SİYASAL İSLAMIN GERİLEMESİ

SİYASAL İSLAMIN GERİLEMESİ

Zeynep GÜRCANLI ile ilgili görsel sonucuZeynep GÜRCANLI

SÖZCÜ, 26.12.16

Türkiye’de giderek artan Sünni temelli popülizme bakmayın;
Dünyada değişen siyaset anlayışı, Türkiye’yi siyasal İslami söylemi bir yana bırakıp, laik olmaya zorluyor, zorlayacak.
ABD’de 20 Ocak’ta göreve başlayacak olan yeni Başkan Donald Trump‘ın önceliğinin “siyasal İslam’la mücadele” olacağının tüm işaretleri mevcut. O kadar ki, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un öldürülmesinin ardından yaptığı açıklamada Trump, Türkiye’deki “katil Nusra’cı mı, FETÖ’cü mü, başka bir örgüt mü” tartışmasıyla hiç ilgilenmediğini ortaya koydu; Yaptığı açıklamada Rus Büyükelçi’nin “Radikal İslamcı bir terörist” tarafından öldürüldüğünü söyleyiverdi.
Keza; Trump’ın göreve atayacağı ekibin hemen hemen tümü siyasal İslam karşıtı görüşleriyle tanınan isimler. Aralarında açıkça Müslümanlar’a karşı nefret söylemine başvurmaktan çekinmeyenler bile var. Trump’un CIA’nın başına atayacağı Pompeo, Türkiye için “İslamcı diktatörlük” tabirini kullandı, Enerji Bakanlığı’na aday gösterdiği Perry, Türkiye yönetiminin İslamcı uygulamalarını çok sert ifadelerle eleştirdi, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’na atadığı Flynn siyasal İslam hareketini yerden yere vurdu.
Dünyada, özellikle de Ortadoğu’da giderek etkinliğini artıran Rusya’nın da yaklaşımı, Trump’dan pek farklı değil; Putin, siyasal İslam’ın yükseliş döneminde, başta Çeçenistan olmak üzere, ülkenin Müslüman nüfuslu kesimlerinde büyük sıkıntılar yaşamış bir ülkenin lideri.
Siyasal İslam’ın etkinliğini artırmasının önce Rusya’yı vuracağının farkında.
Dünya, bu iki liderin, Putin ve Trump’ın yakınlaşmasına/ortaklığına hazırlanıyor.
Önümüzdeki yıllar, önce ABD’nin “yeşil kuşak” projesi, ardından da Arap baharı” hamleleriyle güçlenen siyasal İslam’ın gerileme dönemi olacak gibi görünüyor.
Ve elbette Türkiye de bundan nasibini alacak. Hatta ilk işaretler gelmeye başladı bile;
– Gazze konusundaki popülist çıkışlar bugünlerde hiç duyulmaz oldu. Aksine, AKP hükümeti, Gazze’deki tüm acılardan sorumlu tuttuğu İsrail ile barıştı. Şimdilerde Hamas’tan kimse söz etmiyor; Bunun yerine İsrail ile yeni ortaklıklar müzakere ediliyor.
– İkinci somut işaret Suriye konusunda; Rus Büyükelçi Karlov‘a yönelik suikastın gölgesinde gerçekleşen Moskova toplantısında, Rusya, İran ve Türkiye, “laik Suriye” amaçladıklarını tüm dünyaya açıkladılar. Toplantı sonunda yayınlanan ortak bildirinin ilk maddesi bakın ne diyor;

  • İran, Rusya ve Türkiye, çok sayıda etnik yapı barındıran, çok dinli, mezhepçi olmayan, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygılarını bir kez daha ifade ederler.”

Türkiye’nin Suriye konusunda giderek Rusya yörüngesine girmesinin bir başka sonucu ise, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle ittifakın zayıflaması olacak. Bu da en çok Türkiye’deki ağır Vahhabi söylem ve uygulamalarını vuracak. Nitekim, AKP’nin Körfez Araplarıyla birlikte yola çıktığı “Sünni İslam ittifakının” dağılma işaretleri gelmeye başladı bile; Türkiye, Suriye’de Esad yönetiminin sona erdirilmesini “önceliklerinden” çıkarınca, ilk tepki Suudi Arabistan’dan geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trabzon’da stada Katar Emiri’nin fotoğraflarını astırması ise, Türkiye Suriye’de taraf değiştirirken, eski müttefik Katar’ın bir nevi “gönlünün alınması” olarak okunmalı.
Türkiye açısından siyasal İslam’ın gerileyip, laikliğin ağırlığının artacağına ilişkin bir başka işaret, TBMM’nin 15 Temmuz FETÖ darbesini araştırmak için kurduğu komisyonun taslak raporunda yer aldı. AKP’lilerin çoğunluğu oluşturduğu komisyonun raporunda, “Milli eğitim dini, siyasi, ticari grupların eline bırakılmamalı” denildi. Eğitimin giderek dinileştirildiği, FETÖ’den alınan eğitim kurumlarının, başta Ensar olmak üzere, çeşitli vakıflara devredildiği eğitimin geldiği nokta, AKP hükümetinde bile rahatsızlık yaratmaya başladı. O kadar ki, Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz bile, PISA sonuçlarında İmam-Hatip okullarının durumunu es geçip, “Fen lisesi öğrencilerimizin dünya ile yarışma konusunda sıkıntısı yok, hatta dünyanın çok çok daha önünde” demek zorunda hissetti.
– Ve dış politikadan bir işaret daha; AKP, son döneme mitinglerde, konuşmalarda ötekileştirdiği, hatta şeytanlaştırdığı Avrupa Birliği ile, sessiz sedasız yeniden yakınlaşma çabası içine girdi. Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ilişkin müzakereler masada.
Bu kadar da değil; Ayrıca, AB ile “vizesiz seyahat” olasılığının hayata geçirilmesi için görüşmeler de el altından devam ettiriliyor. Ankara’nın bu konuda AB’ye yeni öneriler yaptığı kulislere sızmış durumda.
Kısacası;
Türkiye’nin hiç gereği yokken içine çekildiği rejim değişikliği sürecinde atılacak nutuklara, kalabalıkları ağlatacak ağır İslami söylemlere aldırmayın;
Önümüzdeki dönem, AKP istese de, istemese de, laikliğin yükseldiği dönem olacak.
Atatürk’ün neredeyse 100 yıl önce gördüğünü, onlar da sonunda görecek, anlayacak…

ANKARA FISILTISI
ANKARA’YA ‘KÜRDİSTAN’ TEMSİLCİLİĞİ KURULUYOR

Hayaldi; gerçek oldu.
Ankara’ya “Kürdistan Temsilciliği” kuruluyor.
Irak’ın kuzeyindeki Kürt siyasi partileri Ankara’da yıllar önce temsilcilikler açmışlardı. Irak Kürdistan Demokrat Partisi ve Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin temsilcilikleri hala aktif.
Ancak ilk kez, bir siyasi parti değil, Irak’ın kuzeyindeki özerk yönetim temsilcilik açacak Türkiye’nin başkentinde.
İlk açıklama, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Dış ilişkiler Sorumlusu Felah Mustafa’dan geldi. Mustafa, Irak Kürdistan temsilciliğinin Türkiye’nin başkentinde açılması için Ankara ve Erbil’in “anlaştığını” söyledi. Bu anlaşma, Türkiye’nin Erbil Başkonsolosu Akif İnam tarafından da, Barzani’ye yakın Rudaw televizyonuna yapılan açıklamada doğrulandı.
Kısacası, “Kürdistan Temsilciliği” açılış için gün saymaya başladı.
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Ankara’da açacağı bu temsilcilik, Barzani’nin Kuzey Irak için “bağımsızlık” arayışıyla birlikte okunmalı.
AKP hükümetinin Ankara’da “Irak Kürdistan Temsilciliği”ne izin vermesi ise, bağımsızlık ilanına Türkiye’nin “yeşil ışık yakması” olarak yorumlanıyor kulislerde.
==================================
Dostlar,

Son 2-3 gün son derece yoğun işlerimiz – görevlerimiz nedeniyle sitemize yeni dosya koyamadık.. Üzgünüz..
SÖZCÜ’den Sayın Zeynep GÜRCANLI‘nın yukarıdaki yazısını önemsedik.
Elbette dünya ve Türkiye laik-seküler devlet ve toplum yaşamını sürdürecek..

Yazının 2. bölümü ise AKP’nin her zamanki tutarsızlıklarına kötü bir örnek..
Bunlar ülkemize sıklıkla onarımı olanaksız zararlar verebiliyor..
Yapılmaması ve düzeltilmesi gerekiyor..

Sevgi ve saygı ile.
27 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Menemen ayaklanmasının tarihi belgelerindeki sır!

 

Menemen ayaklanmasının
tarihi belgelerindeki sır!

Saygı Öztürk
Saygı ÖZTÜRK
SÖZCÜ, 22.12.2015

Tarih 23 Aralık 1930… 24 yaşındaki Asteğmen Kubilay, Menemen’de mürteciler
tarafından katledildi. O güzelim başı, bir bağ bıçağıyla gövdesinden ayrıldı.
SÖZCÜ Kubilay’ın şehit edilişinin 85. Yıldönümü’nde tarihe ışık tutacak belgeleri açıklıyor..

Cumhuriyetimizin ve laikliğin simge isimlerinden Asteğmen Kubilay’ın (Mustafa Fehmi Kubilay) mürteciler tarafından şehit edilişinin 85. yıldönümü… Laiklik ve Cumhuriyet sevdalıları için o acı daha dün gibi… O gün, irticanın kanlı ve kirli elleri hatırlanır,
laikliğe, Cumhuriyetimize bağlılıklar bir kez daha yinelenir. SÖZCÜ o acımasız katliamın tarihi belgelerine ulaştı ve Cumhuriyet’in belleğine kazınan katliamın izini adım adım sürdü. Kubilay’ın katledilişi yazışmalara böyle yansıdı…

Vali Kazım Bey, saat 17.40’ta makine başına geçti ve İçişleri Bakanlığı’nın sorduğu soruları yanıtlamaya başladı:

– Ne zaman, nerede içtima ederler ve ne ile meşgul olurlarmış?
– Olayın failleri 6 kişidir. Mehdi ve müritler iki-üç aydan beri sık sık Manisa’nın Lalapaşa Mahallesi’nde çırak Mustafa’nın kahvesi ile tatlıcı Hüseyin Efendinin, Manisa’da Tabur İmamı İlyas Efendinin evinde toplanarak zikir ederlerdi.

HALİFELİK ve PADİŞAHLIK GELECEK

– Harekete geçmeye ne vakit karar verilmiş, kim vermiş, maksat neymiş?
7 Aralık 1930 tarihine kadar Lalapaşa Mahallesi’nde tatlıcı Mutaf Efendi’nin evinde yapılan toplantıda harekete geçilme kararı verilmiş, ‘Mehdi’ denilen Derviş Mehmet’in bu konudaki teklifi müritlerce kabul edilmiştir. Hedef ve maksatları: Menemen’de Derviş Mehmet’in Mehdiliğini ve şeriatı ilan, halkı imana davet ile beraber bu hareketlerini diğer ilçe ve illere yaymaktır. 3,5 ay önce İstanbul’dan gelen İbrahim Efendi’nin huzurunda Manisa’da
Tabur İmamı İlyas Efendinin evinde yapılan toplantıda Laz İmam İbrahim Efendi; Abdülhamid’in oğlu Selim Efendinin büyük bir kuvvetle bu yıl memleketi işgal ve
Ankara hükümetini devirip Halife ve Padişahlığa çıkacağını ve şeriatın tekrar kurulacağını ve bu meselelerin İstanbul’da yapılan toplantılarda görüşüldüğünü bildirmiştir.
– Hangi köylere ve ne gün uğramışlar, kimlerle görüşmüşler?
– 7 Aralık’ta Manisa’dan çıkan mürtecilerden Mehdi Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet aynı günde Manisa’ya 5 saat uzaklıktaki Paşaköyü’ne gelerek Mehdi’nin kayınvalidesi Rukiye’nin evinde misafir olmuşlar. Daha önce Bıçakçı Mustafa ve Giritli İsmail tarafından
bu eve bırakılan silah ve cephaneleri bir gün sonra alıp gitmişler… 8 Aralık’ta kendilerine katılan Giritli Hasan, Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Ramazan ile birlikte gece yola çıkıp Sümbül Köyü civarındaki ormanda su başında istirahat etmişler. Ramazan, yanlarından kaçmış, saat 22.00’de 6 kişi Bozalan Köyü’ne gelmişler. Burada Sütçü Mehmet’in kardeşi Hacı İsmail’in evinde bir hafta kalmışlar. Burada zikir çekmişler. Ancak, gelip gidenlerin çok olması üzerine Sütçü Mehmet’in teklifi üzerine onlara bir kulübe yapılmış ve mürtecileri buraya nakletmişler. Bir hafta kalmışlar. Burada kaldıklarına dair hükümete haber veren olmamış, onlar da ihbar olup olmadığını bazı köylüler de araştırmış.

MENEMEN’E EŞEKLE YOLCULUK

Tarih 22 Aralık saat 17.00’de Bozalan’daki kulübelerinden hareket eden mürtecileri,
Bozalanlı Hacı İsmail’in küçük oğlu Hüseyin ile Göreceli Abdülkerim, kendi eşeğiyle
Görece kabristanına kadar getirmiş ve Abdülkerim’in ‘Allah muvaffakiyet versin.
Şeriatı kurduktan ve muzaffer olduktan sonra ben ve arkadaşlarım size katılacak’ demiş. Mürteciler, Menemen’e doğru yola devam ederek Gediz Nehri’ni kayıkla geçmişler ve 23 Aralık saat 06.30’da Menemen’e gelmişler. Sabah saat 06.30’da Zafer İlkokulu’nun önünden Müftü
ya da diğer adıyla Kise Köyü mescidine gelmişler. Saat 07.15’te sabah namazının ardından, camiden aldıkları “İnna Fetehnalek” yazılı bayrakla ve kendilerini 5-10 kişilik bir halk kitlesi takip etmek suretiyle yarım saat içinde Belediye Meydanı ile Belediye arasındaki sokağı takiben ve hükümet önünden geçerek Bergama Caddesi’ne, Şeref Beyin un ve yağ fabrikası önünden geçerek Pazarbaşı Mahallesi’ne gelmişler, Kılıçaslan Sokağı’nda Saffet Hoca’nın evine yakın bir köşede toplanmışlar. Belediye Meydanı’na doğru yollarına devam etmişler. Kafile, caminin önünden geçerek Türbe mevkiine, Tuvukpazarı, Arasta Çarşısı, Tosun Hanı, Keçeciler Çarşısı başından tekbir getirerek ve halkı meydana davet ederek saat 07.40’ta Belediye Meydanı’na gelmiş ve bayrağı dikmişlerdir. Belediye arabacısı Hüseyin, kazmasıyla toprağı kazarak
çukur açmaya yardım etmiştir.

“BİZE TOP VE MERMİ TESİR ETMEZ”

Mürteciler, çektikleri esrarın tesiriyle devamlı ‘şeriat ve tevhit bayrağı altına giriniz. Kurtulmak isteyen gelir, kalanlar kılıçtan geçecektir. Ben Mehdi Resulüm. Arkamızdan 60 bin kişi gelmektedir. Sokakların her tarafını silahlı adamlarımız tutmuştur. Asker bize silah atmaz., bize top ve mermi tesir etmez’ gibi ifadelerle halkı ayaklandırmaya çalışmaktaydılar.
Bunlardan nalıncı Hasan, bayrak muhafızlığı görevini yapmakta, Ali oğlu Hasan, Emrullah oğlu Mehmet Emin silahsız olarak bayrak muhafızına yardım etmekteydiler. Bu manzarayı ilk olarak avukat katibi Mehmet Tevfik Efendi hükümet binasında bulunan Jandarma yazıcısı Ali’ye
haber verince, Ali hemen topladığı 4 askeri ‘silah başı’ etmiş ve hükümet binasının avlusundaki duvarın arkasına yerleştirerek kendisi bayrak tarafına doğru ve bu adamların içine koşmuş, bunların emellerini ve çirkin hareketlerini sormuştur. Mehdi olan Derviş Mehmet, kendisinin
12. İmam olacağını, herkesin bayrak altına geçeceğini, yine tekbir getirerek söylemesi, kendisine düşmanca bir vaziyet almaları, halkın toplanması üzerine ürken Er Ali,
hemen meydandaki otomobillerden biri ile jandarma yüzbaşısı Fahri Efendi’nin evine gitmiş ve olayı haber vermiştir. Yüzbaşı Fahri Efendi 10 adım mesafeye yaklaşınca niçin toplandıklarını, bayrağın sebebini sormuş ve toplanmanın yasak olduğunu anlatarak halka bile ‘biz konuşuyoruz, siz ne bekliyorsunuz. İşinize gidin’ denmesi üzerine halk bir şey dememiş, Mehdi de ‘şimdi
12. İmama ve tevhide sizi iman ettireceğim’ demiş. İşte bu sözler üzerine halkın bir kısmı
el çırpmıştır.

ASKERLER PENCERE ÖNÜNE MEVZİLENDİ

Yüzbaşı bundan telaş ederek halkın bunlarla birleştiği düşüncesiyle çirkin bir tecavüze uğramamak ve hükümetin başına bir gaile açarak sonunda milletten birkaç yüz kişinin öldürülmesine sebebiyet verilmesi gibi endişelerle askeri kuvvet istemek için hükümet binasına dönmüş. Önceden yazıcı Ali tarafından mevziiye sokulan 4 jandarma erini geriye çekerek hükümet binasına girmiş ve Mevki Komutanlığı’na başvurmak üzere santral odasına gelmiştir. Getirdiği jandarmalarla asker gelinceye kadar hükümete bir tecavüz olursa müdafaa etmelerini ve ateş açmalarını emreder. Jandarmalardan ikisini cephe kapısının iki tarafındaki iki pencereye yerleştirir. Yüzbaşı Fahri Efendi, telefonla önce 3. Alay ve ilçe kaymakamının telefonu çalışmayınca telgrafhane telefonu vasıtasıyla kaymakama ve ayrıca vilayete bilgi vermiştir.

ASTEĞMEN KUBİLAY GELİYOR

Kaymakam, Jandarma Bölük Komutanlığı ile konuşmadan ortak tedbir almak ve vilayeti de haberdar etmek amacıyla Mevki Komutanı’nın yanına gitmiş. Kışlaya giderken Alay Komutanı’na yolda rastlamıştır. Jandarma yüzbaşısının hükümet binasına girmesinin ardından
4. Alay iaşe subayı ve nöbetçi Yüzbaşısı Mehmet Ali Bey de Kubilay Bey’in müfrezesinin
takip ettiği yoldan ve daha önce Belediye Meydanı’na doğru gelirken mürtecilerle karşılaşır. Yüzbaşı, manzaranın vahametini görünce o da hükümet konağındaki santrale gelir ve
Mevki Komutanlığı’ndan Nedim Bey’den bir müfreze ister. Nedim Bey,
Jandarma Komutanlığı’nın isteği üzerine Kubilay Bey müfrezesinin yola çıktığını ve o
müfreze ile irtibat kurmasını emreder.

FOTO: SÖZCÜ Katledilirken başında ki kanlı şapkası

Kanlı şapkası müzede

Ankara’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ndeki İnkılap Müzesi’nde Kubilay’ın başını kestikleri bıçak, kanlı elbisesi ve şapkası, kılıcı sergileniyor. Kubilay Bey’in kesik başını
bir sopaya takarak meydanda gezdiren gericilerin bu sopası, zamanın İzmir Valisi tarafından, Dahiliye Vekâleti’ne gönderilerek, İnkılâp Müzesi’ne konulması istenir. İşte buna ilişkin
27 Mayıs 1931 tarihli gizli yazı:

“Menemen hadisesinin şehit edilmiş olan Mülazim Kubilay Beyin kesilmiş başının takıldığı sancağın emri devletlerine tevfikan İnkılâp Müzesi’ne konulmak üzere mahallinden gönderilip takdim edildiğini arz ederim efendim.”

Belgelerdeki gözyaşartan anma töreni

Belki ders alınır düşüncesiyle 1938 tarihli bir belgede yazılanları açıklıyoruz. İzmir Vali vekili imzasıyla İçişleri Bakanlığı’na gönderilen “Menemen’de Kubilay abidesinde yapılan tören”in görkemi şöyle belirtiliyor:

Devrim şehidi Kubilay ve arkadaşları adına Menemen’de bugüne kadar örneği görülmemiş
bir katılımla tören yapılmıştır. Bu münasebetle İzmir’den üç özel tren Basmane ve Karşıyaka garından hareket etmiş, İzmir ve çevresinden 25 bin, Manisa’dan 15 bin kişi katılmıştır.
Trenler törene katılacak halkı taşımaya yetmeyince otobüs, otomobil ve kamyonlarla vatandaşlar Menemen’e gitmişlerdir.”

Yarın: Kubilay’ın ölüm raporunda neler yazılı?

===================================

Dostlar,

Kubilay ve 2 bekçinin bir irtica ayaklanmasına kurban edilmesi unutulası değildir. Aradan geçen 85 uzun yıla karşılık, vefalı ve değerbilir halkımız duyarlığını sürdürüyor. Tüm mide bulandıran engelleme girişimlerine karşın, binlerce yurtsever anıtı başında Kubilay‘ı anmaya gitmiştir.

Törene ilişkin kabul edilemez, bizleri utandıran girişimleri sitemizde yazdık ve eleştirdik.
(http://ahmetsaltik.net/wp-admin/post.php?post=35931&action=edit)

23 Aralık 2015 akşamu TRT1’dek Kubilay programı evlere şenlik (!) idi..

Bir kadın sunucu ve daha önce hiç görmediğimiz 1 uzman (!?) Menemen vahşetini irdeliyorlardı. Uzman (!?) konuşmacılar, katil Derviş Vahdet ve katliam ortaklarını o dönem yaygın olan esrar kullanan kişiler olarak önce sıradanlaştırdılar. Ardından esrarın etkisiyle meczuplaştıklarını, bilinç denetimlerini yitirdiklerini… yaptıklarının ayırdında olmadıklarını… sanki oradaymışçasına aktararak vahşi katilleri akladılar!..

Nerdeyse ceza ehliyetleri yok! Bir an için öyle varsaysak bile, bilincini kaldıracak ölçüde
esrar almanın sorumluluğu yok mu? Esrar alıp mezcuplaşan herkes cinayet işler ve ceza
sorumluluğundan kurtulabilir mi? Eylemin planlandığına ilişkin onca bilgi nereye konacak?
Esrar yüzünden ağır bilinç yitimine uğrayarak meczuplaşan insanlar bir insanın başını keserek sırığa takıp dolaştırabilir ve saatlerce isyan eylemini sürdürebilir mi? Binlerce insanı isyana katacak söz ve davranış – önderlik sergileyebilir mi? Biz hekim olarak hiç sanmıyoruz..
Esrar dozunu kaçıran insanlar önce kısa bir öfori – coşkululuk dönemi yaşar, bilinci açık kalır
ve sonra uyuklar.. Zaten esrar kısa etkili bir uyarıcıdır.
…..
Basit soruları uzatmayalım..
TRT1’in 2 çokbilmiş uzmanı bu yönde sorgulama yapmadılar,, Çoook süslü program sunucucu bayanın da herhalde feraseti bağlandı ki, akıl edip sor(a)madı!

TRT halkın vergisiyle, elektirik faturası haracı ile besleniyor ve halkı yanıltarak, gerçek bilgi vermeyerek ihanetini sürdürüyor. Karşıt / farklı görüşlü insanlara yer yok TRT ekranlarında..
Bunların TRT’ye, yöneticilerine yakışıp yakışmadığı bir yana; halkımız bu ihaneti hak etmiyor!

* Bir insana verilecek en büyük armağan aklını özgürleştirmek ve
soru soran bir kişilik kazandırmaktır.

Tersi ise, zihinsel soykırım ile köleleştirmek, gütmek, kullanmak, özüne yabancılaşmış
bir “insansı” ya (quacy modo!) dönüştürmek
tir.
Bunun da büyülü aracı, koşullandırıcı ezberciliktir!
Us – bilim ve din dışı olan Hafızlık gibi..

*****

SÖZCÜ‘nün değerli yazarı Sayın Saygı Öztürk‘e teşekkür ediyoruz.
24 Aralık 2015 günü bu belgeselini tamamlayacak.. Ona da yer vereceğiz sitemizde.
(Verdik : http://ahmetsaltik.net/2015/12/24/kubilay-vuruldu-ayaga-kalkip-yurudu/)

İnsanın insanlaşması“na, en görkemli yaşam hedefine selam olsun!
İnsanlığın tek kurtuluş bilimsel akılcılıkta..

Sevgi ve saygı ile.
23 Aralık 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

=================================
Dostlar,

86 yıl önce bu gün yaşanan acı vahşeti unutmak ve unutturmak olanaklı değildir.
Geçen yıl yayımladığımız bu dosyayı bu yıl da güncelleyerek yinelemek istiyoruz..
Üstelik bu yıl bir fazlalığımız da var :

Memenen’de Devlet protokolü ve halk 2 ayrı anma töreni yaptı!
Devlet törenine halk alınmadı!
Üstelik İzmir Valisi beyefendi (Erol Ayyıldız) anma törenlerine katılmadı!
1 yılda AKP – RTE yönetiminde geldiğimiz – sürüklendiğimiz yere somut kanıttır..

Bir de Rize belediyesinin Atatürk heykelini kaldırıp, tepkiler üzerine başka bir alana yerleştirmesi var.. Böylesi nazik işler ince bir planlama ve Devlet kurucusuna kusursuz saygı ister. Önceden yerel kamuoyunu net olarak bilgilendirirsiniz. Cumhurun görüş ve önerisini alırsınız. Taşımak gerçekten zorunlu ise taşımada ve taşıyacağınızı yerde anlaştı iseniz
orada altyapıyı hazır edersiniz. Oysa aşağıda görüldüğü üzere mermer kaide hazır değil ve metal bir geçici iskeleye yerleştirilmiş Atatürk’ümüzün yontusu. Bunlar utanç veren takiyye davranışlarıdır ve ağır vefasızlıktır. Ülkemizde ulusal seferberlikten – birlik ve beraberlikten söz ederken AKP’nin geleneksel ve vazgeçilmez huyu, örtük ve saklı gündemi bir türlü iyileşmiyor..

Tayyip bey seyirci çünkü ve ne yazık ki!!??

Rizedeki Atatürk heykeli valiliğin önüne yerleştirildi

Atatürk’ümüzün yontusunun Rize’de yaraşır olduğu en iyi yere bir an önce ve kalıcı olarak konmasında Rize yerel ve mülki yönetiminin gereken sağduyu ve sorumluluğu net olarak
ortaya koymasını diliyor ve bekliyoruz. Dahası, meydanı yeniden düzenlemek dahil, Atatürk’ün heykelini sabit ve dokunulmaz kabul eder, alan planlamasını bu kabule dayalı tasarlarsınız!

Devrim şehidi Kubilay’ı anma gününde bir de böylesi bir acı ve travmayı bu mazlum halk
hak etmiyor! İktidarı, başta Erdoğan olarak ivedi göreve çağırıyoruz.. Hemen, derhal ve açıkça!

Sevgi, saygı ve derin üzüntü ile. 22 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    
profsaltik@gmail.com

TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİ – IRAKLI SIĞINMACI ERKEKLER EĞİTİLİP ÜLKELERİNİ SAVUNMAYA GÖNDERİLSİN

TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİ – IRAKLI SIĞINMACI ERKEKLER
EĞİTİLİP ÜLKELERİNİ SAVUNMAYA GÖNDERİLSİN..

Dostlar,

Bir ileti ulaştı bize.. Paylaşalım.
Türkiye’de 3 milyonu aşkın Suriye ve Irak’lı yabancı var.
Çok boyutlu bir sorun… özellikle gelecekte.. Ya hızla geri gönderme ya İNTEGRASYON!
Unutulmasın, Pakistan’da benzeri sığınmacılardan TALİBAN çıktı!
Bu muazzam kitle için en ideal çözüm ilgili 2 ülkede hızla barışın sağlanması ve ülkelerine geri yollanmalarıdır. Son olarak Moskova’da Rusya – Türkiye – İran’ın bağıtladıkları 8 maddelik anlaşma umut vericidir. Suriye de bu anlaşmada ve masada fiilen vardır Esad’ın kadın Başdanışmanlarından Sayın Şaban’ın basına (Ulusal Kanal’a; 22.12.2016) verdiği demece göre. Böylelikle Türkiye, 2011 ilkbaharından (15 Mart) bu yana 4,5 yıldır sürdüregeldiği Suriye’de seçilmiş Esad’ı devirme, Şam’da Emevi camisinde namaz kılma ve İhvan – Müslüman Kardeşlere dayalı ABD-AB-İsrail uydusu – maşası – BOP kuklası bir hükümet getirmek savından tam tersi bir noktaya sürüklenmiştir. Zaten böylesi bir işlev orta boy ve çok sorunlu bir ülke için oldukça fazla idi. Sonuç Pirus utkusundan da beterdir.

  • Yurttaşlık yetkisi, sorumluluğu ve hukuku ile
    AKP ve Erdoğan’a sesleniyor, soruyor ve ACİL çağrı yapıyoruz                    :

Suriye’de yandaş dinci rejim kurmayı beceremeyen AKP – RTE, Irak’ın kuzeyinden başlayan ve Fırat’ın doğusuna dayanan Kürt koridorunu da engelleyememiştir. Öylesine geç kalınmıştır ki, ABD – AB – İsrail güdümlü Büyük Kürdistan = 2. İsrail koridoru Fırat’ın da batısına geçmiş ve 98 km’lik bir boşlukla Doğu Akdeniz’e ulaştırılmıştır.

AKP – RTE şimdi can havliyle çoooooooooooooooooook geç kalmış olarak bu kuşatmayı yarmaya çalışmaktadır. Bedel bu yüzden çok ağırdır ve katlanılmaz sayıda Mehmetçik bu geç kalmış çatışmada şehit – gazi verilmektedir. Fırat Kalkanı Savunma Operasyonu 120. gününü geçmiştir ve şehit sayımız 125’i aşkındır. Bu küçümsenecek bir rakam değildir. Suriye’de rejim karşıtı çapulculardan oluşan ve adına ne yazık ki algı yönetimiyle Türkiye ve emperyalistlerce ÖZGÜR SURİYE ORDUSU – ÖSO denilen düzensiz – eğitimsiz – inançsız.. birliklerle çooook geç kalmış Fırat Kalkanı Savunma Operasyonu hedefe ulaştırılamamaktadır. Mehmetçik öne sürüldüğünde de Batı emperyalizminin yarattığı ve her türlü desteklediği (birkaç yıl önce Türkiye’nin de!) radikal dinci IŞİD vd. cihatçıları etkili olmakta ve şehit – gazi vermemize neden olmaktadır. Daha düne dek, IŞİD için RTE ve Başveziri Davutoğlu, uzun süre terör örgütü nitelemesini reddederek “öfkeli gençler” diyorlardı!

Erdoğan tam bir çaresizlik ve çöküntü içindedir.. bu acı tablo artık saklanamamaktadır. 

Ülkenin geleceğini ipotek altına alan ve yandaş ve çocuklarını – torunlarını zenginleştiren göstermelik ve bütçe dışı projelerle Osmangazi köprüsü, Avrasya tuneli, şehir hastaneleri, İstanbul’a 3. gereksiz dev havaalanı… halkın gözü boyanmak istenmektedir. Oysa bu hovarda projelerden birinin bile bedeli ile Doğu-Güneydoğuda işsizlik – yoksulluk lanetli çemberi büyük ölçüde kırılabilir ve yöre halkının Türkiye ile bütünleşip – kaynaşması sağlanabilir. 

Dolar 3,5 TL’nin altına inmemek üzere demirlemiş ancak bu yoksullaştırıcı yangın gözden ırak tutulmaya çalışılmaktadır gündem ve utandırıcı TÜİK oyunlarıyla. Ama milyonlar çarşı – pazarda adı konmayan devalüasyonun yakıcı bedelini fiilen ödemeye başlamıştır! Yılbaşından sonra zam yağmuru iyice bunaltacaktır halkı. Hamasi çığlıklarla nereye dek idare edilebilir?? Toplam borç, 14 yılda 3,5 katına çıkarak yaklaşık 700 milyar dolarla, giderek düşen ulusal geliri aşmak üzeredir. Eğitim bir felaket ve ülke – yaşam yemyeşil, koyu dinciliğe bulandı!
Polis – asker – diplomatlar dahil kimsenin ülkede mal ve can güvenliği kalmadı;
toplum ağır ve ciddi depresyonda!

Kabul edilmesi ve dayanılması olanaksız sayılara ulaşan Mehmetçik şehitlerini kamuoyuna savunmak için çırpınmaktadır. Söylem, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra en ağır kuşatmada olduğumuzdur.. İyi de, adama sormazlar mı :

  • Kardeşim sen bu bölünme projesi = BOP’un eşbaşkanı değil miydin,
    onlarca kez TV’lerde bunu ilan etmediniz mi? 2002 sonunda iktidar olduğunda terör neredeyse sıfırlanmıştı, tek başına iktidarınızın 15. yılındasınız, bölücü terör nasıl bu azgın boyuta ulaştı?? Açılım – terörle müzakere- Habur çadır mahkemeleri – Oslo pazarlıklarını… siz yaptınız!
  • ABD maşası olarak Suriye’de bu kanlı ve tehlikeli serüvenlere kalkışmayın diye şakşakçı dalkavuklar = gerçek düşmanlarınız dışında bütün Türkiye yıllardır sizi uyarmıyor mu?
  • Lozan’ı beğenmeyip tartışmaya açalım diyen siz değil miydiniz?
    Yunanistan’dan hemen yanıt gelip SEVR gündeme taşınmadı mı?
  • Kıbrıs’ta “ver – kurtul” son tangosu ve işgaline göz yumduğunuz Ege adaları = vatan toprağının sorumlusu kim?
  • Şimdi bu kuşatmayı yarmazsak Sevr koşulları önümüzde.. diyerek halkı korkutuyor ve
    şehit – gazilere katlanmasını istiyorsunuz aba altında sopa göstererek; kendi hatalarınızı örterek!
  • Gerçekleri herkesten sonra gördünüz ya da kabul etmek zorunda kaldınız; akan kandan siz sorumlusunuz, önce bunu kabul ve itiraf edin, “yine kandırıldım” deyin, halktan özür dileyin..
  • Sonra kendinize sorun; “Ben ülkenin başına kandırılmak ve bu ülkeye kan kusturmak için mi geldim?” Ortadoğu’da güvenlik sorunu olmak bana ve Türkiye’ye yakışır mı?
  • Bunca kan – gözyaşı – acı – ağır maddi bedel – şehit ve gazinin hesabını kim verecek?
  • Bunca bağışlanmaz ve ağır siyasi, ekonomik.. hatalardan sonra hala bırakıp gitmeyecekseniz;
    Derhal Suriye – Irak yönetimi ile doğrudan görüşmelere başlansın..
  • Artık tek başına ve çevrenizdeki sınırlı danışmanlarla bildiğinizi okumayı bırakın..
    Kamuoyuna kulak verin. Politikalarınızı eleştirenleri, bir bölüm güdümlü yargı ile hapse tıktırmak yerine dinleyin, anlayın, empati kurun!
  • Devletin kaldı ise, liyakatlı kadrolarının, ayrıca görevden atılan yurtseverleri geri çağırarak,  ortak akılla verdikleri kararlara katılın, onları (Raison d’etat) uygulayın..
  • Lütfen anayasal sınırlara çekilin, Anayasa değişikliği ile Padişahlık dayatmasını
    derhal geri alın ve ülkenin normalleşmesine fırsat verin..
  • Bu gidişle, boşu boşuna, olağanüstü hatalı dış – iç politika ile verdiğimiz şehit ve gazilerin kanları – ruhları hepimizi boğacak..
  • Bu arada Rize belediyesinin kaldırdığı Atatürk heykeli için de gürleyin, “herkes haddini bilecek!” deyin parmağınızı da sallayarak..
  • ……..

Bu yazımızın pdf biçimi :  AKP_ve_Erdogan’a_sesleniyor_soruyor_ve_ACIL_cagri_yapiyoruz
*************

Bakın aşağıdaki çağrı ne çok anlamlı :

  • Suriyeli erkekler, ülkeleri paramparça olmuşken, mülteci sıfatıyla Türkiye ve Lübnan başta olmak üzere, birçok ülkeye kaçarak canlarını kurtarmaya çalışmışlar, dolayısıyla vatanlarını sahipsiz bırakmışlardır. Bu, vatana ihanettir. Oluşan boşluktan faydalanan dış güçler, çeşitli motif ve çıkarlar doğrultusunda, Suriye’de savaşmak suretiyle, ülkeyi işgal etmişlerdir. Sivil halk; çocuklar, kadınlar, yaşlılar, kronik hastalar, engelliler, bu çıkar kavgası esnasında kullanılan ağır silahlar, yapılan bombardımanlar, topçu atışları altında ezilmektedir. Savaşın ne kadar süreceği ve ülkeye daha ne kadar zarar vereceği meçhuldür.
    Bu durumda, askerlik yaşındaki Suriyeli erkekler, başka ülkelerde dilenci ve mülteci konumunda onursuzca yaşamak yerine, belli bir temel askeri eğitim aldıktan sonra, vatanlarına gönderilmeli ve belli askeri operasyonlar ve harekatlar kapsamında kendi vatanları için mücadeleye katılmaları sağlanmalıdır. Bu askeri temel eğitim, Genelkurmay Başkanlığımız önderliğinde, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde, özellikle Türkiye’nin güneyinde, Suriye sınırına yakın, bu iş için ayrılan kışlalarda veya ayrıca kurulacak merkezlerde rahatlıkla gerçekleştirilebilir. Türkiye, mültecilere harcayacağı bütçeyi, bu askerlerin eğitim, donatım ve lojistik desteklerine harcamalıdır. Bu askerlerin tedavi ve diğer masrafları, mültecilerin Avrupa’ya gelmesinden endişe duyan AB ülkelerince, AB fonlarıyla karşılanmalıdır.
    Kendi ülkelerinin bağımsızlığına katkı sağlayan bu Suriyeli “askerler”, Afganistan’da olduğu gibi, yeni kurulacak Suriye Cumhuriyeti’nin ordusunu ve polis teşkilatını oluşturacak, gelecekte eğitmen sıfatıyla yeni nesil askerler ve polisler yetiştireceklerdir.
    Kamuoyunun ve Genelkurmay Başkanlığımıza saygılarımla arz ederim.

    Bu kampanyanın teslim edileceği kurum:

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI
beb@msb.gov.tr

Sevgi ve saygı ile.
23 Aralık 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

TBMM Başkanlığına : Tek Adam Anayasası İstemiyoruz.

TBMM Başkanlığı: Tek Adam Anayasası İstemiyoruz.

Milli Anayasa hareketi’nin change.org web sitesi aracılığı ile başlattığı kampanyada TBMM Başkanlığı’na yazılan yazı aşağıda.. Verilen erişkeyi ziyaret ederek siz de imzalayabilir ve gerekçenizi yazabilirsiniz.

https://www.change.org/p/tbmm-ba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-tek-adam-anayasas%C4%B1-istemiyoruz/share?after_sign_exp=default&just_signed=true&share=true


YAPILMAK İSTENEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİ;

  • Meclisi ve hükümeti etkisiz ve yetkisiz kılan, milli egemenliği tek adama devreden ve
    başkanlık sistemini getiren,
  • Devleti ve milli kurumları ortadan kaldıran,
  • Demokrasiyi 1876’dan daha geriye götüren,
  • Yürütme, yasama ve yargıyı tek elde toplayarak kuvvetler ayrılığını yok eden,
  • Cumhurbaşkanının tarafsızlığına son vererek toplum dinamiklerinin uyumunu engelleyen,
  • Değiştirilemez anayasa ilkelerini arkasından dolanarak işlevsiz kılan,
  • Özerklik/Eyalet yapılanması yetkisi vererek ülkeyi bölünmeye götüren,
  • Akıl, mantık ve hukuk dışı, tamlıktan, samimiyetten ve açıklıktan uzak,
    tuzaklı ve ayıplı olduğundan istemiyoruz.

TEK ADAMLIK HEVESLİLERİNE SESLENİYORUZ!

  • Milli Meclisin etkisiz ve yetkisizleştirilmesini kabul etmeyiz.
  • Üniter devlet yapısını deldirtmeyiz.
  • Başkanlığa geçit vermeyiz.

TÜRK VATANDAŞIYIM, MİLLİYETÇİYİM ve DEMOKRATIM DİYEN HERKESİ;

  • Önündeki tuzağı görmeye,
  • Aldatanlara bir kez daha fırsat vermemeye,
  • Tek Adam Anayasası’na “HAYIR” demeye davet ediyoruz…

Bu kampanyanın teslim edileceği kurum:

  • TBMM Baskanlığı
  • TBMM Anayasa Komisyonu
  • Ana Muhalefet Partisi Başkanı

Milli Anayasa Hareketi (MAH) bu kampanyayı bir imzayla başlattı, şimdi 2.890 destekçisi var. Görmek istediğin değişimi yaratmak için bugün sen de bir kampanya başlat.

Dostlar,

change.org
‘un anayasa değişikliğine hayır kampanyasını imzaladık ve aynen benimsediğimiz yukarıdaki çağrı içeriğine ek olarak aşağıdaki gerekçemizi ekledik :

  • Çünkü Osmanlı saltanat düzenine dönmek istemiyorum.
    Çağımızda temsili demokrasi bile tartışılır, elektronik oylama ile doğrudan demokrasiye geçilirken neden biz TEK ADAMA teslim oluyoruz?
    Akıl fukarası mıyız?
    EGEMENLİK BAĞSIZ KOŞULSUZ HALKINDIR VE HİÇ KİMSEYE DEVREDİLEMEZ.
    İnsanlık yüzlerce yıl nice kanlı savaşım verdi bu uğurda.. Asla kabul etmeyeceğiz.
    CHP sine-i millete dönerek TBMM’de engelleyemeyeceği değişiklikler için halkın içinde seferberlik başlatmalı ve öncülük etmeli..

    Sevgi ve saygı ile.
    22 Aralık 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Mutlakiyet

Mutlakiyet

Kadir SEV
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kadir-sev/mutlakiyet-179746

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Devlet, devlete pek benzemiyor. Yasalar, Mecliste kabul ediliyor ama gerçekte öyle değil;
tek kişinin sözü geçiyor. Üstelik Meclis, bu durumdan yakınmacı değil. Ülke KHK’lerle yönetiliyor. Bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının ve üst düzey yetkililerinin yarınları belirsiz. KHK’lerle bir gecede kaldırılıp yerlerine yenileri kuruluyor, yöneticileri atılmamışlarsa danışman yapılıyor.

Kamu adına yetki kullananların, güçlerini hangi yasadan aldıklarını bilmek olanaksız ve
yetkilerin kötüye kullanılması çoğunlukla soruşturulmuyor bile. Yargıçları iktidar seçiyor.

– Anayasaya aykırı yasalar Anayasa Mahkemesinin;
– İdarenin yasaları hiçe sayan uygulamaları, idare mahkemelerinin;
– Yolsuzluklara bulaşanlar ise adli mahkemelerin koruması altına alınmış gibi.

Yalnızca kahraman olan yargıçlar yasalara ve vicdanlarına göre karar verebiliyor.
Yargının tetikçi gibi kullanıldığına ilişkin çok sayıda örnek var.

İnsanlar yarınlarından emin değil ve umutsuz. Burası Türkiye!

Anayasayı, fiili durumla uyumlulaştırmak amacıyla değiştireceklerini söylüyorlar.
Meclis, yetkilerini, kendi isteğiyle bir baş-kişiye bırakmaya hazırlanıyor. Yetkisi azaltılıyor
ama kabul oyu verenleri ödüllendirebilmek amacıyla milletvekili sayısı 600’e çıkarılıyor.

Milli iradeyi temsil ettiği varsayılan ve çoğunluğa sahip partinin üyesi ya da lideri olan baş- kişi, yönetmelik çıkarmak; kamu personelinin niteliklerini belirlemek ve atamak; bütçeyi hazırlamak; devleti yeniden yapılandırmak amacıyla yasa gücünde kararname çıkarmak ve kamusal rantları tek başına dağıtmak yetkilerine kavuşturuluyor.

Bakanların bütün yetkileri baş-kişide toplanıyor.

Bakanlar Kurulu kararları tarihe gömülüyor.  Baş-kişinin memuru derekesine düşürüldükleri için Bakanlar Kurulu’nun Meclis’ten güvenoyu alması zorunluluğu da kaldırılıyor.

Parlamentonun, yürütmeye hesap sorabilme yeteneği, soruşturma, gensoru gibi sorgulama araçları kaldırılarak yok ediliyor. Üyesi olduğu partinin milletvekillerinin çoğunluğu istemedikçe, baş-kişinin, yüce divana gönderilmesi olanaksız. Üstelik yüksek yargıçları ve yargıçları atayan Hakimler Savcılar Kurulu üyelerini, partisi ile ortaklaşa seçeceği için gönderilmesinin pek bir anlamı da yok.

  • Bunun adı hiç kuşkusuz Mutlakıyet!

Anayasa değişikliği paketinin Meclisten geçip geçmeyeceğini ya da değiştirilerek kabul edilip edilmeyeceğini bugünden kestirmek kolay değil. Kamuoyu yoklamalarına bakılırsa referandumda reddedilme olasılığı giderek güçleniyor. Etkili bir karşı duruş sergilenemezse AKP’nin, “devlet” olmanın gücünü kullanarak kabul ettirmek için olabildiğince zorlayacağı kesin.

Kabul edilmezse karşımıza çözmemiz gereken tek bir sorun çıkacak:
Baş-kişiyi, Anayasa ile öngörülen sınırlarına davet edeceğiz.
Referandumda reddedilmiş olması, direnme gücünü azaltacaktır.

  • Ama kabul edilir de mutlakiyet, anayasal bir güce kavuşursa,
    kendimizi bir anda kaos ortamında bulacağız.

Üstelik karşılaşacağımız olumsuzluklar bununla da sınırlı kalmayacak. İşler öylesine karışacak ki; yıllarca, “hangi yasanın hangi maddeleri yürürlükte”, “kim hangi konuda ve nereye kadar yetkili”, “hangi durumda ne yaparsak yasaya uygun davranmış oluruz” , “kime başvuracağız,
bu işin sorumlusu kim” gibi aşılmaz sorunlarla boğuşmak zorunda kalacağız. İşin içine bir de Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin girdiğini düşünün; “yasalarla çelişiyor mu? Çelişiyorsa hangi kuralı” sorunlarını çözebilene aşk olsun.

AKP kadrolarının bu ve benzeri sorunların üstesinden gelemeyeceğini 2011 yılında çıkardıkları 35 tane KHK’den biliyoruz. Düzeltmek için değiştirdikleri her kural, yeni sorunlara yol açtı ve kimi maddelerini 4 – 5 kez değiştirdiler. Bırakın maddelerini, bir KHK ile kurdukları bakanlığı bir ay sonra kapatıp bir başka KHK ile yenilerini açtıkları bile oldu.

İçimden bir ses, anayasa değişikliğini gerçekleştiremeyeceklerini söylüyor.
Ama işi sıkı tutmak zorunda olduğumuz da kesin.
********
Yeri gelmişken yaygın bir yanlışı da düzeltelim:

  • 4 yıllık üniversite bitirmediği için Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olamayacağı

ve bu nedenle de Anayasa değişikliği teklifine konulan bir maddeyle diploma sorununun çözümlenmeye çalışıldığı yaygın biçimde söyleniyor. Oysa Cumhurbaşkanı seçilmesine ilişkin kurallarda herhangi bir değişiklik yapılmadı. Cumhurbaşkanı seçilmek için 4 yıllık üniversite mezunu olmak gerekmiyor. Bugün yürürlükte olan Anayasanın 101. maddesinde; “yükseköğretim görmüş olmak” deniliyor. Yükseköğretim yalnızca 2547 sayılı Yükseköğretim Yasasının 3. maddesinde ve şu sözlerle tanımlanıyor;
“ortaöğretime dayalı, en az dört yarıyılı kapsayan her kademedeki eğitim-öğretimin tümüdür.”
Dikkat edilirse 4 yıl değil, 4 yarıyıl deniliyor, yani iki yıllık yükseköğrenim görmüş olmak yeterli.
======================================
Dostlar,

Habersol’dan Sayın Kadir Sev’in yazısı yukarıda..
Biz birkaç kritik noktaya dikkat çekelim :

  1. AKP – RTE, yarattıkları fiili durumu gerekçe göstererek, açıkçası Anayasayı eylemli olarak çiğneyip değiştirdiklerini gerekçe yapıp, bu duruma uygun biçimsel – formel Anayasa değişikliği dayatmaktadırlar.

Dahası, bu fiili Anayasa ihlali Devlet gücünü kullanılarak yani cebir ve şiddetle yapılmıştır. Türk Ceza Yasası’nda bu suçun karşılığı, daha önce de yazdığımız üzere;

TCK madde 309 – (1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.

Ayrıca TCK 311 de açıkça ya da hülle ile çiğnenmiyor mu??

TCK madde 311 – (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar.

2. Vekil sayısını neden 600’e çıkarıyorsunuz?? 550 bile çoook fazla iken, eskiden olduğu gibi 450’ye çekilmesi çook daha yerinde olacakken.. Her fırsatta örnek alınan ABD’de 438 milletvekili (temsilci) ve 100 senatör var çift mecliste.. 50 yeni kişiye ulufe mi?
Yetkileri budanan, hala halkı aldatmak için Cumhurbaşkanı denen Sultan‘a tek yanlı olarak Meclisi dağıtma (feshetme) yetkisi ile zaten göstermelik olacak Meclise neden 600 anlamsız vekil?? Ayrıca Bakanlar TBMM dışından atanacağına göre 30 dolayında kıyak makam
daha mı ??

3. Daha şimdiden OHAL KHK’si ile Anayasa’yi bile açıkça çiğnerken; örneğin savunma bile almadan kamu görevinden atma gibi en ağır disiplin cezası verirken örn. Anayasa md. 129/2, ve 130/7 OHAL KHK’si ile yok sayılmadı mı??

Anayasa md. 129/2 : Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.

Anayasa md. 130/7 : Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar.

4. Anayasa değişiklik teklifi içinde dünyada örneği görülmemiş biçimde neden 3 Kasım 2019 olarak seçim tarihi var?? Şimdiki AKP’li vekillere ve de MHP’ye, örtük destek verirlerse HDP’ye 3 yıl daha dokunulmazlık güvencesi, 2. yıl bitince milletvekilliğinden emeklilik kıyakları,
şimdi Anayasa değişikliğine destek vermezlerse haklarında FETÖ’den veya başkaca nedenlerle işlem yapılacağı şantajı mı?? AKP içinde olduğu savlanan 80 dolayında FETÖ’cü vekile bugüne dek dokunul(a)madı, 3 yıl daha dokunulmayacak mı? FETÖ ile mücadele bu mu?? Onbinlerce insan savunmasız – tebliğsiz OHAL kararnameleri ile görevden atılırken AKP’nin adaleti bu mu?

Hangisi, hangisi??

Ve hangisi ahlaki, hangisi hukuka uygun ve de en kritik soru;
hangisi Türkiye’nin hangi yüksek çıkarlarına uygun??

Sevgi ve saygı ile.
21 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   
profsaltik@gmail.com