SONER YALÇIN: Gerçekle barışmalıyız

Gerçekle barışmalıyız

portresi_eli_cenesinde
SONER YALÇIN
SÖZCÜ, 23.08.2016

(AS : Bizim katkımız yazının sonudadır..)

Büyük yazar Marcel Proust, “Albertine Kayıp” kitabında “aklın” önemine işaret eder; “gerçeği kavramak için en uygun, en güçlü araçtır akıl.”
Biz; aklı ve itibarıyla gerçeği kaybeden ülke olduk!
Bilinçdışı sezgicilikle hareket ediyoruz. Önyargılarımızla hareket ediyoruz.
Etnik kimliklerimizle hareket ediyoruz.
Bu nedenle artık kimse kimsenin acısına ortak olmuyor.
Bu nedenle artık kimse kendi teröristini-kendi canlı bombasını kınamıyor.
Ölen kendi “etnik kimliğinden” olmayınca aldırmaz oluyor; kayıtsız kalıyor.
Bu, barbarların Orta Çağ’ıdır.
Ve kaç kez yazdım; ülke “teşhisi” konusunu; tekrar etmeye gerek var mı? Biliyorsunuz. Yaşıyorsunuz. Evet. “Tedavi” konusunda ne yapacağımızı ivedilikle konuşma zamanı geldi. Görüyorsunuz; siyasal partiler, günlük tepkisel laf üretmek dışında “seçenek” ortaya koyamıyor!
Peki… Bizler bu karanlık süreçten nasıl çıkacağız?
Önerim var. Öncelikle… Ortak iyiliğin simgesi “yurttaş” kimliğini acilen tekrar ortaya çıkarmalıyız. Bilmem ne tarikata… Bilmem ne cemaate… Bilmem ne mezhebe…
Bilmem ne örgüte-partiye… Ya da bilmem ne etkin kökene aidiyeti değil; ülkesine-ulusuna bağlı yurttaşı tekrar oluşturmalıyız.
Toplumsal ilişkilerin merkezine herkesin statüsü olan yurttaş kimliğini koymalıyız.
Kaç parçaya bölünmüş ülkeyi zenginliği ve yoksulluğu paylaşan yurttaş kimliğine sarılarak bir arada tutabiliriz; toplumsal ilişkileri ancak böyle düzenleyebiliriz.

Yurttaş, her türlü Efendi’yi yok eder çünkü… Bireyi özgürleştirir…

KÖKTENCİ PİYASA
Sadece bizde değil; dünyada da öyle: Dünya siyasi tarihi; en az gelişmiş ülkelerden, en gelişmiş ülkelere kadar etnik temelli çatışmalara sahne oluyor! Bunun sebebi ne?
Sebep, küresel güçlerin ekonomik sistemi olan neoliberalizm/vahşi kapitalizmin daha çok kâr hırsı!
Bu politik iklim; siyasal örgütlenmelerden, siyasal taleplere kadar çok şeyi değiştirdi.
Örneğin… Bunlar, küreselleşme ve liberal söylemlerle birlikte yerel, bölgesel etnik grupların kültürel unsurlarını ön plana çıkararak; ulus devletin vatandaşlık anlayışını ciddi şekilde sarstı. Yurttaş yerine bireyci zihniyeti inşa etti.
Çünkü… Bu azgın piyasadan pay alamayan ve yoksullaşanlar ne yapacaktı? Doğal olanı ezilenlerin, bu kanlı pazara baş kaldırmasıydı. Bu mücadeleyi yapmamaları için, ezilenlere sarılacakları etnisite seçeneği sunuldu. İletişim teknolojileri kullanılarak “Beni ezen piyasa değil” düşüncesi hakim kılındı.

– Ve böylece yoksullar; vahşi kapitalizmin pazarına karşı değil; kendi inancından-kimliğinden olmayan-öteki’ne karşı mücadeleye başladı!

İşte… Yaşadığımız budur. Örnekleri çok:

– AKP, IŞİD hakkındaki Meclis araştırma önergelerini reddediyor.
– Demirtaş, canlı bomba Kürtleri hedef alınca sesini çıkarıyor.
– FETÖ, darbeye kalkışıyor.
– Nakşiler, Menzilciler devlet kadrolarına adam sokmak için yarışıyor.
Aynı kafalar, “Bizim imam hatipten terörist çıkmaz” diyor!
Oysa. Hepsi aynı kapıya çıkıyor.
Bu “kamplaşma anlayışı” ülkeyi bölüyor! Bakınız…
Bizi PKK bölemez. Bizi FETÖ bölemez. Bizi IŞİD bölemez.
– Bizi ancak bu örgütleri büyüten, köktenci iktisadi sistem olan vahşi kapitalizm böler/ bölüyor.
IŞİD ya da PKK… O canlı bombalar aslında vahşi kapitalizmin müridi-militanı idiler! Bu küreselci hakim ideolojinin sonucudur yaşadığımız etnik savaşlar.

Bu sürdürebilir ortak yaşam değildir.

HERKESİN HERKESLE SAVAŞI
Filozof Kant, ahlakı, her türlü çıkardan vazgeçme olarak tanımladı.
Çıkar değil ödev önemliydi. Ya da sorumluluk diyeyim.
Her yurttaş, içinde bulunduğu grubun değil yaşadığı toplumun çıkarını gözeterek adım atmalıydı. Doğruyu ve iyiyi bağdaştıran, insanileştirilmiş bir ilerleme ancak böyle mümkündü. Oysa ülke aynasında ne görüyoruz:
– Sünni Müslümanların partisi AKP…
– Alevilerin partisi CHP…
– Türk milliyetçilerinin partisi MHP…
– Kürtlerin partisi-örgütü HDP-PKK…
– Cemaatin yuvası FETÖ…
Aynada görülenleri sıralamayı sürdürebiliriz. Cumhuriyet’in “çimentosu” yurttaş kimliği böyle yok ettirildi! Hâlâ… “Üst akıl”ın; yok FETÖ’yü, yok PKK’yı ya da yok IŞİD’i kullandığını-yönettiğini söyleyenler bu oyuna nasıl getirildiklerinin farkında bile değil.
Evet, sizin farkınız nedir? Aynı ayrıştırmayı sürdürüyor musunuz?
Latince bir söz vardır: “Bellum omnium contra omnes.”
Yani… “Herkesin herkesle savaşı” demek.
Kimlik siyaseti herkesi bu hale getirdi. Ancak… Umutsuzluğa kapılmaya gerek yok.
15 Temmuz darbesi en azından hepimizin hepimizle savaşmasına son verme umudunu ortaya çıkardı. Umarım bunu başarabiliriz. Evet, bunun yolu yurttaşlığa dayalı toplumsallaşmaktan geçer. Bu, devletin demokratikleşmesinin de önünü açar.
Yoksa… Başa geleni çabuk öfkelenen tevekkülle karşılayarak…
Bunun kader-yazgı olduğunu söyleyerek… Sorunlarımızı çözemeyiz.
– Kendimizi kandırmayı bırakarak gerçekle barışmalıyız.
Gerçek, ancak ona boyun eğilerek bulunabilir.
Hepimiz kültürel zenginliklerimizle Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarıyız.
Ve birbirimize muhtacız.
Aklımızı başımıza almazsak, bu gök kubbe başımıza çökecek.

Demedi demeyin…

=========================================

Evet  Dostlar,

Çok değerli gazeteci – araştırmacı – yazar Soner Yalçın, SÖZCÜ‘de ve ODATV‘de birbirinden anlamlı yazılar yazıyor. Bu yazıların çok daha geniş kitlelere, özellikle AKP tabanına erişmesi gerek. Afsunlanmış, siyasetbilimi yazınında (literatüründe) geçen deyimiyle “sürü toplum” ancak böylesi çabalarla uyandırılabilecek derin gaflet uykusundan.

Ancak, AKP – RTE’nn çok ağır bir tarihsel – siyasi sorumluluğu var hemen yanıbaşında :

1- Derhal, toplumu bölen – ayrıştıran – ötekileştiren – yandaşlaştıran ya da dışlayan..
tüm eylem ve söylemleri terk etmek zorundalar..

2- RTE, “bunlaaaaaar ” diye başlayan akıllara seza söylemlerle ülkeyi uçurumun kıyısına sürükledi. AKP güruhu ise alkış tuttu. Derhal bu olağanüstü yanlış, toplumsal barışı dinamitleyen söylem, eylem ve politikalar son bulmalı.
3- Dahası, AKP – RTE çıkıp açık açık, siyasal olgunluk göstererek bu vahim tarihsel – stratejik hatasını itiraf etmeli ve toplumdan bağış dileyerek; birleştirici – bütünleştirci somut adımlar atmalıdır. Başka türlü asla inandırıcı olamayacaktır; 14 yıllık bir LANETLİ DÖNEM, yakın belleğimizin hemen ardında çakılı.. Ama başka çareleri de yok.. AKP – RTE ısrarla, istikrarla, kararlılıkla, zikzak yapmadan.. toplumu YURTTAŞLARIN EŞİTLİĞİ (Eşit Yurttaşlık farklı ve tuzak bir kavram.. aman dikkat!) paydasında ortak hedeflere, ulus birliğinr yöneltmeli.
Sayın Soner Yalçın yeterince kapsamlı yazmış, biz uzatmayalım. Kadim Aristo‘dan bir alıntı ile bağlayalım :

  • Devletin Direği: Adalet
    Devlet, bütün bireylerin, kurumlar›n ve topluluklar›n üstünde olduğundan,
    bütün 
    topluluğun iyiliğini düşünür. Bütün topluluğun iyiliği ise devlette amaçlanan adaletten
    başka bir şey değildir. Devletin adaleti gerçekleşltirmesi demek, her kişiye ve gruba
    hak ettiğini vermesi demektir. Yani eşit olanlara eşit, eşit olmayanlara ise 
    eşitsiz davranmalıdır ki adalet ortaya çıkabilsin (AS: Günümüzün hakkaniyet anlayışı). Bunu sağlayacak olansa yasalardır. iyi bir devlette haklıyı haksızı belirleyen, adil yasalar olmalıdır. Bir devleti kötü kılan yasalarının kötülüğüdür. Bu da devletin amacını ve onu ayakta tutan direği, yani adaleti zedeler. (Ağaoğulları MA ve Yalçınkaya A. Siyasi Düşünceler Tarihi, syf. 22, Anadolu Üniv. Açıköğretim Fak. yayını, 2013) 

AKP’nin 2 temel hedefi parti adında yerini bulmaktadır : Adalet ve Kalkınma..
Partinin kuruluşunda 3 ana düşman ise 3 Y idi : Yoksuluk, Yolsuzluk ve Yasaklar

AKP, kuruluş kodlarına dönmeli ve yaptığı yüzlerce – binlerce adaletsiz, 3Y’ye aykırı,
dış güdümlü, dinci yönelimli eylem – işlem ve yasayı hızla geri almaya koyulmaldır.

Ülkemiz çökerse en büyük bedeli AKP’liler ve Erdoğan ödeyecektir hiç kuşkusuz!

Sevgi ve saygı ile.
23 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“SONER YALÇIN: Gerçekle barışmalıyız” için bir yorum

  1. Sevgili Saltık, bu gazeteci-yazar takımı yıllardan beri teşhis raporlarıyla -kendi kafa karışıklıklarıyla- insanların kafasını şişirdiler… *
    Türkiye’nin teşhise, tanıma ihtiyacı yok… “İSLAM ORTA ÇAĞINI YAŞAYAN BİR ORTA DOĞU TOPLUMU” dersen başka hiç bir şeye gerek kalmaz; olan biten HER ŞEY bu cümlenin içerisindedir. æ

    _________
    * Ne yapsın zavallılar, kâğıt üzerinde 15 cm x 25 cm lik boşluğu doldurmak için para alıyorlar… 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir