ŞEHİR HASTANELERİ : “Torunlarımıza kadar borçlanacağımız bir sistemle karşı karşıyayız”

ŞEHİR HASTANELERİ :
“Torunlarımıza kadar borçlanacağımız
bir sistemle karşı karşıyayız”

Hekim Postasıhttp://www.hekimpostasi.org.tr/2017/04/11/torunlarimiza-kadar-borclanacagimiz-bir-sistemle-karsi-karsiyayiz/, 11 Nisan 2017

bilkent

Yozgat, Mersin ve Isparta Şehir Hastanelerinin açılışıyla birlikte emek-meslek örgütlerinin yıllardan beri dile getirdikleri problemler gün yüzüne çıkmaya başladı. Ankara Bilkent Şehir Hastanesinin açılışına kısa bir süre kala,  şehir hastanelerinin finansman modeli, ulaşım, mimari-kent planlanması ve sağlık hizmeti sunumu yönünden yaratacağı sorunları tartışmak için Ankara Tabip Odası ve Mimarlar Odası “Etlik ve Bilkent Şehir Hastaneleri Vesilesiyle” başlıklı bir sempozyum düzenledi. Gündeme geldiği günden bu yana şehir hastaneleri konusu ile yakından ilgilenen TTB Merkez Konsey Eski Başkanı Dr. Bayazıt İlhan, şehir hastaneleri konusunda akla gelen soruları Hekim Postası için yanıtladı.

Sibel Durak : Yaklaşık 10 yıldır  hekimleri de yakından ilgilendiren bu süreçte TTB ve tabip odaları Şehir Hastaneleri konusunda ne gibi çalışmalar yürütüldü?

B.İLHAN

Dr. B.İ: 10 yıl süresince değişik ölçeklerde çalışmalar yürüttük. Türkiye’nin dört bir yanında sağlık emekçileri ve yurttaşlarla bu konuda toplantılar düzenledik, şehir hastanelerinin yapılış modeli olan kamu özel ortaklığının iç yüzünü anlatmaya çalıştık. Yurtdışı örneklerini inceledik. Bunun yanında hukuki mücadele yürüttük.

TTB’nin şehir hastaneleri ihalelerine karşı açtığı davalar sonucunda Danıştay Ankara Etlik, Bilkent ve Elazığ Şehir Hastaneleri ihaleleri için yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Bu karara rağmen hastaneler nasıl hayata geçirildi?

Dr. B.İ: Başlangıçta TTB olarak bütün ihalelere dava açtık ve bazılarında olumlu sonuçlar elde ettik. 2012 yılında, Ankara Etlik, Bilkent ve Elazığ  Şehir Hastanelerinin ihalelerine yürütmeyi durdurma kararı verilmesiyle  şehir hastaneleri konusu Türkiye’nin gündemine daha çok gelmişti.

  • Dönemin Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı  ‘Bu benim 9 yıllık hayalim. Kuvvetler ayrılığı bana ayak bağı oluyor, yargı kararları nedeniyle hayallerimi gerçekleştiremiyorum.’ demişti. ‘Kuvvetler ayrılığı nedir?’, ‘Neden gereklidir?’ bu meseleden ötürü o günlerde  tartışılmıştı, şimdi yeniden tartışılıyor. O zaman Danıştay’ın kararlarını işlevsiz hale getirmek için 2013’ün Ocak ayında TBMM’de yeniden yasal düzenlemeye gidildi. Süreci yakından takip ettik, rapor ve görüş yazılarımızı TBMM’de grubu olan siyasi partilerin grup başkan vekillerine, plan bütçe komisyonundaki milletvekillerine  ilettik. Yasa görüşülürken sunumlar gerçekleştirdik. Bu hastanelerin yaratacağı finansal sorunlar, kent dokusunda yaratacağı tahribat, sağlık hizmetinde yaşanacak sorunlar ve  sağlık çalışanlarını bekleyen olası sorunları anlatmaya çalıştık. Ne yazık ki iktidar partisinin oylarıyla bu yasa geçti ve  yeni ihalelere çıkıldı.

Hastanelerin yapılış modeli de oldukça tartışmalı…

Dr. B.İ: Kamu özel işbirliği modeli aslında bir çeşit yap-kirala- devret ya da yap-işlet- devret modeli olarak tarif ediliyor. İstanbul’daki üçüncü havaalanı, üçüncü köprü, Avrasya tüneli, Çanakkale’de temeli atılan köprüde olduğu gibi ihaleyi alan şirketlere geçiş garantisi, inecek uçak garantisi türünden bir takım garantiler veriliyor. Bu hastaneler için de yatak doluluk garantisi verildi. Bu hastaneler konusunda kamuoyunun pek çok konudan haberdar edilmediğini görüyoruz.  Şehir hastaneleri ile şehirlere yeni yatak kapasitesi kazandırılmıyor,  bu hastanelere kaç yatak yapılacaksa o kadar yatağın mevcut hastanelerden kapatılacağı  anlatılmayan gerçeklerden ilki.  Ankara’da  yurttaşların yıllardır sağlık hizmeti aldıkları köklü hastaneler kapanacak. Hangileri bunlar? Örneğin Numune Hastanesi, Dışkapı Hastanesi, Onkoloji Hastanesi, Zekai Tahir Burak Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi, Sami Ulus Çocuk Hastanesi… Bunların kapanacağını Ankaralılar bilmiyor. Hangi hastanelerin kapanacağını hekimlere, sağlık çalışanlarına bile açıklamıyorlar.  Bunların yerine  iki kampüste toplanan hastanelerde sağlık hizmeti verilecek. Mevcut hastanelerin arazileri de ticari amaçlarla elden çıkarılacak. Yozgat ve Mersin’de  bu konuda yaşanan sıkıntıları görmeye başladık. Yurttaşlar bu hastaneler öncesinde, şehrin merkezinde daha kolay hizmet alabiliyorken şimdi hastaneye erişim sıkıntısı yaşıyorlar.

Bilinmeyen başka bir nokta bu ihaleler kaça mal oldu, şirketlere ne taahhütler verildi, yıllık kiralar ne kadar…  Israrla sorduğumuz bu sorulara ticari sır olduğu gerekçesiyle cevap vermediler. Danıştay’a açtığımız davalar ile bir miktar fikir sahibi olabildik. Anladık ki bu hastane yapım modeli son derece pahalı bir model. Mersin Şehir Hastanesi’nin açılışında Sağlık Bakanı hastanenin 400 milyon euroya mal olduğunu söyledi. 25 yıl boyunca bu hastane için devletin ödeyeceği yıllık kira tutarı ne? Bu soruyu kimse sormadı. Isparta Şehir Hastanesi’nin açılışında Başbakan 600 milyon liraya mal olduğunu söylerken, şirket yetkilisi 1 milyar 150 milyon liraya mal olduğunu söyledi. Gerçekte bu hastane kaça mal oldu bilmiyoruz. Bir de hastane ihalelerinin yapıldığı dönem ile bu dönem arasındaki döviz kurunu düşününce halkın borcu daha hastaneler açılmadan 2 kat artmış oldu. Ödenecek paralar o kadar büyük ki genel bütçe ve hazineye önemli bir yük bineceği ortada. Bunun Varlık Fonu üzerinden karşılanma yoluna gidilmesi halinde Türkiye’nin önemli varlıklarının diğer köprü ve havaalanlarıyla birlikte şehir hastanelerine kurban gitme ihtimali gündeme gelebilir.

Avrupa örnekleri ile kıyaslayınca orada da mı garanti karşılığı bu hizmetler
yerine getiriliyor?

Dr. B.İ: Avrupa’da hiçbir ülkede bu projelere hazine garantisi verilmiyor. Bizim öğrenebildiğimiz kadarıyla Avrupa’da bu projelere hazine garantisi veren tek ülkeyiz. Bu da yetmez gibi Varlık Fonu kurulurken dev projelere kaynak sağlamak gibi bir hedef ortaya koyuldu.  Büyük köprü, havaalanı ihaleleriyle birlikte şehir hastanelerinin  de kamu gelir-gider dengesinde ciddi bir probleme yol açacağının anlaşıldığını görüyoruz. Burada ortaya çıkan kara deliği kapatmak üzere yurttaşlarımızın onlarca yıllık birikimiyle  ortaya  çıkan birikimlerinin Varlık Fonu’na devri ile bu deliğin kapatılmaya çalışılacağını anlıyoruz.  Diğer yandan Varlık Fonu düzenlemesi ile bu projelere aktarılacak kaynaklar Sayıştay denetiminin dışına taşınmış oldu. Devlet hastanesinde deterjandan,  hasta yatağına,  tüm ihale süreçleri  belli bir şeffaflıkta yürütürken bu hastanelerde bütün bu hizmetlerin kamu ihale kanunu dışında tamamen denetimsiz şekilde yürütüleceğini  görüyoruz ki  ciddi şekilde kamu zararı oluşturacak bir süreç  bu…

Şirketler açısından oldukça karlı bir yatırım olsa gerek…

Dr. B.İ: Kapitalizmin mantığına göre, bir şirket özel girişimde bulunuyorsa, bir yatırım yapıyorsa aynı zamanda risk de alıyor demektir. Oysa kamu özel ortaklığı modelinde risk almadıkları gibi kar garantisiyle iş yaptıkları, olası bütün risklerin de devlet  ve halka yıkıldığını görüyoruz. Yüzde 70 doluluk garantisi vererek yurttaşları hasta edeceğinizi,  bu hastanelere yurttaşların başvuracağını  garanti etmiş oluyorsunuz. Doluluk sağlanamazsa devlet, hastane doluymuş gibi yatak, yemek, otelcilik gibi tüm hizmet bedellerini ödeyeceğine garanti veriyor. Bu açıdan bakıldığında kapitalizmin temel mantığını zorlayan, bütün riskleri devlete ve halka yükleyen, torunlarımıza kadar borçlanacağımız bir sistem ile karşı karşıyayız. Uluslararası örnekler gösteriyor ki bu işten karlı çıkanlar yalnız inşaat firmaları ve onlara finansman sağlayan ulusötesi dev finans şirketleri.

Ankara Etlik ve Bilkent Şehir Hastaneleri kent dokusuna nasıl etki edecek?

B.İ: Ankara’daki bu hastanelerin her birine günde yaklaşık yüz bin kişinin gideceğini hesaplıyor uzmanlar. Sabah ve akşam yoğun zamanlarda bir saatte yaklaşık 27’şer bin kişinin bu hastanelere giriş ve çıkış yapacağını belirtiyorlar. Bunun 7500’er araca karşılık geleceği söyleniyor. Şehir içi trafiğinde bir şeritten saatte yaklaşık 500 aracın gidebileceği göz önüne alındığında  bu yükü kaldırmak için Etlik ve Bilkent yönlerinde 13’er şeritlik yola ihtiyaç var.  Bilkent Şehir Hastanesinin kısa bir süre sonra açılacağı söyleniyor ama hala Bilkent’e nasıl ulaşılacağına dair ortaya konan sağlıklı bir proje yok. Aynı durum Etlik için de geçerli. Bu hastanelere ulaşımı sağlamak için ODTÜ ve Bilkent Üniversiteleri ile Atatürk Orman Çiftliği arazilerinden geçecek yollar planlanıyor. Tablo gösteriyor ki salt şehir hastanelerine erişim için Ankara’nın bütün ulaşım planlarında değişikliklere gidilmesi, yeni yolların yapılması ve yeni rant alanların ortaya çıkması  söz konusu. Bu hastaneler ile birlikte ciddi biçimde Ankara’nın dokusunun, ulaşım planlarının değişip bozulacağını görüyoruz.

Bu kadar büyük hastaneler, sağlık hizmeti vermek açısından uygun mudur?

Dr. B.İ: Yaklaşık 4000 yataklı dev iki kampüsten söz ediyoruz. Bilimsel araştırmalar bunun sağlık hizmeti vermek açısından verimli, doğru yöntemler olmadığını gösteriyor. 1300 yataklı Mersin Şehir Hastanesi açıldı. Hastane içinde ulaşım golf arabalarıyla sağlanmaya çalışılıyor. Hastanenin bir ucundan öbür ucuna ulaşmak soruna dönmüş durumda. Ankara’da kurulacak hastaneler bunun neredeyse 3 katı büyüklüğünde olacağı için sağlık hizmetine  kolay erişilecek bir proje olmadığı çok açık. Yasal düzenlemeler görüşülürken Meclis’te milletvekillerine “Çocuğunuz ateşlendiğinde onu, böyle bir kampüse götürüp mü sağlık hizmeti almak istersiniz yoksa işlerin daha pratik yürüdüğü 100-150 yataklı bir hastaneye mi gitmek istersiniz?” diye sordum. Sessizlikle geçiştirdiler, şimdi projeler kapımıza dayandı…

Konuya bir de sağlık emekçileri açısından bakarsak, hastanelerin açılmasıyla beraber sağlık çalışanlarını bekleyen olası sorunlar nedir?

Dr. B.İ: Bu hastaneler pahalı bir modelle yapıldığı için bir süre sonra ciddi finansman sorunları ortaya  çıkacak. Yurt dışı örneklerine bakarsak, İngitere’de bu modelle yapılan ve iflas etmiş hastaneler, bu yüzden işsiz kalmış hekim ve sağlık çalışanları var. Bunun ileride ortaya çıkabilecek bir tehlike olduğunu  tekrar belirterek açılmış hastanelerdeki duruma dikkat çekmek isterim. Yozgat Şehir Hastanesinde,  taşeron şirketlerde çalışan sağlık işçilerden yeni kurulan hastaneye götürülmeyen ve işten çıkarılanlar oldu.  Görüntüleme, temizlik, laboratuvar, bilgi işlem gibi pek çok hizmet ihaleyi alan şirketlere devredilmiş durumda ve bu şirketler de farklı alt yüklenicilere bu hizmetleri yaptırıyorlar. Bu hizmetler için kimi zaman yeni, kimi zaman mevcut hastanelerdeki personeli alıyorlar. Mevcut hastanelerin personelinin alınacağına dair bir garanti yok. Bu personelin alınmaması halinde özellikle taşeron çalışan sağlık emekçilerinin işsiz kalma riski ortaya çıkıyor.

Mersin ve Yozgat’ta sağlık çalışanları mutsuzlar. Gelirlerinde önemli düşüşler meydana geldi.  “Bunun altında yatan mesele nedir?”  dendiğinde hastane idarecileri “Henüz yeterince fatura kesemedik, yeterince ödeme alamadık.  Daha sonra bunlar normale dönecek” gibi açıklamalar yapıyorlar ama bütün sağlık çalışanları hem gelirleri hem iş güvenceleri açısından  son derece kaygılılar.  Bu hastanelerin yıllık kira ve hizmet bedellerinin nereden ödeneceği  net değil. Bu ödemelerin bir kısmının döner sermayeden karşılanacak olması durumunda sağlık çalışanlarının gelirlerinde önemli bir düşüş olacağı çok açık. Bu hastaneler pahalı yatırımlar olduğu için sağlık çalışanları üzerinde ciddi bir performans baskısı ortaya çıkacağını ön görmek kehanet sayılmaz.

Peki Türkiye’de hekimler yeni hastaneler yapılmasını istemiyorlar mı?

Bu projeler  gündeme geldiğinde yasal düzenlemelere itiraz ederken Sağlık Bakanlığı ve iktidar partisinin karşı cevapları hep bu noktadaydı.  “Bunlar yeni hastane yapılmasını istemezler” gibi eleştiriler getirdiler.  Kuşkusuz o zaman da söyledik, şimdi de söylüyoruz : “Türkiye’de hekimler tabii ki yeni hastaneler yapılsın, daha modern kurumlarda sağlık hizmeti verilsin,  hastalarına daha  nitelikli sağlık hizmeti  ulaşsın isterler.” Ancak bunun yolu yordamı  bellidir. Bir kere mevcut hastanelerin,  korunması çok önemlidir, bunlar korunurken yeni hastaneler yapılmalıdır.  Bu yapılırsa mevcut hastanelerin yükü azalır, o hastanelerde de daha konforlu hizmet sunulabilir. Bilimsel gerçeklere uygun, kent dokusuna hürmet eden,  erişimi kolay,  finansman modeli olarak da torunlarımıza kadar borçlanmadığımız, doğru finansman modelleriyle  yapılan hastaneleri savunuyoruz. Anadolu’nun pek çok yerinde,  yeni hastaneler yapıldı bunu memnuniyetle karşıladık. Yine böyle yapılmasını istiyoruz, oysa bunun tercih edilmediğini ve pek çok yönüyle sorunlu bir modelle; mevcut hastanelerimiz kapatılarak, Türkiye sağlık hizmeti sunumunun daha da sıkıntılı bir yola sokulduğunu görüyoruz. Aslına bakarsanız yıllar içinde kamu sağlık hizmetlerinin daha da piyasalaşacağı bir sürecin içine girmiş durumdayız.
==================================
Dostlar,

“Şehir hastaneleri” ne yazık ki, AKP eliyle yürütülen büyük yıkımlardan biri..
Halkın alın terini yandaş yerli – yabancı sermayeye peş keş çekmenin, servet aktarmanın çok hince yöntemlerinden biri.. Bir yandan da kısa – orta erimde bu yıkıcı politikayı halkı kandırarak “oy”a dönüştürme.. Gerçekler ortaya çıktığında çoook geç oluyor ve ağır – yıkıcı bedelleri
halk ödemek zorunda kalıyor..

Bu konuda sitemizde epey yazılar yazdık, dosyalar paylaştık :
http://odatv.com/asil-olan-aclik-grevi-yapan-insanlarla-empati-kurmaktir-0907171200.html
Tam metin pdf için tıklayınız : Nurzen_Amuran’dan_ODATV_icin_sorular

"Yaşamda tutunabilmenin anahtarı bilimsel akılcılıktır..."

Şehir Hastanelerinin Yüksek Maliyeti Gizleniyor
ŞEHİR HASTANELERİ BİR SOYGUN – TALANDIR..

Okunmasını, paylaşılmasını dileriz..

Sevgi ve saygı ile. 10 Temmuz 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı – AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com     Mülkiyeliler Birliği Üyesi

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir