İSLÂM’DA “DOĞRULUK”

İSLÂM’DA “DOĞRULUK”

Konuk yazar : Güzide Filiz TUZCU

Sevgili Vatansever Dostlar,

Tarihten günümüze, Büyük Atatürk’ün ifadesiyle “Türk Milletinin başına gelen her felâket, hep din maskesiyle – din kisvesi altında gelmiştir…”  Söz konusu bu vahim durum, 600 küsur yıllık devasa bir zaman dilimini kapsayan Osmanlı İmparatorluğu devrinde de böyle olmuştur; 1938 sonrası dönemde de maalesef yine böyle olmuştur!

       Modern – çağdaş olmayı “dinsizlik zanneden” ve Büyük Atatürk‘ün düşünce ve hedeflerini hiç anlamadan,  koyu birer Atatürkçü geçinenler dahi, Türk Milletinin önemli bir kültürel değeri olan dini önemsememiş, hatta “laikliği dahi dinsizlik gibi ve Büyük Atatürk’ü de dinsiz gibi” gösterme gafletine ve büyük hatasına düşmüştür!

       Bir milletin sorunlarını analiz ederek, doğru teşhis koymak ve doğru çözümler bulmak  için bazı disiplinlerden eşzamanlı olarak yararlanmak gerekmektedir; örneğin siyaset ilmi, tarih ilmi, dinler tarihi, iktisat, psikoloji, sosyoloji, coğrafya vs… Bir başka deyişle olaylara ve sorunlara bir bütünlük içinde bakmak gerekir.

          1923 yılında T.C. Devletini kuran Büyük Atatürk’ün “Vatanımızın ve Milletimizin yararını, sağlıklı gelişimini ve güvenli geleceğini teminat altına alan Tam Bağımsız Milli Politikaları”, iktidara gelen siyasilerce ne yazık ki terk edilmiş olduğundan, “bilimsel düşünme ve çözüm üretme yöntemi, gerçek tarihimiz ve milletin yüzlerce yıllık köklü manevi – kültürel değerleri” maalesef korkunç bir yıkıma uğramıştır…

         1938’den günümüze en çok istismara uğrayan, bu bağlamda özünü – anlamını ve misyonunu tümüyle yitirerek, millete en çok zararı veren- adeta insanların beyinlerini uyuşturarak, onları insanlıktan çıkaran ise, aynı Osmanlıda olduğu gibi yine “din sömürüsü” hususu olmuştur! 1938 sonrası “iktidara talip olan siyasi partilerin ekseriyeti”, dini siyasetleri  için araç olarak kullanmaktan, sahte hocalara, şeyhlere, tarikatlara, kerameti kendinden menkûl sarıklılara ödünler vermekten ve salt oy alma kaygısıyla halkı din adına kandırmaktan  hiç çekinmemişlerdir!

         Siyasiler, salt iktidar ve koltuk hırsları için bunu yaparken, içinde yaşadıkları milleti aydınlatmakla  görevli – hatta bunun için maaş alan pek çok sözde aydın – bilim insanı vs… da maalesef ki görevini yerine getirmemiştir. Bu yüzde İslâm Dini tebliğ edileli neredeyse 1400 yıl olmasına rağmen – Büyük Atatürk’ün “Türk Milletini Kuran’ı Türkçe olarak, anlayarak okutma, milleti dinen bilinçlendirme çabalarına ve hedefine rağmen” – Türk Milletinin ekseriyeti 21. yüzyılda dahi Kuran Esaslarını ve Yüce Allah’ın buyruklarını maalesef bilmediğinden, dinde salt şekilciliğe – gösterişe – kılık ve kıyafete önem vererek, medyatik sözde hocalara – sarıklılara, “insan onuru ve aklıyla  asla bağdaşmayan”  saçma – sapan sorular sorabilmektedirler… Bu ürkünç durumun suçluları kimdir?

          Burada bir kez daha İslâm’ın “özünü” anımsatmayı görev sayıyor ve bu bilgilerin vatansever herkesçe paylaşılmasını diliyorum… Bir kez İslâm Dini akıllı bireylere hitap etmek-tedir (aklını çalıştıran, düşünen, sorgulayan, gerçeği araştıran ve gerçeği bulduğunda da bunu cesaretle dile getiren…). Onun için bu dinin özünde aklı çalıştırmak, doğruyu, güzeli ve faydalı olanı araştırıp bulmak ve yaşama uygulamak, insan yaşamını, hatta tüm canlıların yaşamını güzelleştirmek vardır; bunun için de bilimin temel alınmasını öğütler.  Zaten Kuran’da Yüce Allah, “Beni ve Yarattığım âlemi – gördüğünüz düzeni, koyduğum doğa yasalarını, kullarım içinde  en iyi âlimler (yani bilim insanları) anlar” derken, işte bu yaşamsal hususa vurgu yapmıştır.

Zaten BİLİM de, her hususta “mutlak gerçeği araştırıp, bulmak ve gün ışığın çıkartarak – insanlık hizmetine sunmaktır.”  Aslında her şey insanların,  doğayla tam bir bütünlük içinde, tüm canlıların yaşam haklarına saygı duyarak, huzurlu, barışçı ve mutlu bir yaşam sürebilmeleri içindir; bilimi esas almak da ancak bu son amaç için olmalıdır. Yoksa bilim, yüksek eğitim kurumlarına yerleşen, milletinden kopuk – millete yararı olmayan bir azınlığın, kendi dar âleminde saltanat sürmesi, milletin anlamadığı – yararlanama-dığı sözde akademik yazılar  – taraflı kitaplar yazması için değildir!     

       Ben bu yazımda Kuran’da “DOĞRULUĞU” ele alarak, İslâm’da doğruluğun  ne kadar hayati bir öneme haiz olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu bağlamda şayet  Müslüman olduğunu iddia eden bir insan “YALAN” konuşuyorsa, kanaatimce o kişi Müslüman kabul edilmemelidir. Müslüman olabilmek öyle kolay iş değildir!

(Üniversite eğitimimde, “psikiyatri ve tıp ilmi” adlı dersimizin  psikiyatri hocası “yalan konuşmanın, aslında bir kişilik bozukluğu olduğunu ve bu tür kimselere, en yakınımız bile olsalar, asla güvenilemeyeceğini” vurgulamıştı… Bu arada, gelişmiş medeni hukuk devletlerinde “yalancı olarak tanınan, sözünde durmayan, bugün söylediğini yarın inkâr eden bir kişinin” sosyal yaşamda, siyasal ve ekonomik yaşamda ve devlet katında zerre değeri yoktur. Hele o kişi bir de “devletin kara listesine alınmışsa“, yaşarken adeta ölü hükmündedir!)

        Dürüstlüğe – doğru sözlülüğe – mertliğe – güvenirliğe bizim Kadim Türk Atalarımız da büyük değer vermişler ve “yalan, tüm kötülüklerin başıdır”diyerek, bizleri uyarmışlardır.

 – Aslında Yüce Allah’a içtenlikle iman eden ve sadece Allah’a kulluk yapan dosdoğru – dürüst bir insan, ki bir Müslüman Kuran’a göre böyle olmalıdır; dünyadaki tüm kulluklardan, korkulardan ve baskılardan da kurtulmuş demektir. Bir başka deyişle “dosdoğru olan – dürüst olan insan” yaratıcısı Yüce Allah’tan başka hiç kimseden korkup, çekinmez, kendini özgür hisseder, bunun için her yerde, her zaman ve herkese karşı sadece gerçekleri cesaretle konuşur, “yalana, nabza göre şerbet vermeye, yağcılık yapmaya vs…” asla tenezzül etmez. Ayrıca dürüstlük, sağlam ve onurlu bir karakterin de en belirgin göstergesidir; böyle bir insan, iki yüzlülük yapmaz, kimseyi kandırmaya çalışmaz, yapamayacağı şeylerin sözünü vermez, hiç kimsenin hakkına – hukukuna tecavüz etmez ve titizlikle “kul hakkı” gözetir…   Ki  “kul hakkı  (başta insanlar olmak üzere, tüm canlıları kapsar)“,  İslâm’ın en önem verdiği konuların başında gelir; şöyle ki Kuran’ göre hiç affı olmayan iki büyük günah vardır;
1.) Allah’a ortak koşmak, şirk – riya – iki yüzlülük
2.) Kul hakkı ihlâli. 

    Bu bağlamda Kuran’a göre dürüst insan, Allah katında çok değerli bir insandır, hatta Müslüman olsa da,  olmasa da değerlidir.

  • Yüce Allah, DÜRÜST İNSANLARI, şehitlerle aynı mertebede tutmuştur.  

HADİD SÛRESİ – ÂYET 19: “Çok doğru olanlar ve şehitler, onların mükafatları ve nurları vardır.” 

AHZÂB SÛRESİ – ÂYET – 70: “Ey inananlar, Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.”

YUNUS SÛRESİ – ÂYET 89:  “Doğru olun, bilmezlerin – cahillerin sözüne uymayın.”

TEVBE SÛRESİ – ÂYET 119: “Ey inananlar, Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.”

NİSA SÛRESİ  – ÂYET 9: “İnsanlar Allah’tan korksun ve doğru söz söylesinler.”

SAF SÛRESİ – ÂYETLER 2 & 3; “Ey inananlar, niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah katında en sevilmeyen şeydir.”

MAİDE SÛRESİ – ÂYET 1: “Ey inananlar, verdiğiniz sözleri yerin getirin.” 

AHKÂF SÛRESİ – ÂYET 13: “Rabbimiz Allah’tır deyip, doğru olanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecektir.

HÛD SÛRESİ – ÂYET 112: “Emrolduğun gibi doğru ol,  seninle beraber tövbe edenler de doğru olsunlar.”

      O halde bundan böyle, “ben Müslümanım – ben Allah Yolundayım vs…” diyenleri, onların bu dil ucuyla söyledikleri sözleriyle değil,  ya da başlarına doladıkları türbanla – sarıkla, sakalla- cüppeyle görünüşe değil,  ya da göstermelik namazla, oruçla, hacla değil,  yalnızca ve yalnızca DÜRÜST OLUP – OLMADIKLARINI test ederek değerlendir-
melerini milletimize ısrarla ve ısrarla öğütleyelim. Kanımca, milletimizi dinen bilinçlen- dirmek ve dini siyasetlerine alet edenlerin maskelerini düşürmek, biz gerçek Atatürkçü Vatanseverlerin en öncelikli ve hayati görevidir.

Canımızdan Kıymetli – Güzel Vatanımız Türkiye’mizde, tüm gelişmiş çağdaş hukuk devletlerinde olduğu gibi,  “DÜRÜSTLÜĞÜN” en baş değer olması için elbirliği ile çalışalım…

Saygılar – Sevgiler… (27.05.2018)
==================================================
Dostlar,

Değerli konuk yazarımız Güzide Filiz Tuzcu hanımefendiye, bizim “insan olmanın baş koşulu” olarak nitelediğimiz “Dürüstlük” erdemi – değeri hakkındaki kapsamlı yazısı için teşekkür ediyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 29 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“İSLÂM’DA “DOĞRULUK”” üzerine 6 yorum

  1. Güzide Hanım,

    Biliyorsunuz, insanlar Dinsiz doğarlar… zamanla içerisinde yaşadıkları Toplum gibi düşünmeye, davranmaya ve inanmaya başlarlar.

    “Dinler Şarlatanların Aldatmaca ve Uydurmalarıdır…. ” diyen Filozoflar kadar ileri gitmek istemem; ancak gerçek şu ki, Dinler insan aklını formatlayan Öğretilerdir. İnsanlığın karanlık, ilkel dönemlerinin kalıntısı olan Dinlerin temel amacı Toplumu yönetenlerin istediği şekilde davranan bireyler oluşturmaktır….
    İslam sadece uhrevi (öte Dünya Masallarıyla uğraşan) bir Din değil, aynı zamanda bu Dünya yaşamını bütün ayrıntılarıyla düzenlemek iddiasında olan baskıcı bir ideolojidir. Dolayısıyla Dinin getirdiği “yerel”Ahlak Kurallarıyla uğraşmak yerine Bilimle çelişmeyen “evrensel” Etik Kurallarına saygılı bireyler eğitmek daha uygun olur.

    “Bütün insanlar eşittir.”
    “Kadın-Erkek eşit haklara sahiptir”
    “Kölelik yoktur…”
    ……..
    demeyen İslam, sadece Ortaçağ Arap Coğrafyasına özgü bir Din oluşunu açıkça itiraf etmektedir…

    Yusuf-2 : Biz Kuranı, anlayasınız diye, Arapça indirdik…
    إِنَّا أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
    İnnâ enzelnâhu kur’ânen arabiyyen le allekum ta’kılûn
    ve
    İbrahim-4 : Biz her Peygamberi kendi Kavminin Dilinde gönderdik…
    وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ
    mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî liyubeyyine lehum…

    Özetle demem o ki, yaşadığımız bu Çağın sorunlarına yanıt veremeyecek Dinleri doğrulamak, güzellemek gayretlerini bir yana bırakalım, Bilimsel Aklın (Bilimin) ışığında Evrensel Etik değerlere sarılalım ; Gezegenimiz üzerinde (Doğa ile uyumlu ) birlikte Barış içerisinde yaşamanın erdemine yönelelim.

    Sevgilerimle…æ
    Prof.Dr. rer.nat. D. Ali Ercan

    1. Ali Ercan Bey,

      Aslında üzülerek ifade ediyorum ki, yazılarıma ilişkin sözde eleştirilerinizi iyi niyetli ve yapıcı bulmuyorum, hatta gerçek amacınızı ve misyonunuzu şüpheli görüyorum! Siz ki, dahiliğine tüm dünyanın saygı duyduğu Büyük Atatürk’ün, merakla, araştırarak, kongreler düzenleyerek, arkeolojik kazıları teşvik ederek, bine yakın tarih kitabı okuyarak ortaya koymuş olduğu “Türk Tarih Tezini” bile dışlayıp, bu teze “masal – efsane” yakıştırmaları yapmış ve bu hayati tezi önemsiz gibi göstermeye çalışmış bir kişisiniz! Oysaki 18. yüzyıldan günümüze “Türk Tarih Tezini” kuvvetle destekleyen yüzlerce bilimsel kanıt – arkeolojik bulgu, hatta DNA testleri ortaya çıkarılmış olmasına rağmen! Bunun için sizin “havada kalan – bilim dışı eleştiri ve yorumlarınıza” cevap vermeme kararı almıştım, ancak değerli Ahmet hocamın hatırını kırmamak adına bu cevabı yazıyorum.

      Şimdi de bakıyorum ki “İslam Dinini” Türkiye’de geçersiz kılma misyonunu üstlenmişsiniz! Her şeyden önce siz veya sizin gibi düşünenlerin dini inancı olmayabilir, hatta İslâm Dinini de “aldatmaca – uydurma” görerek, kabul etmeyebilirsiniz; buna söylenecek bir sözümüz olamaz, çünkü dini inanç – adı üstünde – bir inançtır ve şahsi bir tercih meselesidir. Zaten her düşünce de, o düşüncede olan kişiyi bağlar.
      Ancak bu düşünceniz size, Aziz Türk Milletinin bin küsur yıldır samimi dini inancı olan, hatta Türk Milleti için son derece önemli kültürel bir değer ve birleştirici harç olan “İslam Dinini ve bu dinin tek kaynağı – İlâhi Vahiy Kitabı Kutsal Kuran’ı ve içinde yer alan Âyetleri” yanlış tanıtma ve karalama hakkı asla vermez! İşte orda bir durun bakalım.

      Yorum ve eleştirinizden Kuran’ı, kendi işinize geldiği gibi okuyup, yorumladığınız kanaatindeyim; ayrıca Arapça yazılar yazmanızı da oldukça gereksiz buldum; biz Arap değiliz ki Arapça cümleler yazıyorsunuz! Osmanlılar yüzyıllarca Türklere Arapçayı dayattılar ki bu dinin güzelliklerinden – uyarılarından Türkler faydalanmasınlar – akıllarını çalıştırıp – sorgulamasınlar, Osmanlıları “Allah’ın yeryüzünde gölgesi” sanarak kolayca itaat edip, sömürülsünler diye… Nitekim aynen de Osmanlıların istediği gibi olmuştur: Türkler din adına baskı altına alınarak, Kuran’dan uzaklaştırılarak, din diye tanıtılan hurafelerin zifir karanlığında bırakılarak cahil ve yoksul düşürülmüşlerdir.
      Türkler için her açıdan korkunç bir yıkım olan bu durumu değiştiren, Türkleri hurafelerin karanlığından ve “kula kul olma zilletinden” kurtararak Kuran’ın aydınlığına çıkaran, milletini dinen bilinçlendirerek, din tüccarlarının kirli ve kanlı ellerinden kurtaran da yine Büyük Atatürk olmuştur. Ancak 1938 sonrası Türk Milleti – aynı Osmanlıda olduğu gibi – din hususunda yine cahil – sahte hacı hocaların ve tarikatların ellerine teslim edilmiştir! Bu karanlık duruma tekrar düşülmesinde, “Türklerin din gibi temel bir değerini” dışlayan, hatta hor gören siz ve sizin gibilerin payı büyük olmuştur… Bundan dolayı Türkiye’de 21. yüzyılda gelinen nokta ortadayken, halen din konusunda eleştiri yapabilmenizi doğrusu büyük hayretle karşılıyorum! Kuran’ın insana “en başta doğruluk olmak üzere güzel ahlâk kazandırmak” üzere tanıtmaya çalıştığım Âyetleri neden sizi rahatsız etti? Doğrusu hiç anlayamadım?
      Ben sizin yerinizde olsam kendimi sorgularım, şapkamı önüme koyarak, dikkatli bir özeleştiri yapardım; tabi ki eğer vatanınıza ve milletinize değer verip, iyiliğini istiyorsanız! Hatırlatmak isterim ki dünyada tüm aydın – vatansever bilim insanları, milletinin dini inancına saygı duyarak, din ve bilimi uzlaştırma gayreti içindedirler…

      Siz beğenmiyorsunuz veya yanlış anlayıp, yanlış yorumluyorsunuz diye, ya da sizin dini inancınız yok diye, hiç kimse dini inancından vaz geçecek değildir. Lütfen söyler misiniz dini sürekli dışlamanızdaki gerçek amacınız nedir? Antik Türk Tarihini dışlamanızdaki, hatta önemsiz gibi göstermek istemenizdeki amacı da daha anlayamadım!

      Siz gerçekten milletinizi seviyorsanız, onun iyiliğini düşünüyorsanız; milletinize “İslam Dinini”, Kuran’ın tebliğ ettiği gibi doğru tanıtır, milletinizin dinen aydınlanmasını sağlar ve 80 yıldır din adına korkunç boyutlarda bir kez daha sömürülmesine göz yummazsınız… Hatta İslâm Dinini doğru tanıtmaya çalışanları da eleştirmeye kalkmazsınız!
      Evet Ali Ercan Bey, siz, 16 bin yıllın üstünde bir tarihe geçmişe sahip olan – dünyada bilinen en eski milletlerin başında geldiği ifade edilen Kadim Türk Milletini gerçekten tanıyor musunuz? Türk Milletinin Dil ve Din başta olmak üzere, Kültürel Değerlerine saygı duyuyor musunuz? Merak ediyorum doğrusu…

      Kendinizi sorgulamanız dileğiyle… G. Filiz Tuzcu

  2. Güzide Hanım,

    Biliyorsunuz, insanlar Dinsiz doğarlar… zamanla içerisinde yaşadıkları Toplum gibi düşünmeye, davranmaya ve inanmaya başlarlar.

    “Dinler Şarlatanların Aldatmaca ve Uydurmalarıdır…. ” diyen Filozoflar kadar ileri gitmek istemem; ancak Gerçek şu ki, Dinler insan aklını formatlayan Öğretilerdir. İnsanlığın karanlık, ilkel dönemlerinin kalıntısı olan Dinlerin temel amacı Toplumu yönetenlerin istediği şekilde davranan bireyler oluşturmaktır….
    İslam sadece uhrevi (öte Dünya Masallarıyla uğraşan) bir Din değil, aynı zamanda bu Dünya yaşamını bütün ayrıntılarıyla düzenlemek iddiasında olan baskıcı bir ideolojidir.

    “Bütün insanlar eşittir.”
    “Kadın-Erkek eşit haklara sahiptir”
    “Kölelik yoktur…”
    ……..
    demeyen İslam, sadece Ortaçağ Arap Coğrafyasına özgü bir Din oluşunu açıkça itiraf etmektedir…

    Yusuf-2 : Biz Kuranı, anlayasınız diye, Arapça indirdik…
    إِنَّا أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
    İnnâ enzelnâhu kur’ânen arabiyyen le allekum ta’kılûn
    ve
    İbrahim-4 : Biz her Peygamberi kendi Kavminin Dilinde gönderdik…
    وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ
    mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî liyubeyyine lehum…

    Dolayısıyla Dinin getirdiği “yerel”Ahlak Kurallarıyla uğraşmak yerine Bilimle çelişmeyen “evrensel” Etik Kurallarına saygılı bireyler eğitmek daha uygun olur.

    Özetle demem o ki, yaşadığımız bu Çağın sorunlarına yanıt veremeyecek Dinleri doğrulamak, güzellemek gayretlerini bir yana bırakalım, Bilimsel Aklın (Bilimin) ışığında Evrensel Etik değerlere sarılalım ; Gezegenimiz üzerinde (Doğa ile uyumlu ) Barış içerisin birlikte de yaşamanın erdemine yönelelim.

    Sevgilerimle…æ
    Prof.Dr. rer.nat. D. Ali Ercan

    1. Ali Ercan Bey,

      Sizin gibi sabit fikirli, önyargılı, hatta “gerçek amaç ve misyonunu gizleyen” birine cevap yazmanın boş olduğunu biliyorum, ancak ben yine de size bir kaç cümle yazacağım;

      Size ısrarla tavsiyem şudur, siz kendi bilim dalınızı ilgilendiren konularda ahkam kesin, bilmediğiniz ve hiç anlamadığınız konularda ahkam kesmeyin; çünkü böyle yaparak din ve tarih hakkında yeterli ve tarafsız bilgiye sahip olmayan insanların kafasını karıştırabilirsiniz! Yoksa sizin asıl misyonunuz, adınızın önündeki prof. unvanın arkasına gizlenerek kafa karıştırmak ve insanları, “tarafsız ve gerçek bilgilerden uzaklaştırarak” gaflet içinde uyutmak mı???????????????????????????????????????

  3. Filiz hanım,

    Ali Ercan hoca saygın bir bilim insanıdır.
    Siz de öylesiniz..
    Ancak eleştiriler düzeyli ve saygılı olmalı.
    Hele kişilikler asla hedef alınmamalı.
    Söz ve eylemler içerik olarak yanıtlanmalı.
    Kişiliklere etiket iliştirmek yanlış.

    Ben Sn. Ercan’ı 12+ yıldır yakından tanırım.
    Az bulunur bir zeka ve birikim sahibi gerçek bir entellektüeldir.
    Yurtseverdir, Atatürk’e gönülden bağlıdır.

    Sizi uzaktan, sana ortamda tanıdım. Yazılarınızı ve emeğinizi önemsiyorum.
    Yer yer katılmadıklarım doğallıkla var. Hatta iyi ki var.. Kopya olurduk yoksa..
    Görüşlerini tümüyle benimsemediğim yazarlara da bu sitede yer veriyourz.
    Demokratik bir tartışma ortamı..
    Ama saygı – hoşgörü vazgeçilmez..

    Sevgi ve saygı ile. 17 Haziran 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    http://www.ahmetsaltik.net profsaltik@gmail.com

  4. “….Siz ki, dahiliğine tüm dünyanın saygı duyduğu Büyük Atatürk’ün, merakla, araştırarak, kongreler düzenleyerek, arkeolojik kazıları teşvik ederek, bine yakın tarih kitabı okuyarak ortaya koymuş olduğu “Türk Tarih Tezini” bile dışlayıp, bu teze “masal – efsane” yakıştırmaları yapmış ve bu hayati tezi önemsiz gibi göstermeye çalışmış bir kişisiniz!….”

    Filiz hanım, Benim asla söylemediğim, aklımdan dahi geçirmediğim şeyleri ‘uydurarak’ yazdığınız bu cümlenize bakarak, ciddi, bilimsel konuların tartışılacağı bir kişilik olmadığınızı fark etmiş durumdayım…
    (Benim eleştirimde yazdıklarımı ve sizin bu yanıtınızı) yanınıza alarak ivedilikle bir Psikiyatriste görünmenizi tavsiye ederim.
    Sağlık diliyorum…æ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir