ANAYASANIN VE ANAYASA MAHKEMESİNİN VAZGEÇİLEMEZ ÖNEMİ ÜZERİNE KISA NOTLAR

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Anayasalar, devlet ile millet arasında yapılan hukuksal bir toplum sözleşmesidir. Anayasaların bu temel hukuk sözleşmesi metni olma misyonları, yönetenlerle yönetilenler arasında, asla vazgeçilemez bir bağdır. Demokrasilerde toplum iradesinin yine toplum yaşamına tam olarak aktarılabilmesi ancak ve ancak siyasal iktidarların anayasal düzeni içtenlikle benimsemeleri, bu düzene içtenlikle inanmaları ve yürekten benimsemeleri ile olanaklıdır.

Tüm demokratik hukuk devletlerinde, anayasaların temel görevi, siyasal iktidarların anayasaya uygun olmayan istek ve güçlerini anayasa ile sınırlandırabilme amacına yöneliktir. Zaten siyasal iktidarların hukuksal ve siyasal meşrulukları yürürlükteki anayasal düzene sadık kaldıkları sürece vardır. Hukukun üstünlüğü ile yönetilen ülkelerde hiçbir kimse ya da kurum, kaynağını anayasadan almayan bir yetki ve gücü kullanamaz ve Anayasaya aykırı Yürütme (icraat) yapamaz. Anayasal hukuk sınırlarını aşmak, anayasal düzene meydan okumak, rejimi değiştirmek anlamına gelir ve anayasayı çiğnem (ihlal) suçu oluşturur. (A. Saltık, TCK m.309)

Aydınlanma felsefesi ve çağdaş demokrasilerin filizlenerek gelişip olgunlaşmaya, taa 1215 yılında, İngiltere’de yönetenlerin yetkilerinin sınırlanmaya başlandığı tarihten günümüze dek geçen süreçte, yönetenlerin, yani siyasal iktidarların güçleri giderek daraltılmış; buna karşın yönetilenlerin, yani yurttaşların özgürlük alanları ise genişletilmiştir. Toplum yaşamına her alanda hukukun üstünlüğü egemen olmaya başlamış, özgürlükler ve demokrasinin sınırları da giderek genişlemiş, toplumlar da bu süreç içinde sivilleşmiş ve laikleşmişlerdir.

Sivilleşmek, teokrasinin ve hanedanların vesayetinden ve yönetiminden kurtulmak, halk iradesi (milli irade) ile yönetilmek, laikleşmek de din ve vicdan özgürlüğüne kavuşmak, din ve devlet işlerini ayırmak, ruhban (din adamları, ulema) sınıfını devlet işlerinden uzak tutmak demektir.

Bu durumda klasik demokrasiyi kısaca şöyle formüle etmek olanaklıdır :

  • Sivilleşme (sekülarism)+  Laikleşme (Laicism) = Demokrasi 

Hukuk devleti ve demokrasinin tarihsel gelişim süreci içinde, siyasal iktidarların hukuk ve anayasa sınırlarını aşamalarını denetlemek için de, giderek anayasa mahkemeleri kurma gereği doğmuştur. Çünkü demokratik yollarla da olsa, siyasal iktidar gücünü eline geçirenlerin, kimi kez kendilerine uygun fırsatlar yaratarak bu gücü anayasal sınırların dışına taşırma eğiliminde oldukları gözlenmiştir.

Tarihsel olarak, anayasa mahkemelerinin kurulması siyasal iktidarları anayasal sınırlar içinde tutabilme amacına yöneliktir. Anayasa mahkemeleri demokratik hukuk devletinin hem güvenceleri ve hem de koruyucularıdır. Demokratik ülkelerdeki anayasa mahkemeleri anayasal düzeni koruma, kollama ve yaşatma işlevini yerine getirmede oldukça önemli ve başarılı bir görev üstlenmişlerdir.

Eğer ülkelerin anayasa mahkemeleri siyasal iktidarların güdümüne girerse, yurttaşlar açısından anayasal hukuk devletinin güvencesi ve koruyuculuğu önemini yitirir. Yönetim otoriterliğe, totaliterliğe ve hatta keyfiliğe evrilebilir. Hukuk devleti ve demokrasi güvencesi ortadan kalkabilir.

1876’dan günümüze dek tarihsel süreçte, Türkiye’deki demokratik gelişme eğilimlerine, geçmiş siyasal iktidarların bu konudaki tutumlarına ve güncel siyasal  iktidarın anayasa, adalet ve hukukun üstünlüğü ile ilgi uygulamalarına bu açıdan bakıldığında demokrasi, hukuk ve adalet karnemizin pek de yeterli ve tutarlı olmadığı söylenebilir. Hele de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, değiştirilemez ve değiştirilmesi bile önerilemez “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” ilkelerini hafife almak büyük bir yanlışlık ve aymazlık olur. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin kararlarına uymamak daha büyük ve telafisi güç bir sorumsuzluktur.

Anayasa Mahkemesi kararları da hukuksal ve bilimsel olarak eleştirilebilir. Ama bu kararlara uymazlık asla söz konusu olamaz. Çünkü Anayasa Mahkemesi, siyasal iktidarların yetkilerini aşıp anayasanın temel kurallarını devre dışı bırakma olasılığına karşı; nitelikleri Anayasa’da tanımlanan hukuk devletinin, demokrasinin, ulusal egemenliğin ve hukukun üstünlüğünün en önemli güvencesi ve koruyucusudur. Bu misyonu mutlaka güçlendirilerek sürdürülmelidir.

Son sözüm şudur :

  • Hukukun üstünlüğüne dayalı daha güçlü bir parlamenter demokrasi ve daha adil bir yönetim hepimizin özlemi ve umudu olmalıdır.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir