7 Temmuz 1980.. 36 Yıl Sonra Şehit Olan Babamızı Analım İstedik..

7 Temmuz 1980.. 37 Yıl Sonra Şehit Edilen Babamızı Analım İstedik..

Dostlar,

Bu gün 7 Temmuz 2017..
(Geçen yıl bu gün yazdığımızı yazının gözden geçirilerek güncellenmesidir.)

Ailemizin başına gelen bir yıkımın (felaketin) 36. yılı..
Hoşgörünüzle bu konuyu biraz yazmak istiyoruz.
Kendi özelimizle sizleri meşgul etmek aklımızdan geçmiyor. Ancak insanların belli yaşantı deneyimlerini paylaşmasında yarar olmalı. Üstelik ortak toplumsal kökenleri olan
bir acı süreç ve aradan 36 koca yıl geçtiğine göre, duygusal tonlamaları da
sanırız -büyük ölçüde- dizginleyebiliriz.
****
7 Temmuz 1980.. Sıcak bir yaz günü ve Türkiye doludizgin 12 Eylül darbesine sürüklenmekte.
Adeta eğik düzlemde, ülke tanımlı – kurgulanmış bir hedefe kayıyor. Ülkenin birçok yerinde sıkıyönetim var ama her gün “ortalama” (bu sözcüğü böylesi bir bağlamda kullanmak zorunda kalmak ne acı değil mi!?) 20 (yirmi!) dolayında insanımız ölüyor, öldürülüyor!

TRT’nin siyan-beyaz ekranları ve gazeteler, dergiler.. kan – revan..
Sunum çerçevesi ise tek tip (klişe) : ….. yerde çıkan sağ – sol çatışması”nda
şu sayıda insan öldü, bu sayıda insan yaralandı..
Ne mal güvenliği var ülkede ne de can!
Toplum şaşkın, ağır gerilim altında, neredeyse “öğrenilmiş çaresizlik” sendromu
(learned helplesness syndrome) içinde “pes” eşiğinde.. Kendince savunma önlemleri
almaya bakıyor.. Kentler – kasabalar – kırsal.. bölünmüş ve “kurtarılmış bölgeler”
ilan edilmiş.
*****
Biz o tarihlerde Hacettepe Tıp Fakültesi’nde Toplum Hekimliği (sonra YÖK düzeninde
Halk Sağlığı oldu) Bölümü’nde Tıpta Uzmanlık Eğitimi alıyoruz.. İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirdiğimiz 15 Haziran 1977 sonrası Elazığ / Keban’da 1 yılı aşkın süre SSK hekimliği yapmış ve uzmanlaşma kararı vererek adını andığımız Bölümün asistanlık sınavlarını kazanmış,
11 Kasım 1978’de ihtisasa başlamıştık.

Bölümümüzü ve Dalımızı aşkla seviyorduk. Daha 1971’lerde Hacettepe Tıp’ta 1. sınıf öğrencisi iken Prof. Dr. H. Nusret FİŞEK’i tanımış ve O’ndan Toplum Hekimliği dersleri almaya başlamıştık. Kalpaksız Kuvayı Milliyeci Prof. Fişek, bize sağlık ile sosyo-ekonomik etmenler arasındaki köklü, kapsamlı ve çarpıcı ilişkilerden söz ediyordu ustalıkla.. Üstelik bu ilişkiler neden-sonuç ilişkileriydi ve geleceğin çağdaş hekimleri ve tıbbı salt fiziksel – biyolojik – kimyasal nedenlerle uğraşmakla kalmayıp; sağlık sorunlarının asıl – altta yatan nedenleriyle uğraşmalıydı, uğraşacaktı.

Bu Fakültede (Hacettepe) Tıbbiyenin ilk 2 yılını okumuş (İngilizce hazırlık sınıfından sınavla bağışık olmuştuk) ve İstanbul’daki ailemizin yanında olmak için İstanbul Tıp Fakültesi’ne 3. sınıfta yatay geçiş yapmıştık. Yeniden ayrılmak zorunda kaldığımız Fakülte’ye, hocaya, Bölüme.. üstelik asistan hekim olarak dönmüştük. İşimizi çok seviyor ve gelecekte ülkemiz halkının sağlığına kapsamlı katkılar verebilmeyi umuyorduk. Uzmanlık eğitimimizin 1 yılını örnek Eğitim ve Araştırma Sağlık Ocaklarında geçirecektik. Bu bağlamda Çubuk ve Etimesgut’ta Sağlık Bakanlığı ile Hacettepe Üniversitesi bir protokol yapmıştı ve bunlardan biri de Eskişehir yolu 28. km’deki Yapracık Köyü Sağlık Ocağı idi. (Bu köy, günümüzde artık Bütünşehir Belediye Yasası bağlamında Ankara’nın bir mahallesi!)

Bu Sağlık Ocağı’nda, 37 yıl öncenin “tam anlamıyla köy koşullarında” yaşıyorduk.
Lojmanımız köyde idi, kömür sobalı idi ve hastane acil nöbetlerimiz ile Cuma öğleden sonra eğitim amaçlı Ankara toplantıları dışında hep (7/24!) köyde kalmak zorunda idik.

Günümüzde Ankara’nın en gözde mahallelerine dönüşen Ümitköy, Dodurga, Çayyolu,
Aşağı Yurtçu, Yukarı Yurtçu, Türkobası, Alacaatlı, Ballıkuyumcu
… bizim toprak damlı köylerimizdi! Oralara kapsamlı 1. Basamak (hastaneye yatmadan) sağlık hizmeti sunuyorduk .. Gece – gündüz şevkle çalışıyorduk. Bölgede Brusella hastalığı yaygındı. Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsü‘nden kendi olanaklarımızla anti-serum getirtmiştik; köylerde hastalardan kan alıyor, “el santrifüjü” ile çevirerek serumunu ayırıyor ve oracıkta lam üzerinde aglütinasyon bakarak Brusella’nın laboratuvara dayalı tanısını (titrasyon yapmadan) koyuyorduk. Günümüz sağlık çalışanları bu örneğe inanmakta zorluk çekecekler eminiz ama, gerçek bu!
*****
Böylesine çoook yoğun bir koşuşturma gününün (7 Temmuz 1980, Pazartesi) ardından birkaç saat da okuduktan ve Uzmanlık tezimiz üzerinde çalıştıktan sonra (Köylerimizde 30+ Yaşta Koroner Kalp Hastalığı Araştırması İzleme Araştırması-3) gece yarısı sonrası yorgunlukla yatmıştık.. Önce kapı, hemen ardından pencere camı şiddetle vurulmaya başladı, kalktık.
Alışkındık, acil hastamız olmalıydı. Evimizde sabit telefon (elbette cep telefonu da!) yoktu! Ancak bu kez öyle değildi.. Karşımızda kayınbiraderimiz duruyordu ve yüz ifadesi çok hüzünlüydü. Ne olduğunu ağzından zorlukla aldık..

Babamız.. İstanbul’daki Emniyet Başkomiseri babamız Halis bey vurulmuştu!
Kayınbirader, sonuca ilişkin ipucu vermiyordu.. “Herhalde ölmüş??..” diyordu.

Doğallıkla biz de vurulduk! Karahaber ertesi güne kalmamış, yedivermişti.
Hemen yola koyulmamız gerekiyordu. Ülkede benzin kıtlığı vardı. 10 yaşındaki arabamızın bagajına 20 Lt benzin bidonunu da koyarak (ne büyük risk!) İstanbul yoluna koyulduk.
Otoyol yoktu elbette.. 2-3 şerit karşılıklı trafik akıyordu. Sağlık Ocağımızın usta şoförü Ömer, sağ olsun direksiyonu bize bırakmadı. Sabahın köründe Bahçelievler’deki evimizin kapısına vardık.. Cenaze evi idi hanemiz.. Işıklar yanıyor ve bir kalabalık deviniyor, insanlar vekarla acılarını yaşıyordu. Annemiz, 19 yaşında İstanbul Hukuk 1 öğrencisi kız kardeşimiz ve 23 yaşında Cerrahpaşa’dan yeni mezun Hekim erkek kardeşimiz ve 27 yaşında 3 yıllık hekim, biz…

47 yaşındaki (1933 Hozat doğumlu) canımız babamızı, “anarşi” dedikleri canavar bizden
vahşice koparıp almıştı. Şimdilerde “anarşi”ye terör, “anarşit”lere (!) de halkımız “terörist” diyor. Ölçüsüz bir acı içimizi kavuruyordu.. Bir yandan da zorunlu formaliteler vardı yürütülecek.
Evin abisi bizdik ve yük, tüm ağırlığıyla boynumuzda idi.

Babamız Emniyet Başkomiseri Halis Zeki Saltık, Sirkeci’de bir işyerinden haraç almak için gelen bir “örgüt” elemanlarıyla çıkan çatışmada tuzağa düşürülerek 7-8 kurşun yiyerek oracıkta kanamadan yitirilmişti. Otopsiden cenazesini aldığımızda rengi kağıt gibiydi.. Abondan (yaygın, şiddetli) iç – dış kanamadan gitmişti. Polis şehitliğine değil, Topkapı – Çamlık mezarlığına gömdük O’nu..

İl Emniyet Müdürü (Şükrü Balcı), Siyasi Şb. Müdürlerinden Elazığ’lı Mehmet Ağar, savcı, Vali (Nevzat Ayaz), Garnizon komutanı tümgeneral.. görüştüğümüz yetkililerdi. Katiller kaçmıştı, ellerinden geleni yapıyorlardı yakalamak için.. Sonra bu örgütün Dev-Sol olduğu bize söylendi. Yıllar sonra birileri de yakalanmıştı. Davaya karışmacı (müdahil) olduk. Ancak ilerleyen zaman, bizde bu sanıkların katil olup-olmadıkları hakkında ciddi kuşku uyandırdı ve davadan çekildik. Suç birilerine yıkılacak mıydı? Biz de suçlular cezasını buldu diye bir parça teselli mi bulacaktık? Bu da olmadı.. Kamu davası sürdü.
*****
Bir kez daha Hacettepe’den ayrıldık ve yine İstanbul Tıp Fakültesine yatay geçiş yaptık. Annemizin – kardeşimizin evine yakın bir ev kiralayarak kendimizce aileye göz – kulak olmaya çabaladık. Annemiz yıkılmıştı ve çok derin bir yas yaşıyordu. Bu koyu yası, hemen hemen ölene dek 13 yıl sürdürdü, çıkamadı… Biz uzmanlık eğitimimizi tamamladık ve Toplum Sağlığı dalında uzman hekim olduk. Yeniden Üniversiteye akademik kariyere zorlukla (yargı kararıyla!) dönene dek 6,5 yıl Elazığ’da çalıştık. Oysa Hacettepe’de kalabilseydik, Uzman olduktan sonra hemen akademik kariyere devam olanağımız olabilirdi.. İlerleyen yıllarda kız kardeşimiz hukuk eğitimini tamamladı ve avukat oldu.. Ortanca erkek kardeşimiz de İç Hastalıkları dalında uzman hekim oldu.
*****

 Halis Zeki SALTIK ( Başkomiser )

17.06.1933 AFYON KARACA doğumlu 15738 sicilli Başkomiser Halis Zeki SALTIK 07.07.1980 tarihinde İSTANBUL’da İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bakırköy Emniyet Amirliği kadrosunda görevli iken, bir konunun takibi için Eminönü İlçesi Sirkeci’de bulunan otomotiv firmasında bulundukları sırada bu firmadan haraç isteyen şahısların yaptıkları silahlı baskın sonucu vurularak şehit olmuştur. Naaşı AFYON  ÇAY ÇAMLIK SALTIK AİLE MEZARLIĞIN’ dadır.

Yukarıdaki fotoğraf ve bilgiler İstanbul Emniyet Müdürlüğü web sitesinde yer alıyor..
(https://www.iem.gov.tr/iem/index.php?menu_id=26&detay_id=39, 07.07.2014).
Yanlışları var… Doğum tarihi 17 değil 16 Haziran 1933.. Doğum yeri Afyon değil Tunceli – Hozat Karaca köyü ve naaşı Afyon’da değil İstanbul Topkapı – Çamlık mezarlığında..

Babamız Halis bey, 1938 Tunceli olaylarında 5 yaşında iken annesini yitirmiş (öldürülmüş!); kendisi, babası ve 2 abisi ölümden kurtularak Afyon’da zorunlu oturmaya (ikamete) yollanmıştı.
Olağanüstü güçlükler içinde ancak ilkokulu bitirebilmiş, bir iş edinememişti. “Sürgün” yılları bitince Elazığ’a dönmüş, sürgünde tanıştığı kendisi gibi sürgün annemiz ile tanışmış ve 19 yaşında (1952’de) evlenmişti. Biz ilk çocuk olarak 14.11.1953’te dünyaya gelmiştik. Kahvelerde çaycılık yaptığını anımsıyoruz 6-7’li yaşlarımızda. Elazığ’da bir kerpiç evde kirada, çok yoksul yaşıyorduk. Şeker fabrikasında 10 (on) TL gündelik ile mevsimlik işçilik yaptığı da belleğimizde. Derken İzmir’e Polis Okulu’na eğitime gitti 1960 gibi.. 6 ay okudu, aksilikler (?!) oldu başarılı ol(a)madı.. Bu arada ailemizin geliri de yoktu… Çok zor günlerdi. 2. kez bu kursa gitti ve 1961’de Polis Memuru oldu! Biz de Elazığ’da İlkokula başlamıştık..

Gaziantep’e tayin edildik. Trenle bu kente geldik 1960 kış başlarında. Tüm ev eşyamız
bir taksiye, bagajına sığdı! 1-2 “denk” ve birkaç tahta bavul.. Bir de ortanca kardeşimiz vardı 1957 doğumlu Ali Haydar.. Çok mütevazi bir ev kiraladık ve biz ilkokula, Kayacık İlkokulu’nda devam ettik (sanırız şimdi yok??..) 1961 sonlarında kız kardeşimiz Hülya doğdu.
*****
Bu kentte 9 yıl kaldık. Van’a, “Şark hizmeti” ne tayin olunduk. 2 yıl da orada kaldık, biz Van Atatürk Lisesini bitirdik ve Hacettepe Tıp Fakültesini kazandık. Bu 2 yılda babamız, dışarıdan Ortaokul bitirme sınavlarına devam etti ve diploma aldı. O’na, A4 daktilo kağıdını 4’e bölerek daktilo ile ders notları çıkarıyorduk, cebine koyuyor ve okuyordu her fırsatta.. 2 küçük kardeşimizin eğitimine destek oluyor ve hiçbir dersane desteği olmaksızın, Van Atatürk Lisesi’nin onca yetersizliği içinde zorlu Üniversite sınavına hazırlanıyorduk. Yazları da aile bütçesine katkı için çalışıyorduk (gezgin satıcılık vs.).

Babamız, epey emekle edindiği Ortaokul diploması sayesinde Komiser Yardımcısı olabilmek için eğitim alma olanağı sağladı. İstanbul’da 6 ay eğitime alındı ve tamamlayarak Komiser Yardımcılığına terfi etti! Bu kez 2 yıl Şark hizmetini tamamlamak üzere Artvin’e tayin edildi. O arada biz de Ankara Tuzluçayır’da bir gecekonduda yaşamaya başlamıştık ve Hacettepe Tıpta 1. yıl eğitimimiz sürüyordu. Artvin sonrası İstanbul’a atandı babamız ve evi de oraya taşıdı. Biz Ankara’da yurtlarda kaldık tıbbiyenin 2. sınıfında. Birçok nedenle zorlanıyorduk; 2. sınıfı bitirince İstanbul Tıp Fakültesi’ne yatay geçiş yaptık.. (Merhum Dekan, sonra Rektör
Prof. Dr. Haluk Alp ve Doç. Dr. Uğur Hacıhanefioğlu sağolsunlar..)
*****
15 Haziran 1977 günü İstanbul Tıp Fakültesi’ni tam zamanında bitirdik ve mezuniyet belgesini alıp bir zarfa koyarak, 44. doğum günü olan ertesi gün, 16 Haziran 1977’de kendisine “armağan” olarak sunduk. Yaşamında bu denli sevindiğini görmemiştik. Dünyalar O’nun olmuştu. O, tüm çabasına karşın okuyamamıştı.. Her fırsatta bize “Ceketimi satar sizi okuturum, yeter ki okuyun..” derdi adeta ricacı bir tonla.

Yaşamla boğuşa boğuşa Başkomiserliğe dek gelmişti babamız Halis Zeki Saltık. Mesleğinde çok başarılı idi ve çevresinde çok seviliyordu, saygındı. Yaşam ve neşe doluydu, sağlıklıydı. 2 oğlunun tıp doktoru olduğunu görmüştü. Kızı da Hukuk öğrencisi idi. Övünç doluydu göğsü.
5 Ekim 1979’da 2 oğlunu da aynı gün evlendirmişti! 50 yaşına doğru emekli olmayı ve ticaret yapmayı kuruyordu. Çevresinde herkese çok yardımcı oluyordu..
*****
12 Mart’ın (1971…) sancılı günlerinde ”anarşit” (!) Ulaş Bardakçı’yı yakalamışlardı bir operasyonda. Kimi polis arkadaşları, “Bu …..’yi salalım, kaçıyordu diyerek vuralım..” derler. Tüm gücüyle karşı koymuştu. Polis olarak onların görevi yargısız infaz değil,
yakalayarak adalete teslim idi.. Hep anlatırdı bunu.. ve daha nicelerini..

Hiç torun göremedi.. 2 oğluna aynı gün çifte nikah yapmıştı ama 9 ay sonra
bir 7 Temmuz 1980 günü akşam saatlerinde görevi başında şehit edilmişti..
*****
Dostlar..

İşte ailemizin acılı – tatlı serüveni ya da öyküsü özetle böyle.. Ders ve ibretlerle dolu bize göre.. Eminiz ki, emperyalizmin pençesinde kıvrandırılan bir ülke olarak Türkiye’mizde
nice daha acı yaşam öyküsü vardır.. Keşke onlar da yazılsa ve okusak, paylaşsak. Belki bu çoook acılı öyküler bizi biraz daha insanlaştırır ve asıl büyük fotoğrafı görerek birbirimizle uğraşmak yerine, hep birlikte emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerini ülkemizden kovmak için kol kola, omuz omuza ve yürek yüreğe bir kurtuluş savaşı vermeye koyulurduk..

1920’lerde Yüce ATATÜRK‘ün dava ve silah arkadaşlarının öncülüğünde tüm ulus (topyekun), 7 düvele karşı yaptığımız gibi..

Bize elveren herkese şükranla..
Tüm şehit – gazi – ölmüşlerimizi özlemle, saygıyla anıyoruz.

Bu tür acıların olmadığı – en az olduğu bir toplumsal düzenin olanaklı olduğunu biliyor
ve onu da özlüyor; uğrunda çoook çaba harcıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 08 Temmuz 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Not    : Yazının pdf biçim için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklayınız..

7_Temmuz_1980-7_Temuz_2014

ŞEHİT HALİS ZEKİ SALTIK CADDESİ
Edirne Tabip Odası’nın önündeki cadde..

SEHIT_HALIS_ZEKI_SALTIK_CADDESI

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“7 Temmuz 1980.. 36 Yıl Sonra Şehit Olan Babamızı Analım İstedik..” üzerine 18 yorum

  1. Sevgili Ahmet Bey, beni ağlattınız bugün, ama olsun. Acınızı derinden paylaştığımı bilin lütfen. Ne mutlu size ki alnınız ak, geçmişiniz ak, geleceğiniz, geleceğimiz de aydınlık olsun. Bizleri bugün acılara, derin düşüncelere boğan dert, sıkıntı dediğimiz şeyler birçok ülkede akıldan bile geçmeyen şeyler, insanların olgunlukla, sağlıkla, insana yakışır bir şekilde yaşadığı, kendini gerçekleştirebildiği birçok ülke var. Büyük bir imparatorluktan gelmiş, ama Cumhuriyeti yoktan varetme cesaretini, başarısını göstermiş, çağdaş bir ülke olma yolunda birçok devrimi kısa sürede gerçekleştirmiş Ülkemiz de gelişmiş ülkeler arasında olabilmek için gerekli potansiyele sahip. Anadoluda zaten var olan hoşgörü kültürünün, kültürel zenginliğin, barışın çağdaş bilgi ile birleşmesi, gözlerimizdeki bağı kendi ellerimizle çözmemiz, dediğiniz gibi umutla çabalamamız birgün sonuç verecektir. Sizin kendi yaşamınızda tecrübe ettiğiniz gibi…
    Sevdiklerinizle beraber çok yaşayın, iyi günler görün dileklerimle…
    Perihan Aysal Adun

  2. Sevgili Abiciğim,

    Acımızı bu denli güzel bir yazıyla insanlarla paylaştığın için teşekkür ederim.
    Babamız nurlar içinde yatsın. Anacığımız da elbet. Bizim için çok özveride bulundular.
    Yoktan ve yokluklar içinde var ettiler bizi adeta. Babamız çok ama çok sevilen bir insandı.
    Gerek sizin nikah töreniniz gerekse O’nun cenaze töreni adeta bir insan seliydi.
    Sizin nikah kutlamalarınız halen sürerken öbür salonda beş nikah bitmişti.
    Babamız çok gülen, esprili, yaşam dolu bir insandı. Hem de o denli zor bir yaşam yaşamış bir insandan
    beklenmeyecek ölçüde. Huzur isterdi bulunduğu ortamda. Bir de “yok” kelimesini hiç sevmezdi.
    “Var diyelim ki, Allah var etsin Hanım.” derdi annemize. Gerçekten de Allah var etti.
    Bizleri okutmayı ve verebileceği her olanağı bizlere sunmayı başardılar.
    Başımızı eğmediler, boynumuzu bükmediler, bizimle gurur duydular ve hep gurur verdiler.
    Senin ve babamızın ölümüyle bir şekilde içine kapanan ve nedense hala bu acıyı atlamadığını hissettiğim
    Ali abimin üzerimde çok emekleriniz var. Haklarınızı ve emeklerinizi helal edin.

    Allah sizlere uzun ömürler versin.

    Siz benim ailemsiniz ve sizleri çok seviyorum.

    Kardeşin Hülya Saltık

    07 Temmuz 2014, İstanbul

    1. Sevgili Kardeşim Hülya,

      Babamızın aziiiiz anısı O’nun destek verdiği çooooook sayıda insanın gönüllerinde yaşıyor eminim.
      Elbette biz evlatlarının da sonsuz minnet ve şükranında…

      O, yeri geldiğinde en aziz varlığı olan canını, görevini yapma uğrunda genç yaşında gözünü kırpmadan vererek görev şehidi oldu.

      Yaşam ve ülkemiz aynı ölçüde cömert olmak şöyle dursun, olabildiğine eşitsiz hatta acımasız olsa da..

      Ben Edirne’de görev yaparken, ailenin büyük çocuğu olmam nedeniyle benimle temas Kuran Emniyet Genel Müdürlüğü,
      babamızın adını Edirne’de bir caddeye verdiler.. Edirne Tabip Odası’nın önündeki cadde..

      ŞEHİT HALİS ZEKİ SALTIK CADDESİ..

      Biz, şehit olarak da olsa, aramızdan ayrılmayarak olağan yaşamını sürdürmesini dilerdik.

      Her neyse..

      O bizlerin çalışkan, dürüst, onurlu, ülkeye yararlı insanlar… olmamızı isterdi.
      Bu doğrultuda çaba gösterdik yıllardır ve göstermeyi sürdüreceğiz.

      Babamız da, annemiz de yan yana ışıklar içinde olsunlar; öyledir de..
      Sen bir hukukçu – Avukat olarak Ali bir hekim olarak, ben de hekim ve öğretim üyesi olarak..
      Bütün insanları baştacı bilerek, hiç ayrım yapmadan, ülkemize ve ulusumuza – bayrağımıza sadakatla..

      Büyük ATATÜRK’ün akla ve bilime dayalı yolundan asla ayrılmadan..

      Sevgi ve saygı ile.
      8.7.2014, Ankara

      Dr. Ahmet Saltık
      http://www.ahmetsaltik.net

    2. Allah’n tüm rahmeti Halis abinin üzerine olsun,ruhu huzur bulsun.Halis abi hep kalbimizde. Kendinize iyi bakın.Sevgiler saygılar.

  3. Söz konusu ölüm olunca söylenecek bütün sözler tükeniyor. Ülkemizi bu kör döğüşüne sürükleyenler utansın. Böylesi durumlarda sabırlı olabilmeyi büyük bir erdem sayıyorum. Kalanlara baş sağlığı ve sabır diliyorum.

  4. Ahmet EFENDİ,

    Babanız, “ALEVİLERİN DEVLET ÖRGÜTLERİNDEN TEMİZLENMESİ OPERASYONLARI GEREĞİNCE ÖLDÜRÜLMÜŞ!..”

    Size “başınız sağ olsun,” diyemiyeceğim… Size yazıklar olsun!.. Ve yuh..

    Hamile babaannenizin öldürülmesinden sonra , babanızın öldürülmesini de “Atatürkçülüğünüzün altına yatırarak,” hoşgörmüşsünüz…

    Bin kere yazıklar olsun!.. milyon kere yuh…

    1. Rıza bey,

      Keşke önce asgari insan duyarlığı gösterip acımızı paylaşsaydınız sonra da zehir zemberek ne söyleyecek idiyseniz söyleseydiniz..

      Korkarım sizin içinizde zerrece insan sevgisi kalmamış?!..

      Bir Alevi’ye yakışan davranış örüntüsü size neden bu denli uzak??

      Anladık, çok ezilmiş – bedel ödemişsiniz galiba.. (Çok negatif ve çok itici kişiliğinizi de unutmadan..)
      Ama içinizdeki kin ve nefret salt bunlarla açıklanabilir mi?

      Bunları bilgece aşsanız, iç dengenizi dinginlikle kurabilseniz kavganızı emin olun daha başarılı götürürsünüz..
      Keskin sirke küpüne zarar değil mi??

      Sevgi ve saygı ile.
      15 Temmuz 2014, Ankara

      Dr. Ahmet SALTIK
      http://www.ahmetsaltik.net

  5. Sevgili Saltık, Senin bu yazdıklarını okuyunca “çok iyi tanıdığın bir dostunun” aile geçmişine müthiş benzerlikler buluyorum. Değerli anan-baban hakettikleri ebedi gururla ışıklar içinde uyusunlar. æ

  6. Saygıdeğer Hocam,

    Uzunca bir aradan sonra mekanınızı yeniden ziyaret ettiğimde, gecenin bu vakti gözlerimi nemlendirecek ve
    Tıbbiye’ye başlayıp sizinle tanışmamın üzerinden geçen dört yıldan sonra sizi aslında ne kadar az tanıdığımın
    farkına varmama neden olacak bu hikayeyi okuyacağım aklımdan dahi geçmezdi.

    Öncelikle, acılarınızı tüm içtenliğime paylaştığımı söylememe izin verin.

    Sizi, yanlış hatırlamıyorsan 2010-2011 güzünde, Tıbbiye’nin birinci sınıfında, Cebeci’deki 50. Yıl Salonundaki
    unutulmaz dersinizde tanımıştım. O derste, genç Cumhuriyetin sağlık alanında yaptığı atılımları; Refik Saydam,
    Nusret Fişek gibi tarihe isimlerini altın harflerle yazdırmış meslektaşlarımızın çabalarını;
    onca yokluk içinde trahoma karşı verilen savaşı anlatmıştınız bizlere ve ben de dersin bitiminde sizi alkışlayan ilk kişi olmuştum.
    O günden bu tarafa, yakın tarihimizde yaşanan üzücü olayların ışığında, bir zamanlar varolmuş olsa da
    bugün yokolmaya yüz tuttuğuna inandığım Anadolu Hümanizması denen şeyin sizin kişiliğinizde
    biçimşendiğine inanmamı sağlayacak ölçüde tanıdım sizi. Ancak inanın, bu denli büyük acılarla yoğrulduğunuzu
    aklımdan geçirmemiştim. Bu sayfanın müdavimlerinden birinin azılı bir Cumhuriyet düşmanı olduğu göz önüne alınırsa,
    Cumhuriyet’in “bilhassa kimsesizlerin kimsesi” olduğunu unutmaksızın, O’nu yüceltmek için çalışmanıza
    ancak derin bir hayranlık duyulabilir.

    Siz ve ailenizle dayanışma duygularımla, bir kez daha, acılarınızı paylaşıyorum.

    Saygılarımla, 19.7.14

    Arda H. Civelek

    1. Sevgili Arda,

      Teşekkür ederim insan duyarlığına..

      Senin 20’li yaşlarının çok başında gösterdiğin olgunluğu, senin 3 kat yaşında olan birileri gösterebilmekten
      ne denli uzak… Ne yapalım ki insanlarımız böylesine farklı düşünebiliyor.
      Önemli olan zıt görüşlerin çarpışması ve uygar bir ortak zemin yakalanması..
      Bütün sabrımızla buna çaba gösteriyoruz.

      Onaylayanlardan güç alıyoruz; yerenlerden öğrenmeye çalışıyoruz..
      Hepsini Yaradan’dan dolayı hoşgörmek dışında seçeneğimiz yok..

      Sevgi ve saygı ile.
      19.7.2014, Ankara

      Dr. Ahmet Saltık
      http://www.ahmetsaltik.net

  7. Bu ülkede 12 Eylülde olayların ayırdına varmış her benzer kişi için zorluklarla geçen bir yaşam ve meslek Aşkı…ŞEHİT HALİS ZEKİ SALTIK’ı Allah gani gani rahmet eylesin…Ruhu şad olsun… baki selamlar…

  8. Sevgili Ahmet abim,

    Ben belki ilk kez Dayımın şehit oluşu ile ilgili ayrıntılı bilgiyi şu anda okudum ve ne ilginçtir ki, 7 Temmuz benim doğum günüm. Tam altı yasindaymisim. Emin değilim ama aksam saatleri gibi gelen haberle annem yikilmisti. Ben dayımı belki bir ya da iki kez gormusumdur. Hep cenazesinde basılan fotografiyla hayalimde yer almıştır. Annemler hiçbir zaman bu olayla ilgili ayrıntı vermediler, belki ofkelenmeyelim diye. Ama Dayımların, teyzemlerin, anneannemlerin yaşadıklarını az çok biliyorum.

    Çok üzücü ve acı olaylar ve sizin yaşadıklarinizi, duygularinizi ilk kez senden bu şekilde okumak, öğrenmek daha acı. Kuzenin olarak yaşadiginiz bu acıları paylasamamis olmak çok kötü.

    Atalarimizdan ve sizin gibi değerli abilerimizden aldigimiz insan sevgisiyle var olmaya
    ve bu sevgiyi yaymaya devam edecegiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir