuriyet Devrimi rotasına girerek sorunlarını çözecektir.
Dünya, bölge ve ülke koşulları bu büyük değişim için elverişlidir. Nesnel koşullar uygundur. Yeniden Cumhuriyet Devrimi rotasına girmek artık milletin talebidir. Haziran ayaklanmasında ayağa kalkan milyonlar bu gerçeği kanıtladılar.
Büyük değişimin öznel şartı ise millete önümüzdeki fırtınalı günlerde önderlik edecek Öncü Parti’nin gerekliliğidir.
Kendini kanıtlamış liderliği, örgütü, kadroları, programı ve politikaları ile Vatan Partisi işte bunun için vardır.

(http://www.ulusalkanal.com.tr/turkiye-buyuk-degisimin-arifesinde-makale,5327.html)