TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ : TEKRAR UYARIYORUZ

tbb_logosu

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ :
TEKRAR UYARIYORUZ

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Demokrasinin vazgeçilmezi kuvvetler ayrılığıdır. Yargı kuvveti, yasama ve yürütmeden ayrı
ve bağımsız olmazsa, anayasada devlet hangi süslü cümlelerle tanımlanırsa tanımlansın demokrasiden söz edilemez.

Bütün uyarılarımıza rağmen TBMM, Yargıtay ve Danıştay üyelerini toplu olarak azleden kanunu kabul etmiştir. Bu kanunla, yasama organı, yargı organını fiilen kendine bağlamıştır.

Bu azlin gözden kaçırılan bir diğer vahim sonucu, seçimlerin güvenliğinden ve denetiminden sorumlu olan Yüksek Seçim Kurulu üyeliklerinin de düşmesi sonucunu yaratmasıdır.
Siyasi iktidarın müdahalesiyle yeniden şekillendirilen Yargıtay ve Danıştay, iktidar partisinin de gireceği seçimleri denetleyecek olan Yüksek Seçim Kurulu üyelerini seçecektir.

Açıkça ve bir kez daha söylüyoruz, bundan sonra sıra Anayasa Mahkemesi üyelerinin azledilmesine gelmiştir.

İşte bütün bunlar, demokrasinin sonunun başlangıcıdır.
Fiilen rejim değişikliğidir.
Bu sebeple söz konusu kanunun Anayasaya aykırılığı açıktır. Aykırılığın derecesi “yokluk”tur.

Yargıda yerleştiği söylenen cemaat yapısıyla mücadelenin yolu bu değildir. Biz, yargıda “cemaatçi” yapı da istemiyoruz, cemaatçi olduğu söylenen kişileri temizleme gerekçesiyle oluşturulacağından kaygı duyduğumuz şucu veya bucu başka bir yapı da istemiyoruz.
Hakim gibi hakim, savcı gibi savcı istiyoruz. Siyasetin yargıyı kendine bağlamasını
kabul etmiyoruz, yargının da siyaset yapmasını istemiyoruz. Yargı nasıl yasama organını azledemezse, yasama organı da yüksek mahkeme üyelerini azledemez diyoruz.

Yasama-yürütme-yargı kuvvetleri birleşir, böylece demokratik rejim sona erdirilirse,
ülkede yaşayanların hak ve hürriyetleri, yöneticilerin keyfine terkedilmiş olur.

Peki bu somut olarak vatandaşlarımızın günlük hayatları açısından ne demektir?

Mesela bu, yöneticilerin “canını sıkan” kişilerin, mesela vergisinin nereye harcandığını soran bir duyarlı vatandaşın, bir kamu ihalesinin niçin o şirkete değil de bu şirkete verildiğini sorgulayan bir bireyin, bir kamu hizmetinin daha iyi verilebileceğini dile getiren bir kişinin kendini her an hapiste bulabilmesi demektir.

Mesela bu, vatandaşlarımızın, yöneticilerin ülkenin kaderini ilgilendiren karar ve eylemlerinden iş işten geçtikten sonra haberdar olması demektir.

Mesela bu, iktidar partisinde tanıdığı olanın iş bulması işini yürütmesi, hak edenin ise hakkını alamaması demektir.

Mesela bu, davaların iktidar partisinin il ve ilçe başkanlıklarında çözülmesi demektir.

Mesela bu, devleti yönetenlerin her konuda keyfi davranabilir hale gelmesi,
vatandaşların canları ve mallarının yöneticilerin iki dudağının arasında kalması demektir.

Mesela bu, mülkiyet hakkının güvencesiz bırakılması sebebiyle daha az yerli ve yabancı yatırım, yetersiz iş ve istihdam, dolayısıyla işsizlik ve fukaralık demektir.

Şimdi de basından öğrendiğimiz kadarıyla yeni kurulan istinaf mahkemelerinin başkan ve üyeleri, topluca Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na davet edilmişlerdir. Davetin konusu,
istinaf mahkemelerinin çalışmaya başlaması dolayısıyla yapılacak törendir.

Maalesef Cumhurbaşkanı,
anayasayı ihlal ederek fiilen başbakanlık da yapmaktadır.

Partisiyle bağını koparmamıştır. Tam aksine gerek partisi gerek kendisi, partinin liderliğinin Cumhurbaşkanında olduğunu her vesileyle dile getirmektedir. Şu halde, huzuruna gelmiş bireylere hangi siyasi düşüncede olursa olsun eşit davranmak zorunda olan hakimlerin, Cumhurbaşkanı’nın toplu davetine katılmaları, herhangi bir siyasi partinin genel başkanının davetine katılmalarıyla eşdeğerde olacaktır. Hatta iktidar partisinin liderinin davetine katılmanın, kamuoyunda “lidere itaat” olarak anlaşılacağı kuşkusuzdur.

Böyle bir davet varsa, Cumhurbaşkanı’na sesleniyoruz; daveti iptal edin.

Hakimlere sesleniyoruz; sizi itaatkar gösterme amacını taşıyan davete katılmayınız.

Vatandaşlarımıza sesleniyoruz; dünün ve bugünün yanlışlarını düzeltmenin yolu yeni yanlışlar yapmak değildir. Dünden ve bugünden ders alarak geleceği hep birlikte inşa etmek zorundayız.

BU GİDİŞ HİÇ DE İYİ DEĞİL…

TEKRAR UYARIYORUZ…

Avukat Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU
Türkiye Barolar Birliği Başkanı

VİDEO İÇİN TIKLAYINIZ

http://www.barobirlik.org.tr/Detay70809.tbb

===========================================

Dostlar,

Bu çok ciddi konu ne yazık ki, 15 Temmuz gürültüsü üçünde kaynatıldı!

12. CB RT Erdoğan, 23 Temmuz 2016 günü, “Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” u imzaladı ve aynı gün Resmi Gazetede yayımlandı. TBMM’den 1-2 Temmuz günü geçmesine karşın, bekletildi, CB’lığına hemen yollanmadı,
çünkü CB’nın imzalama ya da geri gönderme için 15 gün süresi vardı (Anayasa  md. 89/1). Kamuoyunda çok büyük tepki vardı.. Ayrıca 5 gün içinde, boşaltılan Danıştay – Yargutay üyeliklerine atama yapılması gerekiyordu CB ve HSYK tarafından.. Pazarlıklar ve adlandırma bitirilememişti. TBMM, Başbakanlık Anayasayı çiğneyerek, TBMM’den geçerek yasalaşmış
bir metni siyasal gerekçelerle bekleterek CB’na zaman kazandırdılar.

Açıkça ANAYASAYI AYAKLAR ALTINA ALAN, o denli ki; YOK HÜKMÜNDE olan
bu yasa, RG’de yayımlandığını izleyen dakikalarda CHP tarafından Anayasa Mahkemesine götürülmüş olsaydı bile, 5 gün içinde ivedilikle incelenip yürütülmesinin durdurulması,
ardından da iptal edilmesi pratik olarak olanaklı değildi. 5 gün geçtikten sonra gelecek bir yürütme durdurulmasının ise hiçbir anlamı yok.. İptalin de, çünkü Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümüyor.. (retrospektif etkili değil.. AY md. 153/5). Yani atı alan Üsküdar’ı geçmiş oluyor. AKP – RTE de böyle kurguladı zaten.. (CHP’li 122 vekil, bu yasa Resmi Gazetede yayımkanmadan Anayasa Mahkemesine başvurarak “yok hükmünde” sayılması kararı alınmasını istediler fakat yüksek mahkeme bu istemi oy çokluğu ile, reddetti. Gerekçe, henüz Resmi Gazetede yayımlanmamış olması idi..)

AKP – RTE ülkeyi çok büyük gerilimlere sürüklüyor ve demokrasi dışına savuruyorlar. 

Hızla TEK ADAM YÖNETİMİ, OTORİTER hatta TOTALİTER bir rejim kuruluyor.

Bunlar hayra alameet değildir, tarih boyunca bu tür girişimler önünde sonunda
geri püskürtülmüş ve sorumluları çok ağır bedeller ödemişerdir. 21. yy’ın başında bu coğrafyada, Türkiye’de. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kutsal armağanı olan ülkede laik – demokratik – sosyal – hukuk devleti dışında bir seçenek yoktur.. Herkes bu yalın gerçeği aklına ve gönlüne bir güzel yerleştirmelidir. Hepimizin selameti açısından bu temel ortak kabul vazgeçilmezdir.

Ancak 15 Temmuz sonrası AKP – RTE 667- 668 ve 669 sayılı 3 OHAL Kararnamesi ile Türkiye’de hukuk devletinin kalıntılarını da süpürmüştür..

Bu dayatmayı Türk insanına ve çağdaş dünyaya kabul ettirmek olanaklı değildir.
Bu bağlamdaki kapsamlı yazımızı okumak için lütfen tıklar mısınız??

3 OHAL KARARNAMESİ İLE HUKUK DEVLETİNİN KALINTILARI DA SÜPÜRÜLDÜ .. YA BUNDAN SONRA ??

Sevgi ve saygı ile.
06 Ağustos 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir