Sevgi – güven ve empati: Oksitosin ve Diğer Hormonlar

Sevgi, güven ve empati: Oksitosin ve Diğer Hormonlar

Sağlık Köşesi
Prof. Dr. Mustafa Şahin
http://www.medicine.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/31/2018/02/Gazete-Ankara-Tip-Sayi-49.pdf

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Hormonların dünyası Alice’in harikalar dünyası gibidir. Hormonların hastalıkların oluşumu, merhamet, aşk, üremek, hayatta kalmak, savaş, saldırganlık gibi insan ve toplum doğasındaki her şeyi etkilediğini unutmamak gerekir. Hormonlar bizim insan olmamızda, birçok şeyi öğrenmemizde, algılarımızda ve davranışlarımızda önemli rol oynarlar. İnsan nedir? İnsana özgü olan şey nedir? İnsanı diğer canlılardan ayıran bir ahlak inancına sahip olan sosyal bir varlık olması mıdır? Nasıl empati duyarız? Araştırmacılar yıllarca bir ahlak molekülü olup olmadığını araştırdılar. Eşlerimize ya da aynı ortamı paylaştığımız arkadaşlarımıza nasıl tahammül ediyoruz? Nasıl güveniyoruz? Güven sağlayan bir molekül var mı? Nasıl aşık oluyoruz? Peki nasıl aşık oluruz? Etkilendiğimiz birisini gördüğümüz zaman kekelemeye başlar kalbimizin küt küt çarptığını hissederiz.

Hatta biraz öforik ve enerji dolu oluruz. İlk dönemlerde iştahımız azalır, uykusuzluk çekebiliriz. Bunların sebebi çekicilik karşısında dopamin ve norepinefrinin salgısının artması; acı çekmemizin sebebi ise serotonin düzeylerinde azalma gibi görünmektedir. Dopamin ödül merkezlerini uyararak mutlu olmamızı sağlar, iyi hissettirir fakat çok fazla salındığı zaman bağımlılık yapabilir. Aşkın ilk dönemlerinde stres hormonu olan kortizol’ün de salındığı belirlenmektedir. Aşk sırasında hormonlar pre-frontal korteksin çalışmasını azaltarak kıskançlık ve mantıksız hareketlere yol açabilirler. Bir ilişkinin sağlıklı yürümesi, sevgi, arkadaşlık gibi bağ oluşturabilmek için ise oksitosin ve vazopressin hormonlarının dengeli salınmalarının önemli rolü olduğunu görmekteyiz.

Yenidoğan bebek gece ağladığında uykusu olan annenin dikkatini çeker, anne alarma geçer ve hızla bebeğini rahatlatır. Eşim genellikle uykusuz kalamayan biri olduğu halde oğlum doğduktan sonra gece uykusunun en derin olduğu zamanlarda oğlumun ağlaması ile birlikte derhal uyanıp onunla ilgilenebildi. Bu muazzam değişiminin sebebinin oksitosin hormonu ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Oksitosin hormonu anne-bebek ilişkisi ve diğer sosyal ilişkilerin öğrenilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Oksitosin anne beynini yavrusuna nasıl davranacağı konusunda eğiten hormondur. Daha önceleri kadınlarda rahim kasılması ile fonksiyonu sınırlı sanılan hormon erkek beyninde de salgılanmaktadır. Baba- evlat ilişkisinde de çok önemli bir role sahip olduğunu son çalışmalar ile anlıyoruz. Yapılan hayvan ve insan çalışmalarında çiftler arasında aşk, bağlanma, tek eşlilik, çocuk sevgisi, güven duymak, empati, sosyalleşme üzerine oksitosin hormonunun olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir. Stresle başa çıkma yollarından biri oksitosin salınımıdır ve strese karşı koruyucu etkileri vardır.

Henüz oksitosinin beyindeki nöronları nasıl etkilediğini ise tam olarak bilemiyoruz fakat Marlin ve ark.nın yaptığı bir çalışmada anne farelerde oksitosinin işitme korteksini etkilediğini ve bu bölgelerde oksitosin reseptörleri olduğunu biliyoruz. Oksitosin sosyal uyaranlara cevabı nöral plastisiteyi değiştirerek artırıyor gibi görünmektedir. Belki koku ile ilgili korteks bölgeleri ile de benzer bir etkileşimi olabilir. Genel olarak, koku ve hormon ilişkisinin yakın dönemde çok önemli bir çalışma alanı olacağını düşünmekteyim. Oksitosin üreten hücreler hipotalamik orta hatta, özellikle paraventriküler ve supraoptik çekirdekte yer alırlar. Normalde dolaşımda düşük düzeylerde olan hormonun yarılanma ömrü de 3 dakika olduğundan ve salınım sonrası hemen tekrar eski düzeylerine inebildiğinden ölçmek için hassas davranılmalıdır.

Reseptörleri ise amigdala, hipotalamo-hipofizer aksta, otonom sinir sisteminde yoğun olarak bulunur. Bu reseptörler sayesinde duygusal, sosyal ve adaptif davranışları etkiler. Kan düzeyleri aynı kalsa bile oksitosin reseptörleri ile yapılan çalışmalar bu reseptörlerin hastalıkların gelişmesinde, sosyal bağ, aşk, sevgi oluşumunda önemli olduğunu göstermektedir. Daha önemlisi beyinde eskiden düşünüldüğünden çok daha önemli bir role sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Aslında ‘beyin davranışı nasıl kontrol eder’ sorusunun önemli bir kısmının yanıtı bu hormonun araştırmaları sonucunda aydınlanabilir. İnsan beyninin gelişiminde ve sosyal öğrenmede oksitosin’in önemli bir rolü vardır. Oksitosin bağların kurulmasını sağlar. İntranasal oksitosin verilen insanların yabancılara karşı daha fazla güven duydukları bildirilmiştir.

Otizm spektrum bozukluklarında oksitosin hormonu yoğun olarak çalışılmaktadır. Çalışmalar otizme bağlı bazı semptomların oksitosin tedavisi ile düzelebileceğini göstermektedir. Oksitosin’in kompleks etkilerinin henüz tam olarak ortaya çıkarılamadığını söyleyebiliriz. Bu kompleks etkileşimler çözülmeden hormonun etkisini ve yararını tam olarak anlamak zordur. Basit bir cevap aramak yapılan en büyük yanlış gibi durmaktadır. Genellikle aranan cevap bu ilaç verilince işe yarıyor mu yaramıyor mu şeklinde olur ise tam olarak hormonun fonksiyonlarını anlayamayız. Sanırım bu hormondan diğerlerinde olduğu gibi öğrenebileceğimiz çok şey var.

Oksitosin diğer hormonlar ile birlikte çalışır, öbür hormonlarla ilişkileri çok önemlidir. Aynı bölgeden salınan vazopressin, oksitosin’in fonksiyonlarını etkilemektedir. Oksitosin yavrunun anne tarafından emzirilmesi ve beslemesini; vazopressin ise agresif annelik koruma güdüsü ile yavrunun ebeveyn tarafından korunmasını sağlar. Bu iki hormonun dengesi hem annelikte hem de eş seçiminde rol oynamaktadır. Son zamanlarda oksitosin hormonun azlığı ile diyabet ve obezite varlığı arasındaki ilişkiyi gösteren ve hormonun kemik bütünlüğüne yararlı etkileri olduğunu gösteren çalışmalar yayınlanmaktadır. Oksitosin’in intranazal yolla verilmesinin sağlıklı erkeklerde kalori alımını azalttığı gösterilmiştir.

Anoreksia nevroza gibi yeme bozukluklarında da faydası gösterilmiştir. Oksitosin’in hipotalamik obezitede önemli bir rolü olabilir, bu konuda çalışmalara ihtiyaç vardır. Oksitosin nöronları şekerli gıda alımı ile aktive olur fakat şekerli gıda alımını azaltır. Enerji balansında önemli olan bir hormondur. Gıda alımını arkuat çekirdek veya amigdala üzerindeki etkileri ve santral ödül yolaklarını düzenleyici etkileri ile azaltabilir. Diğer gıdalar ile salınım ilişkisini araştıran çalışmalara gerek vardır. Oksitosin santral olarak ventro-medial çekirdek ve periferik olarak pankreas üzerine etki ederek glukoz homeostazını düzenler.

Ayrıca, tat tomurcukları da oksitosin reseptörü ekprese eder. Oksitosin belki de şekerli tat alma duyusunu düzenlemektedir. Magnoselüler nöronlar arka hipofizde sonlanarak periferik etkileri meydana getirirler. Periferik yolla böbrek, yağ doku, pankreas ve gastro-intestinal sistem üzerinde etkiler gösterebilmektedir. Oksitosin maneviyatı artırabilir. Meditasyon sırasında oksitosin verilmesinin ruhani düşünceyi artırdığı, daha üst düzey bir bilinç sağladığı iddia edilmektedir. Kısaca dünyayı nasıl algıladığınızı değiştirebilir. Daha pozitif bir düşünce sağlayabilir. Kızılderililerin ot karışımları belki de oksitosin salınmasına yol açmaktadır. Ya da insan ölürken ciddi bir oksitosin salgılanması oluyor mu? Dinsel tören ve ibadetler sırasında bir artış oluyor mu? Aynı takımı tutan insanların maç sırasında acaba oksitosin düzeyleri nasıl etkileniyor? Yoğun bakım hastalarında sevdikleri ile temas kuramadıklarında acaba oksitosin düzeyi ne oluyor?

Bu soruların yanıtlarını tam olarak henüz bilmiyoruz. Her biri ayrı birer çalışma konusu olabilir diye düşünüyorum. Peki, oksitosin hormonunu az salgılayan, güvensiz, cimri ve bencil bir insan grubu var mı? Günümüz dünyasındaki saldırganlıkları, sosyal bozuklukları, savaşları, cinayetleri tek başına oksitosin vererek önlemek mümkün görülmemektedir. Ama sosyal zeka ve sosyal ilişkilerimizde oksitosin hormonunun bir rolü olduğu da gerçektir. Oksitosin otonom sinir sistemini düzenler, iyileşme ve dokuyu koruma etkileri mevcuttur ve ‘sevginin iyileştirme gücü vardır’ inancının temelini belki de oksitosin oluşturmaktadır. Oksitosin yüksek dozlarda vazopressin reseptörüne bağlanırlar ve defansif, agresif davranışlara yol açabilir.

Şunu unutmamak gerekir ki; bu hormonla oyun oynanmamalıdır. Bu hormon kesinlikle insanların kendi kendilerine uygulayabilecekleri veya basit ticari amaçlarla kullanılabilecek bir hormon değildir. Ticari şirketlerin bu hormonu bilimsel kanıtlar netleşmeden kullanmalarına kesinlikle kısıtlama getirmek gerekmektedir. Peki, İlaç vermeden oksitosin düzeylerini kendiliğinden artıramaz mıyız? Tabii ki artırılabilir!!! Kucaklaşmak, sarılmak oksitosin düzeylerimizi kolaylıkla artırır.

  • Sevdiklerinize sarılın, kucaklaşın konuşun bu sizi daha iyi ve sosyal bir insan yapacaktır.

======================================
Dostlar,

Ülkemizin bunaltıcı ikliminde değişik konulara yer vermekte yarar var.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültemiz 11 yıldır GAZETE ANKARA TIP adıyla yılda birkaç sayı dergi çıkarmakta. Fakültemizden tıp – sağlık haberleri, kurum içi iletişim, halka dönük sağlık eğitimi.. gibi amaçlar taşımakta. 49. sayıdan yukarıdaki yazıyı sizlerle paylaşmak istedik. Söz konusu Dergiyi www.medicine.ankara. edu.tr adresinden pdf olarak okuyabilirsiniz. Nitekim ilgili yazıdaki birkaç görseli buraya aktaramadık.. (birkaç maddi hatayı düzelterek aktardık..)

Hormonlar dünyası son derece gizemli. Kanda (100 ml veya  litrede) düzeyleri nano – piko gramlar düzeyinde; 1 gramın milyarda – trilyonda 1’i gibi. Dolayısıyla bunca duyarlı biyokimyasal ölçüm tekniklerine ancak son birkaç onyılda sahip olabildik! Öncesinde, plazmada kozmik endokrin dalgalanmaların ayırdında değildik ve pek çok endokrinopatinin patogenezini günümüzdeki gibi berrak açıklayamıyorduk. Bu yüzden de mistik – metafizik önermeler öne çıkarılabiliyordu yer yer. Bilimin ışığı gerçekleri aydınlattıkça bu tür bilim – akıl dışı önermelere, hurafelere yer kalmadı, kalmayacak..

Örn. günümüzde prostat kanseri ve sağaltımında izlem için değerli bir ölçüt (tümör belirteci) olan PSA’yı (Prostata özgü antijen) 2010 yılında keşfedebildik..

Büyük ATATÜRK‘ün gerçekte evrensel değerde sözüdür :

  • Yaşamda en gerçek yol gösterici bilim ve tekniktir. Bunların dışında yol gösterici aramak şaşkınlık, aymazlık…. tır..

Sevgi ve saygı ile. 18 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir