Sosyal güvenlikte devasa küresel eşitsizlik yaşanırken Türkiye’nin sosyal güvenlik karnesi zayıf

authorAZİZ ÇELİK
azizcelik@gmail.com

BİRGÜN, 2021.09.06

Dünyada 4,1 milyar insan sosyal güvenlikten yoksun ve sosyal güvenlik harcamaları açısından zengin ve yoksul ülkeler arasında devasa eşitsizlikler var. Türkiye sosyal güvenlik harcamalarında Arnavutluk’la birlikte Avrupa’nın en zayıf iki ülkesinden biri konumunda.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yeni yayımlanan dünyada sosyal güvenlik raporu sosyal güvenliğe ilişkin dünya çapındaki vahim tabloyu ortaya koyarken Türkiye’nin sosyal güvenlik karnesinin de oldukça yetersiz olduğunu gösterdi. ILO’nun Dünya Sosyal Koruma Raporu 2020-22: Sosyal Koruma Yol Ayrımında-Daha İyi Geleceği Ararken başlıklı raporu 1 Eylül 2021’de yayımlandı.

ILO raporuna göre şu anda 4,1 milyar insan (dünya nüfusunun %53’ü) ulusal sosyal koruma sistemlerinden hiçbir gelir güvencesi elde edemiyor, dünya nüfusunun yalnız %47’si etkin olarak en az bir sosyal koruma yardımından yararlanıyor.

ILO’ya göre sosyal koruma,
– başta yaşlılık olmak üzere
– sağlık hizmetleri ve
– gelir güvencesine erişim,
– işsizlik,
– hastalık,
– maluliyet (AS: engellilik),
– iş kazası ve meslek hastalığı,
– doğum veya
– haneye temel geliri sağlayan kişinin kaybedilmesi (ölüm) hallerini kapsıyor.

4,1 MİLYAR İNSAN SOSYAL GÜVENLİKTEN YOKSUN

ILO raporuna göre sosyal güvenlikte devasa bölgesel eşitsizlikler var. Dünyada en geniş sosyal güvenlik kapsamına sahip bölge olan Batı Avrupa’da insanların %90,4’ü, Doğu Avrupa’da %84,6’sı ve Avrupa ve Merkez Asya ülkelerinde %83,9’u en az bir sosyal yardım kapsamında bulunuyor. Ancak Asya-Pasifik ülkelerinde sosyal koruma kapsamı %44, Arap Ülkelerinde %40 ve Afrika’da % 17,4 gibi oldukça düşük düzeylerde. ILO raporuna göre Türkiye’de sosyal güvenlik kapsamındaki nüfus oranı %79,8. Türkiye’nin sosyal güvenlik kapsamı dünya ortalamasının üzerinde olmasına karşın, bulunduğu bölge (Avrupa ve Merkez Asya) ortalamasının altında seyrediyor.

Sosyal güvenlik kapsamı tek başına açıklayıcı bir gösterge değil. Sosyal güvenliğin etkinliği ve niteliği daha çok milli gelirden sosyal güvenliğe ayrılan kaynaklarla ölçülebilir. Sağlık dahil sosyal toplam sosyal koruma harcamalarının GSYH’ye oranına baktığımızda dünya ortalamasının %18,7’si olduğu görülüyor. Ancak bu veri yanıltıcıdır ve ILO’ya göre büyük eşitsizlikleri maskeliyor. Sosyal korumaya ilişkin kamu harcamaları ülkeler arasında önemli ölçüde farklılık gösteriyor. Batı Avrupa ülkeleri sağlık dahil sosyal güvenliğe %26,2 pay ayırırken bu oran Amerika kıtasında %24,2, Doğu Avrupa ülkelerinde %17,7’dir. Ancak dünyanın geri kalanı için tablo iç karartıcıdır. Asya-Pasifik ülkelerinde toplam sosyal koruma harcaması %11,5 iken, Afrika ülkelerinde bu oran %5,8’e geriliyor.

SOSYAL GÜVENLİK HARCAMALARINDA SON SIRALARDA

Dünyada toplam sosyal güvenlik harcamalarının GSYH’ye oranla en yüksek olduğu ülkeler arasında Fransa %32,2 ile ilk sırayı alırken, Danimarka %30,6 ile 2. sırada, Finlandiya %29,3 ile 3. sırada, İsveç %28,8 ile 4. sırada ve Almanya %28,3 ile 5. sırada yer alıyor.

  • Türkiye’nin sağlık dahil toplam sosyal koruma harcamalarının GSYH’ye oranı ILO’ya göre %13,1’dir.

Türkiye bu harcama düzeyi ile %18,7 olan dünya ortalamasının oldukça altında yer almakla kalmıyor, Arnavutluk dışında Avrupa’da en düşük sosyal güvenlik harcamasına sahip ülke oluyor. Türkiye benzer iktisadi ve sosyal özelliklere sahip İspanya, Portekiz ve Yunanistan ile karşılaştırıldığında oldukça düşük sosyal güvenlik harcamasına sahip. İspanya’da toplam sosyal güvenlik harcamaları %23,1, Yunanistan’da %23 ve Portekiz’de %22,9’dur (Tablo).

1945’ten bu yana ulusal ölçekli sosyal güvenlik programları uygulayan Türkiye’nin sosyal güvenlik harcamaları açısından hala Avrupa sonuncusu (Arnavutluk dışında) olması, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir sorundur. Son 40 yılda sosyal devlete yönelik neo-liberal saldırılara rağmen Avrupa’da, özellikle batı ve kuzey Avrupa’da sosyal koruma düzeyinin önemini koruduğunu söylemek mümkün. Türkiye ise 75 yıllık kurumsal sosyal güvenlik uygulamaları ve 60 yıllık anayasal sosyal devlet ilkesine rağmen sosyal güvenlikte Avrupa’nın en alttaki iki ülkesinden biridir. Bu tablo Türkiye’de sosyal devlet uygulamalarının zayıflığının çok önemli bir göstergesi.

sosyal-guvenlikte-devasa-kuresel-esitsizlik-yasanirken-turkiye-nin-sosyal-guvenlik-karnesi-zayif-918227-1.

PANDEMİ SOSYAL GÜVENLİK EŞİTSİZLİKLERİNİ ARTIRDI

ILO’ya göre Covid-19 salgını, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki sosyal koruma eşitsizliklerini ortaya çıkardı ve daha da ağırlaştırdı. Pandemi sırasında sosyal koruma dünya genelinde benzeri görülmemiş biçimde yayılmasına rağmen, 4 milyarı aşkın insanın hala hiçbir koruması yok. Rapora göre, pandemi ile mücadele dengesiz ve yetersiz seyretti. Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki açık daha da derinleşti, tüm insanların hak ettiği, çok ihtiyaç duyulan sosyal koruma sağlanamadı.

ILO raporuna göre dünyada çocukların büyük çoğunluğu, etkin sosyal korumadan yoksun durumda; sadece 4 çocuktan 1’i (%26,4) sosyal koruma yardımı alıyor. Yeni doğum yapan kadınların sadece %45’i nakdi annelik ödeneği alıyor. Ağır engelli 3 kişiden sadece 1’i (%33,5) engellilik ödeneği alıyor. İşsizlik ödeneklerinin kapsamı daha da düşük; işsizlerin %18,6’sı etkin sosyal koruma kapsamında bulunuyor. Ayrıca emeklilik çağının üzerindeki kişilerin %77,5’i bir tür emekli aylığı alıyorken, dünyanın bölgeleri, kırsal ve kentsel yerler ile kadınlar ve erkekler arasında büyük eşitsizlikler var.

ILO’ya göre pandemi dünya genelinde sosyal koruma kapsamı, kapsayıcılık ve yeterlilik konularındaki kemikleşmiş eşitsizlikleri, açıkları ortaya çıkardı. Yüksek düzeyde ekonomik güvencesizlik, süregelen yoksulluk, yükselen eşitsizlik, geniş çaplı kayıtdışılık gibi yaygın görülen zorluklar Covid-19 ile daha da ağırlaştı. ILO’nun bir diğer önemli vurgusu ise salgının, nispeten (görece) iyi geçiniyor gibi görünen ancak Covid-19’un yarattığı sosyo-ekonomik şok dalgalarından yeterince korunmayan milyarlarca insanın kırılganlığını açığa çıkarmış olmasıdır.

MİHENK TAŞI: DAHA FAZLA SOSYAL GÜVELİK VE İNSAN MERKEZLİ YAKLAŞIM

ILO’ya göre Covid-19 benzeri görülmemiş bir sosyal koruma politika tedbirleri alınmasına neden oldu. Kanımca bunu sosyal politikanın yeniden keşfi olarak da değerlendirmek mümkün. Ancak ILO’ya göre birçok düşük ve orta gelirli ülke, küresel salgının olumsuz etkilerine karşı zengin ülkelerin yapmış olduğu düzeyde sosyal koruma önlemleri uygulayamadı.

ILO’nun öngörü ve önerileri şöyle toparlamak mümkün:

  • Sosyo-ekonomik toparlanma belirsizliğini sürdürürken sosyal koruma harcamalarının artırılması önemini koruyacak. İnsan merkezli toparlanmanın her yerde sağlanması, aşılara her yerde eşit erişilmesine bağlıdır. Bu yalnız ahlaki bir zorunluluk değil aynı zamanda bir Halk Sağlığı gereğidir. Aşıya erişimdeki büyük uçurum yeni virüs mutasyonlarını ortaya çıkaracak ve bu da tüm dünyada aşıların halk sağlığına faydalarını zayıflatacaktır.
  • Ülkeler sosyal koruma sistemlerinin gidişatı bakımından yol ayrımındadır. Eğer bu krizin olumlu bir yanı varsa, o da krizin sosyal korumaya kaynak ayrılmasının kritik önemini güçlü biçimde hatırlatmasıdır ancak birçok ülke önemli mali kısıtlamalarla da karşılaşıyor.
  • Kalkınma düzeylerine bakmaksızın neredeyse her ülkenin bir seçeneği olduğunu gösteriyor: Ya sosyal koruma sistemlerini güçlendirmeye kaynak ayırmaya yönelik “yüksek etkili” bir strateji izlemek ya da mali veya siyasi baskılara boyun eğen, yetinmeci, “düşük etkili” bir strateji izlemek.
  • ILO’ya göre evrensel sosyal korumanın oluşturulması ve sosyal güvenliğin herkes için hak haline getirilmesi sosyal adaleti sağlamaya yönelik insan merkezli yaklaşımın mihenk taşıdır. Böyle yapılması yoksulluğun önlenmesine ve eşitsizliğin denetim altına alınmasına, insanların yeteneklerinin ve verimliliklerinin artırılmasına, saygınlığın, dayanışmanın ve adaletin teşvik edilmesine ve toplumsal sözleşmenin yeniden canlandırılmasına katkı sağlayacaktır.

Kanımca ILO’nun sosyal güvenlik raporundaki veriler ve saptamalar dünya çapında sosyal politikalara daha fazla ihtiyaç olduğunu ortaya koyarken, 40 yıllık neo-liberal politikaların yıkımı da özetlemiş oluyor. Artık salgından da ders alarak insanı esas alan kamucu ve toplumcu politikaların, yeni bir toplumsal sözleşmenin vaktidir.

https://www.birgun.net/haber/sosyal-guvenlikte-devasa-kuresel-esitsizlik-yasanirken-turkiye-nin-sosyal-guvenlik-karnesi-zayif-357664

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir