Nihat Genç yazdı: İslamcılığın son günü

Nihat Genç yazdı:
İslamcılığın son günü

portresi

 

 

 

 

Dostlar,

Çok değerli, birikimli ve yürekli yazar Sayın Nihat GENÇ‘ten oldukça önemli bir yazı..
Epey uzun ama okumaya değer.. Okunmalı… Yazı, biraz sıkıştırarak 8 sayfa.
Nasılsa uzuuun mu uzun tatillerdeyiz milletçe..
Yöneticilerimiz bizlere böyle uzun tatiller bahşediyor (!),
bizler de kanyollarına dönen karayollarında her 9 günlük tatilde günde
ortalama 15 kurban veriyoruz..

5 günün bilançosu: 77 ölüm, 212 yaralı..
Düşen helikopterde yitirilen 7 insanımız dışında..

Allah bir parça akıl versin bu topluma.. başka ne demeli??

Sevgi ve saygı ile.
07 Temmuz 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

pdf biçiminde : Nihat_Genc_yazdi_Islamciligin_son_gunu

====================================

ARTIK KIRK YILLIK BİR TARİHİN BİR DÖNEMİN SONUNA GELDİK
HEM CEMAAT HEM DE İSLAMCI KUŞAKTA BENİ EN ÇOK ŞAŞIRTAN…
KASITLA ACISI SICAK BERKİN’İN AİLESİNE İFTİRA ATIYOR
İFTİRALARA KARŞI İSLAMCI YAZARLAR YEDİ YIL SUSKUN KALDI
ERDOĞAN İSLAMCI İDEOLOJİNİN DEVRELERİNİ YAKMIŞ SİGORTALARINI ATTIRMIŞTIR
MESELA GEZİ OLAYLARI’NIN GERÇEK SEBEPLERİNİ HER BİR İSLAMCI İYİ BİLİYORDU
DÜZ BASİT MÜSLÜMANLARI HİÇ CİDDİYE ALMAZLAR
İÇ VE DIŞ POLİTİKADA KIMILDAYACAK HALLERİ YOK

Türkiye’de ve dünyada İslamcılığın yükselişine şahit olan bir hayat yaşadık. Binlerce makale kitap okuduk. Türkiye’yi ve dünyayı nasıl bir felakete sürüklediklerini gördük. Partilerini tanıdık. Gazetelerini okuduk. Liderlerini her gün izliyoruz.

Bir de üstüne İslamcılar uzaydan gelmediler, eli kalem tutanların ve siyaset yapanlarının yüzde doksanına varan bir kısmını ilk gençlik yıllarından beri takip ediyoruz arkadaşlıklarımız var. Savruluşlarını dangalaklıklarını sebepsiz öfkelerini mazlum edebiyatlarını hızla zenginleşmelerine ve birden Suriye’de Müslümanı Müslümanı öldürecek denli gözlerini karartmalarına şahit olduk.

ARTIK KIRK YILLIK BİR TARİHİN,
BİR DÖNEMİN SONUNA GELDİK

İki gün önce Tayyip Erdoğan’ın İsrail’le andlaşma sonrası Mavi Marmara ve İHH için ‘giderken bize mi sordular?’ çıkışıyla artık kırk yıllık bir tarihin bir dönemin sonuna geldik… İsrail’i dost ve müttefik ve kendi ideolojik arkadaşlarını karşısına alan ‘bana mı sordunuz’ çıkışı, Milli Nizam Partisi’nin kurulduğu günden bugüne İslamcılık ideolojisinin yaşadığı en büyük parçalanmadır.

Yenilikçilerin Erbakan’dan ayrılması büyük bir kırılmaydı ama iktidarın getirdiği nimetler bu kırılmayı affettirdi ve iktidar ağızlarının popülist idealist İslamcı söylemleri ve imam hatipler başörtüsü konusunda icraatlar
bu büyük kırılmaya çelikten kaynak gibi onarmış gibi benimsendi. 
Birkaç ay önce Davutoğlu’nun nedensiz kovuluşunu hem gençlik hem partililer hazmedemedi ve parti bitmeyen bir kavganın içine girdi. Ancak şimdi daha devasa bir patlama oldu, İslamcı İdeolojiyle büyük bir kopuş dönemine girildi.

Yani ‘dik dur eğilme Kastamonu seninle’ sloganlarının sonuna geldik.

HEM CEMAAT HEM DE İSLAMCI KUŞAKTA
BENİ EN ÇOK ŞAŞIRTAN…

Bugün Yeni Şafak’ta Karar Gazetesi’nde ve birçok ekranda iktidarları boyunca konuşup yazıp duran İslamcı kuşağın yüzde altmış yetmiş demiyorum yüzde doksanını çok yakından ve çok içerden ve çok özel ilişkileriyle tanırım. Ben bir yazarım, bu toprağa borcum ve sözüm var, şahitliğimi tarihin sayfalarına bırakmak zorundayım ve İslamcı İdeolojinin iktidar tarafından nihayet terk edildiği bugün, ilk kitap okudukları günden beri takip ettiğim onlarca İslamcı yazarın‘hezimetle biten’ bu son günlerinde bir büyük hayat dersini hatırlatmak zorundayım.

Hem Cemaat hem de İslamcı kuşakta beni en çok şaşırtan: operasyonlar sürecinde akıl almaz gaddarlıkları ve duygusuzlukları ve oh olsun hak ettiler korosunun başını çekmeleri oldu. İşte bu süreçte, bilimsel anlamıyla ve kitabi bilgiyle tam olarak: suçluluk duygusu noksanlıklarını gördüm, şaşırdım. Güvenilmez sahtekar olduklarını gördüm şaşırdım. Benmerkezci olduklarını gördüm şaşırdım. Samimi ilişki kurmayı beceremediklerini gördüm şaşırdım. Cezadan ve başlarına gelen felaketlerden ders çıkartamayışlarını gördüm şaşırdım. Kendi davranışlarını kavrama noksanlıklarını gördüm şaşırdım. Önceden bir plan yapmayı öngörmeyi beceremeyişlerini gördüm şaşırdım. Gazete yazarından başbakan Davutoğlu’na Tayyip Erdoğan’a kadar bu gözlemlerim beni hayal kırıklığından öte insanlık adına kahredici isyan eden bir noktaya taşıdı ve bir soru sordum, bir insan evladı, bu kadar zalim duyarsız nasıl olabilir?

Bir zaman vakit bulursanız Say Yayınlarından ‘Kötülüğün Anatomisi’ kitabını okuyun. Yıllardır bu sütundan bu arkadaşlara söylediğim ve yaptığım ağır muhalefetin psikolojik köklerine dair neler söyledim neler yazdım, bilimsel olarak birlikte anlamaya çalışalım. Ülkede ve orta-Doğu’da milyonlar göç ediyor, yüzbinlerce çocuk öldü, yüzbinlerce çocuğun eli kolu kesildi, IŞİD canavarı peydah oldu, ülke içinde Gezi Olayları meydana geldi, gençler acımasızca öldü onlarcasının yüzü gözü dağıldı, ve Orta-Doğu’da Arap Baharı ve ülkemizde yine Ergenekon Balyoz Oda Tv operasyonlarıyla ordu emniyet tasfiye edildi, yağma gasp hukuk dışılık olağan hale geldi. Tüm bu olayları izlerken hep aynı soruyu bu sütunlardan sordum: bu kadar kör bu kadar hain bu kadar acımasız bu kadar aptal bu kadar öngörüsüz bu kadar kukla bu kadar cahil nasıl olabilirler?

Yazımın sonunda hikaye ederek söyleyeceğimi acelesi olan okuyucular için baştan söyleyeyim: İsrail ve Amerika ve Suudlar orta-doğu’da İslamcı ideolojiyi Bağlantısızlar hareketinin en önemli liderlerinden ve Arap dünyasını büyük lideri Cemal Nasır’ı ve Baas’ı ve milli sosyalist oluşumları ve milli devletleri yıkmak için beslediler. Besledikleri İslamcı oluşumlar güçlendikçe tıpkı Afganistan’daki gibi İsrail ve Amerika ve Suudlar’ın zaman zaman kontrolünden çıktı ancak depremler felaketler Arap Baharları büyük iç savaşlar, bugünkü sonuca geliyoruz. Başta Arafat ve diktatörlüğe dönüştürülen Saddam Esat ve Türkiye’deki ‘kemalist’ diye damgaladıkları orduyu yerle yeksan ettiler. Yani, görev tamam. Ve son hamle: Ümmetin lideri ve İslamcı ideoloji yuvasına döndü: İsrail’in kucağında…)

Ne hazindir ki (onlarca İslamcı yazar ve önderi çok ama çok yakından tanıdığım için) cevabı çok zor bu siyasi soruları bugün sorabilecekleri bağımsız bir yayın organları dahi kalmadı ellerinde. Ancak bizim elimizde bu süreçte dönüştükleri insanlıkdışı ‘acımasız gaddarlığı’n psikolojik yönlerini insanlık için anlamak gibi büyük bir dert kaldı.

KASITLA, ACISI SICAK BERKİN’İN AİLESİNE İFTİRA ATIYOR

Öncelikle büyük iç savaşlar ve I. ve II. Dünya savaşından sonra yazılıp çizilen sosyolojik ve psikolojik değerlendirmeleri sil baştan yeniden önüme koydum, bu acımasız kişilik, bu otoriteye tapınan insanlar, bu başkalarına kör yazarlar, bu kitleselleşen kötülüğün sıradanlaşması, nedir, bir daha anlamaya çalıştım. Küçük örneklerle hatırlayalım düşünün bir lider toplumun sokak olaylarıyla infilak ettiği günlerde ekrana çıkıyor ve Mısır’da öldürülmüş bir kız çocuğu için ağlıyor, ağlaması güzel, ancak bir dakika sonra aynı liderin Berkin Elvan’ın öldürülmesine(güvenlikten ve hukuktan kendi sorumluğu olduğu halde) aynı tepkiyi vermiyor, hatta kasıtla acısı sıcak Berkin’in ailesine iftira atıyor.

Kendi klanına duygulanıp ağlayan ama başkalarının acılarına kapalı, yüzlerce örnek vermek mümkün. Ve on beş yıl aralıksız sebepsiz bir öfke, binlerce örnekten bir tanesi, toplum Ensar Vakfı’nın sapığını konuşurken ekrana çıkan İslamcı yazar bir zamanlar başörtüsü eylemi yapan kız öğrencilerin gözaltına alınıp ne acılar ne zulümler yaşadıklarını anlatıp Ensar Vakfı sapığının konuşulduğu programa bu şekilde saçma bir girizgahla lafa giriyor, buna benzer, bağlamı anlamı tamamen kopuk, on binlerce tartışmaya konuşmaya milletçe şahit oldunuz. Onlarca İslamcı yazarı birebir yüz yüze yakın ilişkilerle tanıdığım için büyük şaşkınlığım daha da büyüdü ve sorum hep şu oldu: empati duygusundan neden yoksunlar! Neden bu kadar gaddar ve duyarsızlar?

Empati kısaca, birinin eline iğne batmasını gördüğünüzde beyninizde o iğne sizin elinize batıyor hissi yaşamanızdır. Ancak beyninizde bir bölge hasar görmüşse iğne batmasına ilgisiz kalırsınız. Bir işçinin kafasına çubuk saplanıyor ve ameliyatla çıkarılıyor, ameliyat sonrası işçinin empati duygusunu kaybettiği görülüyor, çünkü çubuk beyinde empatiyle ilgili bölgeyi harap etmiş. Bu yazarların kafasına İslamcı ideolojinin çubuğu battı ve o bölge duyarsız hale geldi. İnsan beyninde ‘sosyal ve duygusal bilginin deposu bölge’ hasar görürse empati ortadan kalkar, başkasına merhamet başkasına şefkat başkasının acısına ortak olmak, ortadan kalkar.

Beyindeki empati devresinin iptaliyle, acımasız gaddar başkasının acılarına kapalı bir insan olursunuz, başıboş kalırsınız, bencilleşirsiniz, cinayet ve tecavüz sizin için ahlaki sorun olmaktan çıkar, Ensar Vakfı sapığında olduğu gibi, nice örnek. Daha ötesi psikopat tipi azgın psikojik vaka haline gelirsiniz, durdurmak mümkün olmadı, bu psikopat tipi kitlelerine çoktan bulaştırıldı.

İFTİRALARA KARŞI İSLAMCI YAZARLAR
YEDİ YIL SUSKUN KALDI

İslamcılık bir ideoloji olarak kendi taraftarlarında ‘empati duygusunu’ nasıl yok etti, şöyle:

Öncelikle İslamcılığın bir hedefe odaklanması yüzünden. Bir hedefe odaklananlar yanı başında etrafta olup bitenlerle çok da ilgilenmez. Hedefe giden yolda arızalar irili ufaklar felaketler çıkabilir, insanlar ölebilir, işkence görebilir, hukuksuzlar olabilir, insan hakları ihlalleri normaldir, çünkü bunlar üstünde durulmayacak önemsiz hadiselerdir, hedefe şartlanılmıştır. Yani, Şam’da Cuma namazı ya da Gazze’yi ablukadan kurtaracak ümmetin büyük liderinin hırsızlıkları bakara makara maskaralıkları ve operasyon mahkemelerinde binlerce insana yapılan hukuksuzlar ve cemaatin iftiralarıyla makamları elinden alınan hayatlar, çalınan imtihan sorularıyla hakları ellerinden alınan milyonlarca gencin acıları, hepsi önemsizdir.

Bu yıllarca çalınan sorular bu yıllarca atılan iftiralara karşı İslamcı yazarlar yedi yıl suskun kaldı, bu feryatların ve acıların hepsini duymazdan geldiler, ta ki 17-25 operasyonuyla kendi başlarına gelene kadar. Çünkü ‘odaklandıkları’ hedefleri vardı: ümmetin liderliği, Osmanlı haritası, Şam’da Cuma, Gazze’yi kurtarmak. Ve kırk yıldır odaklandıkları bu mübarek yolda insan aklına gelip gelmeyecek her türlü vatan hainleriyle işbirliğine girmek, bir zamanlar Soros’un liberalleriyle bir zamanlar Suriye’nin çok sonra IŞİD saflarına girecek kanlı örgütleriyle, bir zamanlar Amerika’nın savaş makinesinin eş başkanlığıyla, bir zaman PKK’yla çözüm masasında, bir zamanlar cemaatle…

Odaklandıkları kilitlendikleri şartlandıkları büyük hedefe varabilmek için ahlak merhamet insanlık hukuk tanımadan herkesle her şekilde ittifaklar kurdular. Odaklandıkları hedefin hatırına mideleri kalksa da liberallere katlandılar cemaate inanmasalar da Müslüman kardeş göründüler acılara işkencelere hukuksuzluklara sessiz kaldılar. Ve İslamcılık ideolojisi ümmetin liderini ilan etti ve ümmetin lideri Orta-Doğu’da kılıcını çekti, biz-siz demeye kafir-müslüman demeye, biz-onlar demeye, toplumu dünyayı geçtim Müslümanları içerden iki kutuba mezheplere ayırmaya başladı.

Burası da önemli, şayet beyninizden ötekileri çıkartıyorsanız, şayet zihninizde başkalarını insan yerine koymuyorsanız, şayet düşüncenizde başkalarını hak hukuk adalet kardeşlik ve eşitlik gibi ortak değerler içinde görmüyorsanız, beyninizin bir yarısı yok demektir. İslamcı ideoloji yazıları ekranları ve liderlerinin konuşmalarıyla başkalarının duygularını başkalarının acılarına haklarına hukukuna kendini kapattı beyinlerinin bir yarısını iptal ettiler. Kendi mağduriyetlerinden başka empati kurabilecek kimse kalmadı, milyonlarca insanın göçü ölümüne rağmen ekranlarda Tayyip Erdoğan’a şiir okuduğu için yapılan eziyetler işkenceler döndürülüp durdu.

Daha da ötesi, ideolojik kotlamaları yüzünden, kendilerine ayak bağı olan kendilerini eleştiren kendilerini sevmeyen her yapıyı kurumu kişiyi siyonizmle Yahudililerin oyunuyla açıklayan bir ideolojiden en merkezi yere alıp konuştular. İslamcı ideoloji hedefine doğru, belediyeleri, imarı, yaylaları, holdingleri, gazeteleri, bankaları onbeş yıl içinde odaklandıkları bu hedef uğruna yağmaladılar, gasp ettiler, vakıflarına ya da kendi adamlarının tapusuna geçirdiler. Ve bu korkunç gelişmeleri ekranları da gasp edip muhalefeti hepten sindirdikleri için bizler TV karşısında duvara çiviyle çakılmışız gibi kımıltısız çaresiz seyrettik.

ERDOĞAN İSLAMCI İDEOLOJİNİN DEVRELERİNİ YAKMIŞ SİGORTALARINI ATTIRMIŞTIR

Kardeşlerim, Tayyip’in İsrail andlaşması üstüne bana mı sordunuz çıkışı İslamcı ideolojinin devrelerini yakmış sigortalarını attırmıştır, bu çıkış, kırk yılını dolduran İslamcı hareket için çok büyük bir dönüm noktasıdır. Şimdi dersimize iyi çalışalım İslamcı İdeolojiyi duygusuz gaddar zalim yapan ‘devrelerine’ bakalım. Bu kırklık yolda oluşturulan beyinlerindeki ‘kablo düzenine’ bakalım. Her İslamcının beynini meşgul edip dolduran santral telefon panosu gibi birbirine bağlı açık yüzlerce kablo vardır, bu kablolara tek tek bakın, birkaç şair vardır Necip Fazıl, Sezai Karakoç İsmet Özel, birkaç gazete vardır Yeni Şafak Akit gibi, Bosna savaşına sessiz kalan batı dünyasına büyük bir nefret vardır, Afganistan ve Bosna’da ve Çeçenistan’da ve Orta-Doğu’da birkaç İslamcı komutanın adı vardır, evliya sultan Abdülhamit vardır, din düşmanı Atatürk vardır, beşeri düzen laiklik vardır, İsmailağa Nakşiler gibi birkaç tarikat ve şeyhlerinin isimleri vardır, bu minvalde çoğaltabilirsiniz.

Bu isimler İslamcı İdeolojiye bir çerçeve inşa eder. Mesela bu kablolardan Abdullah Gül, Bülent Arınç, Davutoğlu çıkartılırsa, bu devreler teklemez.
Ancak bu kapalı devrede bütün kabloların bağlandığı tek bir ana kablo vardır: o da İsrail düşmanlığıdır. Ayrıca beyinlerindeki bu pano onları gün boyu meşgul eder, ki gaddarlıklarının en büyük sebebi budur, bu pano dışındaki dünyaya karşı duygusuz ilgisizdirler, bu pano dışındaki insanların acıları üzüntüleri onları hiç alakadar etmez. Bu kablo düzeni kırk yılda oluşturulmuştur. İdealleştirdikleri ilahileştirdikleri yolda yüzlerce ittifak ve işbirliğine girmişlerdir ancak dışardan hiç kimse bu temel panoda yer almaz, ittifaka girdikleri her kurumu hatta devleti hatta hukuk kurumlarını dahi nesnelleştirip araçsallaştırmayı bir şekilde hukuk insanlık değeri tanımayarak başarmışlardır.

İşte bu İslamcı kablolarla kontrollü bir evren oluşturmuşlardır. Saatlerce sıkılmadan aynı lafları aynı isimleri boşa dönen çamaşır makinesini seyreder gibi hiç sıkılmadan konuşur dinleyebilirler, şu anda kırk ayrı ekranda yaptıkları gibi. Psikolojik olarak şunu söyleyebiliriz, bu insanların büyük öfkesi öncelikle iktidarın ellerinden gideceği korkusudur, ancak, asıl korku, işte beyinlerinde kendilerine konfor sağlayan bu panonun bu kabloların uçlarının açık kalacağı, ilahi büyük hedeften uzak kalacağı, bu devrelerin yanacağı çökeceği korkusudur.

MESELA GEZİ OLAYLARI’NIN GERÇEK SEBEPLERİNİ HER BİR İSLAMCI İYİ BİLİYORDU

Bir satranç oyuncusu düşünün, gün boyu zihnini satranç oyunları meşgul eder, bir kağıt oyuncusu düşünün, zihnini bir deste iskambil kağıdı meşgul eder, satranç ya da kağıt oyuncusu kendini bu oyun bu taşlar ve bu kağıtlarla meşgul eder. Aslında bu örüntü sadece zihnini meşgul etse zararsız hatta iyi insanlardır diyebiliriz, bir şekilde kendilerini meşgul etmeye yatıştırmayı rahatlatmayı başarmışlardır diyebiliriz, ancak, zihinlerindeki bu örüntüye bir daha bakın, dünyaya ve çağdaş dünyaya ve hukuku ve başkalarına acımasızca meydan okuyan kuralsız ahlaksız dünyadışı kablolar.
Ancak zihinlerindeki bu örüntü hedefe odaklanmada birbirlerini tamamlayan bir yapıdadır. Karmaşık bir bütün.

Diyelim ülkede bir deprem oldu. Bu deprem anında İslamcı çocuğun aklına gelen ilk şey senin benim gibi çürük denetimsiz yapılardır, ancak İslamcı çocuğun beynindeki elektrik kutusundaki açık kablolar cenabetler yüzünden deprem olduğunu söyler. Doğru olanın çürük binalar olduğunu kendi de bilir ancak doldurulmuş beyni onu beynindeki kablolar gibi tavır almaya zorlar.
Neden? Çünkü İslamcı farklıdır, ilahi ve mübarek olanı düşünür, ilahi ve mübarek olanı ancak bu kablolar akıl edebilir… İslamcı bu kablo düzeninden dışarıya çıktığında günahkar olacağını düşünür.

Mesela Gezi Olayları’nın gerçek sebeplerini her bir İslamcı iyi biliyordu, ancak, Gezi Olayları’nın siyasi yorumlarında beyinleriyle insan aklıyla empati duyguları tamamen koptu ve zırvalamaya başladılar. Yalan ve iftiralara kasıtla inandılar. Utanmaksızın duygusuz psikopatlar gibi yalan söyleyip psikopatlıklarını tescil ettirdiler. Mesela bir pişmanlık duygusu hiç yaşamadılar, yalanlara koşullandılar, çünkü beyinlerindeki en önemli kablo, en baş kablo, ümmetin lideriydi, ümmetin liderinin zil sesiyle uyandılar ümmetin liderinin zil sesiyle köpürdüler yalan iftira saldırılarına başladılar. Psikopatlıklarını kendi kitlelerine bulaştırmaktan korkmadılar. Kutuplaşma ve cepheleşmeyi kışkırtıp düşmanca açmaya korkmadılar.

Ümmetin lideri ve ümmetin liderinin odaklandığı büyük hedef uğruna zalimliklerini hiç sorgulamadılar. Utanma duygularını hepten kaybettiler.
Suriye topraklarında devlet dışı katil örgütlerle işbirliğine girecek denli gözlerini karartılar dünyanın en manyak örgütlerini beslemekten çekinmediler. Akıl sağlıklarını hepten kaybettikleri yer Suriye’dir.
Çok güvendikleri devlet dışı muhalif İslamcı gruplara askeriyeden çaldıkları silahları bakanlıklardan çaldıkları paraları arabaları verdiler, sonuç, güvendikleri dost İslamcı gruplar IŞİD saflarına geçti. Önce Irak’taki feodal liderleri Ankara’ya getirip IŞİD’e sahip çıkmalarını söylediler. IŞİD’e çok uzun süre sahip çıktılar, çözüm masasında PKK karşısında kaybettikleri dengeyi Kobani’de IŞİD’in PKK’yla savaşıyla dengelemek istediler.

Ve çok geçmeden başkalarının acı çekmesinden haz duydukları bir dönem başladı, intihar bombaları yüzlerce insanı öldürürken onlar iktidarı ve liderlerini özenle korumak için her türlü istihbarati yalanı söylediler, yetmedi, özü-sözü bir Akit Gazetesi’nin sadist yayınları İslamcı yazarlar için ‘hazzın kaynağı’ydı. Ölülere dahi saldıran Akit Gazetesi sadist ve nefret çizgisini
hiç bozmayan beyindeki panonun ta kendisidir. 
Unutmadan İslamcıların ilahi kelimeleri vardır duyguları yoktur. Kurban kesilirken tekbir getirilmişse artık kurbanın acısı söz konusu edilmez. İslamcılar tekbir getirdikten sonra herkes hepimiz hak yolunda kurbanız, kurbanların üzüntüsü düşünülemez.

Duygu, bedenimiz ve gündelik hayatımızla ilgilidir, hikaye film drama trajedi duyguların sahasına girer, İslamcının beyin kutusunda sadece ilahi emirler ayet hadis siyer vardır. Ve unutmadan bir gösteri çağı değeri olarak ekran şöhretinin psikopatlaşmalarına katkılarından da söz edebilmeliyiz. Ekran şöhretiyle hatalarını yanlışlarını günahlarını bastırıp görmezden gelmeleri dönemi başladı, ekran gözlerini kararttı ve pervasızlaştılar, imara paraya gark oldular ve bu değişimleri İslamcıların abdestini ahlakını hiç bozmadı. Lidere itaat edecek yüksek bir kürsü bulmak başlarını döndürdü ve düşünce ve meziyet olarak başarısız ve öngörüsüz hatta delirmiş hatta bir Amok koşucusu olduklarının hiç önemi kalmadı.

Şöhret oldukları ve iktidarda kaldıkları sürece cinayet tecavüz hırsızlık ve sapıklık ve aleni hukuksuzluk ahlaki bir sorun olmaktan çıktı. İslamcı gencin beyninde kurdukları içe kapalı kablo düzeni ve odaklandıkları ilahi hedef düdüklü tenceredeki buhar gibi İslamcılar’ın nedensiz öfke nöbetlerinin ta kendisidir. İslamcı gençleri ekran konuşmaları konferans arkadaş toplantılarıyla bu kablo düzenini ayakta tutmak için ‘duygusal istismar’a tabi tutarlar, ele geçirdikleri ekranlardan hala bu duygusal istismarı geniş kitlelere saldılar. Biz’i ben’i lider’i ve ümmeti dünyanın en büyük mağduru acı çekeni propagandasını sürdürmekten yorulmadılar.

DÜZ BASİT MÜSLÜMANLARI
HİÇ CİDDİYE ALMAZLAR

Ayrıntılar da verelim… Odaklandıkları büyük hedefe zararı olmayan ancak kendilerine arka çıkan herkesi sahiplenirler, iktidarda kendilerini nihayet güçlü hissettikleri ana kadar, güven ve meşruiyet eksikliklerini güya liberal kalemleri maaşlayarak gidermeye çalıştılar. Yardım kuruluşlarında para tutan ağbilerin hepsi istisnasız ahlaksızdır ve yalan söylerler, paranın kaynağı ve harcandığı yerlerin bilgisini kimse merak etmez, bugüne değin hiç kimse de soruşturmayı aklından geçirmemiştir. Kendi içlerinde para ve makam kapmayı becerememiş düz basit Müslümanları hiç ciddiye almazlar, yüzüne bakmazlar, gizlice aşağılık insan muamelesi çekerler, bunu şöyle yaparlar: ‘çok temiz arkadaştır’.

İçlerinde kendi iktidarlarını kapalı mahfillerde çok ağır eleştiren entelektüel gruplar vardır, ancak konuşmanın sonunda bir CHP analizi yapıp bu eleştirilere rağmen ümmetin liderine tam sadakat yola devam ederler.
Ve iktidara geldikleri o meşhur tezkere günlerinde Irak’ta Amerikan bombalarına ve yıkımına ve yüz binlerce çocuğu öldürmesine sırf iktidarlarının huyu suyu hürmetine sessiz kaldılar ve Amerika’nın yanında yer aldılar. Sorun da bu ‘suskunluğun’ karakterindeydi, bu suskunluk, geçici bir suskunluktu, güçleninceye kadar, iç politikada hukuk yargı engellerini birbir ortadan kaldırıncaya kadar bir suskunluk.

Kafası çalışan uyanık aydınların İslamcı iktidara yalakalık süreci de hiç kolay olmadı, yaşları 40-50 arası bir kuşak, iktidara yakın olanların ödüllendirildiği, uzak bağımsız kaldıklarında cezalandırıldıkları acı dolu bir dönem yaşadılar ve çok geçmeden bu ceza-ödül oyununu kabullenip (birkaç istisna) gözlerini ve beyinlerini iktidarın emrine robot gibi sundular. Ve süreç boyunca insanlık ahlak merhamet hukuk şefkat adına ellerinde hiçbir şey kalmadı, sonunda kışkırtılmaya ve iç savaşa çok müsait bu manyaklar ordusunun kırk yıl sonunda ellerinde sadece mazlum propagandası yaptıkları Gazze ve İsrail düşmanlığı kalmıştı.

İki gün önce Cumhurbaşkanı’nın ‘bana mı sordular’ çıkışıyla yıkılan şey, uğruna insanlıklarını rezil ettikleri ellerinde kalan İslamcı İdeolojinin son kalesidir. Şimdi İslamcı İdeolojinin önder kalemleri ümmetin liderinin İslamcı ideolojiye bu meydan okuyuşunu ‘reel politika’ olarak açıklamaya çalışıyor, İslamcı ideolojiye ümmetin liderini yine mağdur ve mazlum göstermeye çalışıyor. Kuşkunuz olmasın, bu kırk yıllık sürecin son on beş yılında İslamcı ideoloji parayı serveti ve makamı öyle sevdi ki; kaybeden, gençlik idealleri romantik İslamcılık olacak, konfora çoktan gark olmuş kalemler İsrail dostluğunu pekiştirmekte zorluk çekmeyecektir ve uğruna onurlarını kişiliklerini koydukları İslamcı İdeolojiyle dalga geçmekten hiç çekinmeyecekler! Reel politika nedir, acımasız gerçek, zalim gerçek, gaddar gerçek.

Dönelim 1960’ların yeni yeni filizlenen İslamcı hareketlerine, güçlenmek palazlanmak için batılı ajanlarla koyun koyuna işbirliğine girmişlerdi, her şey, gizli hedefleri için.

İÇ VE DIŞ POLİTİKADA
KIMILDAYACAK HALLERİ YOK

70’li yıllardan bugüne Orta-Doğu’da ve Türkiye’de batılı emperyalistlerin yıkmak imha etmek istedikleri her görevi başarıyla yerine getirdiler, her şey, odaklandıkları gizli hedef içindi. Günün sonunda bugün, görev tamam,
İsrail tarafından Müslüman ülkeleri parçalamak iç savaşlar mezhep savaşları çıkartmakla görevlendirildiler ve yeniden İsrail’in kucağındalar. 
İç ve dış politikada kımıldayacak halleri yok. Ama altlarında yağması talanı makamı servetleri imarıyla yemekle bitmeyecek bir iktidar var, şüpheniz olmasın İslamcı İdeoloji kaybedecek, iktidar hevesleri galebe çalacaktır.

Olan Nasır’a, Arafat’a ve liyakatla hukuk ve askeri makamlarında oturan yapılara ve ülkelerini terk eden milyonlarca insana oldu. Olan Orta-Doğu topraklarında kolu bacağı üç-beş yaşında kopmuş yüzbinlerce minicik kızlara oldu. Beyinlerindeki pano zaten dünya dışıydı dünya bu panoyu kabul etmedi ve nihayet patladı infilak etti, olsun, ellerinde bir büyük saray ve iktidarı var, kısa günün karı. Kırk yılda oluşturulan ayet şeyh din kardeşi takiyye mezhep sahabe Bosna Afganistan Osmanlı saray bütün kabloların devreleri koptu.

Olsun, imarlar belediyeler ihaleler var. Ama bize, ülkemiz ve insanlığa ders çıkartılması gereken, çok vahşi bir tarih ve coğrafya bıraktılar. Anadolu’nun saf temiz kasabalarından gelmiş çocuklarının nasıl gaddarlaşıp nasıl zalimleştiklerini kırk yıl yazsak dahi anlamakta güçlük çekeceğimiz vahşi bir dönem. Hedefe odaklanan insanların dünyayı başkalarını görmezden gelip nasıl gaddarlaştığını bütün dünya gördü. Kasabalarında gencecik çocukları bir İdeolojinin kafesi ve odasına alıp, başkasına dış dünyaya insanlara ait duyguları kabloları kopartıp kapattığınızda, ortaya nasıl bir büyük baş edilmez canavarlar çıktığına, şahit olduk.

Gelecek kuşaklar bu canavarın anatomisine dair bizden daha detaylı daha sıkı siyasi sosyolojik ve psikolojik bilgiler bekliyor.

Nihat Genç
Odatv.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir