Hikmet Çetinkaya : Bu alçaklık bitmeli…

Hikmet Çetinkaya

Cumhuriyet, 20.02.2017
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Bu alçaklık bitmeli…

Kör terör bu kez Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde adliye ve emniyet lojmanlarını vurdu… Yine bomba yüklü bir araç uzaktan kumandayla patlatıldı. Patlamada
11 yaşındaki Ahmet Oktay Günak ve mahalle bekçisi İbrahim Kete öldü. 17 kişi ise yaralandı.
Kör terörün ne zaman karşımıza çıkacağı belli değil. Kimi zaman gece,
kimi zaman gündüz.

  • Artık bu alçaklık bitmeli. Nerede olursa olsun teröre geçit verilmemeli.
    Olan bu ülke insanına, bizim çocuklarımıza, kardeşlerimize oluyor. 
    Masum bir bekçiyi, kedi yavrularına mama veren bir küçük çocuğu öldüren katil terör örgütünü lanetliyorum.

Bir pazar sabahı umudu, sevgiyi, aşkı, sevdayı anlatacaktım. Cuma akşamı Viranşehir’de hain terör saldırısı oldu. Sabah kalktığımda Cumhuriyet’te saldırı haberini okudum. Onlarca araç bombanın etkisiyle hurda yığınına dönüşmüş…
Yürekler yanıyor… Olay yerinde olan arkadaşımız Demet Yalçın’ın izlenimlerini öğrenmek için telefon ettim. Demet, yaşanan dramı şöyle özetledi:

  • “Burada insanlar çaresizlik içinde…”
    Yurdumun insanı çocuğuyla, genciyle ve yaşlısıyla çaresizlik içindeydi.
    Cumhuriyet’in internet sayfasındaki fotoğraflar zaten olayın acı yüzünü ortaya koyuyor…
    ***
    İçimizdeki acılar düğüm düğüm… Meclis’e, Cumhurbaşkanı’nın kaldığı oteli basan bir darbe saldırısını görmüştük. Alçakça bir saldırıydı… Suruç’u, Ankara Gar Meydanı’nı görmüştük, İstanbul’da Dolmabahçe’yi, Kayseri’yi, İzmir’i… Yıllardır polislerimizin, askerlerimizin şehit düştüğüne tanık olmuştuk. Gaziantep’te bir düğünde 30’u çocuk, 50’den fazla insan acımasızca katledilmişti… Acılarla çoğalan bir toplumduk biz.

Yaşanmışlıkları unutuyorduk, yazılmış yazıları… Yürekler yangın yeriydi.
Yaşam zordu. Acılar dayanılmaz.
Nerede başlayıp nerede bitiyordu bunun farkında bile değildik çoğu zaman. Bu alçak terör bir gün bitecekti. Elbet çocuklar hayatın
yedi
rengini kuşatacaklardı gözbebeklerinde…
Geçecekti bugünler. Uyuyan polis, bankamatikteki sivil giyinmiş silahsız uzman çavuş, karısı ve çocuğuyla çarşıda alışveriş yapan binbaşı, hamile karısıyla dolaşan astsubay
Bir acıyı bilen o acıyı sadece kendinin yaşadığını mı sanır?
Özlem nedir, kardeşlik, sevgi bağı nedir, hiç düşündünüz mü?
11 yaşında kedi yavrularına mama veren çocuk… Ve bir bekçi…
Hayatı türkülü çiçekli dallarda çoğaltmak varken, onun hayalini kurarken,
bu kahpe pusuda ölüme yenik düşmek neyin nesidir!
***
Zorlu dönemeçlerden geçiyoruz hep birlikte… Aylardır iddianameyi bekliyoruz
Özgür Mumcu’nun dediği gibi, Türkiye’de siyasi davalar cemaatin ya da iktidarın güç kovaladığı ve sonunda hep Ahmet Şık’ın tutuklu olduğu basit bir oyundur”
Sevgili Akın, Murat, Kadri, Güray, Hakan, Turhan, Musa, Önder, Bülent, Mustafa Kemal ya siz? Odatv’nin karar duruşmasına yine Ahmet Şık Gülencilikten tutuklu halde geldi adliyeye. Bunun başka bir izah yolu var mıdır?
Odatv davasının orijinal savcı ve yargıcı kaçmış, yıllardır her yerde bas bas bağırılmasına karşın yargı, davanın bir düzmece olduğunu yeni anlamış, cemaatin çevirdiği dolap olduğu anlaşılmış ama karar bir türlü çıkmamış. Cemaatin Emniyet’e nasıl sızdığını anlattığı için tutuklanıp kitabına el konmuş Ahmet Şık ise cemaatçi olduğu iddiasıyla tutuklu.
***
Sevgili Akın, sizler de tutuklusunuz cemaatçilikten ötürü… Üstelik şüpheli olarak. Orhan, Aydın ve ben tutuksuz, yurt dışına çıkış yasağı olan cemaatçi şüphelisi.
Çok komik ama gerçek… İçimde acı…
Ülkem adına üzülüyorum Sevgili Akın Atalay… Ülkem adına…
=================================
Dostlar,

Cumhuriyet’te, silah ve mühimmat yüklü MİT TIR’larının görüntüleri ilk sayfada yayımlanması üzerine (30 Mayıs 2015) Tayyip bey küplere binmiş ve “.. bunun bedelini ödeyeceklerrr!..” diye gürlemişti.

‘MİT TIR’ları” Silah Taşıyordu!  (Lütfen tıklayınız..)

MİT TIR’ları Lahey’de (Lütfen tıklayınız..)

Ve Cumhuriyetimizin kuruluşunda önce de var olan ve kuruluşta Mustafa Kemal Paşa’nın
yanı başında çok değerli hizmetler veren Cumhuriyet Gazetesi operasyon yemişti.
Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül tutuklandılar,
Silivri’de aylarca tutuldular.. Tutuksuz yargılanmak üzere denetimli serbestlikle salıverildiler yurt dışı baskıların da etkisiyle. Derken Can Dündar’a adliye bahçesinde suikast girişimi yapıldı ve bizzat İstanbul Emniyet Müdürünce uyarılarak yaşamsal tehdit nedeniyle (Devletin O’nu koruyamayabileceği uyarısıyla!?) bir süre yurt dışına çıkması salık verildi. Can Dündar Almanya’ya gitti. Eşi Bn. Dündar’ın ise pasaportuna el konarak yurt dışına çıkması engellendi.

Böyle emreylenmiş olmalıydı; RTE’nin Türkiye’sinde AKP hukuku geçerliydi; ceza kişisel değil aile boyu olmalı, aile bölünmeli, karı-kocanın tutuklularda bile belli aralıklarla buluşması insancıl gerekçelerle yasal iken, Dündar çifti bu haktan bile yararlanmamalıydı. Çünkü Can Dündar’ın genel yayın yönetmeni olduğu Cumhuriyet Gazetesi, AKP’nin Suriye politikasındaki kirli mendilleri ortaya dökmüş, Adana’da aranması engellenen TIR’ların insancıl yardım değil silah ve mühimmat götürdüğü fotoğraflarla belgelenmişti. Onlar haber yapmışlardı ama Devlet sırrını ele verdikleri suçlaması yöneltiliyordu. Devleti yönetenler ise halka doğru söylememiş, Suriye’de iç savaşı kışkırtmak için silah götürüldüğünü halktan saklamışlardı,.. Bu hiçbir biçimde suç değildi!?

Derken Cumhuriyet‘in 10 yazarı – yöneticisi FETÖ’den yargılanan bir savcının istemiyle hapse atıldılar! Bu gün 109. gün.. Hala ortada savcının iddianamesi yok!? Bu nasıl bir ülkedir? Geçelim 3 saati, 3 günü, 3 haftayı, 3 ayı aşan bir süredir bu 10 gazeteci neyle suçlandıklarını bilmeden hapisteler! AKP – RTE’ye bakılırsa, gazetecilik yaptıkları için tutuklu – hükümlü gazeteci yok Türkiye’de!

Sevsinler…
Bu 10 gazeteci terörist mi?
Hangi terör örgütüne üyeler?
Hangi terör eylemlerinde bulundular??
Eğer suçları belgeli ise FETÖ’den yargılanan savcı neden iddianamesini düzenleyerek mahkemeye sun(a)mamaktadır?
*****
76 yaşına gelen 50 yıllık Cumhuriyet emekçisi ve yaşlı olduğu için aynı davada (!?) tutuksuz yargılanan Hikmet Çetinkaya feryat ediyor, çığlık çığlığa..
Ve ülke 20 Temmuz 2016’dan bu yana OHAL altında inletilerek yönetiliyor (!?).
Akıllara seza bir sultanlık halkoylamasına sürükleniyor..
Haziran 2015 seçimlerini yitiren AKP, halkı terör – sabotaj – ölüm ile tehdit ve terbiye ederek Kasım 2016’da yinelettiği genel seçimde 258 vekil sayısını 317’ye çıkararak gene tek başına iktidar olmuştu! Ülkede terör – toplu öldürmeler, patlamalar… bir türlü bitmiyor!?
OHAL altında inletilmemize karşın..

2015 Haziran – Kasım arası sendromu yineletiliyor mu 16 Nisan 2017’ye dek?
Viranşehir’de yitirdiğimiz 2 masum insanımız için yüreğimiz yaralıdır.

Viranşehir patlaması ile ilgili görsel sonucu

Nefretle kınıyoruz, yapan ve yaptıranları lanetliyoruz elbette. Ama sormadan da edemiyoruz :

Bu kanlı tablonun sorumlusu A’dan Z’ye hatalı politikaları nedeniyle AKP iktidarı değil midir? Her durumda siyasal iktidarın politik sorumluluğu tartışma dışıdır. Siyasal iktidarın sorumluluğu – suçu ağırlaştıkça ilgisiz – masum insanlara bedel ödetilerek gündem saptırılıyor, kamuoyuna algı yönetimi uygulanıyor!? Cemaatin Emniyet’e nasıl sızdığını anlattığı için tutuklanıp kitabına el konan Ahmet Şık, cemaatçi olduğu iddiasıyla tutuklu!

Böylesine traji-komik hukuk skandalları – cinayetleri AKP – RTE’nin ileri demokrasisine özgü olmalı ve tüm uygar dünya gözünü – kulağını açıp Türkiye’den hukuk devleti öğrenmeli!

Sevgi ve saygı ile. 21 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir