Prof. Dr. Kaboğlu: Padişahın bile partisi yoktu..

Prof. Dr. Kaboğlu:
Padişahın bile partisi yoktu!..


(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..
Önemi nedeniyle 11.1.17’de yayımladığımız yazıyı öne çekiyoruz.. )
Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu,
  • AKP’nin anayasa teklifini, Osmanlı ve Türkiye tarihindeki
    en büyük kırılma olarak değerlendiriyor.

    Kaboğlu, “Padişahın bile partisi yoktu. Padişahlık ötesi bir durum söz konusu.
    Biri ‘Erdoğan büyük bir lider, bütün yetkileri ona verelim.’ diyebilir.
    Ama ‘Gelecek kuşaklara anayasa yapıyorum’ demek dürüst değil.” diye konuştu.

[Haber görseli]

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, AKP’nin Anayasa teklifini, Osmanlı ve Türkiye tarihindeki en büyük kopma olarak değerlendiriyor. ‘Cumhuriyet parantezi’ tartışmasına değinerek, “Teklif aslında, ‘Osmanlı ve Cumhuriyet parantezini kapatmak’ demek oluyor. Osmanlı’nın modernleşme mirası üzerine kurulan ‘Türkiye Cumhuriyeti parantezi’nin kapatılması. Bu saptamayı yaparken, Osmanlı hayranlığı ya da karşıtlığı üzerinden bir şeye kapılmamamız gerekiyor. Bizim sorunumuz şu anda bu sorunu çıplak gözle okumak. Teklifi ben tarihimizin en büyük kırılması olarak görüyorum” diyor. Kaboğlu ile üniversitedeki odasında buluştuk. AKP’nin Anayasa değişikliği teklifini konuştuk.

Bu değişiklik tam olarak ne demek?

Aralık 1876, Aralık 2016. Anayasa hukuku tarihimiz 140 yıl önceye uzanıyor. Bugüne kadar büyük kopmalar oldu. Şimdiye dek yaşanan kopmalar, git geller bir yana, 10 Aralık’ta açıklanan teklifin getireceği kopma bir yana. 1876’da Osmanlıda parlamento kuruluyor. 1909’da parlamenter rejime geçiliyor. 1921’de Meclis hükümeti öne çıkıyor. 1924’te parlamenter rejime doğru adım atılıyor. 1961’de klasik parlamenter rejim kuruluyor. 1982’de otoriterleşme yolunda adımlar atılsa da parlamento eksenli 1876 çizgisi korunuyor. Dünyada, Anayasa yürürlükte iken rejim değişikliği yapmak diye bir şey yok. Ben bilmiyorum. Türkiye’de sorunlar var. Ancak, ciddi kazanımlarımız da var. Bu kadar radikal bir rejim değişikliğinin çok inandırıcı ve ciddi nedenlerinin olması gerekiyor. Bu da tartışılarak anlaşılır. 1982 Anayasası da bir darbe, kırılma ürünü. 1982 Anayasasında yapılabilecek olduğu halde yapılmayanın burada yapılması söz konusu. Bu ilk ve en büyük kırılmadır. Teklifte, 2010 değişikliğinden geri dönüşler de var. Hani çok sahiplenerek savunuyordunuz? 2010 değişikliğine (AS: ALP 26 maddeyi değiştirdi!) karşı çıkanları karalıyordunuz… O nedenle bugünü çok iyi tartışmamız gerekiyor.

Teklifi bilimsel açıdan nasıl tanımlamak gerekiyor?

Parlamenter rejim kaldırılıyor ama başkanlık öngörülmüyor. Aslında getirilene, ‘anayasal düzen’ bile denemez. Çünkü, erkler ayrılığını güvence altına almayan metin anayasa olarak nitelenemez. Demokratik açıdan, getirilmek istenen, çoğulcu siyasal rejimlerin dışında yer alan bir model olduğundan, bunu, parlamenter, başkanlık, meclis hükümeti veya yarı-başkanlık şeklinde yapılan siyasal rejimler tasnifi içinde değerlendirmek mümkün değil…

Hükümetten gelen açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

En ileri anayasalarda bile ‘OHAL dönemlerinde Anayasa yapılamaz’ kuralı var. Niçin? Çünkü bir Anayasa kamuoyu oluşması gerekiyor. Öne sürülen gerekçeler inandırıcı değil. ‘Koalisyon istemiyoruz, biz çoğunluğumuza güveniyoruz’ deniyor. CHP’ye de ‘sen kazanamayacağın için istemiyorsun’ deniyor. Bu söylemlerin doğru olduğunu varsayalım. Önümüzdeki 10-15 yıl ülkeyi sen yöneteceksen niçin 10, 15 hafta bekleyemiyorsun? Sorulması gereken ana soru bu.
Bu acele, bu telaş neden? 1982 Anayasası bile daha saydam bir ortamda kotarıldı. Darbe teşebbüsünde bulunanlar ile darbe girişimini bastıranlar ayrıştığına göre, 61 ve 82’den çok ciddi farklar var. 15 Temmuz’un gölgesinde bunu kotarmaya çalışıyorsunuz. Yangından mal kaçırırmış gibi bir yöntem izlemek, soru işareti yaratıyor.

  • Acaba 15 Temmuz bir fırsat mı?

Hükümet bu soruya yanıt vermezse, bu anayasa 2017’de oylansa da 15 Temmuz Anayasası olur. Ciddi meşruluk sorunlarını beraberinde getirir.

Padişahın partisi yoktu’

Teklifin en tartışmalı önerisi ne?

– Hükümetin bütün yetkileri Cumhurbaşkanı’na veriliyor.
– TBMM’nin görev ve yetkileri, kural koyma ve yürütmeyi denetleme yetkisi daraltılıyor.
– Bu yetkilerin önemli bir kısmı tek başına Cumhurbaşkanı’na geçiriliyor.
– Her şey, Cumhurbaşkanı’nın arkasında bir parlamento çoğunluğunun bulunmasına göre ayarlanmış.
– Meclis’in, Cumhurbaşkanı’nın karşı çıkacağı bir düzenlemeyi yapması söz konusu değil.
– Cumhurbaşkanı parti başkanı olabilecek. Milletvekili adaylarını belirleyecek, o yolla çoğunluğu oluşturacak.
– Gelecek seçimlerde de listeye girmek isteyecek milletvekili, Cumhurbaşakıni ile ters düşmeyecek.
– Tam olarak Cumhurbaşkanı’nın gözetimindeki parlamento yapısı olacak.
– HSYK’nin yarısını Cumhurbaşkanı, yarısını Meclis seçecek.
– Meclis’i kim oluşturacak?
Yasama, yürütme ve yargı, doğrudan ve dolaylı olarak tek makamın uhdesinde toplanıyor.
– Cumhurbaşkanı kanunda öngörülmeyen bütün alanlara da müdahale edebilecek.

Şimdi de böyle bir görüntü var…

Bizi o düzen kurtaracaksa, bugün de zaten bu imkanınız var. ‘Padişahlık mı isteniyor’ deniyor. Yanlış bir kıyaslama yapılıyor. Padişahın partisi yoktu. Padişah, sadrazam ve vezirlerle ülkeyi yönetirdi, kral gibi daha üst konumdaydı.

  • Burada padişahlık ötesi bir durum söz konusu.Bir de dürüstlük zaafı var. Bir kişi, samimi olarak ‘Sayın Erdoğan, büyük bir lider, bütün yetkileri ona verelim.’ diyebilir. Ancak, ‘gelecek kuşaklar için anayasa yapıyorum’ demek dürüstlük ilkesi açısından sorunlu.
  • Burada her şey yapılmış, bir kişinin adı yazılmamış.
    Bu kadar vefasızlık olur mu? Adamın adını belirtin hiç değilse, ayıp…

Dalga geçer gibi yaptılar…

Anayasa çalışmalarına yıllarını vermiş bir hukukçu olarak teklifi okuyunca ne hissettiniz?

İnandırıcı olmasa da ‘görüşüyoruz, erkler ayrılığına saygı gösetereceğiz’ gibi mesajlar verilirken, aslında ben bu kadarını beklemiyordum. Bir tatil günü, insan hakları günü, dalga geçer gibi suratımıza çarptılar. Osmanlı’dan bu yana 140 yılın kazanımı var. Parlamentonun oluşumu 140, 150 yıllık bir süreç… Kolay olmadı. Kendine ‘milliyetçi maneviyatçı’ diyen grubun, bu kadar büyük bir mirası ‘tanımıyorum’ diyerek, geri dönmesi… Bende, ‘acaba sanal bir dünyada mı yaşıyorum, benim toplumum bu mu?’ duygusu yarattı. Ancak, soğunkanlılığı kaybetmemek, onlar gibi bağırıp çağırmamak gerekiyor. Vur deyince öldürmüşler. Böyle bir şey olamaz. ‘Biz bunda içteniz’ diyorlarsa, şunu öneririm: Lütfen zahmet etmeyin, teklifi askıya alalım. ‘Sayın Erdoğan buyrun siz yönetin, büyüksünüz, kurtarıcısınız’ demek dürüstlüğünü gösterelim. Herhangi bir sorumlululuk doğarsa da sayın Erdoğan ‘sorumluluk benimdir’ desin. Sözde bir Anayasa teklifi yapıyorsunuz, bütün yetkiyi bir kişiye veriyorsunuz.
21. yüzyılda, Angola’da, Zambiya’da böyle bir şey olmaz.

[Haber görseli]

Son yıllarda yapılan Anayasa değişikliklerini anımsamak gerekirse, neler söylersiniz?

1982 Anayasası, Ak Parti iktidara gelinceye kadar hayli değişikliğe uğramıştı. Ak Parti döneminde de kayda değer üç değişiklik yapıldı. 2004’te, 2007’de, 2010’da… 2004 değişikliği, en çok gölgede kalan değişiklik ama önemli sonuçları olan değişiklik. Ölüm cezasının tümden, savaş ortamında bile kaldırılması (AS: AY m.38). İdamın kaldırılmasına dair, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 13. No’lu protokolün onaylanması. Uluslararası sözleşmelerin, yasaların önünde ve üstünde sayılması (AS: AY m.90). Arkasından özel yetkili mahkemeler gelmiş olsa da DGM’lerin kaldırılması (AS: AY m.143)… 2007 değişikliği, ‘Cumhurbaşkanı seçilemiyor’ gerekçesiyle yapılan bir değişiklikti. Gerekçe, 367 krizini aşmaktı. 96. madde değiştirildi ve
11. Cumhurbaşkanı parlamento tarafından seçildi. Diğer yandan, Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesinin yolu da açıldı. Kriz Anayasa değişikliği ile çözülünce, seçim değişikliği geri alınmalıydı ama alınmadı. Bu önemli nokta. 2007’de gerçekten büyük bir kilitlenme yaşandığı için mi Anayasa değişikliğine gidildi? 2014 ve 2016 düşünüldüğü için mi Anayasa değişikliğinde ısrar edildi? Bunu çok iyi saptamak lazım. 12 Eylül ruhunu ortadan kaldırmak mı istiyoruz? Yoksa o ruhu derinleştirmek mi? 12 Eylülcüler’in yapamadığını ya da yapmadığını yapmak mı istiyoruz? Bu sorulara yanıt vermek gerekiyor.

Toplum olarak 2010 değişikliğinin bedelini mi ödüyoruz?

2010 değişikliği Ak Parti çoğunluğu tarafından en çatışmacı Anayasa değişikliği oldu.
Buna karşın ‘yetmez ama evet’ diyenler de oy verdi. Bunun sonucu şu oldu: Değişiklik yapan kişilere en çabuk dönen, onları vuran değişiklik. Çok çatışmacı bir tarz izlenmesinin de
sakıncası burada ortaya çıkıyor.

Üstüne basa basa ‘tartışmalıyız’ dediniz… Türkiye bu teklifi nasıl tartışacak?

Medyayı açarsınız. İşin uzmanlarını çağırırsınız, tartışırsınız. 20. yüzyıl, Türkiye’nin, çağdaş anayasacılıkla en yoğun biçimde iç içe olduğu dönem olmuştur. Fransa ve Almanya’da sorunlar var… Anayasal sorunların çözümü, bu Anayasa’nın bir tarafa atılıp, yeni bir Anayasa yapılmasıyla mı çözülecek? Yoksa, aksamalar saptanarak, anasayal denge ve denetim düzenekleri adını verdiğimiz bağlamda mı çözeceğiz? Bir süredir, kamuoyu oluşumunda ciddi yanlı medya eğilimi ortaya çıkmıştı. 15 Temmuz darbe sürecinin ardından OHAL dönemine girdik. Başbakanın, Cumhurbaşkanının, MHP genel başkanının her sözü, bütün televizyon programlarını bloke ediyor. Devlet Bahçeli’nin tweeti bile yayın kesiyor. Medyada, tartışma yok, propaganda var. Tartışmayı hiçbir zaman Anayasa metnini açmamış kişiler yapıyor.

Görev zamanı

Teklife hayır diyenlere öneriniz var mı?

Ciddi bir yaklaşım geliştirmek lazım. Türkiye’nin geleceğini düşünen, geçmişin birikiminin bilincinde olan, bu birikime layık bir gelecek isteyen kesimlere çok görev düşüyor. Soğukkanlı olarak anayasal bilgi kirliliğini açmak, doğrunun ne olduğunu söyleme görevimiz var. Biz doğruyu söyleyelim. Hükümete çağrıyı yapalım:

  • OHAL’i kaldır, anayasa tartışması başlat.
  • Eğme, bükme. Sen bütün yetkileri bir kişide istiyorsun.
  • Açıkça söyle. Dürüst olmak istiyorsan adını koy. Birbirimizi aldatmayalım.Çünkü, bir süre sonra yüz yüze bakabilecek ortamı bulamayabiliriz. Doğmamış çocukların iradesini ipotek altına alacak bir teklifin, OHAL koşullarında, Anayasal kamuoyunun mümkün olmadığı bir ortamda kotarılması, demokrasi ve meşruluk açısından son derece sorunlu.
  • Anayasa, yurttaşlar olarak yediğimiz gıda, içtiğimiz su, soluduğumuz hava kadar önemlidir.
    ‘Dönüşü olmayan batış’

Rejim değişikliği yanlılarına bir çağrınız olur mu?

2010 değişikliğini istemeyenler hainlikle suçlanıyordu. Eski solcular bile “hayır” diyenleri statükoculukla itham ediyordu. Birilerine dil uzatmak istemiyorum, bir fotoğraf çekiyorum.
Çok geçmeden ne oldu? 12 Eylül referandumu gibi oldukça düşük profilli bir değişiklik bile, bu kadar pişmanlığa, çatışmaya yol açtıysa, 15 Temmuz’un altyapısını hazırladıysa, bu değişikliğin böyle kotarılmasını bir düşünün. Çok büyük gailelere yol açabilecek. AKP, MHP içinde de ‘ne oluyor?’ diyen vardır. Bunu öncelikle AKP’lilerin düşünmesi gerekiyor. 6 yıl önce de ‘biz çok doğru yapıyoruz’ diyorlardı. Şimdiki, dönüşü olmayan bir batma olur. Onlar da kurtaramazlar.

‘Gelecek koalisyonda’

Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’nin geleceği koalisyon hükümetleri. 2023’lerde bir normalleşme bekleniyorsa, parlamenter rejimdeki aksamalar saptanarak, milli koalisyon yoluna gidilmeli.
Burdan bakınca, büyük zorluklar bekliyor bizi.
Erdoğan ‘kandırıldık’ dedi. Biz hukukçular şunu söylüyoruz;

  • Kandırılmamak için kötü de olsa hukuk kuralına, liyakata uyacaksın.
    Lord Acton’un meşhur sözüdür:
    İktidar çürütür, mutlak iktidar mutlaka çürütür.
    Şimdiki gidiş büyük bir çılgınlık…
    ===================================
    Dostlar,

Ülkemizin yüzakı hukuk bilimcilerinden biri de, Anayasa hukuku uzmanı  Sn. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu‘dur. Cumhuriyet gazetesinin kendisiyle çok önemli, değerli. öğretici, kapsamlı ve yol gösterici bir söyleşi yaptığını sevinçle görüyoruz (11.01.2017)..

Bütün Türkiye, uğursuz AKP – MHP kutsal ittifakını (!?) vargücüyle uyarıyor, eleştiriyor ve sağduyuya çağırıyor.. Ama muhkem kale duvarlara çarpıp sönümleniyor uyarı ve eleştiriler, hatta çığlıklar! İlk 2 oylamada 338 ve 347 oy çıktı teklife.. Anayasa çiğnenerek açık açık – göstere göstere oy kullanılıyor. Dileyelim 2. kez oylamada hukuk dışına çıkılmaz ve teklif reddedilir..

Daha ne yapsın insanlar? Sokağa mı dökülsün, şiddet mi yaşansın? Bu aculluk niye, neden?
Toplum neden bunca baskılanıyor? OHAL altında inletilen bir toplum özgürce tartışmadan nasıl anayasa değiştirebilir? TBMM televizyonu bile son derece kısıtlı yayın yapıyor, bu ayıptır, çok ayıptır. Halk TBMM’nin Dikmen kapısının önünde toplanarak vekillerine sesini duyurmak istiyor bir basın açıklaması ile.. Bu bile iktidarın korku – panik tepkisiyle faşistçe baskılanıyor, engelleniyor.. Dondurucu soğukta bu ülkenin insanlarına gaz, basınçlı soğuk su, plastik mermi uygulanıyor. Polise “süpürme” buyruğu veriliyor polis köpekleriyle.. Bir CHP’li vekil bile fiziksel şiddet görüyor, dişi kırılıyor.. Kendi insanına bu zulmü hangi iktidarlar yapar??

Böylesi bir vahim hukuksuzluk hangi uygar demokraside görülebilir??
Ardından Ankara valisi  OHAL’i bahane ederek açık hava toplantı – gösterilerini 1 ay yasaklıyor. Bu sürede TBMM’de anayasa değişikliği dayatması = Tayyibistan diyarı rejimi geçirilir biter!? Gerekçe, -yerseniz- “güvenlik”!? Oysa 5 Ocak 2017 günü Keçiören metro hattı açılışında Erdoğan, Yıldırım…. bakanlar ve kış ortasında nasılsa toplanmış birkaç bin “alkışçı seyirci” kalabalığı için “güvenlik” sorunu olmuyor??!!

Bunlar traji-komiktir, utandırıcıdır, suçtur, korkuyu bastırma çaresizliğinin dışavurumudur
ve yapanlara da hayır getirmez.. Zulümle abad yönetim ve yönetici insanlık tarihinde yok!
Hepsinin sonu er ya da geç çook ağır oluyor.
Halk büyük bedeller ödüyor ama önünde sonunda diktatörlerinden kurtuluyor..
İnsanlık onuru hep yengin (galip) geliyor.. Bu tarihsel veri de akıldan hiiiç çıkarılmasın..

Bunlar vahşet düzeyinde faşizmdir.. ve çoook acı ve uyarıcıdır ki, Anayasa değişikliği sonrasının kıpkızıl manzaralarına ipucu, gösterge, kanıttır..
Tek adam diktatörlüğünün rap rap, gümbür gümbür gelen ayak sesleridir.

AKP 2004’te 11; 2007’de 4 ve 2010’da 26 maddede değişiklik yaptı 1982 Anayasasında. Bu soni 18 madde ve Anayasanın 70 maddesinde değişiklikler getiriyor.. 18. değişiklik 1982den bu yana ve 113 maddes 117 kez değiştirilmiş bir temel metin ile baştan sona bir kez daha oynanıyor.. Kendi yaptıkları değişiklikler dahil.. Örn. 2010’da çoooook ayrıntılı bir yasa maddesi gibi yazılan HSYK maddesi dahil.. 591 sözcükten oluşan bu Anayasa (!) maddesi kadar kapsamlı başka hiçbir maddeyi hiçbir anayasada görmek olanaklı değil! Yazboz tahtası oldu..

Bir Anayasa ile bunca oynanır mı? Kamu İhale Yasası’nı da AKP utanılası bir pişkinlikle onlarca kez değiştirdi. Hangisine yanalım? Öngörüsüzlük nedeniyle “özel gereksinimlerini” (!?) karşılayacak bir yasa yapamayışlarına mı, bu çağda TBMM’yi oyuncak edip hala ilkel deneme – yanılma ile öğrenme çabalarına mı ve bu arkaik serüvenlerine Türkiye’yi alet edişlerine mi?
Ve de dinci geçinip çoooook ehliyetsiz oluşlarına ve Türkiye’yi meşruluğu sorgulanır bu “yasa” (!?) ile talan edişlerine mi, yandaşlara peş keş çekişlerine mi ? Hangisine, hangisine??

  • Bir çare bulunacak, bir çözüm toplumsal dinamiklerin bağrından doğacak
    ve bu kasvetli karanlık da aşılacaktır.. Umutlarımız tükenmemiştir.. Türkiye büyüktür
    ve mazlumların ahı, zalimleri geç ve güç de olsa gene yenecektir, gene yenecektir.. gene…
  • Yapılanlar çağdışıdır, sürdürülmesi olanağı yoktur.. Türkiye’nin dinamikleri hızla ve ilk fırsatta, siyasetbilimi terminolojisiyle bu “anomalileri“, “çarpıklıkları” dışlayarak düzeltecektir.

    Unutulmasın, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ümüzün çok önemli saptamasıdır :

  • Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

Hedefe atılmış oktur, bir emirdir ve geri dönüşü asla yoktur!
Oysa şimdi Cumhuriyet’imize hınçla, kin ve intikamla.. yıkmak üzere saldıranların
ellerindeki ilkel araç “bumerang” olup dönüp sahiplerini vuracaktır..
Tarihin diyalektik yasası budur ve kimsenin gözünün yaşına bakmaz…

Sevgi ve saygı ile.
11 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir