Ahmet SALTIK hakkında

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi 1953’te Elazığ'da doğdu. İlk ve ortaokulu Gaziantep'te okudu, Van Lisesini 1971’de, (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesi’nde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. Çimento ve Kağıt Fabrikaları İşyeri Hekimlikleri yaptı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). 2004’ten bu yana Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu üyesi, Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Başkan Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-2014) Uzmanlık alanında 254 yerli, 48 adet yabancı (toplam 302) bilimsel bildirisi, yayını, kitap bölümleri var. 11 bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 500'ü aşkın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 90, Lise ve İlköğretimde 90, askeri birlik ve polis okullarında 12).. toplam 1461 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 24.4.2014 / Ankara. Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 363 8990 (iş) 0312 562 2222 (doğrudan) 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) ve 0312 562 2222 (kişisel) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Münzeviler Cad no 87, Akdere Mamak / ANKARA

Soma’da madenciler eylemde; Erdoğan’ın ve AKP’sinin kan ve ateşle tangosu sürüyor !?


Soma’da madenciler eylemde;
Erdoğan’ın ve AKP’sinin kan ve ateşle tangosu sürüyor !?


Dostlar
,

Soma dramı bütün ağırlığıyla sürüyor…

13 Mayıs’tan bu güne 53 gün geçti.. 1 hafta sonra da 2 ay bitmiş olacak..
Yüce Meclis‘te konuya ilişkin bir “torba yasa” yolda..

Gerçekten bu yasa tasarısı / teklifi de, AKP’nin dünyada örneği görülmemiş opportünizmi (fırsatçılığı!) nedeniyle tanınmaz bir içerik zenginliği – çeşitliliği kazandı (!).
AKP’nin kurumsal olarak ve de vekillerinin -şimdiye dek her nasılsa karşılanmayan- kişisel olarak ne beklentileri – çıkarları varsa, bu vesile ile,

SOMA kurbanlarına verilmesi gereken olağan yasal haklarının arkasına sığınarak, torba – çorba – kırkambar yasanın (!) içine doldurdular..

Üstelik bundan da önce, Cumhurbaşkanı seçimine giderken, AKP – RTE elinde
HDP – PKK ile pazarlık gücü olsun – artsın diye bir başka yasal düzenleme yapıldı..
Böylelikle RTE hükümeti, yargı ve yasamayı dışlayarak neredeyse ülkenin artık fiilen bölünmesi aşamasına dek uzanabilecek yaşamsal ödünler verme yetkisi kazandı!

Burada olağanüstü yetkilerin AKP – RTE hükümetinde toplanarak hem Anayasa’nın güçler ayrılığı ilkesinin (md. 6-9) apaçık çiğnendiğini görüyoruz hem de ülkemizi – ulusumuzu bölebilecek son derece tehlikeli, “artık son aşama” Yürütme yetkilerinin
R.T. Erdoğan’ın eline verilişini..

  • Cumhuriyet ve temel kurumları 2 yanı keskin kılıçla
    çift taraflı olarak adeta doğranmakta..

Tayyip bey bu kez, kendisi için yaşamsal olarak tanımladığı bir başka hedef olarak Cumhurbaşkanı seçimine kilitlenmiş durumda.. Hedefe giden yolda her şey ama her şey mübah.. %1′in %49′dan daha önemli – büyük olabileceği bir kritik seçime daha gidiyor..
2. turda, hatta 1. turda, göstermelik HDP adayı üzerinden Kürt yurttaşların oylarını almak.. Bu amaçla da yaman bir pazarlıkla, gözünü karartmazsa,
KRİTİK DENGELERİ GÖZETEREK gıdım gıdım ödünleri sürdürmek..
Turbun büyüğünü ise 2105 genel seçimleri öncesine saklayarak :

Öcalan’ın salıverilmesi ve Güneydoğu’ya belli sınırlarla başlangıç olarak “özerklik” !

Yani apaçık, BOP eşbaşkanlığının vazgeçilmez gereği olarak ülkesini bölmek!

  • Erdoğan’ın ve AKP’sinin kan ve ateşle tangosu sürüyor !?
  • Quo vadis Erdoğan, quo vadis AKP; quo vadis TÜRKİYE!?

*****

Soma kurbanlarının olağan yasal haklarının arkasına sığınarak utanılası bir duygu sömürüsü ile gerçekte amacının ne olduğu belirsizleşen, Dünya hukukliteratüründe örneği bulunmayan bir “torba – çorba – kırkambar yasa”ya daha Yüce Meclis
yol vermekte.. Ortada ağır, ciddi bir demokratik etik – moral cinayetiyle birikte..

Soma’da madenciler eylemde!

06somaEylem

Manisa’nın Soma ilçesinde 301 işçinin yaşamını yitirdiği maden katliamının ardından AKP hükümeti tarafından verilen sözlerin tutulmaması işçileri isyan ettirdi.
Madenciler önceki gün Soma Kültür Parkı’nda başlattıkları oturma eylemini dün de sürdürdü. Eylemde, “Verilen sözler tutulsun, sorumlular yargılansın, madenler kamulaşsın”, “Taşeron çalıştırma yasaklansın – iş güvenliği sağlansın” yazılı pankartlar dikkat çekti.

SÖZLER TUTULMADI

AKP hükümetinin madencilere verdiği sözler özetle şunlardı:

* Devlet tarafından denetimler yapılana ve denetim raporları tamamlanana dek
kimse madenlere inmeye zorlanmayacak.

* Kimseye bu süre içinde çıkış verilmeyecek.

* Aylıklar eksiksiz ödenecek.
Koşullar düzelene dek gerekirse 7-8 ay Devlet maaşları ödeyecek.

* Aylıklar en az 2000 TL olacak.

* 6 aylık ikramiye verilecek.

* Haftalık çalışma saati 36 saati asla geçmeyecek.

* Emeklilik yaşı 55’ten 49’a düşürülecek.

* 1400 TL-1500 TL arasında ölüm aylığı bağlanacak.

* Ölen madencilerin yakınlarına TOKİ’den ev verilecek.

* Ölen madencilerin yakınlarından 1 kişiye istihdam (iş) sağlanacak.

* Taşeron - altişveren sistemi kaldırılacak. (4.7.14, Basından..)

Nur SERTER : Tabanın sessizliği çığlığın habercisi!


Nur SERTER : Tabanın sessizliği çığlığın habercisi!

Dostlar,

CHP İstanbul Milletvekili sevgili arkadaşımız Sn. Prof. Nur SERTER‘in aşağıdaki açıklaması çok öğretici, yapıcı ve düşündürücü.

Dileriz CHP yönetiminde hakettiği karşılığı bulur ve elzem bir eksen değişikliği
geç de olsa sağlanır..

Sevgi ve saygı ile.
5.7.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==============================================

CHP İstanbul Milletvekili Prof. Nur Serter’den sert açıklama:

Tabanın sessizliği çığlığın habercisi!

nuraciklama

Ekmeleddin İhsanoğlu’na imza vermeyen ve Emine Ülker Tarhan’ı destekleyen
Prof. Nur Serter, ‘CHP inanç üzerinden siyaset üreten parti konumuna sürüklendi’ diyerek tabanda biriken tepkiye işaret etti

CHP İstanbul Milletvekili Porf. Dr. Nur Serter, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için sert bir açıklama yaptı. “CHP’ye gönül verenlerin suskunluğu bir çığlığın habercisidir.” diyen Sertel şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanlığı adaylık süreci tamamlandı. CHP, sürece “çatı aday” la katılıyor. Pekiyi, CHP seçmeni ne düşünüyor?

Halkı kucaklayacak, dürüst, saygın, halka yalan söylemeyen, inançlı (ne demekse?)
bir adayın, CHP dışından aranması ve bunun Partinin genel başkanı tarafından
ilan edilmesi CHP yönetiminin CHP’yi inkârı olmuştur. CHP bir kitle partisi değil midir?

DÜRÜSTLÜK CHP’DE BULUNMUYOR MU?

CHP’li bir aday, halkı kucaklayamıyorsa, CHP’nin, kitle partisi olduğu
açıkça inkâr mı edilmektedir?

CHP ilkelerine bağlı kalarak, uzun yıllar süre gelen muhalefetin yıpratıcı etkilerine karşın partisinin ideallerinden ödün vermeden mücadele eden her CHP’li,
siyasetteki konumu ne olursa olsun “saygın” değil midir?

- Siyasal İslam’a boyun eğmeyen,
- Ulus devletten ödün vermeyen,
- Atatürk’ün ışığından güç alan ve “
- Altı Ok”a gönül ve ömür vermiş

özverili onurlu CHP’liler en büyük saygıyı hak edenler değil midir?

CHP, “inançlı” adayları, kendi dışında mı aramak zorundadır?
Bu arayışın, CHP’lilerin “inkârcı” olduklarını iddia edenlere destek anlamı taşıyacağı
hiç mi düşünülmemiştir? CHP, “inanç üzerinden siyaset üreten bir parti” konumuna
nasıl sürüklenmiştir? Dürüstlük, CHP içinde çok zor bulunan bir değer haline mi dönüşmüştür?

Bu nedenle mi “dürüst” adayın ithal edilmesine gerek duyulmuştur?

CHP seçmeni bu soruları sormakta ve uzunca bir süredir, CHP yönetiminin aldığı kararlar nedeniyle, “bağrına bastığı taşın” ağırlığı altında ezilmektedir.

CHP İÇİN ‘YENİ YÖNETİM’ MESAJI

CHP’liler AKP ile tehdit edilerek, ilkelerinden ödün vermekten yorulmuşlardır.

İlkelerine bağlılıklarını ifade ettiklerinde “hain” ilan edilmekten yaralanmışlardır. Tepkilerinin dikkate alınmamasından umutsuzluğa düşmüşlerdir.

CHP’lilerin iç dünyalarında yaşanan fırtınaları görmek ve feryatları duymak istemeyenler artık CHP seçmenine kulak vermek, onlara en az CHP’li olmayan seçmenler kadar saygı göstermek zorundadır.

  • Unutulmamalıdır ki, CHP’ye gönül verenlerin partilerine duydukları bağlılığın yarattığı saygı dolu suskunluk, bir çığlığın habercisidir.

Halkı kucaklamak isteyenlere, CHP’lilerin de kendilerini kucaklayacak ve 90 yıllık mücadeleleri için bağrına basacak bir yönetim özlemi içinde olduklarını hatırlatmak için, umarım çok geç kalınmamıştır.” (AYDINLIK, 4.7.14)

SABAHATTİN ÖNKİBAR : Abdullah Gül böyle tehdit edildi!

Abdullah Gül böyle tehdit edildi!

sabahattinonkibar

SABAHATTİN ÖNKİBAR 
AYDINLIK, 4.7.2014

Üç dönemdir AKP milletvekili olan eski tanıdıkla tesadüfi karşılaşma sohbeti.
-”Sabahattin Bey, Sayın Gül’ün tehdit edilmesi olayının üstüne yeterince gitmediniz!
-Başbakan’ın onun da kaseti var demesinin mi?
-”Bir Başbakan üstelik üç kere öyle bir söz ediyorsa bu açık bir tehdit değil mi?”
-Bunu sizin söylemeniz önemli. Yazacağım!..
-(Gülümseyerek) “Söylediklerimi yazın ama adımı verirseniz yalanlar ve bir de
tazminat davası açarım.”
-Tamam anlatın, söz, adınızı yazmam.
- “Yok bir şey anlatmayacağım yalnızca bu ülkede tehdidin Çankaya Köşküne bile dayandığını ifade ediyorum.”
-Bu yorum mu bilgi mi?
- “Yahu Ankara’da bunu bilmeyen mi var. Siz bilmiyor musunuz?”
-Lütfen biraz ayrıntı verin!

- “Cemaat Tayyip Bey’i dinledi deniliyor. Şunu iyi bilin, Ankara’da herkes birbirini dinletti… Biz Ak Partili milletvekilleri bile hem Cemaat hem de Başbakan tarafından dinletildik. Türkiye son birkaç yıldır Telekulak Devleti haline dönüştürüldü.”
-Abdullah Gül diyorduk!

  • - “Şu kadarını söyleyeyim, kardeşinden damadına kadar yakın çevresinin bütün ticari işleri dosyalanıp bir aracı vasıtası ile önüne kondu.
    O gün bugün çıkış yapacak diye beklediğimiz Abdullah Bey yetim gibi boynunu eğdi ve teslim oldu… Daha fazla bir şey söylemem ama memleket hiç iyi değil… Çok üzülüyorum. Tayyip Bey’i artık biz bile tanıyamıyoruz.”

HALK TV’DE EKMEL REZİLLİĞİ

Önceki akşam…
Halk TV’de tam bir rezillik yaşandı.
Tarihçi Sinan Meydan, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun yazdığı kitap üzerinden
somut eleştiriler getirirken önce sesi kesildi ardından ekran karartıldı.
Gerekçe net, Ekmeleddin’in plastik karizması hakikatlerle çizilsin istenmedi.
İyi ama yakıştı mı bu tavır Halk TV’ye? Hani Halk TV alternatif medyaydı ve
özgürlüğün sesi olacaktı? Her şey ortada, Tayyip için havuz medyası ne ise
Kılıçdaroğlu için Halk TV odur!

Düşünün Atatürk mü, Ekmel mi tartışmasına bile sansür getiriliyor ve
Ekmel’den yana tavır alınıyor.

ÖRTÜLÜ ÖDENEK İLE KAMPANYA!

Yalnızca geçen yıl Başbakanlığın örtülü ödeneğinden harcanan para 1 milyar doların üstünde.
Peki bu rakam Tayyip Erdoğan öncesi Başbakanların döneminde ne kadar mıydı?
Dolar olarak yazıyorum hiçbiri bir yıl içinde 50 milyon doların üstünde bir harcama yapmadı!
Peki 20 misli bu artış niçin ve nereye sorusu sorulabilecek mi?
Yasa ortada sorulamayacak!
Realite bu ise soruyorum Başbakan kendisi için olmak ya da olmamak anlamında olan Cumhurbaşkanlığı seçiminde örtülü ödenekten birkaç yüz milyon dolar harcasa bir müeyyidesi (AS: yaptırımı) var mı?
Yasalara göre hiçbir şekilde bu harcamalara hesap yok!

Durum bu ise Yüksek Seçim Kurulu dürüst ve şaibesiz bir seçim için sırf bu sebeple bile Erdoğan’ın Başbakanlıktan istifasına hükmetmelidir.

İŞTE EKMELEDDİN, İŞTE TAYYİP!

-İkisi de Nakşibendi!
-İkisi de Sünnici!
-İkisi de Avrupa Birlikçi!
-İkisine göre de ABD ve Suud Hanedanı yoldaş!
-İkisi de Osmanlıcı!
-İkisi de ümmetçi.
-İkisi de Cumhuriyet ve Atatürk’e önyargılı.
-İkisi de serbest piyasacı.
-İkisi de imam-papaz ve haham misali ilk olarak din ya da inancı çağrıştırıyor.

Özetle ikisi birbirinin kopyası ya da Ekmel Bey Tayyip Erdoğan’ın sakin olanı!

Olanaklı değil ya diyelim ki İhsanoğlu seçildi, söyleyin ne değişecek?

Rifat SERDAROĞLU : YSK; SUSKUN KALAMAZSINIZ!


YSK; SUSKUN KALAMAZSINIZ! 

portresi3

Rifat SERDAROĞLU

“Devlet Adamı” kalitesindeki siyasetçi, öngörü sahibi olmalıdır.
Sosyal-Siyasal-Ekonomik olaylardaki olası gelişmeleri çeşitli yönleriyle inceleyip,
çeşitli senaryolar üretmek ve toplumu korumak onun görevidir.

Olay gelip kafanızda patladıktan sonra, çare üretmek için çabalayanlar
yalnızca ve yalnızca beceriksiz particilerdir…

Yasal sorumluluk üstlenmiş, Yargı erkinin tepe noktalarında bulunan “Hukuk Adamı” kalitesindeki Yargıçlar da, yasaları eğmeden-bükmeden-kişiye göre yorumlamadan uygulamalıdırlar.

Bu kişiler Türk Tarihinin en güzel makamlarında yer bulurlar.
Öbürleri ise, görev süreleri biter bitmez, kendileri de biter ve unutulurlar…

Türk Milletinin yanıldığı olay, AKP’yi normal bir siyasal parti olarak kabul etmesidir.

Eğer AKP’yi Türkiye’nin hizmetinde olan normal bir siyasal parti olarak varsayarsanız, onun sizi teker-teker yemesine, sonunda ülkeyi bitirmesine engel olamazsınız.

  • AKP ve Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Federe İslam Devletine dönüştürmekle görevli dıştan kurgulu-cemaat ve tarikatlardan destekli
    bir yıkım koalisyonudur.

Adam kullanmak – çalmaya göz yummak – tehdit etmek dahil
her yola başvurmaktan çekinmezler.

Önümüzdeki günlerde AKP ve Erdoğan’ın son oyunu karşısında
Yüksek Seçim Kurulu ve Muhalefet Partileri Liderlerinin nasıl bir sınav vereceğini birlikte göreceğiz. Bakalım hala uyumaya devam ediyorlar mı?

*Yüksek Seçim Kurulu suskun kalamaz, mutlaka bir karar vermelidir.

Cumhurbaşkanı adayı olan Başbakan Erdoğan bir
KAMU GÖREVLİSİ MİDİR / DEĞİL MİDİR?”

Cumhurbaşkanı Seçimi Yasası hazırlarken, herkesi uyutan AKP’nin savunması, “Yasada Başbakan istifa eder, diye yazıyor mu? Yazmıyor, o zaman derdiniz ne?” demektedir.

Başbakan Erdoğan maaşını nereden almaktadır?
Deniz Feneri Derneğinden mi, T.C. Devletinden mi?

T.C. Devletinden maaş alan herkes “Kamu Görevlisidir.”

Örneğin, Başbakan Erdoğan’ın Koruma Müdürü aday olmak isterse,
istifa etmek zorunda ama tüm kamuya emir verebilen, tek sözüyle devletin trilyonlarını yönlendirebilen, örtülü ödeneği ve devletin tüm olanaklarını kullanabilen
Başbakan Erdoğan, aday olunca istifa etmeyecek ha!

Hadi oradan, hadi…

Suskun kalamazsınız YSK. Karar verin ve lütfen Türk Milleti ile paylaşın.
Başbakan Erdoğan “KAMU GÖREVLİSİ MİDİR / DEĞİL MİDİR?”
Yanıt bekliyoruz…

*Muhalefet Partilerinin Sayın Liderleri;

Sizler suskun kalıp “HUKUKSUZLUĞU” kabullenemezsiniz.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimine “BAŞBAKAN” olarak girerse,
bu seçim eşit – dürüst – adil bir seçim olmaz!

  • Başbakan Erdoğan zaten şu an dünyanın en zengin
    sekiz siyasetçisinden biridir. 

Cumhuriyet Tarihi boyunca tüm Başbakanların (Askeri dönemler dahil)
harcadığı örtülü ödenek toplamından çoğunu tek başına harcamıştır.

Bu seçim için devletin maddi manevi her olanağını kullanmaktan çekinmeyecektir.
Yapacağınız iş basittir : 11 Temmuz’a dek YSK’yı karar vermesi için zorlayınız.
Eğer YSK, baskı altında kalıp hukuksuzluğa alet olursa,
SEÇİME KATILMAMA kampanyası başlatınız.

Hiç kimse hayal görmesin. Kimse devlet ile baş edemez.
Hele başında Tayyip gibi biri olan bir devlet ile hiç kimse baş edemez.

Erdoğan Başbakanlıktan istifa etmeyip, yasayı çiğnemeye devam ederse,
O’nu tek başına bırakın.

Sizler de Milletvekilliğinden istifa ediniz ve Türk Milletinin yanında yer alınız!

Bırakın sarhoşu, devrildiği yerde kalsın. Bırakın işkembe b.ku ile kaynasın.
Servetinin hesabını veremeyen, sırtında onlarca yolsuzluk – hırsızlık dosyası bulunan birinin T.C. Devletinin başına geçmesine nasıl izin vereceksiniz?

Sadaka dolandırıcılığı yapanlar, milletin oyunu haydi – haydi çalarlar.
Devlete tek kuruş vergi vermeyen, PKK Narko-Terör çetesini öven,
bir de utanmadan Türkiye’nin petrolünden pay isteyenlerle işbirliği yapacak olan..

İslam Devleti özlemcileri mi Türkiye’yi aydınlığa çıkaracak?

Bunlar mı bizim demokrasimizin standartlarını yükseltecekler?
Böyle Demokrasi de, böyle Cumhuriyet te olmaz.

1923 ruhuyla yenisini baştan, beraberce kurarız.

Sağlık ve başarı dileklerimle.
(04 Temmuz 2014)

DÜNYA ÜLKELERİ BİLİM ÜRETİMİ, ATATÜRK ve ÇAĞRIŞTIRDIKLARI


DÜNYA ÜLKELERİ BİLİM ÜRETİMİ,
ATATÜRK ve ÇAĞRIŞTIRDIKLARI

Dostlar,

Dünya bilimsel yayın üretiminin etkili bir görselle karşılaştırması…
Öyle çok “şey” söylüyor ki bu akıllı çizim..

2012_Dunya_yayinlari_karsilastirmali

Örn. İsrail ve Mısır..

İlki 7,5 milyon nüfuslu.. Toprakları 27 bin km2 (16 bin km2 si çöl!)
Nüfusu Mısır’ın 11′de 1′i, toprakları 40′ta 1′i!
10844 ve 5911 ise bu 2 ülkenin yıllık bilimsel makale sayısı..
Bizim yöneticilerimiz, hala 3-5 çocuk istiyorlar her aileden!?..
Herhalde Mısır’a benzetmek için Türkiye’yi..
Kalabalık ve kaçınılmaz olarak niteliksiz bir sürü insan..
Politik ve dinci sömürünün her türüne açık, demokrasicilik aracı..

Oy deposu, biat kültürü tutsağı, mensup – meczup 100 miyonluk “tuhaf” bir güruh!?

İnsanın midesi hatta beyni bulanıyor bu politikadan ve sonuçlarından.
Laik Türkiye, hiç olmazsa bu durumuyla bile Mısır’ın 3,5 katı yıllık bilimsel yayın yapıyor.

LAİK yaşam ve SEKÜLER devlet düzeni olmadan çıkış yok!

Türkiye’nin bu dinci – bağnaz – yobaz – dış güdümlü ve iç işbirlikçili
emperyalist YEŞİL KUŞAĞI kırması gerek; hem de hızla!

Ve kırılacak, kıracağız..

Anadolu Rönesasnsı ve Dinde reform bu coğrafyada da yaşanacak..

ATATÜRK‘e düşmanlığın ana nedeni ortada :

Bize biricik manevi miras olarak AKIL VE BİLİMİ; BİLİMSEL AKILCILIĞI bıraktı!
Ayrıca Yaşamda biricik yok gösterici AKIL ve BİLİMDİR! dedi..

Yetmez mi; insanın insanlaşmasını istedi bu yolla..

Kulluktan çıkıp özgür yurttaş olmasını istedi, buna çabaladı, yırtındı Devrimlerle!

Gerçek demokrasi ve insanlık onuruna yakışan düzen böylesi olmayacak mıydı?

Şimdi neden tam tersi politika güdüyor ATATÜRK düşmanları acaba?

Sevgi ve saygı ile.
4 Temmuz 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net