Balbay’dan kamuoyuna açık mektup

Dostlar,

Dünya insanlık, hukuk, adalet, siyaset… tarihine geçecek bir utanç belgesi..

Tokat gibi..

Yumruk gibi..

Hatta tekme gibi..

Mazlum atın tekmesini çağrıştırıcaına..
(aman teşbihte hata olmasın ..)

Anlayana..

Ama artık suç kefesi öyle doldu ve taşıyor ki; sürüdürülemez aşamaya geldi kanımızca..

Bu basıncın önünde durulmaz..

Hak yerini bulur;

Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste demişler..

Çıkar, çıkar.. mutlaka çıkar..

Dayan Balbay, dayan Perinçek, dayan Hilmioğlu…
dayanın doytlar; bizi rezil rüsva etmeyin..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 3.9.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=============================================


1 No’lu Cezaevi F-3 alt koğuş Silivri / İSTANBUL
(Son 3,5 yıllık adresi)

Balbay’dan kamuoyuna açık mektup

Ergenekon davasında 3.5 yıldır tutuklu buluna CHP İzmir Milletvekili ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay, yeni adli yılın başlangıcı nedeniyle kamuoyuna yazdığı açık mektubu duruşma öncesinde izleyicilere okudu.

Cumhuriyet – İstanbul (3.9.12)

13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri Cezaevi yerleşkesi bitişiğindeki küçük salonda görülen olan 223. duruşma öncesinde hareketli anlar yaşandı.

Açık mektup

Mustafa Balbay, aralarında CHP Grup Başkan Vekili Akif Hamzaçebi, CHP Milletvekili
Ali Özgündüz’ün de aralarında bulunduğu çok sayıda izleyiciye “Adli Yılın Başlangıcı Nedeniyle Kamuoyun Açık Mektup” başlıklı metni yüksek sesle okudur.

Balbay’ın açık mektubu şöyle:

“Yeni bir adli yıl daha başlarken ülkemizdeki yargı sisteminin içinde bulunduğu durumu, ana hatlarıyla toplumla paylaşmak istiyorum.

Şüphe artık hukukun temeli haline gelmiştir.

Mahkemeler, son kullanma tarihi belli portatif kurumlar haline gelmiştir.

Meclis’in çıkardığı yasalar, uyulup uyulmaması serbest, çoktan seçmeli yan kurallara dönüşmüştür.

Soruşturmalar, kime isabet edeceği belli olmayn çarkıfelek çemberine dönüşmüştür.

Artık uzun tutukluluk diye bir şey yoktur, süresi belirsiz hükümlülük vardır.

Mahkemelerin kimi, nasıl yargılayacağı, yasa değil pazarlık konusudur.

Hukuk, toplumsal adaleti sağlama değil, intikam alma aracı haline gelmiştir.

Mahkemelerden çıkacak karar, bir hukuk metni saygısıyla değil, piyango bileti gerilimiyle beklenmektedir.

Ara dönemlerde mahkemeler bir iktidar odağına hizmet etmekle suçlanmıştı,
bugün ise hangi odakların etkin olduğu belirsiz bir süreç yaşanmaktadır.

Tasfiye halindeki şirketlerden. Vakıflardan sonra hukuk dilimize ilk kez tasfiye halindeki mahkemeler kavramı girmiştir.

Mahkemeler, başbakanın güvendikleri ve güvenmedikleri şeklinde ayrılır hale gelmiştir.

Yasalar, hukuk metinleri olmaktan çıkmış, paket-maket parçaları haline gelmiştir.

Adaletin gözleri değil, terazisi kapalıdır. Gözleri de istediğini görür,
istemediğini görmez hale gelmiştir.

Hukuk o kadar üstün hale gelmiştir ki, çok az insan ona ulaşabilmektedir.

Pek çok aldatma yönteminin yanına bir de hukukla aldatma eklenmiştir.

Toplumu bu gerçekleri görmeye ve herkes için adalet istemeye çağırıyorum.”

Balbay’ın mektubu alkışlarla karşılandı.

Muazzez llmiye Çığ’dan Başbakan Erdoğan’a Açık Mektup

Bravo asırlık Cumhuriyet kadını, Cumhuriyet bilgesi Sayın Muazzez İlmiye Çığ hanımefendi.. Ahmet Saltık

Başbakan Recep Tayip Erdoğan Hazretlerine

İkide bir “demir ağlarla kim örmüş, hep biz ördük” deyip duruyorsunuz,
Atatürk zamanında yapılanları sıfıra indiriyorsunuz. Eğer biraz tarih bilseniz
bunu söylemeye utanırdınız, yüzünüz kızarırdı.

O günkü örülen demir ağlar yalnız tren yolları değildi: Güçlü eğitim, güçlü ekonomi, güçlü demokrasi, güçlü laiklik temelleri atılmasaydı, ne siz bu gün o mevkie gelebilirdiniz, ne de gösteriş olarak başlarını örttürdüğünüz, yüzleri gözleri boyalı eşlerinizi gavur ülkelerine götürüp, gavurların ellerini sıktıra bilirdiniz. Özendiğiniz Müslüman ülkeleri arasında hangisi bizim ülke gibi?
Kendi kıyafetinizi bile o demir ağlara borçlusunuz.

Hazinesinde borçtan başka bir şey olmayan Osmanlı devleti yıkıntısı üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, toprağından bir damlasını satmadan, kimselerden borç almadan, bir taraftan Osmanlının, diğer tarafta yenilmediğimiz halde yenilmiş sayıldığımız birinci Cihan savaşı borçlarını öderken, yapılan işler yanında sizinkiler
çocuk oyuncağı kalır.

Okuma yazma, hatta sabun kullanma bilmeyen, verem, sıtma, zührevi hastalıklar, trahom gibi bulaşıcı hastalıklardan kahrolan zavallı fakir bir halk. Devletin geliri bu halkın verdiği vergilerdi. İşte o vergilerle o alay ettiğiniz demir ağlar yapıldı.

kısa zamanda elin parmakları sayımında doktorların özverileriyle hastalıkların
önü alınmaya çalışılırken neler yapıldı neler!.

Koskoca ülkede bir çimento fabrikası yoktu. O yüzden evler kerpiç denilen çamurla yapılıyordu. Şeker fabrikamız yoktu. Rusya’dan gelen şekerleri bugün gibi hatırlıyorum. Evet şeker fabrikaları, çimento fabrikalar,kâğıt, silah, uçak fabrikası, kumaş fabrikaları kuruldu. Hem de ülkenin batısından doğusuna kadar dağıtıldı bu fabrikalar.

Avrupa’dan bize, yenilemekte oldukları fabrikaların eskilerin ucuz fiatla satmak istediler. Eskiyi almak yine geri kalmışlıktır, diye alınmadı. Batıda “Atatürk Fabrikaları” diye adlandırılan o fabrikalar tiyatro, spor müzik, salonları ile
bir kültür merkezi, çalışanlara her türlü rahatı sağlayan bir sosyal kurumdu.
Ama bu fabrikalarda çalışacak biraz olsun işten anlayan işçimiz, teknisyenimiz, mühendisimiz yok gibiydi. Bunlardan bir kısmı burada bizim insanımızı eğitmek için dışarıdan getirtildi bir kısmı da Rusya’ya eğitilmek üzere gönderildi. İnsanımız
o kadar yetenekli idi ki, kısa zamanda gerekli olanları öğrendi ve işleri ele aldı.

O yüzden Atatürk,”Türk çalışkandır, zekidir” demiştir. Siz ise başa geçer geçmez alın teri ve büyük bir özveri ile yapılmış o güzel tesisleri satıp satıp yediniz yedirdiniz.

Ülkenin doğusu ve batısı düşman eliyle yanmış yıkılmıştı. bir taraftan onlar onarılıyor, hastaneler okullar yapılıyor, diğer taraftan Ankara bir başkent olacak şekilde yapılandırılıyordu.

Hemen hemen hiç kara yolu yoktu. Onun için Atatürk, Osmanlı devleti zamanında
“ne olurdu her vilayet senede bir kilometre yol yapsaydı, 500 yılda beşer yüz kilometre ile şehirler birbirine bağlanacaktı”, demişti. Olan demir yolları da yabancıların elinde idi.

Yalnız o mu daha bir çok kurum yabancılara aitti. Bütün onlar ellerinden alınarak ülkenin malı yapıldı. Onların üzerine 3000 kilometrelik tren yolu yapıldı ki,
o zaman şimdiki gibi dağları bir anda oyacak makineler yoktu. Tüneller kazma ile kazıldı. Elde onları planlayacak hesaplayacak mühendisler yoktu. Hatta trenlerde çalışan makinist gibi memurlar bile hep Rum, Ermeni olduğundan bu konuda çalışacak insanımız da yoktu.

Onun için böyle kimseleri yetiştirmek üzere okul açıldı. Tren rayları yapmak için fabrika kuruldu. Şimdi ki gibi ne gerekse dünyanın her yerinden getirilmedi Kilometrelerce kara yolu köprüler yapıldı.

Demir ağın bir ayağı olan “çağdaş eğitim” ne kadar önemliydi. Batı araştırmalarda icatlarda almış yürümüştü. ama biz de ne doğru dürüst ilk okul, lise ve ne de araştırmalar yapacak üniversite vardı. O yüzden Osmanlı devleti geri kalmış ve yıkılmıştı. Okullar açılsa eğitecek kimse yoktu. O yoklukta bir çok alanda eğitim almak üzere Batıya başarılı pek çok gencimiz gönderildi.

Onlar daha yetişmeden Hitler’in Yahudi oldukları için işlerinden attığı çok değerli bilim insanlarının bize sığınmak istemeleriyle onlara açılan kapılarımız sonucu
büyük bir eğitim atılımı başladı.

İstanbul’da Darülfünun denilen okul tam bir üniversite oldu.Hukuk, siyasal Bilgiler, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi fakültelerle Ankara Üniversitesinin temeli atıldı. Gelenlere istedikleri kitaplıklar, laboratuarlar sağlandı. Onların derslerini Türkçeye çevirecek çevirmenler bulundu. Bunların hepsi para ile oluyordu.

O paralar, o fakir halkın vergileriyle sağlanıyor, kimseye para yedirilmiyor, rahmetli Başbakan İnönü “kimseye bir kuruş yedirmem” diye bar bar bağırıyor, yedirmiyordu. Böylece güçlü bir eğitim temeli atıldı. O yüzden Başbakan hazretleri! istediğiniz dalda uzmanları elinizin altında bulundurabiliyorsunuz.

Bundan sonra İmam Hatiplerde yetiştireceğiniz dindar ve kindar o zavallı gençleriniz, Allah’a dua ederek, yalvararak size yardımcı olurlar. Böylece elinize aldığınız bu güzel ülkeyi kendinizle birlikte toprağa gömerek tarihe kara harflerle geçersiniz.

Muazzez İlmiye Çığ
25.8.2012

MİSKET BOMBASI

E. Amiral Türker Ertürk

MİSKET BOMBASI
İlk Kurşun, 31.8.12
http://www.ilk-kursun.com/haber/116991

Geçtiğimiz Salı günkü “Balans Ayarı” başlıklı köşe yazımda Foça ve Gaziantep bombalı saldırıları dahil olmak üzere son günlerde artan terörün Erdoğan’a, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve Türk Ulusuna “Balans ayarı” yapmak için planlandığını ifade etmiş ve yazımın sonunu “Kendi adıma konuşmak gerekirse, ulusal çıkarlarımızla çatışan bu balans ayarı bende tutmaz. Sizi bilemem!” demiştim.

Büyük bir mutlulukla söylemeliyim ki, okurlarımın çeşitli yollarla bana ulaşan azımsanmayacak bir bölümünün “Bu ayar bizde de tutmaz, merak etmeyin..” cevapları ile karşılaştım.Evet, toplumumuzda kıpırdanma var, insanlarımız Erdoğan liderliğindeki AKP hükümetinin ülkemizi bir felakete doğru sürüklediğini yavaş yavaş kavramaya başladılar. Ama yeterli değil! Tam olarak aydığımızda her şey çok geç olacak.

İçimizde hainler, işbirlikçiler ve gafiller var ama çok büyük bir bölümümüz korkudan sinmiş ve sesini çıkaramaz duruma gelmiştir. Ülkemiz hızla bir iç savaşa doğru giderken hiçbir şey olmamış gibi duyarsız kalmak doğru mudur?

Biliyoruz ki, korku tanktan ve tüfekten daha etkili bir silahtır. Savaş sanatı öğretisinde “Eğer düşmanı yeteri kadar korkutabilirsen, onu savaşmadan yenebilirsin.“ derler. Gerçekten savaşmadan ülkemizi emperyalizme yem mi yapacağız. Biz onun bunun çocuğu değiliz. Anamız, babamız ve atalarımız belli. Onların tarihte neler yapıp yapamadığı da belli!

Cesaretinizi toplayın!

Yapmamız gereken tek şey cesaretimizi toplamak ve elimizi taşın altına sokmak.
Cesaret, kaybetmeyi göze aldığın şey kadardır. Kaybetmeyi göze almazsan kazandığın ve
sahip olmayı planladığın her şeyi korkun yaparsın. İşimi kaybedersem! Servetime el koyarlarsa! Maliyecileri gönderirlerse! İhaleyi alamazsam! Konuşursam beni merkeze alırlar! Terfi edemez, kuvvet komutanı olamazsam!

Düşünmeliyiz ki, sahip olduğumuz ve olacağımız hiçbir şey hür, bağımsız, iç barışı bozulmamış ve huzurlu bir ülkede yaşama şansından daha değerli değildir. Aynı zamanda böyle bir ülkeyi çocuklarımıza ve torunlarımıza miras bırakacak mücadelenin içinde olmak ahlakidir ve onlara karşı borcumuzdur. Şüpheniz var ise Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da ve şu anda Suriye’de yaşananları gözünüzün önüne getirin.

Korku ve dehşet salmak maksatlı terör bombaları yalnız ülkemizde patlamıyor. Geçen hafta Cuma günü Bağdat’ta iki ayrı patlama oldu. Bombalanan yerler Şiilerin gittiği camiler. Zamanlama, tahmin edebileceğiniz gibi Cuma namazı sırasında. Amaç Sünni-Şii ekseninde tırmanma sağlayarak Irak Araplarını bölmek ve kuzeydeki Kürt parçayı daha kolay koparmak.

Türkiye’de patlayan bombaların bir amacı da ülkemizi etnik olarak parçalamaktır.
Terör tırmandıkça ve bombalar patladıkça ülkemizde Türk-Kürt karşıtlığı artmakta ve
ortak paydamız olan Türk Ulusal kimliği altında beraber yaşamanın ortak koşulları her geçen gün daha çok kaybolmaktadır. Zaten istenen de budur.

Suriye’de de patlayan bombalar bu ülkeyi etnik, dinsel ve mezhepsel (Sünni Arap, Nusayri Arap, Hıristiyan ve Kürt) olarak bölmek içindir.

Sevgili okurlar,

Aslında Ortadoğu bölgesi üzerine atılan bombaların adı misket bombasıdır. Salkım bombası olarak da adlandırılan bu misket bombası BOP tipidir. Adından da anlaşılacağı gibi, bölgemiz üzerinde ABD tarafından infilak ettirilen ana bomba içindeki misket bombaları çevre ülkelere dağılarak arka arkaya patlıyorlar.

Erdoğan ise, “Ben BOP eş başkanıyım“ diyerek, atılan bombalar için ileri gözetleyici görevi yaptığını ifşa etmiştir.

Bombaların patlamasının nedeni;

Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleştirilmesi,
kukla Kürt Devleti’nin kurulması,
Türkiye, Suriye ve Irak’ın bölünmesi,
İran’a yapılacak müdahalenin önünün açılması,
Hizbullah’ın yok edilmesi,
Filistin sorununun İsrail lehine çözülmesi ve
İsrail’in Kudüs başkentli bir bölge gücü haline getirilmesi arzusudur.

Erdoğan askerin cezası mı?

Bugün bölge ülkelerinde etnik, dinsel ve mezhepsel çatışmayı ve bir arada yaşama koşullarını yok etmeye yönelik bombaları patlatan ve terörü tırmandıran irade 1980 öncesi müdahalenin şartlarını olgunlaştırmak için Sağ-Sol çatışmasını tetikleyen irade ile aynıdır.

Bazen düşünürüm, dijital terör unsuru sahte belgelerle zindanlarda çürütülen askerler
eskinin günahını mı çekiyorlar diye. Halbuki şimdikiler doğru tarafta yer almışlardı!

1221’de Moğol kavimleri Buhara’yı yağmalarken, Cengiz Han “Ben günahlarınıza karşı Tanrı’nın gönderdiği cezayım..“ demişti. Ne diyorsunuz? Erdoğan’a bu misyon yüklenmiş olabilir mi?

Şaka bir yana Sayın Abdüllatif Şener’in Ulusal Kanal’da yayınlanan söyleşisini izlediniz mi? Erdoğan hakkında neler söylemedi neler! Bir bürokratı ve siyasetçiyi en iyi en yakın çalışma arkadaşları bilir ve değerlendirir. Başbakanınızı yakından tanımak ve nasıl bir insan olduğunu anlamak istiyorsanız bu söyleşiyi mutlaka izlemenizi öneririm. İnternet’te youtube’da bulabilirsiniz.

Fransız tarihçi Andre Mornet “Fransa’nın 1940’dan sonra yaşadığı 4 yıl vardır,
tarihimizden silinmesi gerekli yıllar dedirtecek cinstendir.“ diyor. Çünkü o tarihlerde Fransa Almanya’nın işgali altındadır ve ülkenin başında Almanya’nın kuklası işbirlikçi bir hükümet vardır.

Ülkemiz işgal altındadır ve AKP ABD’nin kuklasıdır. Tam aralığını şu anda kestiremiyorum ama 2002-2012 veya 2002-2013 arasında yaşadığımız ve yaşayacağımız bu utanç yılları da bizim tarihimizden mutlaka silinmelidir.

Dünya Barış Günü.. Suay Karaman’dan sesli görsel..

Dostlar,

1 Eylül Dünya Barış Günü için,

yetenekli ve yurtsever, usta kalem Suay Karaman kardeşim
(27 Mayıs Devrimcilerinden Suphi Karaman’ın babasına yaraşır evladı..)

göndermiş..

Lütfen sesli izleyin..

Bir de, 6 yıl önce Cumhuriyet’e yazdığı makalesi ekli son yansılarda..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 2.9.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

İzlemek için lütfen tıklar mısınız ??

1.9.12_BARIS_ GUNU

Datça’dan dinlence (tatil) iletisi..

Dostlar,

10 gün kadar Datça / Billurkent’te devremülkte dinlenmeye çalışıyoruz güya..

Ülke ve dünya gündemi yakamızı bırakmıyor ve gene bilgisayar başında sabahlıyoruz aşağı yukarı.

İnternet erişim kalitesi ne yazık ki doyurucu olmaktan çok uzak..

Size günlük ortalama 10 dolayında dosya-yorum-görsel.. sunuyorduk.

Bu koşullarda sürdürülebilir mi, zor görünüyor.

Hoşgörünüzü dileyerek..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 2.9.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net