Sabih Kanadoğlu : Adalet Yürüyüşü üzerine

Adalet Yürüyüşü üzerine
Sabih KanadoğluSabih Kanadoğlu
http://www.halktv.com.tr/adalet-yuruyusu-uzerine-201292, 8.7.17

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

14 Haziran 2017’de CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun, milletvekillerinin  tutuklanmalarının hak ihlali oluşturacağını belirleyen Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen tutuklanması, Türkiye’nin içinden geçtiği hukuk krizini bir kez daha gündeme taşıdı. Hukuka aykırılığı belli olan bu kararın diğerlerinden farkı karara verilen tepkide yoğunlaşmaktadır. Adı geçen milletvekilinin tutuklanmasını bıçağın kemiğe dayanması olarak niteleyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara Güvenpark’tan İstanbul Maltepe’ye yürüyüşe başlaması ve bu yürüyüşün toplumun her kesiminden büyük bir destek bulması, toplumun adalete ne kadar ihtiyaç duyduğunu göstermiştir. Böylelikle Adalet Yürüyüşü, iktidara karşı gerçek bir meydan okuma halini almış, herkesin konuştuğu bu konu tüm ülkeye yayılan siyasi bir dalgaya dönüşmüş, OHAL altında keyfi adli uygulamalarla karşılaşabilecek olan tüm kesimlere ulaşılmıştır. Parti politikasından uzak sadece adalet talebine odaklanan CHP yönetimi yıllardır ilk kez insanları iktidarın keyfi tutumuna karşı harekete geçirebilmiştir. İktidar odakları önce yürüyüşle alay ederlerken şimdi bir panik yaşamakta ve tüm katılımcıları bir kez daha teröristlikle suçlamaktadır. Fakat bu damgalama artık kimseyi etkilemeyerek inandırıcılığını yitirmiştir.

Buna karşılık Yürüyüş’ün bize hatırlattığı en önemli husus, yıllardır neredeyse fiili olarak kullanılamaz hale getirilen toplantı ve gösteri hakkıdır. “Adalet Yürüyüşünü” bir sivil itaatsizlik eylemi olarak tanımlamalar hatalıdır. Adil olmadığına inanılan bir kanunu ya da hukuki durumu kasıtlı olarak ihlal etmenin koşul olduğu sivil itaatsizlik kavramının aksine

  • Adalet Yürüyüşü, tam olarak Anayasa’nın 34. maddesinde toplantı ve gösteri hakkının kullanılmasından ibarettir.

    Herkesin önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğunu belirten Anayasa’nın 34. maddesine uygun bir şekilde on binlerce kişi 23 gündür barışçıl bir şekilde bir yürüyüş gerçekleştirmektedirler. Ancak bu hakkın kullanılması açısından çarpıcı olan ise kolluk kuvvetlerinin bu toplantı ve gösteri yürüyüşüne ilişkin aldığı tedbirlerdir. Şöyle ki;

  • Anayasa’nın 34. maddesi devlete barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahale etmemenin yanında, bu toplantı ve gösteri yürüyüşünün gerçekleştirilmesi için her türlü tedbiri alma yükümlülüğünü de getirmektedir.

    Tam da bu yükümlülüğe uygun olarak Adalet Yürüyüşü’ne ilişkin 23 gün boyunca Emniyet ve Jandarma güçlerinin tam da bu yükümlülüğe uygun olarak gerekli emniyet tedbirlerini aldıkları görülmektedir. Burada en çarpıcı olan, kolluk kuvvetlerinin yürüyüşü protesto eden karşıt görüşlü kişi ve topluluklara yönelik aldığı tedbirlerdir. Bu tedbirler tam da AİHM’in Avusturya’ya yönelik verdiği “Öllinger v Avusturya”, Platform Arzte für das Leben v. Avusturya kararlarındaki ölçütleri karşılamaktadır. Bu tedbirlerin alınması doğal olarak akla, daha önceki toplantı ve gösteri yürüyüşlerindeki bu tedbirleri almak yerine mülki amirlerin neden doğrudan bu eylemleri yasaklamak yoluna gittiği sorusunu haklı olarak getirmektedir.

Ankara-İstanbul karayolunda gerçekleşmiş olması sebebiyle yolun bir kısmının kullanılamaz hale gelmesine karşın şimdiye kadar kolluk kuvvetlerinin bir müdahalede bulunmaması da olumlu bir gelişmedir. Bu tutum gerek AİHM’in toplantı ve gösteri hakkına ilişkin AİHS’in 11. maddesine, gerekse Yargıtay’ın 2911 Sayılı Kanuna ilişkin kararlarında vurguladığı ölçütlere uygundur. Çünkü toplantı ve gösteri yürüyüşü eşyanın tabiatı olarak gerçekleştiği yerde trafiğin ya da ulaşımın makul bir süre aksaması sonucunu doğurabilir ve buna kolluk kuvvetleri doğal karşılamak durumundadır. Adalet Yürüyüşündeki bu uygulama, kolluk kuvvetlerinin bu zamana kadar özellikle büyükşehirlerdeki bütün eylemlere trafiğin aksamasını gerekçe göstererek ölçüsüzce neden müdahale ettiği sorusunu da ortaya çıkarmaktadır.

Özetle Adalet Yürüyüşü, toplumun bağrından yükselen “hak-hukuk-adalet” haykırışlarının dört bir yanda duyulması kadar, aynı zamanda fiili olarak askıya alınmış ve demokratik bir devletin olmazsa olması olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasının aslında ne kadar kolay olduğunu; burada bütün sorumluluğun devlet yetkililerinde olduğunu göstermiştir.

Adalet krizini gündeme taşıyan bu yürüyüşün ne denli gerekli ve yerinde olduğunu her yeni gelişme bir kez daha göstermektedir. Sadece bu hafta içindeki Yeni HSK’nın adli yargı kararnamesi ve Yargıtay üyeliği seçimi bunu ortaya koymaktadır.

  • Adalet Yürüyüşü, öfke ve çaresizlik içinde kalan herkesi kapsayan yeni bir umut doğurmuştur. Beklenti, yürüyüş ivmesinin dikta tehdidine karşı yeni eylemlerle
  • Adalet ve bağımsız yargı temelinde her türlü Adaletsizliğe karşı yeni bir ortak karşı koymanın dayanağını oluşturmasıdır.
  • Bir milat olan Adalet Yürüyüşüne destek veren ve Adaleti vicdanında, bilincinde, yüreğinde ve duygularında yaşatan herkesin “hak-hukuk-adalet” mücadelesine yılmadan ve usanmadan devam etmesi gerekmektedir.
    =================================
    Dostlar,

    Sayın Sabih Kanadoğlu bilindiği gibi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görevinden emeklidir. Bir gelenek olarak bu san (unvan), başına “Onursal” nitemi (sıfatı) eklenerek görevden ayrıldıktan sonra da kullanılmaktadır. Dolayısıyla çok kıdemli hukukçu Sn. Sabih Kanadoğlu, “Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı” dır. İleri yaşına karşın ülkesi için çabasını sürdürmekte, çok değerli birikimini bizlere sunmaktadır.

    Yukarıdaki makale birkaç bakımdan önemlidir.
    ADALET YÜRÜYÜŞÜ gerçekten bir “milat” tır..
    Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, olamayacaktır.
    AKP = RTE hukuk dışı zulümlerini sürdüremeyeceklerdir.
    Kör inatları ile makul sınırları, kırmızı çizgileri çoktaaaaaan aşmışlardır. Bu sitede haydi yüzlerce demeyelim ama onlarca kez gerekçeli uyarı ve öneriler sunuldu AKP = RTE’ye.. Yalnız biz mi, dünya alem çok uyardı AKP = RTE’yi çoooook..  Ama bugünlere gelindi. Siyasi tarihte tipik bir örnek, atipik ya da “anomali” olan, öngörülemeyen birşey yok..

  • Temel korku, suça bulaşma nedeniyle yargılanma korkusudur.
    O yüzden iktidara mahkum kılmıştır AKP = RTE kendilerini..
    Ama artık buraya dek..

    AB’nin temel organlarından Avrupa Parlamentosu (AP) geçtiğimiz günlerde ezici çoğunlukla Türkiye – AB üyelik görüşmelerini askıya alma önergesini kabul etti.
    AKP iktidarı gene temelsiz ve ne yazık ki az eğitimli iç kamuoyu – oy tabanına dönük hamaset temelli çıkışlar yapılıyor.  Bir kez AP kararını tebliğ eden zarf açılmadan iade edilerek ne amaçlanmaktadır? Bu, devekuşu davranışından başka neyle nitelenebilir?
    Kararın ana gerekçesi halktan neden saklanmaktadır?
    Bu temel gerekçe, 16 Nisan’da yapılan halkoylamasının YSK’nın tam hukuksuzluğu ile gayrımeşru duruma düşmesi bir yana; getirilen anayasa değişikliğinin Kopenhag Ölçütleri’ne aykırı olarak demokrasi dışı GÜÇLER BİRLİĞİ getirmesidir. Demokrasinin özü olan GÜÇLER AYRILIĞI rafa kaldırılmış; Yasama + Yürütme + Yargı tek bir kişiye, üstelik bir siyasal partinin genel başkanı da olan R.T. ERdoğan’a bağlanarak demokrasi yıkılmış, TEK ADAM ve PARTİ DEVLETİ despotizmine  – totaliterliğine geçilmiştir. Dünya alem uyarmakta ancak AKP = RTE kör kör gözüm parmağına diklenmektedir.

    Ancak burası Türkiye’dir, bu halk özgürlüğünü – onurunu kimseciklere devretmez. Cumhuriyetin özgür – onurlu – başı dik YURTTAŞLIĞINA terfi etmişken yeniden sultan kılıklı – hevesli birilerine biat et-mez! Bu tarihsel bir gerçektir ve iyice anlaşılması
    AKP = RTE için çoook hayırlı olacaktır.

    Yarın, 9 Temmuz 2017 günü İstanbul – Maltepe’de yapılacak büyük mitinge gönülden başarı diliyoruz. AKP = RTE, sınır tanımayan irrasyonel dayatmalarıyla uyuyan devi uyandırmışlardır. Bu hareket yükselecek ve AKP = RTE gerileyecektir.

    15 Haziran 2017 günü Ankara’dan başlatılan ve dünya siyasal tarihinden örneği olmayan bu büyük ADALAET YÜRÜYÜŞÜ, görkemli bir başarı ile ilk hedefine, İstanbul’a erişmiştir. Bundan sonrasında da “hak – hukuk – adalet” arayan milyonlar, ortak paydalarını koruyarak eylemlerini sürdüreceklerdir.

    Uyaralım; Büyük ADALET YÜRÜYÜŞÜ – MİTİNGİ’nin etkilerini kendilerince; abartılı, halk yardakçısı – yoz popülist, içtenliksiz, vıcık vıcık, din sömürüsü soslu.. uzatmalı 15 Temmuz anmalarıyla sözde silmeye – dengelemeye çabalamasınlar..
    Artık akıllı olsun ve milyonların “hak – hukuk – adalet” haykırışının gereklerini yapsınlar.. Oyalamadan, gecik(tir)meden.

    HAYDİ MİTİNGE…

    Sevgi ve saygı ile. 08 Temmuz 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir