40 Yıl Sonra; Şehit Edilen Babamızı Anıyoruz…

7 Temmuz 1980 – 7 Temmuz 2020..
40 Yıl Sonra; Şehit Edilen Babamızı Anıyoruz…

Dostlar,

Bu gün 7 Temmuz 2020.. Ailemizin başına gelen bir yıkımın (felaketin) 40. yılı.. Hoşgörünüzle bu konuyu biraz yazmak istiyoruz. Kendi özelimizle sizleri meşgul etmek aklımızdan geçmiyor. Ancak insanların belli yaşantı deneyimlerini paylaşmasında yarar olmalı. Üstelik ortak toplumsal kökenleri olan bir acı süreç ve aradan 40 koca yıl geçtiğine göre, duygusal tonlamaları da sanırız -büyük ölçüde- dizginleyebiliriz.

7 Temmuz 1980.. Sıcak bir yaz günü ve Türkiye doludizgin 12 Eylül darbesine sürüklenmekte. Adeta eğik düzlemde, ülke tanımlı – kurgulanmış bir hedefe kayıyor. Ülkenin birçok yerinde sıkıyönetim var ama her gün “ortalama” (bu sözcüğü böylesi bir bağlamda kullanmak zorunda kalmak ne acı değil mi!?) 20 (yirmi!) dolayında insanımız ölüyor, öldürülüyor!  Günümüzde korona salgınından olduğu gibi ve Sağlık Bakanının “önlenebilir ölümler” demesine karşın!!??

TRT’nin siyah-beyaz ekranları ve gazeteler, dergiler.. kan – revan dolu.. Sunum çerçevesi ise tek tip (klişe) : ….. yerde çıkan sağ – sol çatışması”nda şu sayıda insan öldü, bu sayıda insan yaralandı.. Ne mal güvenliği var ülkede ne de can! Toplum şaşkın, ağır gerilim altında, neredeyse “öğrenilmiş çaresizlik / pes” sendromu içinde “pes” eşiğinde.. Kendince savunma önlemleri almaya bakıyor.. Kentler – kasabalar – kırsal.. bölünmüş ve “kurtarılmış bölgeler” ilan edilmiş. İnsanlar  çaresiz, savunma amaçlı silahlanıyor..

Biz o tarihlerde Hacettepe Tıp Fakültesi’nde Toplum Hekimliği (sonra Halk Sağlığı) Bölümünde Tıpta Uzmanlık Eğitimi alıyoruz.. İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirdiğimiz 15 Haziran 1977 sonrası Elazığ / Keban’da 1 yıl SSK hekimliği yapmış ve uzmanlaşma kararı vererek adını andığımız Bölümün asistan sınavını kazanmış, 11 Kasım 1978’de ihtisasa başlamıştık. Bölümümüzü ve Dalımızı aşkla seviyorduk. Daha 1971’lerde Hacettepe Tıp’ta 1. sınıf öğrencisi iken Prof. Dr. H. Nusret FİŞEK’i tanımış ve O’ndan Toplum Hekimliği dersleri almıştık. Kalpaksız Kuvayı Milliyeci Prof. Fişek, bize sağlık ile sosyo-ekonomik etmenler arasındaki köklü, kapsamlı ve çarpıcı ilişkilerden söz ediyordu ustalıkla.. Üstelik bu ilişkiler neden-sonuç ilişkileriydi ve geleceğin çağdaş hekimleri ve tıbbı salt fiziksel – biyolojik – kimyasal nedenlerle uğraşmakla kalmayıp; sağlık sorunlarının asıl – altta yatan sosyal – kültürel – ekonomik nedenleriyle uğraşmalıydı.

Bu Fakültede (Hacettepe) Tıbbiyenin ilk 2 yılını okumuş (İngilizce hazırlık sınıfından sınavla bağışık olmuştuk) ve İstanbul’daki ailemizin yanında olmak için İstanbul Tıp Fakültesi’ne 3. sınıfta yatay geçiş yapmıştık. Yeniden ayrılmak zorunda kaldığımız Fakülteye, Nusret hocaya.. üstelik asistan olarak dönmüştük. İşimizi çok seviyor ve gelecekte halk sağlığına kapsamlı katkılar verebilmeyi umuyorduk. Uzmanlık eğitimimizin 1 yılını örnek Eğitim ve Araştırma Sağlık Ocaklarında geçirecektik ve bunlardan biri de Eskişehir yolu 28. km’deki Yapracık Sağlık Ocağı idi. (Bu köy, günümüzde Bütünşehir Belediye Yasası bağlamında Ankara’nın bir mahallesi!)

Bu Sağlık Ocağı’nda, 40 yıl öncenin “tam anlamıyla köy koşullarında” yaşıyorduk. Lojmanımız köyde idi, kömür sobalı idi ve hastane acil nöbetlerimiz ile eğitim amaçlı Ankara toplantıları dışında hep (7/24!) köyde kalmak zorunda idik. Günümüzde Ankara’nın en gözde mahallelerine dönüşen Ümitköy, Dodurga, Çayyolu, Aşağı Yurtçu, Yukarı Yurtçu, Türkobası, Alacaatlı, Ballıkuyumcu… toprak damlı köylerimizdi! Oralara kapsamlı 1. Basamak (hastaneye yatmadan) sağlık hizmeti sunuyorduk.. Gece – gündüz şevkle çalışıyorduk. Bölgede Brusella hastalığı yaygındı. Pendik Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü‘nden anti-serum getirtmiştik; köylerde hastalardan kan alıyor, “el santrifüjü” ile çevirerek serumunu ayırıyor ve oracıkta lam üzerinde mikroskopla aglütinasyon bakarak Brusella’nın laboratuvara dayalı yarı-kantitatif tanısını (titrasyon yapmadan) koyuyorduk. Günümüz sağlık çalışanları bu yaşantıya inanmakta zorluk çekecekler eminiz ama, gerçek bu!

Böylesine çoook yoğun bir koşuşturma gününün (7 Temmuz 1980) ardından birkaç saat da okuduktan ve Uzmanlık tezimizi çalıştıktan sonra (Köylerimizde 30+ Yaşta Koroner Kalp Hastalığı Araştırması İzleme Araştırması-3) gece yarısı sonrası yorgunlukla yatmıştık.. Önce kapı, hemen ardından pencere camı şiddetle vurulmaya başladı, kalktık. Alışkındık, acil hastamız olmalıydı. Evimizde sabit telefon bile yoktu! Ancak bu kez öyle değildi.. Karşımızda kayınbiraderimiz duruyordu ve yüz ifadesi çok hüzünlüydü. Ne olduğunu ağzından zorlukla aldık..

Babamız.. İstanbul’daki Emniyet Başkomiseri babamız Halis bey vurulmuştu! 
Doğallıkla biz de vurulduk! Kara haber ertesi güne kalmamış, yedivermişti birkaç saatte. Hemen yola koyulmamız gerekiyordu. Ülkede akaryakıt kıtlığı vardı. 10 yaşındaki arabamızın bagajına 20 Lt benzin bidonunu da koyarak (ne büyük risk!) İstanbul yoluna koyulduk. Otoyol yoktu elbette.. 2-3 şerit karşılıklı trafik, bölünmemiş yolda akıyordu. Sağlık Ocağımızın usta şoförü Ömer, sağ olsun direksiyonu bize bırakmadı. Sabahın köründe Bahçelievler’deki evimizin kapısına vardık.. Cenaze evi idi hanemiz.. Işıklar yanıyor ve bir kalabalık deviniyor, insanlar vekarla acılarını yaşıyordu. Annemiz, 19 yaşında İstanbul Hukuk 1 öğrencisi kız kardeşimiz ve 23 yaşında Cerrahpaşa’dan 1 aylık mezun Hekim erkek kardeşimiz ve 27 yaşında 3 yıllık hekim, biz…

47 yaşındaki (1933 Hozat doğumlu) canımız babamızı, “anarşi” dedikleri canavar bizden vahşice koparıp almıştı. Şimdilerde “anarşi”ye terör, “anarşit”lere (!) de “terörist” deniyor. Ölçüsüz bir acı içimizi kavuruyordu.. Bir yandan da zorunlu formaliteler vardı yürütülecek. Evin abisi bizdik ve yük, tüm ağırlığıyla boynumuzda idi. Babamız Emniyet Başkomiseri Halis Zeki Saltık, Sirkeci’de bir işyerinden haraç almak için gelen “örgüt” elemanlarıyla çıkan çatışmada tuzağa düşürülerek 7-8 kurşun yemiş, oracıkta kanamadan yitirilmişti. Otopsiden cenazesini aldığımızda teni kireç rengiydi. Şiddetli iç – dış kanamadan gitmişti. Topkapı – Çamlık mezarlığına gömdük O’nu.. İl Emniyet Müdürü (Şükrü Balcı), Siyasi Şb. Müdürlerinden Elazığ’lı Mehmet Ağar, savcı, Vali (Nevzat Ayaz), Garnizon komutanı tümgeneral.. görüştüğümüz yetkililerdi. Katiller kaçmıştı, ellerinden geleni yapıyorlardı yakalamak için.. Sonra bu örgütün Dev-Sol olduğu bize söylendi. Yıllar sonra birileri de yakalanmıştı. Davaya karışmacı (müdahil) olduk. Ancak ilerleyen zaman, bizde bu sanıkların katil olup-olmadıkları hakkında ciddi kuşku uyandırdı ve davadan çekildik. Suç birilerine yıkılacak mıydı? Biz de suçlular cezasını buldu diye bir parça teselli mi bulacaktık?

Bir kez daha Hacettepe’den ayrıldık ve yine İstanbul Tıp Fakültesine yatay geçiş yaptık! Annemizin – kardeşimizin evine yakın bir ev kiralayarak kendimizce aileye göz – kulak olmaya çabaladık. Annemiz yıkılmıştı ve çok derin bir yas yaşıyordu. Bu koyu yası, ölene dek 13 yıl sürdürdü, çıkamadı (kronik yas sendromu). Biz uzmanlık eğitimimizi tamamladık ve Toplum / Halk Sağlığı dalında uzman hekim olduk. Yeniden Üniversiteye akademik kariyere zorlukla (yargı kararıyla!) dönene dek 6,5 yıl Elazığ’da çalıştık. Oysa Hacettepe’de kalabilseydik, akademik kariyeri sürdürme olanağımız olabilirdi. İlerleyen yıllarda kız kardeşimiz avukat oldu. Ortanca erkek kardeşimiz de Dahiliye uzmanı oldu.

Babamız hiç torun göremedi.. Yaşam sürüyor; ama Türkiye’nin benzer acıları bitmiyor!??

Daha fazlası için lütfen tıklayın ya da kopyalayıp yapıştırarark google ile çağırın : http://ahmetsaltik.net/2018/07/07/7-temmuz-1980-34-yil-sonra-sehit-olan-babamizi-analim-istedik/

Sevgi ve saygı ile. 07 Temmuz 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimci (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“40 Yıl Sonra; Şehit Edilen Babamızı Anıyoruz…” üzerine 23 yorum

  1. Işık larda uyusun şehidimiz..Ne mutlu sizin gibi aydın cevherleri
    bırakıp ebediyete göç etmîş..
    Sizleri tanıma bahtiyarlığında birisi olarak SALTIK ailesine sabırlar dileklerimi ve saygılarımi sunarım.

  2. Çoktandır merak ettiğim ama size sormaya cesaret edemediğim bir soruydu.Etkilendim.Acınız acımızdır.Devri daim olsun Hak rahmet eylesin .ancak karanlık cinayetin sonucunu çok merak ettim.o donem bir çok cinayet karanlıkta kalmıştı.
    Mehmet Ağarın yıllar sonra Dev Sol orgütüne uyuşturcu verdiği gündeme gelince “örgütün izini takip etmek için verdik ” dedigini ve geçmiş dönemin karanlıkları hakkında tbmm de meclis kapalı toplantısında neler söyledigini hep merak etmişimdir.dev sol lideri dursun karataşın aynı bir ülkücü çete reisi gibi biri isviçre diğeri fransada kacırılması olanaksız bir cezaevinden ancak Nato ülkelerindeki kontr gerilla tarafından kacirılabilecegi Mehmet Ali Agcanın da aynı sekilde Turkiyeden kacirilip o dönem dogu blokunun en zayif karni polonyali papa 2. Paol’u vurdurtuldugunu…sorular sorular deli sorular
    Ancak Uğur mumcu yaşasaydı bir kısmının yanıtı bulunabilecek sorular.

  3. Çok değerli bir babanın evladı olmak önemli bir ayrıcalık.Sizde ona layık olabilme yönünde kendinize düşeni yaptınız yapmaya devam ediyorsunuz. İnsan canlısı sonunda ölümlü .İnsanlığa layık olabilenlere ne mutlu. Babanızda annenizde nurlarda yatsın Evlatları yaşadıkça ve görevlerini yaptıkça eminim onlar huzurlu
    olacaklardır.

  4. Babanıza ve aynı akıbeti paylaşanlara rahmet, sizlere sabır dilerim. Ne mutlu ki sizler gibi evlatlar bırakmış. Görüşmek dileği ve sevgi saygılarımla.
    Av.A.Erdem Akyüz

  5. Sayın Hocam, Mülkiyeli kardeşim ve Elâzığ’lı olmasından kıvanç duyduğum Sevgili hemşerim…

    …bir ortak yanımız da acılarımız. Müstehak olmadığımız ama bize yaşatılan acılar.

    Neyse ki siz acılarınızı kabullenme ile karşılamamış; gören göz, düşünebilen beyinlere ışık olmuşsunuz.

    Keşke latince terimlerden onca korkmayıp ben de 1968’de Hacettepe Tıbba yazılsaydım!

    Selam ve saygılar.

  6. Değerli hocam, değerli babanızın iç burkan öyküsü ve sizlerin onurlu bir yaşam uğruna gösterdiğiniz mücadele gerçekten etkileyici. Yıldızlar babanızın yoldaşı olsun. Anılarda ve gönüllerde yaşasın her daim.
    Ne yazık ki yaşam her zaman kurduğumuz, düşlediğimiz gibi ilerlemiyor. Önemli olan koşullar zorladığında buna uyum sağlayabilme direncini ve ustalığını gösterebilmek. Tıpkı aydınlanma devriminin öncülerinden Tevfik Fikret’in dile getirdiği gibi. “Kıran da olsa kırıl düş fakat eğilme sakın. Hak bellediğin yolda yalnız yürüyeceksin”. Sağlıcakla kalın.

  7. Çok değerli Ahmet Saltık hocam,
    Babanız tam bir görev şehididir. O’na Tanrı’dan rahmet, size sabır ve dayanma gücü diliyorum. Mekanı cennet, ruhu şad olsun, ışıklar içinde uyusun. Acınız acımızdır.
    Saygılarımla.
    Duran Aydoğmuş
    08.07.2020

  8. Değerli Dost Sevgili Adaşım,
    Zamanı eskitip anılara dönse de acıların şiddeti hiç azalmıyor; yaşadıklarımdan, kaybettiğim sevdiklerimden bilirim bunun anlamını.
    Ben de bir polis çocuğuyum. İkimizin babalarımızın yaşamındaki ters benzerlikten söz edeceğim size.
    İzinli olduğu akşam sivillerini giyip görevden evimize dönerken şehrin en kabadayı serserilerinden birinin, çığlıklar atarak “İmdat” isteyen bir kadını zorla sürükleyerek götürmek istediğini görüyor. Babam, olayı önlemek için araya girmek isteyince kabadayının silahıyla karşı karşıya kalıyor. Kendini savunmak için beylik silahıyla daha hızlı davranıyor ve kabadayıyı etkisizleştiriyor. İzinli olması nedeniyle görev dışında ölüme neden olduğundan hareketle babam cezalandırılıyor ve meslekten tard (çıkarma) ediliyor. Dört kardeşin büyüğüyüm ve ilkokul 3.sınıf öğrencisiyim. Kardeşlerimin üçü de henüz okul çağında değildirler. Babamız hapsedilince köyümüze dönüyoruz annemizle. Hiçbir gelirimiz, maaş yok; tam bir yoksulluk içine düşmüşüz. Çok zorlu koşullar içinde yaptık eğitimlerimizi kardeşlerimle.
    Gerisini anlatmayacağım; sadece ikimizin yaşamımızda babalarımızdan kaynaklı şans ve şanssızlığa dikkat çekmek istedim.
    Siz anarşiden kaynaklı bir görev şehidi polis çocuğusunuz; ben anarşist bir şehir kabadayısının saldırısından kendini korumak isterken katil olan bir polisin çocuğuyum.
    “Şans mı, onur mu?” diye soruyorum. Siz görevde kaybedilmiş bir şehit babanın çocuğu olmanın onuruyla, gururuyla yaşıyorsunuz. Ben, görev dışında bile olsa bir çaresiz kadını bir serserinin, anarşistin elinden kurtarmak için katil olmak zorunda kalan ve devleti tarafından ödüllendirilmesi gerekirken korunamayıp meslekten uzaklaştırılan, ama hayatta kalan bir görev katili babanın şanslı (?)çocuğu olarak yaşıyorum.
    Ve…yirmi iki yaşımda Edebiyat Öğretmeni olarak çalıştığım lisede bir polis çocuğuna yapılan haksızlığı önlemek için kendimi ortaya koyarken, siyasilerin haksızlık yapanları koruyup beni kurban vermeleri sonucu yirmi dört yaşımda sürgünlere gönderildim. Ama ben bütün öğretmenliğim boyunca ne kadar yanlış yönlendirilip yanlışlar yapsalar da polisleri de, polis çocuklarını hep sevdim babamın sağlam karakterinden ötürü. Polis çocuklarının iyi eğitim alabilmeleri için elimden gelen her türlü yardımı esirgemediğim için mutluyum. Polisimiz iyi ve karakterli yetiştirilmeli; polis çocukları en iyi eğitimlerle ülkesini ve ülkesinin insanlarını canı gibi seven bireyler olarak yetiştirilmeli.
    Sevgili adaşım, Değerli Dostum, Kardeşim Sayın Saltık,
    Çok uzun yazdığımın bilincindeyim; iki polis çocuğuyuz. Ben babamın katil oluşuna kafamı fazla takmasam da /ki O’nu katil olarak düşünmedim hiç bir zaman / yine de bir burukluk oluyor içimde zaman zaman.
    Sevgili babanızı rahmetle anıyorum; ışıklı olsun diğer dünyası.
    Corona günlerinde bir filozof bilgeliğiyle ve yürekli insan ve vatan sevgisindeki örnek kişiliğinizle sergilediğiniz öğretici ve uyarıcı çalışmalarınızdan ötürü bu ülkenin insanlarının size mihnet duyguları iletmesi gerektiğini düşünüyorum.
    Sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Ahmet Nişancı

    1. Sayın Nişancı,

      Ne “tuhaf” bir rastlantı..
      Bereket utandırıcı hiçbir yan 2 öyküde de..
      Yaşam kavganızı, onurlu duruşunuzu, ülkemiz için verdiklerinizi saygı ile karşılıyorum..

      Saygı ile. 9.7.20

      Dr. Ahmet SALTIK

  9. Sayın Saltık Hocam, derinden üzüldüm doğrusu, bu güne kadar hep iyi insanlar zarar gördü bu ülkede. Size de sabırlar diliyorum.

  10. Sevgili Ahmet SALTIK Hocam öncelikle bir terör eylemi sonrası hakka yürüyen Babanız ışıklar içinde uyusun siz ve kardeşleriniz gibi çok Kıymetli tertemiz karakterli evlatlar yetiştirmiş torunlarını görememesi benimde içimde duygusal fırtınalar kopardı SAĞLIK ailesinin tüm bireylerine selam ve hürmetlerimi gönderiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir