Ölüm bazen geleceğini hissettirir

Ölüm bazen geleceğini hissettirir

İsmail Hakkı Pekinİsmail Hakkı Pekin
AYDINLIK, 23.10.2016

Uyandı, saate baktı saat 04.00’e geliyordu. Halbuki daha yeni uzanmıştı. On gündür arazide yatıyordu, birliği ile birlikte. Devamlı operasyona çıkıyorlardı. Operasyondan yeni gelmişlerdi. Yarın başka bir bölgeye gideceklerdi. Üs bölgesine gece 00.00 gibi gelmişler, gerekli emniyet tedbirlerini aldıkta sonra birliği istirahata göndermişti. Lider personel ile birlikte yarın akşam çıkacakları operasyon konusunda çalışmışlar, daha sonra da yaptıkları operasyon ile ilgili faaliyet sonrası incelemesi yaparak onlar da istirahata çekilmişlerdi. Sonra bir kaya kovuğundaki yatma yerine gelmiş ve uyku tulumunun içine girerek uzanmıştı. Botlarını bile çıkarmamıştı. Yarım saat ancak olmuştu uzanalı. Herhalde yorgunluktan sızıp kalmıştı. Ama uyanmıştı işte yine.

Son bir hafta, on gündür; olur olmaz bir saatte uykudan uyanıyordu. İçinde bir sıkıntıyla kalkıyordu. Nedenini bilmediği bir sıkıntı vardı. Operasyon esnasında ya da görev yaparken herhangi bir sorunu yoktu. Ama yalnız kaldığında ya da uykuya daldığında ya huzursuz oluyor ya da kısa bir süre sonra uyanıyordu. Yine uyanmıştı. Eşini ve küçük kızını aramak, onların sesini duymak, konuşmak ihtiyacını duydu. Ama bu saatte onları uyandırmaya kıyamadı. Hep aynı şey oluyordu. Artık sabah ararım diye düşündü.

Yaklaşık bir buçuk sene önce tayin olmuştu bölgeye. PKK terörü ile mücadele ediyordu bölüğü. Bölük komutanlığına atanmıştı. Eşi ve üç yaşındaki kızını Ankara’da bırakmıştı. Lojmanda kalıyorlardı. Eşi bir kamu kuruluşunda çalışıyor, kızı da kreşe gidiyordu. Onları son gördüğünden bu yana dört ay geçmişti. Ailesi kelimenin tam anlamıyla burnunda tütüyordu. Bu operasyonlar bittikten sonra on günlük izinle Ankara’ya gidecek ve özlem giderecekti. Şurada hepi topu bir haftası kalmıştı eşini ve kızını görmek için.

Ancak son günlerde çok tedirgindi. Nedenini bilemiyordu. Evet, terörle ölümüne mücadele ediyorlardı. Şehit olmak da, yaralanmak da sonuçta yaptığı işin bir parçası idi. Bundan da zerre kadar korkusu yoktu. Peki tedirginliği, huzursuzluğu, gecenin bir yarısında ya da sabahın köründe kendisini uyandıran, içini kemiren, onu eşi ve kızıyla konuşmak için zorlayan güç veya rahatsızlık ne olabilirdi.

Yoksa bunlar bir şeyin, bir olayın işareti mi diye düşündü kendi kendine. Olabilir diye geçirdi içinden. Ama eşini ve kızını bir defa daha görmeden veya en azından onlarla telefonla uzun uzun sohbet etmeden ölmemeliyim diye düşündü. Sabah olur olmaz eşi işe gitmeden telefon ederim dedi. Daha sonra da akşam operasyona çıkmadan tekrar görüşür hasret gideririm diye ilave etti. Biraz dinlenmeliyim diyerek gözlerini kapattı, uyumaya zorladı kendini. Tam dalıyordu silah sesleri ve bağrışmalar duydu. Hemen kalktı silah ve teçhizatını aldı. Durumun ne olduğunu sordu. PKK teröristleri üs bölgesine taciz atışı açmışlardı. İncelediği kadarıyla hepsi bu kadardı. Keşif ve emniyet unsurları çıkararak üs bölgesinin içini ve civarını kontrol ettirdi. Kendisi de bir timle birlikte üssün kuzeyindeki dere yatağı bölgesine keşfe gitti. Hep aynı şeyi yapardı. En tehlikeli bölgeye kendisi giderdi. Yine aynı şeyi yaptı. Dere yatağına girdiler daha birkaç adım atmışlardı ki kulakları sağır eden bir patlama oldu. Bölük komutanı mayına basmıştı ve ağır yaralıydı. Yanındakilerden üçü daha yaralıydı ama yaraları hafifti. Hemen helikopter çağırdılar. Devamlı kan kaybediyordu. Asker hastanesine yetiştirilirse kurtulabilirdi. Helikopter geldi ancak yamaç olduğu için bölgeye inemedi. Helikopterin yaralıyı almak için vinci de yoktu. Tek yol Bölük Komutanını helikopterin inebileceği düz bir araziye taşımaktı. Öyle de yaptılar. Bölük Komutanı kendinde değildi eşinin ve kızının adını sayıklıyordu. Helikoptere bindirdiler. Hemen doktor tarafından gereken sıhhi müdahale yapıldı. Helikopter asker hastanesine 15 dakikalık mesafedeydi bölük komutanının kalbi durdu bütün müdahalelere rağmen çalıştırılamadı. Elinde bir şeyler tutuyordu. Avucunu açtıklarında eşi, kızı ve kendisinin birlikte olduğu bir fotoğrafı tuttuğu gördüler ve gözlerinde de iki damla yaş.
===================================
Dostlar,

Bu yazıyı önce eşimiz okudu..
Bizi odamızdan salona yanına çağırdı usulca ve

– Pekin paşanın şu yazısını oku lütfen dedi kısık ve acılı bir ses tonuyla ..

Yanına oturduk, sezinlemiştik çok hüzünlü bir içerikle karşılaşacağımızı..
Pekin Paşa’nın yazısı bizi sardı, alıp sürükledi içine..
İlk kez bir yazısı böylesine gizemli ve kuşatıcı idi..;
Gencecik yaşında Özgür Yüzbaşı da vatanı uğruna gözünü kırpmadan canını vermişti.
Hem de kahpe bir mayına basarak, ciddi ve ağır yara alarak..

Kanama!.. Saniyeler önemli yaşamı kurtarmak için.. Ama yitirilen dakikalar belirleyici olmuş..

Helikopterin vinci yokmuş.. Acaba Kaçak Saray’ın lüks granitlerinden 1 m2 nin bedeliyle
kaç helikoptere ölümcül yaralıyı almak için vinç takılabilirdi??

Vicdan neredesin?? Külliye’nin dibinde mi kaldın, ayakkabı kutularında mı ezildin??

Özgür Yüzbaşımız kanamadan yitirilmiş;
3 yaşındaki kızına ve sevgili eşine 4 aydır hasret imiş..
Avucunda 3 kişilik aile fotoğrafını bulmuşlar; 2 damla gözyaşı ile ıslanmışmış..

Biz de AYDINLIK gazetesini epey ıslatmışız 2 kişilik gözyaşlarımızla, çok mu, çok mu??

*****
Ölüm adın kalleş olsun..
PKK senin de kahpe!
Seni silahlandırıp üstümüze salan “stratejik müttefik” maskeli ABD ve uşakları da alçak, sefil!

Ulusa çıplak gerçeği hâlâ söylemeyen yöneticiler, ikiyüzlü cani sahtekarlar!

Ama Ulusumuz; KORKMA, bu acımasız saldırıyı da defedeceğiz!
Çanakkale’deki gibi, Conkbayırındaki gibi, 1. ve 2. İnönü muharebelerindeki gibi..
Sakarya ve Dumlupınar’daki gibi..

  • “30 Ağustos Zaferi, Türk Tarihi’nin en önemli dönüm noktasıdır……
    Bu alanda
    (Büyük Taarruzda, Dumlupımar’da) akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan
    şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır.”
    Gazi Mareşal Mustafa Kemal

******

24 Ekim 2016, saat 04:26.. BM’nin kuruluşunun 71. yılı.. 24 Ekim 1945 ve 24 Ekim 2016..
Emperyalizmin ucuz Noteri zavallı BM..

İnsanlık onuru, bu 500 yıllık kapitalizmi ve veled-i zinası emperyalizmi de yenecek elbet!

Dayan yüreğim dayan.. Gözümüze uyku girmiyor..

Bilgisayar ekranımızdaki arka fon Kalpaklı Mustafa Kemal ile göz göze geliyoruz..

  • “Dayan, dayan Çocuk!” diyor;
    “Özgür Yüzbaşıların ölümlü bedenleri de toprak olacak vatan uğruna ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak!..

Islak sevgi ve saygı ile; büyük acı ama UMUT ile..
24 Ekim 2016, 04:30, Ankara

Ahmet ve Birsen İĞCİ SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir