Meslek hastalıkları: Malul bırakarak listele ki gizleyebilesin…

Meslek hastalıkları:
Malul bırakarak listele ki gizleyebilesin…

Portresi

 

Prof. Dr. İbrahim AKKURT
İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı

 

 

Negrel kızdı: Haydi efendim! dedi. Kafanız ezildiği zaman, işin ucu size mi dokunacak?
Hiçbir zaman! İşletme size yahut karılarınıza maaş bağlamak zorunda kalacak…”
(1)

Bu diyalog daha doğum aşamasındaki kapitalizmin işçi/çalışan sağlığına, meslek hastalıkları
ve iş kazaları gerçeğine yaklaşımını belki de onlarca cilt kitaptan daha iyi anlatmaktadır.
Satırlar Emile Zola’nın işçi sınıfı mücadelesini destanlaştıran başyapıtı Germinal’den…
Olaylar 1860’larda Fransa’nın kuzeyinde bir madende geçmektedir…

Doğum aşamasındaki düşüncesi bu olan kapitalizmin giderek daha da fazla vahşileşeceğinin de ilk işaretleridir aslında bunlar.  O günden bu güne kâr maksimizasyon hırsı, insana yaklaşımı
hiç değişmedi; hatta artarak ancak daha da sinsice devam etti, ediyor.  O kadar sinsice bir tezgahla devam ediyor ki, o kadar süslü şablonlarla pazarlanıyor ki… İçine insan hakları,
sosyal yardım, tazminat, kayıt, sistem, liste vb. soslar katılarak servis ediliyor ki; bunu dünyada haykırmaya çalışan dinozorların sayısı maalesef elin parmaklarını geçmemektedir.

Kişilerin aktif toplumsal yaşamdan uzaklaştırılmasının bir yolu da, kazanla kendisinden alınanların bir kısmını kaşıkla tekrar kendilerine sunma lütfunu göstermektir. Böylece kişilerin sistemin her türlü buyurganlığı ve hoyratlığı karşısında boyunları kıldan ince hale getirilir.
Bu, günümüz dünyasında, toplumlarda maluliyet (AS: engellilik) sarmalı ile olanaklı hale getirilmiştir. Örneğin ABD’de yetişkin nüfusun %16’sı yani en az 37 milyon kişi değişik derecelerde malul (AS: engelli) olarak tanımlanmış, ölmeyecek derecede maaşlar bağlanmıştır; bu ülkede 2012’de maluliyetle ilişkili harcama yıllık 400 milyar doları geçmiştir. Başka bir ifadeyle ABD sağlık bütçesinin ¼’ünü maluliyet ile ilişkili harcamalar oluşturmaktadır (2).  Dünya Sağlık Örgütü 1970’lerden beri bu konuda değişik zamanlarda kurallar, tanımlamalar içeren raporlar yayımlamaktadır. Bunlardan en sonuncusunu 2013’te yayımladı; buna göre dünyada değişik nedenlerle malul olanların sayısı 1 milyarı, yani dünya nüfusunun %15’ini geçmiştir (3). Ülkemizde de konu çok da farklı değildir; TÜİK’in 2012 verilerine göre
yetişkin nüfusun %18.9’u sağlık sorunları nedeniyle işgücü dışındadır yani maluldür.

Burada hemen denilebilir ki olsun! Ne kötülüğü var maluliyet nedeniyle kişilere birtakım haklar verilmesinin? Sana ne?

Meslek hastalıklarının günümüzde tespit edil(e)memesinin, bildiriminin yapıl(a)mamasının, kayıt altına alın(a)mamasının 1 numaralı gerçek nedeni
maluliyet tespiti işlemleridir.
Bunu bir şablona oturtmanın temel esası ise “liste sistemi” dir.

Çalışan bir kişide işe bağlı “etkilenme” tekrarlar sonucu zamanla birtakım belirtiler, bulgularla “hastalık”a dönüşür.  Bu hastalık bulgularının işle, çalışma ortamı ile ilişkili olduğu zamanında fark edilemezse, kayıt altına alınamazsa kişide yaşam süresi ve niteliğini etkileyecek birtakım geçici ya da kalıcı hasarlar bırakır yani çalışan malul” olur. Çalışandaki bu olumsuz etkilenme durumunun derecesi yani maluliyet oranı çalışma yaşamındaki hastalık ya da kazalara bağlıysa, “meslekte kazanma gücü azalma oranı” olarak tanımlanır ki, bu aynı zamanda tazminat
oranının da belirlenmesinde kullanılır. Ancak burada ufak bir ayrıntı var; bazen yıllar sürecek
bu gelişmeler sonucu yani etkilenme, hastalık, maluliyet sürecinin de bir Listede (AS: Meslek Hastalıkları Listesi) kayıtlı olması, tanımlanmış olması gerekir. Yani bu patolojiler ILO’nun belirlediği ve tüm ülkelere empoze ettiği Liste sistemi içinde olmak ve yine ILO’nun belirlediği bir sistematik içinde bazen yıllarca sürecek bürokratik çarkların içindeki tüm aşamaları
başarıyla aşmış olmalı ki, bir sosyal kazanca dönüşebilsin (4). Çünkü bunların çilesini
sonra “gariban” işveren -ki bulunabilirse- çekecek:

Kafanız ezildiği zaman, işin ucu size mi dokunacak? Hiçbir zaman!
İşletme size yahut karılarınıza maaş bağlamak zorunda kalacak
….”              

İşte sistem aynı, yol yordam aynı: İnsanları pasifize edeceksin; köle gibi çalıştıracaksın, çalıştırdığın koşulların kişinin sağlığı üzerindeki etkilerini zinhar görmemeleri gerek.
Bunu görmeleri gereken sağlıkçıları da suçun ortağı haline getireceksin. Sağlık sistemini hastalıklardan kazanç elde etme kapısı haline dönüştüreceksin ki, hastalık üretim merkezleri görünmesin. Sonuçta da neye bağlı olduğu “bilinmeyen” hastalık ve patolojiler sonucu
her dediğine biat edecek bir maluller ordusu oluşturacaksın.

Sistem budur.. Yıllardır anlatmaya çalıştığım, Fransız Sosyolog Mony’in yıllardır haykırdığı: “tazminatınız kafanıza çalınsın” denilen meslek hastalıkları sistemi budur. Bu sistem bir
“Yasal meslek hastalıkları sistemi”dir; bunun yerine “tıbbi meslek hastalıkları sistemi” kurulmalıdır dememdeki neden budur.

Başka bir dünya mümkündür, yeter ki istensin… Bunu dünyada yaşayan ben dahil %99 olarak gördüğümüz gün; en az 200 yıllık %1’lik vahşi kapitalizm oyun kurucularının işi biter.
Ah bir görebilsek… Ne Haziranlar yaşanır memleketimde, dünyada…

Kaynaklar : 
1.Emile Zola, Germinal, Yordam Kitap, 4.basım
2.CDC-MMWR/ August 30, 2013/Vol.62/ No.34:697
3.WHO 2013 10 facts on disability
4.ILO 2013 National sysytem for recording and notification of occupational diseases.
Practical guide

================================

Dostlar,

Değerli meslektaşımız Prof. İbrahim Akkurt’un sorunun tam da bam teline vuran yazısını yukarıda sunduk.. Sorunlar konuları salt teknik – hukuksal – ekonomik.. boyutlarıyla işlemekle çözülemiyor.. Arka düzlemdeki ideolojiyi apaçık etmek (deşifre etmek) gerekiyor.
Bu kritik boyut görmezden gelinirse, akademisyenler de yabanıl anamalcı (vahşi kapitalist) çarkın bilerek ya da bilmeyerek sıradan bir dişlisine indirgenir. Böylesi bir toplumsal – bilimsel rolün kabul edilir yanı olamaz. Yaşamın gereksinimi tam da tersinedir; bilim insanı topluma
yol gösterecek; sorunlarını ve kaynaklarını, akılcı çözümlerini sunacaktır insanlara.
Bilimini asla hiçbir çıkar kesimine, güce sunmayacak; en yüksek düzeyde sorumlu ve ERDEMLİ olacaktır..

“Sermayenin kârını” değil  “Toplumsal yararı” “en çok kılmak” temel güdüleyicisi olacaktır.

Büyük ATATÜRK ne denli etkili, yerinde uyarmıştı :

  • “Okuyup-yazma bilmeyen tek bir yurttaş bırakılmamalıdır. Kalkınma savaşının gerektirdiği teknik işgücü yetiştirilmelidir. Yurt sorunlarının ideolojisini anlayacak, anlatacak,
    kuşaktan kuşağa yaşatacak birey ve kurumlar yaratılmalıdır.” (1937 TBMM açış konuşması)

Bu bağlamda uzuuun yıllardır veregeldiğimiz Tıp Fakültesi derslerinden
“MESLEK HASTALIKLARI” yansılarımızı izlemek ister misiniz??
Özellikle 99, 139, 143 ve 175. yansılara dikkat lütfen…

Meslek_hastaliklari

feda_kar

Sevgi ve saygı ile.
30 Haziran 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi (CV) 1953’te Elazığ'da doğdu (14.11). İlk-ortaokulu Gaziantep'te okudu (1961-68), Van Lisesini 1971’de (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında tıpta uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Elazığ'da 6 yıl kadar muayenehane hekimliği yaptı (1982-88 başı), kağıt ve çimento sanayisinde işyeri hekimliği, yaptı. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. (4 ay) 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesinde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem seçimle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). Hacettepe Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. de Biyoistatistik masteri (tezsiz) yaptı. Mayıs 2004 sonrası Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Genel Başkan (Baş)Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-14). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) bitirdi (2011-16). Türkiye'de tek TIBBİYELİ + MÜLKİYELİ.. Uzmanlık alanında 257 yerli, 48 adet yabancı (toplam 305) bilimsel bildirisi, yayını, kitap ve bölümleri var. Birçok bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 600'e yakın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… İş ve Meslek Hastalıkları, Küreselleşme.. gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 92, Lise ve İlköğretimde 90+, askeri birlik ve polis okullarında 12+).. toplam 1495 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Sağlık Hukuku master eğitimi sürüyor (tez döneminde). Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 15.01.2017 Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Mülkiyeliler Birliği Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 595 6000 / 8624 (iş) 0312 363 8990'dan (pbx) Cep : 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Cebeci Hastanesi, Dikimevi / ANKARA

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir