TERÖRDEN NASIL KURTULURUZ?

 

TERÖRDEN NASIL KURTULURUZ?

ab-abd

portresi

 

 

Dr. Ceyhun Balcı
29.06.2016

 

Geçtiğimiz yılın 1 Haziran (2015) seçimlerinden sonra başlayan kanlı süreçte 10. kez
kitlesel terör yaşamış olduk dün akşamki (28.06.2016) Atatürk Havalimanı saldırısıyla.

“Az önce Türkiye’de bir terör saldırısı gerçekleşti. Dünya bu işlerin nereye gitmekte olduğunun farkına varacak mı? Çok üzücü. Bu korkunç terörü ABD’nin dışında tutmak için
elimizden
ne geliyorsa yapmalıyız.”

Yukarıdaki insanlıkdışı sözleri kim söylemiş olabilir?
Donald Trump!

ABD başkanlık seçimlerine Cumhuriyetçi Parti adayı olarak katılacak olan cüzdanının şişkinliğiyle orantısız incelikte vicdanı ve olmayan insanlığı ile tanınır!
Ne bir taziye ne de bir rahatsızlık söz konusudur dehşet verici sözlere yansıyan!
Pek çok kişiyi kızdıran, çılgına çeviren sözlerin sahibi Donald Trump’a kızamıyorum.
Hatta, sağduyu ile düşündüğümde açık sözlülüğü için teşekkür edesim bile geliyor.
Başkanlık seçimindeki karşıtı Hillary Clinton’un şu sözleri ilk bakışta çok daha insancıl ve dokunaklı gelebilir pek çoğumuza!

“Tüm Amerikalılar ulus halinde ayakta ve bu nefret ve şiddet kampanyasına karşı
Türk halkının yanındadır.”

Oysa, çok daha tehlikeli ve içtenlikten yoksundur bu sözler.
Taziye sunar gibi yaparken bildiğini okuyan insanın ikiyüzlülüğü sinmiştir sözcüklere.

Bush ya da Reagan dönemindeki haydutluk,
Clinton ya da Obama döneminde değişikliğe uğradı mı?

Hemen her dönemde adlar ve kişiler değişse de, politikalar değişir görünse de

şiddeti kullanarak dünyayı şekillendirme amacı hep aynı
kaldı.

Şiddeti ABD topraklarından uzak tutmanın yanı sıra, şiddeti olabildiğince artırma hedefinden
de hiç şaşılmadı!

Trump’ın açıkça söylediği Clinton’un söylemese de bilinçaltına sinmiş olan
şiddeti ABD’den uzak tutma söylemlerine bir karşılık vermek gerekiyor!

* Dünyanın mazlum milletleri daha çok kan dökülmesini önlemek, acıdan ve
dehşetten kurtulmak istiyorlarsa eğer AB(D)’yi ülkelerinden uzak tutmalıdırlar!

Kuşkusuz coğrafik olarak uzaktadır AB(D) dünyanın pek çok mazlum milletinden!
O uzaklığa inat o denli iç içe geçmiştir ki AB(D) ve mazlûm milletler; acıya doymuş olması gerekenlerin artık bağımsızlığı ve kendi bölgelerini anımsamaları kaçınılmaz zorunluluktur.

Son çeyrek yüzyılda AB(D) kaynaklı şiddetten fazlasıyla çeken Türkiye, ivedilikle, kuruluş
ve varoluş ayarlarına dönmek; o ayarları bir daha bozdurmamak göreviyle karşı karşıyadır.

Tersi durumda, Trump gibi sözünü sakınmazların; Clinton gibi ikiyüzlülerin sınır tanımazlıkları sürüp gidecektir. Terör bugün IŞİD yarın PKK, YPG, PYD kaynaklı olabilir.
Bunun zerre kadar anlamı yoktur. Pek çok benzerleri gibi yanı başımızdaki bu örgütler
AB(D) tarafından oluşturulmuş, korunmuş, kollanmış ve kullanılmışlardır.
Anlaşıldığı kadarı ile son kullanma tarihleri dolmamıştır.

Güneşin doğudan yükseldiğini anımsama, yüzümüzü kendi bölgemize dönme zamanıdır!
Bir daha başımız sağ olsun dememek için…

=====================

Dostlar,

Çoook teşekkürler değerli meslektaşımız Dr. Ceyhun Balcı‘ya bu nefis yazısı için..

Konferanslarımızda kullanmak üzere aşağıdaki power point yansısını oluşturduk..

Terorden_nasil_kurtuluruz_Ceyhun_BALCI

Sevgi ve saygı ile.
30 Haziran 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Ankara Üniversitesi rektör adayı Prof. Çetin Atasoy’dan ileti..

Ankara Üniversitesi rektör adayı
Prof. Çetin Atasoy’dan ileti..

Dostlar,

Ankara Üniversitesi’nde 12 Temmuz 2016 Salı günü 6 rektör adayını belirlemek üzere seçim var. Görevdeki rektör Erkan İbiş 4 yılı tamamladı…

Bu dönem adaylardan en güçlüsü Tıp Fakültesi’nden
Sn. Prof. Dr. K. Çetin ATASOY görünüyor.

Paylaştığı iletilerden birini (programını) sitemizde sunmak istiyoruz..
Bu programı son derece olumlu, coşku ve umut verici buluyoruz..

Kendisine başarılar diliyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
30 Haziran 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

=================================

Sayın Hocam,
Bugüne kadar gönderdiğim çeşitli e-postalarda üniversiter yaşama, akademik değerlere,  üniversitemizin misyon ve etik tutumlarına ilişkin görüşlerimi paylaşmıştım. Göndermiş olduğum bu e-postalarda ve adaylığımı üniversite kamuoyuna duyurduğum mektupta üniversiteye nasıl baktığıma, bugünkü yönetimimizin eksik bulduğum taraflarına ve bu eksikleri nasıl tamamlayacağıma dair açıklamalar yapmıştım.

Üniversitemizin birimlerini Ağustos 2015’ten bu yana ziyaret ediyor, sizlere kendimi tanıttığım toplantılarda, görüş ve önerilerinizi de alıyorum. Bu paylaşımlardan da yararlanarak üniversitemizin geliştirilmesine gereksinim olduğunu tespit ettiğim başlıca konuları ve çözüm önerilerini aşağıda bilgilerinize sunuyorum.

Üniversiteye verdiğim temel sözlerden biri kurumumuzu bütün bileşenlerin katkılarını alarak, katılımı mümkün olan en yüksek düzeyde sağlayarak, “ortak akıl” ile yönetmektir. Aşağıda sıraladığım konular temaslarımdan süzdüğüm ve “ortak akıl”ın ürünü gereksinimlerdir. Göreve gelirsem bunlar önceliğe göre sıralanacak, en uygun yöntemle nasıl çözülebilecekleri de yine birlikte kararlaştırılacaktır. Bu saptamaların böyle değerlendirilmesini dilerim.

12 Temmuz, üniversiteyi “ortak akıl ve emek” ile yönetmeye karar vereceğimiz tarihtir.

Bu heyecana ve dayanışmaya siz de ortak olun!

Saygılarımla, 30.06.2016

Prof. Dr. Çetin ATASOY
Rektör Adayı

 *****

PERSONEL VE ÖZLÜK HAKLARI

  • Birçok birimimizde üniversitemiz kadrosunda yer alan araştırma görevlisi, uzman ve idari personel sayısı yetersizdir. Araştırma görevlisi, uzman ve idari personel sayısının artırılması için YÖK ve Maliye Bakanlığı nezdinde sürekli girişimlerde bulunulacaktır.
  • Öğretim elemanlarının hem aktif çalışma hayatındaki hem de emekliliklerindeki maaşları yetersizdir. Son yıllarda öğretim elemanlarımızın maaşlarında yapılan artışlar ne yazık ki emekli maaşlarına yansımamaktadır. Tazminatların emekli maaşlarına da yansıması ve maaşlarda kalıcı iyileştirmeler yapılması için her düzeyde girişimde bulunulacaktır.
  • Kadroların kullanılmasında sorunlar yaşanmaktadır. Kadro olanakları geliştirilmeye çalışılacaktır. Kadroların fakülteler arasında dengeli dağıtılması, nesnel gereksinimlere göre kullanılması sağlanacaktır. Kadro dağıtılmasında şimdiye kadar yaşanmış dengesizlikler / adaletsizlikler giderilecek, gereksinim olduğu halde öznel nedenlerle kadro tahsisi yapılmamış birimler gözetilecektir.
  • Atama ve yükseltilme ölçütleri nesnel ve öngörülebilir olacak ve alana özgü koşulları dikkate alacaktır.
  • İlk defa yardımcı doçent ataması yapılacaklar için 3 ay yurt dışı koşulunun zorunlu olması
    pek çok genç meslektaşımızı zor durumda bırakmış, hatta bazılarını üniversitemizden ayrılma noktasına getirmiştir. Bu ölçüt zorunlu olmaktan çıkarılacaktır. Atanacak kişinin bilimsel niteliğinin yeterli ve kabul edilebilir düzeyde olmasını da gözetecek şekilde alana özgü
    ölçütler de getirilecektir.
  • Öğretim elemanlarına/üyelerine yurt dışı deneyim kazanmaları için destek olunacaktır.
    Bunun için uygulamaya aktarılabilen, somut çıktıları olan ve tüm üniversitenin bilgi sahibi olacağı yurt dışında ikili işbirliği programlarına ağırlık verilecektir.
  • Öğretim elemanlarının sempozyum, kongre vb bilimsel etkinliklere katılımlarında yaşadıkları sorunlar çözülecektir.
  • Öğretim üyelerinin ve araştırma görevlilerinin yabancı dil öğrenme gereksinimlerini karşılamak için üniversite olanakları daha verimli bir biçimde kullanılacak ve bu konuda çalışmalar yapılacaktır.
  • Üniversitemizde yapılan lisansüstü sınavlara Ankara dışından jüri üyesi görevlendirildiğinde yaşanan sorunlar zamanında çözülecektir.
  • Diğer üniversitelerden üniversitemize ders vermeye gelen konuk öğretim üyelerine üniversitemize giriş-çıkışlarda kullanacakları kimliklerin verilmesindeki bürokrasi azaltılacaktır.
  • Hem öğrencilerin hem de üniversite çalışanlarının nitelikli yemek hizmeti almaları yolundaki çabalar artırılarak sürdürülecektir. Burada tam memnuniyete özen gösterilecektir.
  • Psikolojik yıldırma (mobbing) ve cinsel tacize karşı, taciz edenin ve edilenin kimliğinden bağımsız olarak, en etkili biçimde savaşılacaktır. Bu konuda hiçbir personelin mağduriyetine kesinlikle izin verilmeyecektir.

    EĞİTİM, ARAŞTIRMA VE UYGULAMA
    FİZİKSEL ALT ve ÜST YAPI

  • En önemli araştırma kaynağı olan Bilimsel Araştırma Projeleri’nin (BAP) bütçesi yetersizdir. Var olan bütçe daha verimli kullanılacaktır. BAP bütçesinin artırılması için (1) BAP’a özel bütçeden de destek sağlanması için uğraşılacak, (2) döner sermaye gelirlerinden kesilen
    Hazine payının BAP’a aktarılması için çalışılacak, (3) bireysel araştırma projelerinin de bütçesi artırılarak projede bursiyer öğrenci çalıştırılabilmesine fırsat verilecek ve bu durum teşvik edilecektir.
  • Üniversitemizin hastanelerinin hızla artan borçlarının azaltılması ve gelir-gider dengesinin düzeltilmesi için gerekli girişimlerde bulunulacaktır.
  • Laboratuvarların (1) fiziksel alt yapıları iyileştirilecek, (2) teknik, donanım ve yöntem sorunları çözülecek, (3) akredite edilmeleri için çaba sarf edilecek, (4) araştırmaya imkan tanıyacak ve dışarıya da hizmet verecek düzeye getirilmeleri sağlanacak, (5) personel yetersizlikleri giderilecektir. Böylece öğrencilere daha geniş laboratuvar uygulama imkânları sağlanacaktır.
  • Merkez laboratuvarlar kurulacak, halen kurulu olanlar daha işlevsel duruma getirilecek; akademisyenlerimiz analizlerini dış laboratuvarlara gönderme zorunluğundan kurtarılacaktır.
  • Dershanelerin fiziki donanımları geliştirilecek ve çağa uygun hale getirilecektir.
  • Mevcut kütüphanelerimiz altyapıları nedeniyle daha çok okuma salonu olarak
    hizmet vermektedir. Kütüphaneler araştırmaya uygun altyapıya kavuşturulacaktır.
    İhtiyaç duyulan kampüslerimize merkezi ve işlevsel kütüphaneler kurulacaktır.
  • Üniversitemiz Araştırma ve Uygulama Çiftliklerinin (Haymana, Ayaş, Kalecik, Kazan, Çifteler ve Gemlik) alt yapılarının fiziksel ve mekanizasyon ihtiyaçları ile iyileştirilmelerine
    önem verilecek, bu alanlarda yürütülen faaliyetlerde tartışılmaz önem taşıyan insan işgücü, mühendis ve yardımcı elemanlar düzeyinde, geliştirilecektir.
  • Yükseköğretimde mesleki staj yapmanın önemli bir yeri bulunmaktadır. Staj çalışması yürütülen her birimimizde konularına özgü sorunların hızla çözümü konusunda gerekli girişimler için destek sağlanacaktır. Bunun için kamu kurumları, özel sektör ve meslek örgütleri ile sıkı işbirliği içinde olunacaktır.
  • Bazı fakültelerimizin uygulamalı eğitimlerinde gerekli ekipman ve malzemeye yönelik sorunlar yaşanmaktadır. Bütçe kaynaklı bu sorunlar, bütün bölümlerde çözülmeye çalışılacaktır.
  • Lisans öğrenci sayısının nitelikli eğitime olanak tanıyan düzeye azaltılması için uğraşılacaktır.
  • Lisans öğrenimi sırasında öğrencilerin bir araştırma projesinde görev almaları yönünde
    çaba harcanacaktır.
  • Geleneksel eğitim sistemimizin güçlü taraflarından vazgeçmeden, öğrencilerin öğrenme süreçlerine etkin olarak katıldıkları çağdaş eğitim tekniklerinden daha yaygın olarak yararlanılacaktır. Ezberleyen değil, düşünen, sorgulayan, araştıran öğrenci hedeflenecektir.
  • Ankara Üniversitesi’nin lisansüstü eğitimde öne çıkan bir üniversite olması sağlanacaktır.
  • YÖK tarafından yapılan bazı düzenlemelere rağmen bilimsel gelişmenin itici gücü olan temel bilimlerde önemli sorunlar yaşanmaktadır. Temel bilimlere (fizik, kimya, biyoloji ve matematik) hak ettiği önem verilecektir. Bu bölümlerimizin daha çok tercih edilmesini sağlamaya yönelik olarak: (1) Temel bilim mezunlarını istihdam edecek ulusal ölçekte araştırma merkezleri kurulması, (2) Temel bilim mezunlarına memur alımlarında kontenjan ayrılması için ilgili merciler nezdinde girişimlerde bulunulacaktır.
  • Üniversitemizde çok sayıda Araştırma ve Uygulama Merkezi bulunmaktadır. Bunların daha aktif ve işlevsel hale getirilmesi sağlanacaktır. Merkezlerin birçoğu üvey evlat muamelesi görmektedir. Bütün merkezlere eşit önem verilecek ve fiziksel, mekansal, personel sorunlarına çözümler getirilecektir.
  • DTCF ve İlahiyat Fakültesi bünyesinde bulunan yazma eserlerin gün ışığına çıkarılması için Merkez kurulacaktır.
  • Enformatik ve enerji çağımızın iki temel konusudur. Bu alanlarda faaliyet gösterecek araştırma merkezleri/enstitüler kurulacaktır. Bilim ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak ve ülke ihtiyaçları da dikkate alınarak disiplinlerarası karakterde benzer başka akademik birimlerin oluşturulmasında girişimci bir tutum sergilenecek ve fakülteler bu yönde teşvik edileceklerdir.
  • Üniversitemizin önemli merkezlerinden olan TÖMER’in yetkin ve güçlü bir merkez olması için gerekli atılımlar yapılacaktır.
  • Üniversitemizin Kariyer Merkezi örnek hale getirilecek, donanımsal altyapısı güçlendirilecek ve öğrencilerimizin geleceğe ilişkin vizyonuna daha fazla katkı sağlaması gerçekleştirilecektir.
  • Öğrenci Bilgi Sistemindeki sorunlar Mühendislik Fakültemizin katkıları ve destekleri de alınarak çözülecektir.
  • Teknokent geliştirilecek, üniversite-sanayi işbirliği ile üniversitedeki bilgi birikiminin
    ekonomik değere dönüştürülmesine destek sağlanacaktır. Teknokentin tüm üniversitenin Teknokenti olmasına özen gösterilecektir.
  • Tıp ve Diş Hekimliği Fakültesi’nde uygulanan performans sisteminin eğitim ve araştırma gereksinimleri ile uyumlu olması, eğitim ve araştırmaya hizmet eden sağlık hizmetinin daha değerli ve ödüle layık görülmesi, performans sisteminin bugünkü uygulamasının yarattığı
    iş barışı sorunları ve haksızlıkların önüne geçilmesi için çaba harcanacaktır. Eğitim, araştırma
    ve sağlık hizmeti için harcanan emeklerin şimdi olduğundan daha fazla ve adil bir şekilde
    karşılık bulması sağlanacaktır.
  • Üniversite binalarımızın çoğu yaşlı bina kategorisinde olup pek çok fakültemizin
    altyapı sorunları bulunmaktadır. Bu fakültelerimizin altyapı sorunları çözülecektir.
  • Üniversitenin omurgasını oluşturan akademik personele hak ettikleri çalışma koşullarının sağlanması yönetimlerin temel görevi olmalıdır. Akademik personelimizin çalışmalarını
    negatif olarak etkileyen oda sorunları çözülecektir.
  • Başta Gölbaşı olmak üzere yerleşkelerimizin ulaşım sorunu bulunmaktadır.
    Gölbaşı Yerleşkesi’nin ulaşım sorunları giderilecek ve yerleşkelerimiz ile rektörlük arasında sürekli ulaşım sistemi kurulacaktır.
  • Üniversitemizin kreşleri nitelik ve nicelik açısından geliştirilecektir.
  • Üniversitemiz için çok değerli bir prestij varlığı olan Ankara Üniversitesi Geliştirme Vakfı
    Özel Okullarının niteliğinin her yönüyle daha da geliştirilmesine özel önem verilecektir.
  • Üniversitemiz mezunlarının üniversite olanaklarından tam olarak yararlanmasına özel bir önem verilecektir. Mezunlarımız ile ilgili aktif ve kapsayıcı networkler oluşturulacak ve öğrencilerimiz -akademik personelimiz-mezunlarımız arasında sıkı işbirliği ortamı sağlanacaktır.
  • “Kent Üniversitesi” kimliğimize anlam veren ve tarihi önemi bulunan yerleşkelerimizin ve binalarımızın bütünlüğü korunacaktır.

    YÖNETSEL İLKELER / UYGULAMALAR

  • Ankara Üniversitesi şeffaf, hesap verebilir, kararların herkese açık olduğu,
    adil bir yönetim yapısına kavuşturulacaktır.
  • Sorunlar ortak akıl yöntemiyle, sorunun sahipleri ve konusunda deneyim ve bilgi sahibi olanların katkısı alınarak çözülecektir.
  • Üniversitedeki bütün kurullar daha etkin, çoğulcu ve özgür bir işleyişe kavuşturulacaktır. Düşüncelerin rahatça ifade edilebildiği, eleştiriye açık, katılımı destekleyen, paylaşımcı, hakkaniyeti gözeten bir “demokratik Ankara Üniversitesi” düşü gerçek kılınacaktır.
  • Akademik özerklik savunulacaktır. Yerleşkelerimizde barış ve huzurun sağlanması
    bütün üniversite çalışanları ve öğrencilerimizin anlayış, saygı ve empati duygularına dayanır. Barış ve huzurun dış etkenler tarafından bozulmasına izin verilmeyecektir.
  • Dekan adayları için rektörlüğün tarafsız kalacağı eğilim yoklaması yapılacak ve eğilim yoklamalarında ortaya çıkan sonuca saygı gösterilerek bu iradenin arkasında durulacaktır.
  • “Cumhuriyetin İlk Üniversitesi” olmanın getirdiği tarihsel sorumluluğun bilincinde olunacak, Cumhuriyet değerlerinin yaşatılmasına ve geliştirilmesine güçlü toplumsal destek verilecektir.
  • Öğrenciler ve idari çalışanlarımız da dahil olmak üzere bütün üniversite bileşenlerinin ve sendikaların görüşlerinin alınacağı Üniversite Meclisleri kurulacaktır.
  • Web tabanlı uygulamalarla önemli konularda üniversite çalışanlarının görüşüne başvurulacaktır.
  • Oluşturulacak bir “Ankara Üniversitesi Danışma Kurulu” aracılığıyla mezunlarımızın üniversitemize katkı yapmaları sağlanacaktır.
  • Üniversitede kadın emeği daha görünür hale gelecektir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’nin
    her alanda uygulandığı örnek üniversite olma ilkesine ağırlık verilecektir.
  • Öğrencilerin ve gençlerin üniversite işleyişinde daha fazla söz hakkı olacaktır.
  •  “Ankara Üniversitesi Çalışanlarının Etik Değerler ve İlkeler Belgesi”;

    a)Yöneticilerin üniversite içinde ve dışındaki her türlü etkinliğinin etik çerçevesini çizecektir.

    b)Kamu görevi gereği yapılanların “seçim yatırımı” olarak kullanılmasını yasaklayacaktır.

    c)İkinci kez aday olan rektör dışındaki üniversite yöneticilerinin doğrudan ve dolaylı olarak seçim çalışmalarına katılmalarını, öğretim üyelerinin oylarını özgürce belirlemesine
    müdahale etmelerini yasaklayacak, seçimlerde tarafsız davranmalarını öngörecektir.

    d)Kadroların ve diğer kamusal kaynakların seçim dahil hiçbir kişisel yarar için
    kullanılmamasını içerecektir.

  • Bütün kamusal kaynaklar yalnızca maksimum toplumsal yarar elde etme amacıyla kullanılacaktır. Liyakat, nesnellik, hakkaniyet ve adalet ölçütlerinden taviz verilmeyecektir.
  • Mevcut koordinatörlükler gereklilik, işlevlilik ve verimlilik açısından ele alınacak, yetersiz bulunanlar geliştirilecektir. Hiçbir kamu kaynağının verimli olmayan yapılarda kullanılmasına izin verilmeyecektir.

Meslek hastalıkları: Malul bırakarak listele ki gizleyebilesin…

Meslek hastalıkları:
Malul bırakarak listele ki gizleyebilesin…

Portresi

 

Prof. Dr. İbrahim AKKURT
İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı

 

 

Negrel kızdı: Haydi efendim! dedi. Kafanız ezildiği zaman, işin ucu size mi dokunacak?
Hiçbir zaman! İşletme size yahut karılarınıza maaş bağlamak zorunda kalacak…”
(1)

Bu diyalog daha doğum aşamasındaki kapitalizmin işçi/çalışan sağlığına, meslek hastalıkları
ve iş kazaları gerçeğine yaklaşımını belki de onlarca cilt kitaptan daha iyi anlatmaktadır.
Satırlar Emile Zola’nın işçi sınıfı mücadelesini destanlaştıran başyapıtı Germinal’den…
Olaylar 1860’larda Fransa’nın kuzeyinde bir madende geçmektedir…

Doğum aşamasındaki düşüncesi bu olan kapitalizmin giderek daha da fazla vahşileşeceğinin de ilk işaretleridir aslında bunlar.  O günden bu güne kâr maksimizasyon hırsı, insana yaklaşımı
hiç değişmedi; hatta artarak ancak daha da sinsice devam etti, ediyor.  O kadar sinsice bir tezgahla devam ediyor ki, o kadar süslü şablonlarla pazarlanıyor ki… İçine insan hakları,
sosyal yardım, tazminat, kayıt, sistem, liste vb. soslar katılarak servis ediliyor ki; bunu dünyada haykırmaya çalışan dinozorların sayısı maalesef elin parmaklarını geçmemektedir.

Kişilerin aktif toplumsal yaşamdan uzaklaştırılmasının bir yolu da, kazanla kendisinden alınanların bir kısmını kaşıkla tekrar kendilerine sunma lütfunu göstermektir. Böylece kişilerin sistemin her türlü buyurganlığı ve hoyratlığı karşısında boyunları kıldan ince hale getirilir.
Bu, günümüz dünyasında, toplumlarda maluliyet (AS: engellilik) sarmalı ile olanaklı hale getirilmiştir. Örneğin ABD’de yetişkin nüfusun %16’sı yani en az 37 milyon kişi değişik derecelerde malul (AS: engelli) olarak tanımlanmış, ölmeyecek derecede maaşlar bağlanmıştır; bu ülkede 2012’de maluliyetle ilişkili harcama yıllık 400 milyar doları geçmiştir. Başka bir ifadeyle ABD sağlık bütçesinin ¼’ünü maluliyet ile ilişkili harcamalar oluşturmaktadır (2).  Dünya Sağlık Örgütü 1970’lerden beri bu konuda değişik zamanlarda kurallar, tanımlamalar içeren raporlar yayımlamaktadır. Bunlardan en sonuncusunu 2013’te yayımladı; buna göre dünyada değişik nedenlerle malul olanların sayısı 1 milyarı, yani dünya nüfusunun %15’ini geçmiştir (3). Ülkemizde de konu çok da farklı değildir; TÜİK’in 2012 verilerine göre
yetişkin nüfusun %18.9’u sağlık sorunları nedeniyle işgücü dışındadır yani maluldür.

Burada hemen denilebilir ki olsun! Ne kötülüğü var maluliyet nedeniyle kişilere birtakım haklar verilmesinin? Sana ne?

Meslek hastalıklarının günümüzde tespit edil(e)memesinin, bildiriminin yapıl(a)mamasının, kayıt altına alın(a)mamasının 1 numaralı gerçek nedeni
maluliyet tespiti işlemleridir.
Bunu bir şablona oturtmanın temel esası ise “liste sistemi” dir.

Çalışan bir kişide işe bağlı “etkilenme” tekrarlar sonucu zamanla birtakım belirtiler, bulgularla “hastalık”a dönüşür.  Bu hastalık bulgularının işle, çalışma ortamı ile ilişkili olduğu zamanında fark edilemezse, kayıt altına alınamazsa kişide yaşam süresi ve niteliğini etkileyecek birtakım geçici ya da kalıcı hasarlar bırakır yani çalışan malul” olur. Çalışandaki bu olumsuz etkilenme durumunun derecesi yani maluliyet oranı çalışma yaşamındaki hastalık ya da kazalara bağlıysa, “meslekte kazanma gücü azalma oranı” olarak tanımlanır ki, bu aynı zamanda tazminat
oranının da belirlenmesinde kullanılır. Ancak burada ufak bir ayrıntı var; bazen yıllar sürecek
bu gelişmeler sonucu yani etkilenme, hastalık, maluliyet sürecinin de bir Listede (AS: Meslek Hastalıkları Listesi) kayıtlı olması, tanımlanmış olması gerekir. Yani bu patolojiler ILO’nun belirlediği ve tüm ülkelere empoze ettiği Liste sistemi içinde olmak ve yine ILO’nun belirlediği bir sistematik içinde bazen yıllarca sürecek bürokratik çarkların içindeki tüm aşamaları
başarıyla aşmış olmalı ki, bir sosyal kazanca dönüşebilsin (4). Çünkü bunların çilesini
sonra “gariban” işveren -ki bulunabilirse- çekecek:

Kafanız ezildiği zaman, işin ucu size mi dokunacak? Hiçbir zaman!
İşletme size yahut karılarınıza maaş bağlamak zorunda kalacak
….”              

İşte sistem aynı, yol yordam aynı: İnsanları pasifize edeceksin; köle gibi çalıştıracaksın, çalıştırdığın koşulların kişinin sağlığı üzerindeki etkilerini zinhar görmemeleri gerek.
Bunu görmeleri gereken sağlıkçıları da suçun ortağı haline getireceksin. Sağlık sistemini hastalıklardan kazanç elde etme kapısı haline dönüştüreceksin ki, hastalık üretim merkezleri görünmesin. Sonuçta da neye bağlı olduğu “bilinmeyen” hastalık ve patolojiler sonucu
her dediğine biat edecek bir maluller ordusu oluşturacaksın.

Sistem budur.. Yıllardır anlatmaya çalıştığım, Fransız Sosyolog Mony’in yıllardır haykırdığı: “tazminatınız kafanıza çalınsın” denilen meslek hastalıkları sistemi budur. Bu sistem bir
“Yasal meslek hastalıkları sistemi”dir; bunun yerine “tıbbi meslek hastalıkları sistemi” kurulmalıdır dememdeki neden budur.

Başka bir dünya mümkündür, yeter ki istensin… Bunu dünyada yaşayan ben dahil %99 olarak gördüğümüz gün; en az 200 yıllık %1’lik vahşi kapitalizm oyun kurucularının işi biter.
Ah bir görebilsek… Ne Haziranlar yaşanır memleketimde, dünyada…

Kaynaklar : 
1.Emile Zola, Germinal, Yordam Kitap, 4.basım
2.CDC-MMWR/ August 30, 2013/Vol.62/ No.34:697
3.WHO 2013 10 facts on disability
4.ILO 2013 National sysytem for recording and notification of occupational diseases.
Practical guide

================================

Dostlar,

Değerli meslektaşımız Prof. İbrahim Akkurt’un sorunun tam da bam teline vuran yazısını yukarıda sunduk.. Sorunlar konuları salt teknik – hukuksal – ekonomik.. boyutlarıyla işlemekle çözülemiyor.. Arka düzlemdeki ideolojiyi apaçık etmek (deşifre etmek) gerekiyor.
Bu kritik boyut görmezden gelinirse, akademisyenler de yabanıl anamalcı (vahşi kapitalist) çarkın bilerek ya da bilmeyerek sıradan bir dişlisine indirgenir. Böylesi bir toplumsal – bilimsel rolün kabul edilir yanı olamaz. Yaşamın gereksinimi tam da tersinedir; bilim insanı topluma
yol gösterecek; sorunlarını ve kaynaklarını, akılcı çözümlerini sunacaktır insanlara.
Bilimini asla hiçbir çıkar kesimine, güce sunmayacak; en yüksek düzeyde sorumlu ve ERDEMLİ olacaktır..

“Sermayenin kârını” değil  “Toplumsal yararı” “en çok kılmak” temel güdüleyicisi olacaktır.

Büyük ATATÜRK ne denli etkili, yerinde uyarmıştı :

  • “Okuyup-yazma bilmeyen tek bir yurttaş bırakılmamalıdır. Kalkınma savaşının gerektirdiği teknik işgücü yetiştirilmelidir. Yurt sorunlarının ideolojisini anlayacak, anlatacak,
    kuşaktan kuşağa yaşatacak birey ve kurumlar yaratılmalıdır.” (1937 TBMM açış konuşması)

Bu bağlamda uzuuun yıllardır veregeldiğimiz Tıp Fakültesi derslerinden
“MESLEK HASTALIKLARI” yansılarımızı izlemek ister misiniz??
Özellikle 99, 139, 143 ve 175. yansılara dikkat lütfen…

Meslek_hastaliklari

feda_kar

Sevgi ve saygı ile.
30 Haziran 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Üniversite hastanelerinde kalp ve damar ameliyatına ek ücret

Üniversite hastanelerinde kalp ve damar ameliyatına ek ücret..

SGK’nın son SUT tebliği, üniversite hastanelerinde kalp ve damar ameliyatı olacaklardan ilave ücret alınmasının kapılarını açtı. Ancak bu uygulama değişikliği farklı bir durumu ortaya çıkardı. Eğer hastalar, özel hastanede kalp damar cerrahisinde ameliyat olursa hiçbir ek ücret ödemeyecek ancak üniversite hastanelerine gittiklerinde katkı payı ödemek durumunda kalacaklar.

Üniversite hastanelerinde kalp ve damar ameliyatına ek ücretMesude ERŞAN
mersan@hurriyet.com.tr
27 Haziran 2016
Üniversite hastanelerinde kalp ve damar ameliyatına ek ücret

 

Son SUT tebliği ek ücret alınmayan tedavilerin kapsamını daralttı. Geçtiğimiz 18 Haziran 2016 günü Resmi Gazetede yayınlanan Tebliğ, üniversite hastanelerine istisnai bir hak verdi.
Tebliğ bypas, kapak ve öbür tüm kalp ve damar cerrahisiyle ilgili işlemler için hastalardan
fark alma hakkını yalnızca üniversite hastanelerine tanındı.

SGK, Sağlık Uygulama Tebliğinde (AS: kısaltılmış biçimi SUT) değişiklik yapılmasına ilişkin
tebliğin 2. maddesinde,

“Ayrıca Yükseköğretim kurumlarına ait sağlık hizmeti sunucularında öğretim üyesi tarafından verilen SUT’un 2.1.1 numaralı maddesi kapsamındaki sağlık hizmetleri ve (vakıf üniversiteleri dışında) kardiyo-vasküler cerrahi dalında yapılan cerrahi işlemler için de ek ücret alınabilir.”

dendi.

Öte yandan kalp ve damar cerrahisiyle ilgili hemen tüm operasyonları üniversite hastanelerinde öğretim üyeleri yapıyor. Dolasıyla ameliyat olacakların bu farkı ödemeden hizmet alması olanaklı görülmüyor. Hastaların ceplerinden çıkarak, hastanelerin döner sermayesine girecek
bu ek ücretler, SGK’nın ödemeleri nedeniyle maddi açıdan zor durumda olan
üniversite hastanelerin bütçelerine katkıda bulunacak.

HASTALARIN KATKI PAYI

SGK’lı hastalar aldıkları hizmetler için şu farkları ödüyor:

* Kamu hastanelerine (AS : muayene için) 5 TL,
* Özel hastanelere (AS : muayene için) 12 TL,
* 10 gün içindeki yeniden muayene 5 TL,
* İlaç bedelinin %10-20’si, (AS: emekliler %10, çalışanlar %20)
* Her bir reçete için 3 TL, üç kutuya ek her bir kutu ilaç için 1 TL,
* Vücut dışı protez ve ortezlere %10-20,
* Özel ve vakıf hastanelerinde SUT tarifesine ek, %200’e dek fark,

EK ÜCRET ALINMAYAN SAĞLIK HİZMETLERİ: 

* Acil servislerde verilen acil durumlar nedeniyle sunulan sağlık hizmetleri,
* Yoğun bakım hizmetleri,
* Yanık tedavisi hizmetleri,
* Kanser tedavisi (radyoterapi, kemoterapi, radyo izotop tedavileri),
* Yenidoğana verilen sağlık hizmetleri,
* Organ, doku ve kök hücre aktarımlarına ilişkin sağlık hizmetleri,
* Doğumsal anomaliler için yapılan cerrahi işlemlere yönelik sağlık hizmetleri,
* Hemodiyaliz tedavileri,
* Kardiyovasküler cerrahi işlemleri (üniversite hastaneleri dışında).

===============================

Dostlar,

Hep yazdık, söyledik bu sitede..
SUT, yamalı bohçadan da öte bir “patch work” oldu..
Yani parçalardan oluşturulan bir torba.. Rengarenk, sayısız parça..
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası’nın yürürülük aldığı 1.10.2008’de
özel sağlık kuruluşlarında yurttaştan alınacak katkı %20 idi. Şimdi %200!
5 yıldızlı lüks otel standardında binalarda hizmet verecek Şehir Hastanelerinde
bu da kurtarmayacak.. Ülkenin vergileriyle salt üst katmanlara hizmet verilecek..

Kamuda da peeeeek çok ek ücret getirildi..
SGK bir yandan da verdiği hizmetleri daralttı..
İlaç fiyatlarını baskıladı piyasa kurallarını çiğneyerek ve 5-6 bin eczane iflas ederek kapandı.. Bu bilinçli bir tasfiye gerçekte.. İleride büyük sermaye elinde zincir eczaneler için..
Yine de açıklarına güç yetmiyor ve genel bütçeden her yıl önemli aktarımlar yapılıyor..
Sistem finansal yoğun bakımda ama ısrarla sürdürülerek yerli – yabancı özel sektöre
rant aktarımı sürdürülüyor..

Birkaç yüz milyar doları buldu bu rant beslemesi!
AKP buna mahkum ve dahası bunun için iktidarda..

Sistem kanıyor, her yerden akıyor, kokuyor, sızdırıyor ama bütün kaçaklara – deliklere
bir sıva ya da tıkaç uyduruluyor. Günübirlik, geçici..
Önlemlerin hemen hepsi “moneter”! Yani parasal.. oradan kısıp beri tarafa yamamak..

– Türkiye’nin yetersiz gelir düzeyi,
– çooook adaletsiz gelir dağılımı,
– çooook genç nüfus (0-18 yaş nüfusun 1/3’ü!),
– yüksek işsizlik
– muazzam kayıtdışılık
– asgari ücretin komikliği
– GSS sisteminin genel olarak pahalılığı

ve de en önemlisi ETKİN – YAYGIN – NİTELİKLİ -SÜREKLİ – KAMUSAL
KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNİN ÇOK YETERSİZLİĞİ…

zorunlu GSS sisteminin yapısal engelleri.. Bunları gidermeden – iyileştirmeden çözüm yok!

Hep parasal (moneter) önlemlerle bir yere varılamaz. Zaten bu önlemlerin sonuna da gelindi.

Vergi + prim = ek vergi + cepten bir ton ödeme + hizmetlerin sürekli daraltılması…

Nereye dek??

Birkaç yıllık bir aradan sonra yeniden Sağlık Bakanlığı görevine dönen Dr. Recep Akdağ‘a
2004 yılı Haziran’ında TTB kongresinde bunları ayak üstü söylemiştik.

“Türkiye’de GSS matematiksel olarak olanaksız!” demiştik..

SGK – GSS üzerinden Türk sağlık sisteminin mikro ve makro ölçekte sorunları giderek büyüyor ve altından kalkılamaz bir boyuta sürükleniyor.

Tıpkı AKP’nin dış politikada izlediği güdümlü dış politikalarla ülkemizi kanlı bir batağa sürüklemesinde olduğu gibi..

Bir kez daha yazmış, uyarmış, yol göstermiş olalım..
Profesyonel sorumluluğumuz gereği boyumuza borçtur.

Sevgi ve saygı ile.
30 Haziran 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Doğu Perinçek: Rusya’ya mektuba yanıt Amerika’dan geldi

Doğu Perinçek:
Rusya’ya mektuba yanıt Amerika’dan geldi

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, İstanbul’daki terör saldırısı ile ilgili
açıklama yaptı.

“Türkiye’nin Rusya’ya yazdığı mektuba yanıt verildi” diyen Perinçek, saldırının arkasında Amerika’nın olduğunu belirtti. Terör örgütlerine karşı bölgesel işbirliği vurgusu yapan Vatan Partisi Lideri, Türkiye’nin atması gereken adımları sıraladı.

Doğu Perinçek: Rusya'ya mektuba yanıt, Amerika'dan geldi

29 Haziran 2016, basın toplantısı 

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,  Vatan Partisi İstanbul  İl Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek, dün Atatürk Havalimanı’nda yapılan terör eylemini değerlendirdi ve Vatan Partisi’nin çözümünü bir kez daha kamuoyunun bilgisine sundu. Perinçek, özetle şunları belirtti:

Artık milletçe anlamak durumundayız: Türkiye, bir vatan savaşı içindedir ve
karşımızda terör örgütlerini üzerimize süren ABD ve İsrail var.
Bu gerçeği saptamadan bu savaştan başarıyla çıkamayız.

VATAN SAVAŞININ İÇ ve DIŞ CEPHESİ

Vatan Savaşının iç cephesi var, dış cephesi var. Türkiye iç cephede Bölücü Terör örgütünü hendeklere gömdü. Şimdi mücadele Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde yoğunlaşıyor.
ABD, Güney sınırımızda Barzanistan’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bir koridor açmak peşindedir. Adına “Kürt Koridoru” diyorlar. Biz, “ABD-İsrail Koridoru” diyoruz.
Bu koşullarda Vatan Savaşı sınırlarımızın dışına taşmış bulunuyor.

TÜRKİYE’NİN DIŞ CEPHEDEKİ ATAĞINA DÜŞMANIN İÇ CEPHEDEKİ YANITI

İç ve dış cephe aslında tek bir cephedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’e yazdığı mektupta, teröre karşı ortak eylem önerisinde bulundu. Bölücü ve yobaz terörünü bitirecek stratejik adım budur. Çünkü teröre karşı Rusya ile işbirliği, Suriye, Irak ve İran’la işbirliği anlamına gelmektedir.

Yanıt Amerika’dan geldi. Atatürk Hava Limanı’ndaki terörü yapanların kastı şudur veya budur, nesnel olarak bakarsak, Türkiye’nin stratejik atağına ABD cephesinden yanıt gelmiş bulunuyor.

Türkiye dış cephede Rusya ve bölge ülkeleriyle ortak mücadele isteğini ilan etti. Bu girişim karşısında ABD cephesindeki telaşı dün gördük. Aynı gün Atatürk Havalimanı Dış Hatları’nda bombaları patlattılar. Bombayı patlatanın PKK ya da IŞİD olmasının bir önemi yok. Her ikisi de ABD’nin piyonudur. Bugün ABD resmî makamlarını temsil eden Henri Barkey, “Türkiye IŞİD’e karşı mücadelede yoğunlaşmalı” diyor. Başka deyişle “PKK/PYD’ye karşı mücadeleyi durdurun.”

DOĞRU MEVZİLENME BELİRLEYİCİ

Teröre karşı mücadelede kesin sonuca ulaşmak için artık tehdit sıralamasını ve mevzilenmeyi doğru saptamak durumundayız.

Türkiye için birinci tehdit, Güney sınırımızda, Suriye’nin kuzeyinde ABD ve İsrail tarafından oluşturulan PKK devletçiğidir.

Türkiye, ABD-İsrail koridorunu bozmak için, Rusya, Suriye, Irak ve İran’la birlikte hareket etmek durumundadır.

ABD bombaları, Türkiye’nin Batı Asya ülkeleriyle ortak eyleme geçmesini engelleyemeyecektir.

VATAN PARTİSİ’NİN BÖLÜCÜ TERÖRE KARŞI 14 MADDELİK ACİL MÜCADELE PROGRAMI

Başta Rusya olmak üzere Batı Asya ülkeleri, Türkiye’nin güney sınırlarındaki bölücü ve yobaz terörüne karşı Türkiye ile işbirliğine hazırlar. Türkiye, ABD güdümlü Bölücü ve Yobaz Terörüne son vermek için, tarihî bir fırsat yakalamıştır ve kesinlikle başarıya ulaşacaktır.

Çözüm, devlet ve millet olarak topyekun mücadeledir. Şu anda yakıcı görevler şunlardır:

1- HDP’NİN KAPATILMASI İÇİN DERHAL DAVA AÇILMALIDIR

Anayasanın 68/4. Maddesine göre, siyasal partilerin tüzük, program ve eylemlerinin “Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı olması kapatma nedenidir. Devletin bölünmez bütünlüğü, devletin tekliği ilkesini ifade eder. Nitekim Siyasî Partiler Kanunu’nun 80. Maddesi, Anayasanın bu düzenlemesine dayanarak, siyasal partilerin devletin tekliği ilkesini değiştirme amacını güdemeyeceklerini ve bu yönde faaliyette bulunamayacaklarını hükme bağlamıştır.

Silahlı Bölücü Örgütün cebir ve şiddetine açıkça dayanan özerklik ilanı ve bu yöndeki faaliyeti, hem bir program açıklamasıdır, hem de suç eylemidir. Bu faaliyeti doğrudan doğruya HDP genel merkez yöneticileri yürütmektedirler.

HDP, Türkiye topraklarının bir bölümü üzerinde bir başka devletin kurulmasını amaçladığını genel başkanının ve genel merkez yöneticilerinin ağzından ilan etmiştir ve bu yöndeki faaliyetin odağı haline gelmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP hakkında Anayasa Mahkemesine kapatma davası açma sorumluluğu ve göreviyle karşı karşıyadır. Hukukun emri de budur, milletin talebi de budur, Türkiye’nin vatan bütünlüğünün gereği de budur. Vatan bölünürse demokrasi olmaz. Cebir ve şiddetin olduğu yerde, demokrasi olmaz.

2- DEVLET VE VATAN BÜTÜNLÜĞÜNE KARŞI SUÇ İŞLEYEN HDP MİLLETVEKİLLERİNİNDOKUNULMAZLIĞI DERHAL KALDIRILMALIDIR

“Kürdistan’a özerklik” eylemine ve en son Mecliste bölücü teröre destek eylemine katılan HDP milletvekillerinin dokunulmazlığı derhal kaldırılmalıdır.

TBMM Başkanı, Meclisi bu gündemle toplantıya çağırmalı ve Türkiye’nin devlet, toprak ve millet bütünlüğünü koruma kararlılığı, bütün dünyaya derhal gösterilmelidir. Milleti vatan için birleştirme sorumluluğu da ancak böyle yerine getirilebilir.

3- BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ EYLEMLERİYLE DESTEKLEYEN
BELEDİYE BAŞKANLARI GÖREVLERİNDEN ALINMALIDIR

Güneydoğu illerimizde bazı belediye başkanları, eylemli olarak bölücü terör örgütünün faaliyetine ve Kürdistan’a özerklik suçuna katıldılar. Bu yerel yönetim sorumluları, yasalar gereği İçişleri Bakanlığı tarafından derhal görevden alınmalıdırlar.

4- TÜRKİYE’Yİ BÖLMEK İÇİN KULLANILAN İKİZ İHANET YASALARI
DERHAL KALDIRILMALIDIR

Birleşmiş Milletler’de “İkiz Sözleşmeler” diye anılan “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” ve “Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi” başlıklı uluslararası sözleşmeler, 4 Haziran 2003 günü TBMM’de yasayla onaylandı ve yasalaştı.
Bu yasa, Türkiye’yi, etnik, ekonomik, toplumsal parçalama yasasıdır. 35 yıl imzalanmayan, en sonunda AKP iktidarı döneminde CHP oylarıyla Meclisten geçirilen yasa, Türkiye’nin devlet ve millet bütünlüğünü ortadan kaldırmak ve devlet egemenliğini yok etmek için kullanılmaktadır (I. Sözleşme, Madde 1, 2/2, 5 ve 25, II. Sözleşme, Madde 1, l/2, 2/1).

Bu yasa, Lozan Antlaşması’nı delik deşik etmiştir ve yabancı devletlere müdahale hakkı tanımaktadır (II. Sözleşme, Madde 40, 41, I. Sözleşme, Madde 1 ve 27).

TBMM Başkanı, İkiz Sözleşmelerin kaldırılması gündemiyle Meclis’i derhal toplantıya çağırmalı ve bu İhanet Yasası kaldırılmalıdır.

5- GÜNEYDOĞU BÖLGEMİZDE OLAĞANÜSTÜ HAL VEYA SIKIYÖNETİM
İLAN EDİLEREK HALKIN GÜVENLİĞİ SAĞLANMALIDIR

Türk Silahlı Kuvvetleri ve Polisimiz, 24 Temmuz’dan bu yana (AS: 2015) kahramanca mücadele yürüterek, bölücü terörü kendi kazdığı hendeklere gömmektedir. Bölge halkımız, barış ve güvenliğe kavuşmak için, bu mücadelenin bir an önce sonuçlanmasını istiyor. Halkımızın büyük acılar ve sıkıntılar içinde kalmasına daha fazla izin verilemez.
Hele son “Özerk Kürdistan” ilanından sonra, Bölücü Terörün daha fazla kan dökmesine ve ocak söndürmesine fırsat vermemek ve örgütün bitirilmesi için, Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim ilanı bütün milletin talebidir ve gereklidir. Bu amaçla Anayasal mekanizma işletilmelidir.

6- YEREL YÖNETİM YASALARI DERHAL DEĞİŞTİRİLMELİ

Yerel Yönetim Yasaları, Türkiye’de yerel demokrasiyi ortadan kaldırmak yanında Bölücü Teröre Örgütüne kan dökme olanağı tanımıştır. Kaldırılmış olan kasaba belediyeleri ile mahalle haline getirilmiş köy muhtarlıklarının yeniden kurulması, demokrasinin gereğidir. İl özel idareleri güçlendirilerek yeniden kurulmalıdır. Bunun yanında Yerel Yönetim Yasaları, Bölücü Teröre karşı mücadelenin ihtiyaçlarına göre değiştirilmelidir.

7- KAMU GÖREVLİLERİ BÖLÜCÜ TERÖRE KARŞI MÜCADELENİN GEREKLERİNE GÖRE ATANMALIDIR

Bazı kamu görevlilerinin Bölücü Teröre karşı mücadelede görevlerini yerine getirmediklerini öncelikle halkımız saptamaktadır. Bazı kamu görevlilerinin kararsızlığı, Güneydoğu bölgesi halkının devlete güvenini sarsmaktadır. Bölücü Teröre son vermek ve halka hizmet ihtiyaçlarına uygun olarak, validen başlayarak yetenekli, kararlı, cesur kamu görevlileri atanmalıdır.

8- AKP ve CHP “ÖZERKLİK ŞARTI” LAFINI TERK ETMELİDİRLER;
TÜRK MİLLETİ ANAYASADAN ÇIKARTILAMAZ

PKK/HDP, vatanımızın bir parçasında “özerklik” ilan ediyor. Bu koşullarda AKP ve CHP’nin  “Avrupa Özerklik Şartı”nı Anayasaya geçirme girişimleri, Bölücü Terörle suç ortaklığından başka bir anlam taşımıyor. AKP ve CHP, şu andan itibaren ağızlarına özerkliğin lafını bile almamak sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar.

Türk Milleti kavramını Anayasa dışına sürme girişimi de, Terör yangınına benzin dökmekten başka bir sonuç vermeyecektir. ABD emperyalizminin dayattığı özerklik için elverişli bir iklim oluşturmak, artık devlet ve vatan bütünlüğüne  ihanet anlamındadır.

9- TERÖR SUÇLARININ YARGILANMASI ve İNFAZINDA KARARLILIK İÇİN GEREKLİ ÖNLEMLER ALINMALIDIR

Bölücü Teröre karşı mücadelenin bir an önce kesin sonuca ulaşması için, terör suçlarının yargılanması ve infazında hukukun uygulanması ve kararlılık şarttır. Asker ve polisimizin canla ve başla yürüttüğü mücadelenin etkin ve caydırıcı olması için, yargıda hız ve infazlarda kararlılık gerekiyor. Barışa ve kardeşliğe bir an önce kavuşmak buna bağlıdır.

10- BÖLÜCÜ TERÖRÜN MEDYA PROPAGANDASINI ÖNLEMEK İÇİN
YASALAR UYGULANMALIDIR

Çeşitli gazete ve televizyonlar, açıkça Bölücü Terör Örgütünün şiddet eylemlerinin propagandasını yapıyorlar. Suç işleyen medya organlarına yasaların uygulanması, basın özgürlüğüne aykırı değildir, en başta Mehmetçiğin yaşam özgürlüğünün gereğidir. Mehmetçiğe ve polisimize karşı şiddet eylemlerinin ve cinayetlerin övülmesi ve teşvik edilmesi, yalnız güvenlik güçlerimize karşı değil, vatana ve millete karşı suçtur. Bölücü Terörü kışkırtan propagandaya son verecek önlemler derhal alınmalı ve uygulanmalıdır.

11- BÖLÜCÜ ÖRGÜTÜN TERÖR EYLEMELERİNİ DESTEKLEYEN
SÖZDE STK’LARIN ve MESLEK KURULUŞLARININ SUÇ OLUŞTURAN FAALİYETLERİ ÖNLENMELİDİR

Bugün bazı sözde sivil toplum kuruluşları ve sözde meslek kuruluşları açıkça Bölücü Terör Örgütünün organları olarak faaliyet yürütmektedirler. Onların bu faaliyetlerinin bedeli, Mehmetçiğin ve Polisimizin kanıyla ödeniyor.

Bölücü Terörü destekleyen ABD güdümlü örgütlerin yasadışı faaliyetlerine karşı yasaların öngördüğü yaptırımlar kararlı olarak uygulanmalıdır.

12- ÇOCUKLARIMIZI ve GENÇLERİMİZİ PKK TERÖR ÖRGÜTÜNDEN KURTARMAK İÇİN AİLELERİYLE, İŞYERLERİYLE VE ÜNİVERSİTELERİMİZLE İŞBİRLİĞİ YAPILMALIDIR

Bölücü Terör Örgütü, 18 yaşından küçük çocuklarımızı ve gençlerimizi ateşe sürmekte, ailelerini büyük acıların içine atmaktadır. Kamu kurumları, bu gençlerimizi kurtarmak için ailelerini ve işyerlerini bilgilendirmeli ve işbirliğine gitmelidir.
Bölücü Terör örgütü elemanlarının üniversitelerde terör yapmalarına kesinlikle izin verilemez. Üniversitelerimiz, bölücü teröre özgürlük tanıyan uygulamalara son vermeli, yüksek öğretimde özgürlük ve barış ortamı sağlanmalıdır.

13- BÖLÜCÜ TERÖRE KARŞI BÖLGE ÜLKELERİ ve RUSYA İLE İŞBİRLİĞİ

ABD emperyalizmi ve İsrail başta olmak üzere bazı ülkeler, bölücü terör örgütünü silahlandırmakta, donatmakta, eğitmekte, siyasal alanda desteklemektedir. Bu desteğe son vermeleri için, ilgili ülkelere karşı, devletçe ve milletçe elbirliği gerekiyor. Suç işleyen PKK mensuplarının derhal Türkiye’ye iadesi için, diplomatik girişimler kararlı olarak yürütülmelidir.

Bölücü Teröre karşı en etkili siyaset, komşularımız Suriye, Lübnan, Irak, İran, Azerbaycan ve Rusya ile işbirliği ve Asya ülkeleriyle dayanışmadır. Bu ülkelerin toprak bütünlüğü, Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür. AKP iktidarı, komşularımıza terör ihracına derhal son vermeli ve en büyük ticaret ortağımız Rusya ile ilişkileri tamir etmelidir. ABD ve Avrupa ile ilişkilerimizin normalleşmesi de bu kararlılığa bağlıdır.

14- BÜTÜN MİLLETİMİZİ, SİYASAL PARTİLERİ, SENDİKALARI, KİTLE ÖRGÜTLERİNİ TÜRKİYE CEPHESİNDE BİRLEŞMEYE ÇAĞIRIYORUZ

Devlet, vatan ve millet bütünlüğü, her türlü sınıf, topluluk ve kişi çıkarının üstünde, bütün milletimizin meselesidir.

Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk milletiyiz.

Hiçbir ayrım gözetmeden bütün milletimizi, siyasal partileri, sendikaları, meslek odalarını ve kitle örgütlerini, Türkiye Cephesinde sımsıkı birleştirmek için Vatan Partisi olarak görevimizi yerine getirme kararındayız.


(Basın açıklamasını izlemek için görseli tıklayınız..)

=============================

Dostlar,

Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Perinçek‘in bu gün (29.06.2026) gerçekleştirdiği
basın toplantısında verdiği iletiler önemsenmeli..

Paylaşmak istedik 14 önemli maddeyi..
“Wilson’s principles” (Wilson İlkeleri) de 14 maddeydi 1. Büyük Dünya Paylaşım Savaşı Sonrasında Ortadoğu’yu yeniden biçimlendirme amacıyla ileri sürülen..

Sevgi ve saygı ile.
29 Haziran 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com