N.O.G.A. sendromu

Zafer Arapkirli
07 Ağustos 2020, Cumhuriyet

  • İktidarlar, özellikle de başarısız iktidarlar, kamuoyunu yanıltmak ve dikkatleri başka yönlere çekebilmek amacıyla bazı kurnazca iletişim stratejileri ile ortalığa sanal “sis bombaları” atarlar. Bunların en bilinenleri “dış güçler umacısı” ya da “bizi kıskanıyorlar” komikliğidir. Bir de sağ iktidarların on yıllardır vazgeçemedikleri ünlü “içeride ve dışarıda işbirliği içinde hainler” pespayeliği vardır ki bütün bunlar, açıkhavada 88 gün bırakılmış et gibi kokuşmuş faşist taktiklerdir.

Ama iktidarlar kadar muhalefetin de kamuoyunu yanıltıcı, kamuoyundan gelen haklı tepki ve hoşnutsuzluğu pasifize edici mahiyette “uyuşturucu” etkili sis bombaları olabilir.

Bunların en ünlüsü ve en zararlısı da “N.O.G.A. sendromu”dur.

Nasıl Olsa Gidiciler Abi” sendromundan söz ediyorum.

Bugün Türkiye’de hayatın her alanında yaşanan ölümcül yangınların karşısına geçip de günü “genel geçer” ifadelerle dolu “iş olsun torba dolsun, muhalefet yapmış görünelim” niteliğindeki demeçlerle geçiştiren her kesimden muhalif partiler, maalesef bunu yapmaktadır.

Ekonomideki yangın ortada. Sayı vermenin anlamı yok, çıkabilir ya da inebilir ama bu yazıyı yazmaya başladığımda ABD Doları tarihi rekorlara (ağır devalüasyon diye de okuyabilirsiniz) tırmanıyordu.

Pandemi ile mücadelenin kötü yönetilmesi, ticari, siyasi ve “ortaçağ kafası kokan dinsel” kaygılarla insan sağlığının hiçe sayılması ile COVID-19 olgularının ve ölümlerin tırmanışa geçmesi malum.

Her alanda “gericiliğin vücut bulmuş hali olduğunu gösterecek şekilde” Türkiye’yi yönetenlerin, geçmişin tüm olumlu imzalarından geri adım atma çabaları kaygı verici. Lozan’dan çekilmeyi bile savunabilen, Montreux’yü tartışmaya açan zihniyet, Ayasofya’yı (ATATÜRKün imzasını çiğneyip ve aziz hatırasına ihanet suçlaması ile küfr edip) tekrar camiye çevirerek inanılmaz adımlar attı.

Ardından, hilafet tartışmalarına zemin hazırladı.

Bunları işkence ve idamla ilgili sözleşmelerden imzaları çekme girişimi izlerse şaşırır mıyız?

Bugün bu topraklarda kadınları ve dezavantajlı bazı kesimleri korumaya alabilecek ender iyiliklerden biri olan İstanbul Sözleşmesi’ nden bile geri çekilmeyi tartışan bir “gerici dalga” kabarma eğiliminde.

Sokaklarda meydanlarda, en ufak bir “çatlak-muhalif ses” sopayla, dipçikle, yumrukla, gazla, mermiyle, tazyikli suyla susturulmaya çalışılmakta.

Sosyal medyaya getirilen “kelepçe” niteliğindeki kısıtlama önlemlerinin “acı meyvelerini” endişe içinde beklemekteyiz.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün ayaklar altına alındığı, düzinelerle meslektaşımızın ve aydının hukuksuz yere zindanlara tıkıldığı, hukukçuların ölüme terk edildiği bir ülkeye uyanıyoruz her sabah.

Dış politikada, dünyanın pek çok bölgesinde önüne gelene gereksizce posta koymanın, bela aramanın ve emperyalist odaklarla işbirliğinin ağır bedelleri ile karşı karşıyayız. Her gün yediğimiz yeni bir “hurma, gelip bizi tırmalıyor”

Bütün bunlar karşısında özellikle ana muhalefet ne yapıyor?

“Nasıl Olsa Gidiciler Abi” hastalığından mustarip bir “günü geçiştirme” görüntüsü içinde.

Meydanlarda direnmeye çalışan kadınları, emekçileri, mazlumları, inim inim inleyen hastaları, ölümcül hatalarla malul sağlık sisteminin, eğitim sisteminin mağdurlarını yalnız bırakıyor.

Kendi kısır iç meselelerine dalmış, kafasını kaldıramaz bir görüntü içinde.

Kendisini çoktan tedavülden kaldırmış, “Değeri kendinden menkul adeta İtalyan Lireti hükmündeki” kifayetsizlerin, 5Y1B medyasının gazı ile siyasette kendisine bir yer edinme çabalarını bir cümle ile (fazla bile) geçiştirmeyi tercih ediyorum.

Bu ülkeyi seven insanların, bu ülkenin kurucu değerlerine hâlâ bağlı, ATATÜRK’e uzatılan dillere tahammülü olmayan, Cumhuriyetin yıkımı projesine öfkeli tüm insanların umudu olmayı istiyorsanız, aklınızı başınıza devşirin lütfen.

“Nasıl Olsa Gidiciler Abi” uykusundan bir an önce uyanın. Onu (N.O.G.A.) zaten biliyoruz. Kitleler sizden önderlik, siyasi eylem, en önemlisi de meydanlarda yanlarında olmalarını bekliyor.

“Gidici” olanın umurunda değil bu. Tam tersine sizin bu meflûç halinizden beslenerek gidişlerini ertelemeyi beceriyorlar.

Tehlikenin farkında mısınız?

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir