Cinayet, Adalet ve Demokrasi!?


Cinayet, Adalet ve Demokrasi!?

Emre Kongar

24 Ocak – 31 Ocak haftası: Siyasal cinayetleri simgeleyen bir hafta…
“Adalet ve Demokrasi Haftası” deniyor…
Türkiye’nin yakın siyasal tarihindeki siyasal cinayetlerden hareketle,
adalet, özgürlük ve demokrasi özlemini dile getiren bir simge…

Demokrasiyi, adaleti, özgürlüğü, bu uğurda can vermiş olan aydınları anarak arayan bir ülkedeki “demokrasi tarihinin” sefilliği!

***

24 Ocak 1993 Uğur Mumcu’nun katlediliş tarihi…
31 Ocak 1990 Prof. Muammer Aksoy’un katledilişi…

Kamuoyu, bu iki tarih arasındaki haftayı, hem katledilenleri anma, hem de demokrasiyi,
adaleti, özgürlüğü vurgulama haftası olarak belirlemiş.

Bana kalsa, 1 Şubat 1979’da katledilen Abdi İpekçi’nin ölüm tarihine kadar,
bir gün daha uzatırdım bu haftayı.

***

Türkiye bugünlere kendiliğinden gelmedi…
Getirildi:
İktidar kötüye kullanılarak…
Temel hak ve özgürlükler sınırlanarak ve kısıtlanarak…
Demokrasi, çoğunluk baskısı ile yozlaştırılarak…
Din istismar edilerek…
Eğitim gericileştirilerek…
Direnen gerici feodalite ve emekleme aşamasındaki kapitalizm ile
gözü dönmüş emperyalizmin ortaklaşa çabalarıyla…

Askeri darbelerle…
Ve sanki bütün bunlar yetmiyormuş gibi:
Demokrat, laik, Atatürkçü, kamuoyu lideri aydınların, gazetecilerin, yazarların,
öğretim üyelerinin teker
teker katledilmesiyle…

***

Yakın tarihimizde iki farklı cinayet dalgası var:
Birinci dalga, 1970’lerde ortaya çıkan ve tüm ülkeyi pençesine alan, adına “sağ-solçatışması” denilen dönemdir.
Aralarında Doğan Öz, Bedrettin Cömert, Bedri Karafakioğlu, Abdi İpekçi, Ümit Doğanay, Cavit Orhan Tütengil ve Ümit Kaftancıoğlu gibi aydınların bulunduğu ilk dalgadaki cinayetler 1980 yılında son buldu.
1990 yılında 31 Ocak’ta Prof. Muammer Aksoy’un öldürülmesiyle,
1980 darbesinin cesaretlendirdiği radikal dinci akımların etkisi altında, yeniden başladı.

Aksoy’un ardından 1990 yılında Çetin Emeç, Turan Dursun, Doç. Bahriye Üçok öldürüldü.
1993 yılında Uğur Mumcu, 1999 yılında da Prof. Ahmet Taner Kışlalı,
2002 yılında Dr. Necip Hablemitoğlu katledildi.

***

Bugün Türkiye’yi “Saray Yönetimi” aşamasına getiren sürecin önemli bir öğesi
bu siyasal cinayetlerdir…

Unutmayın, unutturmayın!

==========================================

Dostlar,

Tüm AYDINLANMA şehitlerimizi sonsuz bir şükran, minnet, özlem ve saygı ile anıyoruz..

Tetikçilerinin ve ardındaki ulusal – uluslararası katil sorumlularının bulunmasını ve yargılanmasını istiyoruz..

  • Devlet tüm yurttaşlarının can güvenliğini
    her durumda ve özürsüz sağlamalıdır.

Bu gün 1 Şubat… Aydınlık yazar (Milliyet başyazarı) Abdi İpekçi 36 yıl önce bu gün katledildi.

Aynı gün, Fransız havayolu Air France, yıllarca Fransa’da siyasal sığınmacı olarak saklanan, Fransa hükümetince korunup kollanan İmam Humeyni, Tahran’da Şah’a karşı yapılan darbe sonrası Devlet Başkanı olmak üzere Tahran’a uçurulmaktaydı..

Rastlantı mı acaba??

Şah Batı hayranı ve müttefiki değil miydi?
Emperyalizm at mı değiştirdi?
Yoksa gücü mü yetmedi İran’da olup bitene..
ABD toprakları yıllarca bu kez Şah ve ailesine mi sığınma yurdu oldu??

Ey insanlık düşmanı lanetli Emperyalizm; kanlı ellerin kırılsın e mi…
İnsanlık onuru seni de yenecek elbet bir gün.. Çok kalmadı, bundan eminiz..

T.C. Devleti, egemen devlet olduğunu aklından asla çıkarmamalı ve yurttaşlarına dönük
bu tür kanlı katil olaylarını mut-la-ka aydınlatarak şaibeden kurtulmalıdır.
Tersi, kaldırılamaz ölçüde ağırdır, utanç vericidir, ızdırap doludur..
Olasılıkları soru olarak sıralamak bile son derece kaygı vericidir :

- TC. Devleti bu cinayetleri önlemekten aciz midir?
- TC. Devleti bu cinayetleri aydınlatmaktan aciz midir? 
- Katil şebekeleri Devletin resmi kurumları içinde mi yuvalanmıştır?
- T.C. Devletinin eli “dışarıda” kanlı mıdır ki, içeride misillemeye muhataptır?
- T.C. devleti ele geçirilmiş ve acizleştirilerek felç mi edilmiştir de bizler habersiziz??
- T.C. devleti ASELSAN’daki yüksek zekalı mühendis vatan evlatlarını niçin korumuyor??
- T.C. İsparta uçağında çok değerli 6 fizikçisinin ölümüne / öldürülmesine yol açan kazayı
   / sabotajı neden aydınlat(a)mıyor??
- T.C. devleti, Jandarma Genel Komutanı katındaki bir orgeneralinin (Eşref Bitlis) uçağının            düşürülerek şehit edilmesinin üzerindeki kanlı örtüyü neden kaldır(a)mıyor??
– …..

Lütfen uzattırmayın, suç sayılabilecek soruları sordurmayın..
ve en birinci görevinizi yapın;

  • CAN GÜVENLİĞİMİZİ HER DURUMDA SAĞLAYIN..

İçişleri Bakanı iken Mehmet Ağar’ın, katledilen Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu‘ya

  • “Tuğlayı çekersem duvar yıkılır ve hepimiz altında kalırız..”

söyleminin anlamını bize / Ulusa açıklayın ve gereğini yapın..

Sizde hiç ar – namus, vicdan – adalet duygusu, Allah korkusu yok mu??

Size etkili eylem – söylem nedir, söyler misiniz, hiç yoktan bilelim..

Sevgi ve saygı ile,
01.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

2015 Ocak Ayı Aydınlanma Makalelerimiz..


2015 Ocak Ayı Aydınlanma Makalelerimiz..

Dostlar,

2015 yılı Ocak ayı içinde yazp bu sitede sizlerle paylaştığımız makaleleri topluca listelemek ve erişkeleri (linkleri) ile birlikte aşağıda paylaşmak istiyoruz.

Okurlarımızın sitemize göstedikleri destek ve ilgiye şükranlarımızı sunarız.
Geçtiğimiz ay 27 Ocak (2015) günü, 1 gün içinde sitemizde 9866 dosya
doğrudan ziyaretle okundu.
Ayrıca paylaşım ile üzüm salkımı gibi okuma rakamları büyüyüyor bilindiği gibi..
Face, tweeter, Google 1, Linkedin vd. üzerinden ve okuyucuların kendi aralarında paylaşılıyor..

2015 Yılı  Ocak ayı A y d ı n l a n m a  Makaleleri [18 adet]

No Makalenin konusu Yayımlandığı yer(ler) Tarihi
1 “F savcıları görevden alındı” ama ?? http://ahmetsaltik.net/2015/01/01/f-savcilari-gorevden-alindi/ 01.01.2015
2 AKP İktidarının 12 Yıllık Özelleştirme Talanının
Dehşet Verici Muhasebesi
http://ahmetsaltik.net/2015/01/01/bir-yilin-degil-bir-iktidarin-ozellestirme-muhasebesi/ 01.01.2015
3 Atatürk’ün Ankara’ya Gelişinin 95. Yıl Dönümü ve Öncesi.. http://ahmetsaltik.net/2015/01/02/ataturkun-ankaraya-gelisinin-95-yil-donumu-etkinlikleri-ve/ 02.01.2015
4 ULUSAL İŞ SAĞLIĞI ve GÜVENLİĞİ POLİTİKA BELGESİ – 2 ve 3 Üzerinde Düşünceler http://ahmetsaltik.net/2015/01/03/ulusal-is-sagligi-ve-guvenligi-politika-belgesi-ii-ve-3-uzerinde-dusunceler/ 03.01.2015
5 118. SESSİZ ÇIĞLIK EYLEMİNDE BULUŞALIM… http://ahmetsaltik.net/2015/01/03/118-sessiz-ciglik-eyleminde-bulusalim/ 03.01.2015
6 EKONOMİDE SULAR ISINIRKEN… http://ahmetsaltik.net/2015/01/08/turk-is-dunyasini-doviz-kuru-vurdu/, 08.01.2015 08.01.2015
7 CIA Türkiye İstasyon Şefi Mr. Fuller Yine Operasyonda mı? http://ahmetsaltik.net/wp-admin/post.php?post=29536&action=edit&message=1, 08.01.2015 08.01.2015
8 EĞİTİM-İŞ’ten POLİS DEVLETİ GÖRÜNTÜLERİ SERGİSİNE ÇAĞRI.. http://ahmetsaltik.net/2015/01/09/egitim-isten-polis-devleti-goruntuleri-sergisine-cagri/ 09.01.2015
9 AYM; Askeri Casusluk davasında ‘hak ihlali var..’ TPK’nin Yürüttüğü Tarihsel Savaşım… ve Türkiye Gündemi.. http://ahmetsaltik.net/2015/01/10/aym-askeri-casusluk-davasinda-hak-ihlali-var-ve-turkiye-gundemi/ 10.01.2015
10 Doğu Perinçek, AİHM’de Savunma Hakkını Kullanmalıdır! http://ahmetsaltik.net/2015/01/11/dogu-perincek-aihmde-savunma-hakkini-kullanmalidir/ 11.01.2015
11 Paris’teki kanlı irtica saldırısını kınıyoruz; ama… http://ahmetsaltik.net/2015/01/11/paristeki-kanli-irtica-saldirisini-kiniyoruz-ama/ 12.01.2015
12 Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı Eylem Planı Üzerine http://ahmetsaltik.net/2015/01/12/dinamik-nufus-yapisinin-korunmasi-programi-eylem-plani/ 12.01.2015
13 Doğu Perinçek’in Yurtdışına Çıkış İznini Kim – Neden Engelliyor?? http://ahmetsaltik.net/2015/01/15/dogu-perincekin-yurtdisina-cikis-iznini-kim-neden-engelliyor/ 15.01.2015
14 Başbakan Davutoğlu’nun
Cumhuriyet’e “Bedeli olur” Sözü Üzerine..
http://ahmetsaltik.net/2015/01/17/basbakan-davutoglunun-cumhuriyete-bedeli-olur-sozu-uzerine/ 17.01.2015
15 Doğu Perinçek’in Yurtdışı Yasağının AİHM Davası İçin Kaldırılması Üzerine http://ahmetsaltik.net/2015/01/20/29763/ 20.01.2015
16 TBMM’de 4 Eski Bakan’ın Aklama Oylamasının Çağrışımları http://ahmetsaltik.net/2015/01/21/tbmmde-4-eski-bakanin-aklama-oylamasinin-cagrisimlari/ 21.01.2015
17 RTE’nin TCMB’na Çatmasının Arka Yüzü ve
Ülkeye Muazzam Maliyeti
http://ahmetsaltik.net/2015/01/23/doviz-acigi-ulusal-gelirin-yarisini-asti-ve-rtenin-tcmbna-catmasinin-arka-yuzu/ 23.01.2015
18 TÜİK 2014 Sonu Nüfus Verileri  : 2014’te Nüfus
1 Milyondan Çok Arttı; Gereksiz ve Hızla Çoğalıyoruz..
http://ahmetsaltik.net/2015/01/28/tuik-nufus-verileri-2014te-nufus-1-milyondan-cok-artti-gereksiz-ve-hizla-cogaliyoruz/ 28.01.2015

Anımsanacağı üzere 2014 sonunda yıllık aydınlanma konferanslarımızın dökümünü de vermiştik..  1996 başından bu yana, kaydedebildiğimiz ölçüde,
1468 görsel konferans rakamına Ocak 2015 sonunda eriştik..

2014 Yılı Aydınlanma Konuşmalarımız :
Ulusa Hesap Verme Sorumluluğu
(http://ahmetsaltik.net/2015/01/02/2014-yili-aydinlanma-konusmalarimiz/)

Ocak 2015 içinde 2 konuşmamız oldu..

– Soğuklar ve Sağlığımızı Korumak  (Canlı TV programı, Kanal A, yakl.20 dk.)
http://youtu.be/BL6KLmmF-qs, 05.01.2015

– Türkiye’de Aydın Cinayetleri Neden Durdurulamıyor? Katiller kim?? (görsel konferans)
Ulusal Güç Birliği Girişimi – Isparta, 24.01.2015

İlgi, destek ve katkınızın sürmesi dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile,
01.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Not : 02 Ocak 2015 günü topluca yayımlamıştık…

http://ahmetsaltik.net/2015/01/02/ozgecmis-ve-bilimsel-calismalar-listesi/

- Halkımıza dönük AYDINLANMA makalelerimizin (tıbbi olmayan) listesi
(1996 başından bu yana 450+ adet)
- Halkımıza dönük AYDINLANMA konuşmalarımızın / konferanslarımızın listesi
(1996 başından bu yana 1465 adet)

Yaşar Kemal Usta’ya!

 

Yaşar Kemal’in son durumuyla ilgili açıklama

Çapa’da bulunan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 2 haftadır yoğun bakımda tutulan Yazar Yaşar Kemal‘in sağlık durumu ile ilgili hastanenin Başhekim Yardımcısı Prof Dr. Şükrü Öztürk açıklama yaptı.
www.cumhuriyet.com.tr
Yayınlanma tarihi: 01 Şubat 2015 Pazar
Haber görseli
Yaşar Kemal’in yaklaşık 17 gündür İstanbul Tıp Fakültesi’nde yoğun bakım ünitesinde tedavisinin sürdüğünü belirten Öztürk,“1 Şubat 2015 tarihi itibariyle sağlık durumu şu şekildedir: Altta yatan kronik hastalıklara bağlı olarak, hastanın çoğul organ yetersizliği mevcuttur. Bu nedenle de hastaya yapay solunum tedavisi uygulanmaktadır. Ancak bu sırada izlenen parametrelerde -solunum gibi, kalp atış sayısı gibi izlenen parametreler- kontrol altındadır. Yakın takip ve tedavisi devam etmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” dedi.
“KÖTÜYE GİTME OLARAK YORUMLAMAYALIM”

Haber görseli

Gazetecinin “Daha önce durumu için stabil deniyordu. Bu kez durumu kötüye gitti diye algılandı. Böyle mi acaba?” sorusu üzerine Öztürk, “Kötüye gitme olarak yorumlamayalım.
Bu şekilde bir kelime doğru olmaz. Ancak klinik durumunda bazı parametrelerde bir miktar ağırlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Kritik sözcüğü aşamasında değil şu an. Kritik kelimesini kullanacak aşamada değiliz. Ama şunu düşünelim ki, yoğun bakımda yatmakta olan ve
yapay solunum desteğine ihtiyacı olan bir hastadan bahsediyoruz.” şeklinde yanıt verdi.

“ÜMİDİMİZ HENÜZ TÜKENMİŞ DEĞİLDİR”

İyileşme gösterecek mi? Peki ne düşünüyorsunuz bundan sonrası için?” sorusuna ise Öztürk “Bütün hekimlerimizi, takip eden hem kardiyolog, hem göğüs hastalıkları, hem yoğun bakım hocaları, hekimlerin dileği arzusu da bu yöndedir. Ümidimiz henüz tükenmiş değildir.
Bunu söylemek isterim.
” ifadelerini kullandı.

===========================================

YAŞAR KEMAL USTA’ya!

Haydi Usta,.
Son bir çaba lütfen..
NOBEL edebiyat ödülü almadan koyup gitme bizi..
92 yaş dediğin ne ki?
Senin yaşını aşan bir yığın insan var Türkiye’de ve dünyada..
Bak Demirel’e, örnek al mesela..Hem geçen ay yazdığımız bir makalede sana
“YAŞAR KEMAL İYİLEŞ DE GELECEK OLSUN!” diye seslenmiştik..Merhum Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan öğrenmiştik bunu..
İnan yaşasaydı O da sana;

– “Hey Koca Yaşar Kemal, iyileş de gelecek olsun..” derdi eminiz.Bir şey daha.. Yukarıda değindiğimiz makalemizde senin anadilini de sormuştuk..
(http://ahmetsaltik.net/2015/01/19/29738/)
O sorumuza da yanıt vermedin daha..
Nitelikli bir polemiğe girelim seninle..
Yapıcı, dostça ve bilimsel..

Haydi usta, daha bize vereceklerin / vermen gerekenler var..
Sana doyamadık..
Duyuyor musun??
Şu adına “Küreselleşme” dedikleri Yeni emperyalizmin romanını yaz bize…
Gencecik beyinler yutmasın bu lanetli “büyüklere masallar“ı..
Yaz onlara, Küreselleşme’nin KüreselleşTİRme olduğunu;
yani yapanı edeni olduğunu ama bir de utanmadan kendilerini sakladıklarını..
İğrenç oyunlarını mistikleştirmek için “kendiliğinden oluyormuş” havası verdiklerini..
Emperyalizmin 21. yy. türevi / sürümü (versiyonu) olduğunu da..
Kur denklemini çırılçıplak :

KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm! … diye gürle insanlığın umudu kadim Anadolu’dan..

İnce Memed’i bir kez daha koş hizmete, halkımızın aydınlanması – uyanması için..
Anıları öyle taze ki o yarattığın efsane kahramanın.. daha bitirmedi işini..

Anlıyor musun usta..
Daha çok işimiz var görülecek..
Elleri pamuklu kimi edebiyat taşeronlarına koma bizi..
Ellerinden, ellerinden öperim..

Sevgi ve saygı ile,
01.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

MERALARI YOK ETMEK HALKA SON İHANET OLUR


MERALARI YOK ETMEK HALKA SON İHANET OLUR

Orhan Özkaya

Meraları yok ederek halkı ve ülkenin hayvan varlığı açlığa terk edilmiş olunacaktır.

Yeni çıkartılan “Torba Yasa” ile mera, yayla, otlak, yaylak, kışlak, harman yerleri gibi tarım alanlarının önce kiralanıp sonra da satılabileceği ve bunun için Kırklareli’nin 70 köyündeki meralarda bu işlemin başlatıldığı ortaya çıktı. Hayvancılığın bel kemiğini teşkil eden mera, otlak ve diğerleri mevcut yasaların emrettiği hükümlere göre satılması, kiralanması demek; ülkenin insanlarının aç kalmasının yanı sıra hayvan varlığının da açlığa terk edilmesi demektir. Bu yerler,  “Devletin hüküm ve tasarrufundaki yerlerdendir. Bu yerlerin özel mülkiyete konu olması mümkün değildir.” Bu durum Türkiye Cumhuriyeti Yasalarında belirlenmiştir. Satacak kamu varlığı, halkın malı bırakmayanlar işi, devletin arsalarına,
tarihi okullarına kadar indirgediler. Sıra meralara, yayla, yaylak, otlak, harman yerleriyle kışlaklara geldi.

4234 sayılı ilk Mera Yasası ve 3402 sayılı Kadastro Yasası’nın 16. maddesi,

Mera, bir veya birden fazla köy ve kasaba halkının bağımsız olarak veya birlikte kullandığı yerlere denir. Yetkili makam tarafından ayrılan veya böyle bir ayırma bulunmamasına karşın başlangıcı bilinemeyen zamandan beri (kadimden), ilgili kasaba ve köy tarafından mera olarak kullanılagelen ve hak sahiplerinin mevcut kullanma (intifa) hakları dışında üzerinde eylemli ve yasal iyelikte bulunmadıkları arazilerdir.” diye tanımlamaktadır.

Meraların hiçbir koşulda özel iyeliğe (AS: mülkiyete) konu olamayacağı devletin ve kamunun ortak malı yerler olduğu belirtilmektedir. Bütün bu devlet ve kamusal engelleyici,
caydırıcı önlemlere karşın meralar satış tahtasına konmaktan kurtulamamıştır.
Devlet demek, bir anlamda halk demektir; İktidar ya da hükümet gücü demek değildir.

Meralar yerli ve yabancı şirketlerin insafına terk edilemez

Bu alanlar üzerindeki yapılaşmalar, yerel yönetimlerin görev ihmalinden doğmuştur.
Bu durum yeni bir oy avcılığına dönüşüp, siyasal rant sağlanacaktır. Yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır yerleri de aynı yasanın etkisinden kurtulamayacaktır. Bu alanlarda da, 2004 yılından önce yapılan yapılar affa uğrayacaktır. Yetkililer, “buralarda yıkılmasında yarar bulunmayan; çok katlı binalar, siteler yıkıma tabi tutulmayacak”, “derme-çatma” yapılaşmaya ise izin verilmeyerek yıkılacaktır” diye konuya yaklaşmaktadır. Yani yine
toplumun en altta kalan kesiminin gözünün yaşı, çeşmeler gibi akmaya devam edecek!
Bu durum aynı zamanda “imar affı” uygulamasının bir kopyasıdır.

Uygulama, dünyamızın çevre yıkımlarıyla ısınarak geldiği bu ürkütücü aşamada, dünya ve Türkiye çevrecilerinin feryatları na aldırış etmeden gerçekleştirilmekte. Ne köylü ve ne de çiftçi düşünülmekte, tarımın her kolu öldürüldüğü için, hayvancılıkta payına düşeni alıyor. Kuraklık ve açlık,
bir süre sonra ülkemizde de ölümlere neden olursa, her halde ona da alıştırılacağız!

 Bir ülke bu kadar dengeden çıkartılır mı?               

Daha önce, 5462 sayılı “Organize Sanayi Bölgeleri Yasası”, 2634 sayılı “Turizmi Teşvik Yasası”, 2924 sayılı “Orman Köylülerini Kalkındırma Yasası”, 4915 sayılı “Kara Avcılığı Yasası”, 3213 sayılı “Maden Yasası”, 7269 sayılı “Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirler ile Yapılacak Yardımlara Dair Kanunlar” tarafından da meralar vasıflarını kaybediyordu. Yine “Serbest Bölgeler”, “Endüstri Bölgeleri” ve
son çıkartılan “Kentsel Dönüşüm Yasası”gibi yasalarla meralar özel mülkiyete veya
49-99 yıllığına kiralamaya açık hale getirilmişti. Ancak bütün bu durumlara karşın,
mevcut Mera Yasası’na göre mahkemeyle bu uygulamalar iptal ettirilebiliyordu.
Yeni çıkartılan yasayla bu yol tümden kapandı. Bir süre sonra bu alanlar da
satılarak yabancıların eline geçecek.

Bir ülkenin ekseni ve dengesiyle bu kadar oynanır mı?

=======================================

Dostlar,

Sayın Orhan Özkaya eski Tapu Kadastro Genel Müdür yardımcısıdır.
Alanına çok egemen bir yurtsever bürokrattır. Yabancılara taşınmaz ve özellikle toprak satışlarının ciddi sakıncalarını Türkiye’nin yöneticilerine ve kamuoyuna anlatabilmek için
çok emek harcamıştır. Pek çok kitap yazmıştır… Birkaçı aşağıda..

yabanciya-toprak-satisi-orhan-ozkaya

Sayın Özkaya‘nın yukarıdaki yazısı da son derece önemli ve uyarıcıdır.
Kendisine teşekkür borçluyuz..

Bir eski Maliye Bakanı “babalar gibi satarım, satıca alıp götürmüyor ya,
ülkeye yabancı sermaye geliyor…” türünden saçma sapan sözler ediyordu.
Şimdilerde, bu geri dönüşümü neredeyse olanaksızlaşan sürecin sakıncaları
daha da belirginleşiyor.

Zaten 6330 sayılı Büyükşehir / Bütünşehir yasası uyarınca son yerel seçimler sonrası
(30 Mart 2014) 750 bin + nüfuslu 31 ilde hiç köy bırakılmamış, 17 bine yakın köy
sabah kalkınca kentin mahallesine dönüştürülmüş idi. Dolayısıyla köy tüzel kişiliği
ortadan kalkmış (mahalle muhtarlığının tüzel kişiliği ve mal varlığı yoktur..) ortak taşınmaz mallar da başta otlak – yayla ve meralar olmak üzere Büyükşehir Belediye Başkanlığı tasarrufuna geçirilmişti.

Kentsel rantlardan sonra sıra kırsal kesim arazilerini imar planları oyunlarıyla ranta çevirmek tasarlanıyordu. Bir bölümünü de yapılaşmaya açarak.. Ya da yabancıların büyük tarımsal arazileri şirketler kurarak ele geçirmeleri ve topraklarımızda tarım yapmaları..
Kendi insanımızı ise dün sahibi olduğu topraklarda ırgatlaştırarak.. Şu kör talihe bakınız ki, toprak köleliği (reaya, serflik) sanki yüzyıllar gerisinden hortlatılarak geriye döndürülüyor.

Toprak reformu ile topraksız köylüyü topraklandırmak (Toprak işleyenin, su kullananın!?) ise artık Kaf Dağının ardında düşer ötesi bir özlem mi?? Hani Köylü milletin efendisi idi??

Köylüsünü Cumhuriyetin başı dik yurttaşı yapmak yerine, kendi ülkesinde, üstelik de
yabancı feodallerin (toprak ağaları), LANDLORD’ların post-modern kölesi yapmak zilleti de varsın AKP’nin ve yandaşlarının omuzlarında kalsın..

*****

Kapatılan İl Özel İdarelerinin malları da yandaş belediyelere kaymakam ve valiler eliyle dağıtılmıştı.

Son derece tehlikeli – kritik bir dönemece gelmiş bulunuyoruz.
AKP’nin gözü kara, çünkü ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak istiyor.
2023’e dek mutlaka.. Bu uğurda göze alamayacağı hiçbir şey yok..
Ülke yangın yerine döndürüldü ve Hedef 2023 ile Cumhuriyet’e nokta koyarak
Anadolu Federe İslam Devletini, Bay RTE’nin de Halife – Sultanlığını ilan etmek.

Bu kıyamete gidişin mutlaka durdurulması gerek..
En temel tarihsel sorumluluk, yurtsever – vatansever, çıkar çarkına bulanmamış,
vicdanını ve ülkesini – vatanını satmamış – satmayacak AKP’li vekillere ve tabana düşüyor.
Sakın unutulmasın, aynı gemideyiz!

Böyle gidere kendi vatanımızda yaşam olanağımız kalmayacak.
Dr. Erdal Atabek‘in ünlü kitabının adı gibi : KENDİ YURDUNDA SÜRGÜNSÜN..
Ormanlık arazilerin 2B oyunu ile orman olmaktan çıkarılarak yıllardır zilyedi
(tapulu maliki olmadan fiili malik, ekip – biçen) olan köylülere satılması zaten bir
kıyamet alameti zorbalık değil miydi ??

Duyuyor musunuz ey AKP’liler..
Yoksa uyuyor musunuz??
Ya da siz de testinizi – küpünüzü doldurma telaşında mısınız bu yağma ganimet – talan düzeninde??

Hangisi, hangisi??
Ve intifada ne zaman???

Sevgi ve saygıyla.
31.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Din eğitiminde “zorunlu” tartışma ve Erdoğani Türkiye Cemahiriyye-i İslamiyyesi…


Din eğitiminde “zorunlu” tartışma ve
Erdoğani Türkiye Cemahiriyye-i İslamiyyesi…

http://www.hekimpostasi.org.tr/2015/01/26/din-egitiminde-zorunlu-tartisma/
26 Ocak 2015
(Başlığın 2. ve 2. dizeleri yeşil renkli olarak bizim eklememizdir..)

din eğitimi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi zorunlu din derslerinin kaldırılmasına hükmederken, Milli Eğitim Şurasında din derslerinin ilkokul 1., 2. ve 3. sınıflarda dahi zorunlu olması kararı kabul edildi. Tavsiye niteliği taşıyan ve Milli Eğitim Bakanlığı’na sunulacak karar tartışmalara neden oldu.

ATO Hekim Postası

Ocak 2015, sayı 65

Milli Eğitim Bakanı Prof. Nabi Avcı başkanlığında toplanan 19. Milli Eğitim Şurası
Genel Kurulunda ilkokul 1., 2. ve 3. sınıflara da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin konulması, ilkokul 1., 2. ve 3. sınıflar için hazırlanacak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
dersi öğretim programlarında çoğulcu anlayışa yer verilmesi önerisi benimsendi.
Karar sonrası din eğitiminin zorunlu olmaması gerektiği tartışılırken Hacettepe Üniversitesi
Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Füsun Çuhadaroğlu,

çocukların dini soyut bir kavram – bir inanç sistemi olarak
12 yaşından başlayarak anlayabileceklerini
söyledi.

İnsanın ahlak gelişiminin somut düzeyden soyut düzeye doğru bir ilerlemesi olduğunu belirten Çuhadaroğlu dinsel kuralların öğretilmesinden öte, dini öğreten kişinin çocuğun zihninde
dinle ilgili nasıl bir kavram oluşturduğunun önemli olduğuna değindi.

Nasıl öğretildiği önemli

Din eğitiminin verilme biçimine dikkat etmek gerektiğini belirten Çuhadaroğlu sözlerini

“Çocukları yetiştirirken ahlaklı olmayı öğretmek için vereceğimiz eğitimin içinde din de
yer alabilir ama dinin çocuklara nasıl öğretildiği önemli. Bir dinin ya da Allah sevgisinin çocuğa koruyucu, kollayıcı, affedici, hoşgörülü bir biçimde anlatılması da mümkün;
günah ve cezaya dayalı daha korku temelli anlatılması da mümkün. En ufak şeyin günah
kabul edildiği, en ufak hatadan dolayı ceza görüleceğini vurgulayan bir anlatım,
çocuğun kafasında varoluşunu sürekli gözaltında hissettiren, kendi iradesinin
önemini ortadan kaldıran bir çerçeve yaratabilir.”
diye sürdürdü.

Korku ahlak gelişiminin ilerlemesini engeller

Korku temelli bir yaklaşımın çocuklarda ahlak gelişiminin ileri gitmesini engelleyeceğini söyleyen Çuhadaroğlu

“Dinsel yasaklar çevresinde çocukların davranışlarını yönlendirmeye çalıştığımızda,
çocuk bir şeyin doğru olduğuna inandığı için onu yapıyor olmaz da, ceza almaktan korktuğu için yapmaktan kaçınır. Biz buna dışarıdan denetimli ahlak eğitimi diyoruz. Oysa önemli olan çocuğun içselleştirerek, kendi iradesiyle ahlaklı davranmasını sağlamak.
Din eğitiminin suç ve günah kavramlarıyla verilmesi, ahlak gelişiminin ileri gitmesini,
soyut düzeye ulaşmasını engeller.” dedi.

Anlayacağı dilde öğretilmeli

Din eğitiminde dilin önemine de değinen Çuhadaroğlu,

“İlkokul çocuklarında din eğitiminin dikte ettirme, ezberletme biçiminde olmaması gerek  Sonuçta dua ederken herkes kendi diliyle dua ediyor. Dinin ne dediğinin anlaşılması açısından herkese kendi anlayacağı dilde öğretilmesi önemli.” açıklamasını yaptı.

aihm

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), eğitimde Din ve Ahlak Kültürü Derslerine karşı Ankara’dan davacı olan 14 Türk vatandaşının 2011’de açtığı davada kararını 16 Eylül’de
(AS: 2014) açıkladı.

AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) eğitim hakkıyla ilgili maddesinin
ihlal edildiğine hükmetti.

Benzer olası davalar için emsal (AS: örnek!) teşkil etmesi (AS: oluşturması) bakımından
önem taşıyan kararda Mahkeme;

(AİHM) En kısa sürede Din ve Ahlak Kültürü Derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılıp, öğrencilerin muaf tutulabilecekleri bir sisteme geçilmesi gerektiğine karar verdi.

Mahkeme, oy birliğiyle aldığı kararda,

Türk hükümetinden “zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu Din ve Ahlak Kültürü Derslerinden muaf (AS: bağışık) tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini..” istedi.

Kararda, Türkiye’de Din ve Ahlak Kültürü kitaplarının içeriğinde yapılan son değişikliklerin “yetersiz” olduğu belirtilip, Devletin dinsel konularla ilgili düzenlemelerde
“yansız ve tarafsız olma yükümlülüğü” hatırlatıldı.

================================

Dostlar,

Eklenecek bir şey kaldı mı??

Dinci AKP iktidarı, AİHM kararlarını bile arkadan  dolaşarak, hukuka karşı hile (hülle) ile boşa çıkarmaya çabalıyor..

AKP İnsanlık suçu işliyor!

Hatta gözdağı veriyor Başbakan A. Davutoğlu.. Kiliseye götürülüyormuş öğrenciler.. Olabilir, doğrudur..ancak hangi bağlamda götürülüyor ve söylenenlerin içeriği, söyleme yöntemi ne??

Hükümet ülkeyi daha fazla germeyi bırakmalı ve ülkemizin saygınlığını uluslararası düzlemde aşındırmamalıdır. AİHM kararlarına uymayan bir Türkiye izleniminin uluslararası toplumda oluşması kabul edilemeyecek bir durumdur. Türkiye AB’den de kopar,
çağdaş dünyadan soyutlanır, Avrupa Konseyi‘nden bile çıkarılabilir.

Yoksa istenen tam da bu mudur?
İkinci bir Suudi Arabistan olmak mıdır??

- Erdoğani Türkiye Cemahiriyye-i İslamiyyesi…

“Hedef 2023″ yoksa tam da bu mudur??

Maske epey düştü.. Bir püf kaldı..

Bu lanetli plana AYDINLIK TÜRKİYE GÜÇLERİ
asla izin vermeyecektir. İç savaş nedenidir..

Herkes bu gerçeği kafasına bir güzel yerleştirmeli ve oyunu kurallarına göre oynayarak, Cumhuriyetin temel değerleriyle uğraşmaktan vazgeçmelidir.
Anayasaya sadık kalma yemini etti tüm vekiller…Ne bu takiyye??

Demokrasinin olanaklarını kullanarak iktidara gelmek ve
- onu yıkmaya çalışmak ahlaksızlıktır,
- ikiyüzlülüktür,
- riyadır,
- rejimi hileyle değiştirme bağlamında anayasa suçudur,
- Nazizm ve Hitler gibi yüz kızartıcı – insanlığı utandıran bir eylemdir.. 
- Utanılacak bir şeydir,
- halkı aldatmaktır,
- ayıptır, hem de çooook  ayıptır!

Ne gerçek müslümanlığa sığar ne de insanlığa…

Yeter mi??

Sevgi ve saygıyla.
31.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net