Uğur Cilasun : Tan yeri ağarıyor!

1789 Fransız Devrimi ile simgelenen ”aydınlanma çağı”, adı üstünde, karanlıktan aydınlığa çıkmayı temsil eder. Bizim Kurtuluş savaşımız ve onu izleyen toplumsal dönüşüm, devrimler dönemimiz de tarihimizin en önemli aydınlanma, karanlıktan kurtulma sürecimizdir. Ama tarih dönüşümler, spiraller oluşturarak ilerler. Bazen karanlık aydınlığa, bazen de aydınlık karanlığa evrilir.
Türkiye toplumu son 15 yıldır, eski şairlerin ‘‘perde-i zulmet” diye andıkları bir karanlık örtü ile kaplanmaya, karanlıkla birlikte korkularla da sarılmaya başladı.
Siyasal iktidara sahip olanlar ”korkuyu”, toplumumuzu yönetmenin en güçlü enstrümanı olarak kullanmaya başladılar. Bunun için öncelikle mevcut en önemli tehlikelerden yararlanmaya başladılar. Örneğin terör örgütlerinin şiddet eylemlerini toplumu pasifize etmek için kullandılar. Bu yöntemin yararını gördükçe, PKK’nın, Hizbullah’ın, IŞİD’in yoğun bir biçimde silahlanmalarına, toplum içinde yuvalanmalarına göz yumdular.
PKK’nın şehirleri tonlarca patlayıcı madde ve ağır silahlarla cephaneliğe çevirmesine, FETÖ’nün devletin her kademesinde, en önemlisi de ordu ve polis teşkilatı gibi silahlı güçlerine sızıp onların yönetimlerine el koymasına göz yumdular.
Adalet sisteminin hemen tamamını terörist örgüt üyeleri ele geçirdi. Bunlar eli ile sivil-asker muhaliflerini, iktidar sahipleri, uyduruk suçlamalarla hapislere tıktılar. Yıllarca eziyet ettiler. Hâlâ da gazetecileri, akademisyenleri, sanatçıları, kendilerine muhalefet edenleri, hiçbir evrensel hukuk kuralı gözetmeden zindanlara atıyorlar, mallarını, işlerini aşlarını ellerinden alıyorlar. Topluma korku salıyorlar.
Diyalektik burada da kendini gösteriyor. Korkutanlar, bir süre sonra kendileri de korkmaya başlıyorlar. Bu nedenle daha fazla güçle, daha fazla denetimsizlikle donanmak istiyorlar. Anayasayı bu nedenle değiştirmek istiyorlar.
Neredeyse bu referandum kararına şükredeceğim. Hani bu kararı aldılar da toplumda ”korkunun istiap haddi doldu” diye.
Toplum artık bu kadar karanlığı, bu kadar korkuyu kaldıramaz oldu. Sıradan insanlar, gençler, işsizler, yılgınlar, ‘‘ee yeter artık” demeye başladılar.
Lise öğrencileri kendilerine ”evet” nutku çekecek ”mahdum beyin” toplantısını topluca söyledikleri marşlarla terk etmeye, statlar şeref tribünlerinde kim oturuyorsa otursun, İzmir marşı ile ”Mustafa Kemal’in askerleriyiz” haykırışları ile inlemeye başladı. Bazı işadamları bile, ”evet diyeceğiz” açıklaması yapan kuruluş temsilcilerine ”haddinizi bilin” çağrıları yapmaya başladılar. Sosyal medya, parlak zekâlı gençlerin en güçlü direniş silahı olan mizah dolu protestoları ile yıkılıyor. Muktedirlerin, ”hayır diyenler vatan hainidir, teröristtir” naraları artık kimseyi korkutmuyor. Bunun için her kademedeki yöneticiler hırçınlaşıyor, ne yapacaklarını bilemiyor, yasaklıyor, saldırıyor.
Tan yeri ağarıyor. Sabah ışıkları karanlığı, korkuları birer birer siliyor.

Şair, ‘‘Güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın!” diyor.
=======================================

Evvvet Uğur ağabey…
Hacettepe’de birlikte Halk Sağlığı ihtisası yaptığımız değerli meslektaşımız..
Teşekkür ederiz bu isabetli gözlemler ve makaleler için..

AYDINLANMA kazanacak bir kez daha..

Ulusumuz sağduyusu ile hem ülkemizi hem de AKP – RTE’yi kurtaracak “hayır” oylarıyla çooook “hayırlı” bir iş daha yaparak..

17 Nisan 2017 sabahı Türkiye için aydınlıktır..

Sevgi ve saygı ile. 03 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir