Akademi ve Üniversitelerin Geleceğini Mühürleyen Tasarı Yasalaştı!

Akademi ve Üniversitelerin Geleceğini Mühürleyen Tasarı Yasalaştı!

Akademi ve Üniversitelerin Geleceğini Mühürleyen Tasarı Yasalaştı!

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda görüşülen tasarı, geçtiğimiz Pazar günü (18.06.2017) Meclis Genel Kurulunda kabul edildi.

Genel Kurul’da yasalaşan tasarıyla, güvencesiz istihdamın kristalize hali olan 50/d ile istihdam araştırma görevlileri için temel istihdam haline getirilmekte, doktoralı araştırma görevlilerinin yalnızca %20’si yardımcı doçentliğe yükselebilmekte, “doktora sonrası araştırmacı” adı altında esnek ve güvencesiz istihdamın kapıları ardına dek açılmakta, performans denetimi akademik yükselmenin temel ölçütü olmakta, fen ve mühendislik bilimlerindeki son sınıf lisans öğrencilerinin özel sektörde çalışması zorunlu kılınmaktadır. Ayrıca söz konusu düzenleme ile yükseköğretim alanında geri dönüşü zor bir yola girilmiştir. Bu kapsamda;

  • YÖK, üniversitelerin farklı alanlarda ihtisaslaşması için yetkilendirilmiş,
  • Üniversitelerin bünyesinde “teknoloji transfer ofisi” adı altında sermaye şirketleri kurulması sağlanarak, üniversitelerin özgürce gerçek arayışı ve bilimsel bilgi üretme çabasından çok “kar getirisi” olan işlere öncelik vermesi sağlanmış,
  • Kurulan “Yükseköğretim Kalite Kurulu” ile üniversitelerin şirketleşmesi, öğrencilerin müşterileştirilmesi, akademik ve idari personelin de işçileştirilmesi hızlandırılmış,
  • Meslek liselerindeki dönüşüme paralel biçimde gençlerin işçileştirilmesini hızlandırmak amacıyla yükseköğretim alanının ikinci YÖK’ü, Meslek Yüksekokulları Koordinasyon Kurulu kurulmuş,
  • Organize sanayi bölgelerinde, organize sanayi bölgesi veya devlet üniversiteleri tarafından kurulan meslek yüksekokullarında öğrenim gören her bir öğrencinin işçileştirilmesi için
    eğitim desteği adı altında kaynak aktarılmasının önü açılmış,
  • Eğitim programları ve kontenjanlarının planlanması amacıyla bünyesinde TOBB’un da bulunduğu Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu kurularak, eğitim alanındaki sorunlara çözüm üretmek yerine sorunların sürdürülebilir düzeyde tutulması amaçlanmıştır.

Belirtmek isteriz ki bu yasanın sonuçları, üniversiteler ve akademi açısından yıkım olacaktır. 2547 sayılı yasada yapılan söz konusu değişiklikler, üniversitelerin ve akademinin geleceğini yakından ilgilendirmesi, araştırma görevlilerinin emeğini, haklarını, geleceğini yok sayması ve yoksul ailelerinin çocuklarını işçileştirerek geleceklerine ipotek koyması nedeniyle başta muhalefet partileri olmak üzere tüm toplumun karşı çıkması gereken niteliktedir. Üstelik böylesine yaşamsal düzenlemeler, söz sahibi olması gereken akademisyenlerin, sendikaların, öğrencilerin iradesi yok sayılarak yapılmıştır. OHAL hukuksuzluğu sürerken ve üniversiteler susturulmuşken yasalaştırılan tasarının kabul edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, ilgili yasanın hızla Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi için çeşitli girişimlerde bulunacağımız bilinmelidir. (http://egitimsen.org.tr/akademi-ve-universitelerin-gelecegini-muhurleyen-tasari-yasalasti/, 22.6.17)
=========================================
Dostlar,

“SANAYİNİN GELİŞTİRİLMESİ VE ÜRETİMİN DESTEKLENMESİ AMACIYLA BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN” (Yasa no 7033, kabulü 18.06.2017, CB Erdoğan’a yollanması 22.06.2017) TBMM Genel Kurulundan geçti. Sanayinin desteklenmesi adına, toplumun öbür katmanlarına ek akçal (mali) yükümlülükler getirildi. EĞİTİM-SEN yukarıda eleştirilerini özetliyor, katılıyoruz biz de. YÖK düzeni, 12 Eylül rejiminin Türkiye’ye belasıdır ve AKP 15 yılda bu bağlamda bir demokratikleşmeye adım atmadığı gibi daha da despotik kılmıştır. Erdoğan’ın Rektör atamaları skandal düzeyindedir.. Hele Boğaziçi Üniversitesine, oyların %86’sını alan kadın adayı atamayıp aday bile olmayan bir bıyıklıyı ataması utandırıcı bir eylemdir.. Başkaca olumsuz örnekler de hiç az değil.

Yine bir ucube ile, dünyada örneği görülmemiş “torba yasa”, bir AKP klasiği ile karşı karşıyayız. Zeytinlik alanlarda sanayi kuruluşları açılabilmesi olanağı da bu “Torba” da idi. Toplumun direnişi ile AKP bir kez daha haddini bildi ve bu maddeler geri çekildi.

Bu yasa taslaklarını kimler yazıp AKP’nin eline tutuşturuyor, anlamak zor değil.
AKP, misyonu gereği, siyaset kurumunu iç ve dış güç odaklarının güdümüne vermiştir. Yerel – küresel sermaye çevreleri ile iktidarın işbirliği işlevsel olmanın ötesinde organik boyut ve kapsamdadır.

7033 sayılı yasa ile 2547 sayılı yasada yapılan değişikliklerin önemli bir bölümü, Anayasa md. 130/1’de vurgulanan “bilimsel özerkliğe sahip” kurumlar olma koşul niteliğine aykırıdır. Erdoğan’ın yasayı Resmi Gazetede yayımlanmaya göndermesi ile düzenleme yürürlük alacaktır. Bu tarihten sonra 10 gün içinde “şekil” bakımından AY md. 148/2), 60 gün içinde ise “içerik” bakımından Anayasaya aykırılık savı ile AYM’ye gitme yetkisi Anamuhalefet Partisi CHP’nindir (AY md. 150-151). Ancak CHP şu sıralar ADALET YÜRÜYÜŞÜNE odaklıdır haklı olarak. Dolayısıyla soyut norm denetimi pratik olarak olanaklı gözükmüyor.

Ancak uygulama sırasında somut norm denetimine (def’i yolu) başvurma (AY md. 152) olanağı vardır. Bunun için ise idare ile bir anlaşmazlık (ihtilaf) yaşanması ve yargılama sırasında 7033 sayılı yasanın çekişmeye uygulanacak maddelerinin Anayasaya aykırılığı savının yetkili mahkemece kabulü gerekecektir…. Tüm güçlükler aşılsa bile, bu kez “Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği” ilkesi ile yüzleşilecektir (AY md. 153/5). Bu yapı, Anayasa yargısının etkinliğini ve gücünü ülkemizde oldukça zayıflatmaktadır ve düzeltilmesi gereklidir.

Ne yazık ki, 15 yıldır AKP iktidarında hukuka içtenlikli bir saygı göremedik. Bu örnek de son olmayacak. 16 Nisan 2017’de yapılan deli saçması halkoylamasında da Anayasa değişiklikleri torba maddelerle yapılmıştı. Oysa Anayasanın her bir maddesinde değişiklik özel maddelerle ve sıkı gerekçelerle yapılmalıydı.

Herkes şunu aklına ve gönlüne bir güzel koymalı :

  • Hukuku vareden Devlet değildir; tersine Devleti vareden Hukuk’tur.
  • O nedenle HUKUK DEVLETİ vazgeçilmezdir Hukukun üstünlüğü de elbette adil ve emeğin haklarına saygılı hukuk olma önkoşuluna bağlıdır. Bu son 2 kavram hem amaç hem de araçtır..AKP Gn. Bşk. ve CB Erdoğan, söz konusu yasanın anayasaya aykırı hükümlerinin bir kez daha görüşülmesi için TBMM’ye geri göndermesi yerinde olacaktır.. Ne var ki, bu nafile bir öneridir!

    Sevgi ve saygı ile. 26 Haziran 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

     

 

 

   

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir