Şükrü Elekdağ: Alman Parlamentosu’nun kararı adaletsiz ve ahlak dışıdır!..

Dr. Şükrü Elekdağ:
Alman Parlamentosu’nun kararı
adaletsiz ve ahlak dışıdır!..

SÖZCÜ, 4 Haziran 2016
Uğur DÜNDAR

Sevgili okurlarım,

(AS : Bizim önemli katkımız yazının altındadır…)

Alman Meclisi, 1915 olaylarını Ermeni soykırımı olarak niteleyen bir kararı 2 Haziran 2016 günü onayladı. Başbakan ile yardımcısının ve Dışişleri Bakanı’nın katılmadığı oylamada karar, bir çekimser ve bir ret oyuyla, yani hemen hemen oy birliğiyle kabul edildi.

“1915-16 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler ve Öbür Hıristiyan Azınlıklara Uygulanan Soykırımın Hatırlanması ve Anılması” başlıklı bu kararın içeriğini 26 Mayıs’ta bu sayfada öngörüleri daima doğru çıkan bilge diplomat, Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ile yaptığım söyleşide özetlemiş ve değerlendirmiştik. Sayın Elekdağ, Federal Meclis’in kararı kabul etmesi halinde, uluslararası hukuku, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadını ve Alman Anayasası’nı ihlal edeceğini de vurgulamıştı.

sukru-elekdag-ugur-dundar

Parlamentonun onayından sonra kendisine “Sizce Ankara, Almanya’nın ‘hasmane’ kelimesinden başka şekilde değerlendirilmesi mümkün olmayan tutumuna nasıl mukabele edecek?” sorusunu yönelttim. İşte yanıtları:  

TÜRKİYE’Yİ KARALAMAK İÇİN ALINMIŞ SİYASİ BİR KARAR

Dr. ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (Ş.E.): Önceki söyleşimizde, Almanya’nın, Ermeni tezlerinin dünyaca kabul edilmesini öngören bir devlet politikası izlediğini vurgulamış, bunun önde gelen nedeninin de, Yahudi soykırımı suçunu işleyerek dünyanın en iğrenç suçunun faili olmuş olan Almanya‘nın bir suç ortağı aradığını ve Türkiye’yi bu role en uygun aday görmesinden kaynaklandığını belirtmiştim. Evet, tekrar edeyim… Almanya suçunu paylaşacak tarihi ortak arıyor ve vicdanını temizlemek için Ermeni soykırımını destekleyerek Türk Milleti’nin tarihini haksız ve asılsız iddialarla kirletmeye çalışıyor. Almanya, ayrıca, Türkiye’yi Ermeni soykırımıyla suçlamak suretiyle, hem Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin önünü kesmek, hem de Almanya’da yaşayan Türklerin milli şuurunu örseleyerek onların Alman toplumuna entegrasyonunu kolaylaştırmak istiyor. Detaylı şekilde izah ettiğim bu hususları tekrar ele almayacağım. Ancak, Türk halkının dost ve müttefik bir ülke olarak baktığı Almanya’nın parlamentosunun, sırf siyasi amaçlarla Türkiye’nin tarihini karalamaya, tahrif etmeye kalkışmasının, çok yakışıksız, adaletsiz ve ahlak dışı bir hareket tarzı olduğunu vurgulamak isterim. Ankara’nın tepkisine gelince, bunun artık “klasikleşen”, Berlin’deki Büyükelçimizi istişare için Ankara’ya çağırmak, bir süre sonra da geri göndermek şeklinde tecelli edeceği söylenebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın, Almanya’nın bu tutumunun karşılıksız bırakılmayacağı anlamındaki ifadeleri ve Dışişleri Bakanlığı’nın, “Bu dayatmaya karşı, hukuki yollar dahil her türlü imkân kullanılarak direnilecektir.” yolundaki açıklaması, şu safhada söylenebilecek isabetli sözler… Ancak bunların “retorik”ten (kulağa hoş gelen aldatıcı ifadeler) ibaret kalmaması lazım. 

ERMENİ PROPAGANDASININ MERKEZ ÜSSÜ ALMANYA

UĞUR DÜNDAR (U.D.): Beni derinden hayrete düşüren bir husus, 630 üyeden oluşan Federal Meclis’in, sadece bir “hayır”, bir de “çekimser” oy eksiğiyle, blok halinde Türkiye’yi soykırımla suçlamasıdır. Burada bir garabet var!.. Berlin Büyükelçiliğimiz muhakkak ki, Alman milletvekilleri nezdinde bir ikna faaliyetinde bulunmuştur. Ama aldığı sonuç kocaman bir sıfır…

(Ş.E.): Üstünde durulması gereken husus şudur: Avrupa’da Ermeni lobisinin en kuvvetli olduğu ülke Fransa’dır. Buna rağmen Türkiye’yi Ermeni soykırımıyla suçlayan 29 Ocak 2001 tarihli yasa, 577 üyeli Ulusal Meclis’te oturuma katılan 50 milletvekilinin oylarıyla kabul edilmiştir. Yasanın 348 üyeli Senato’da kabulü de 40’a karşı 164 oyla olmuştur. Yine Fransa’da sözde Ermeni soykırımının inkârının (AS : “inkâr” sözcüğü, İngilizce metindeki “denial” ın karşılığı olarak yanlış kullanılıyor.. Soykırım oldu ama biz “inkâr” ediyoruz.. anlamı çıkıyor. Doğru çeviri “red” sözcüğü olmalıdır. Soykırım suçlamasını “inkâr” değil “reddediyoruz” çünkü böyle bir şey yapmadık…) cezalandırılmasına ilişkin Boyer Yasası’nın Ulusal Meclis’te kabulü, oturuma katılan 45 milletvekilinden 38’inin oylarıyla gerçekleşmiştir. Bu duruma karşılık, Alman Federal Meclisi’nde tüm milletvekilleri, hemen hemen hiç fire vermeden, Türkiye’yi soykırımla suçlamışlardır. Bunun nedeni, Ermenistan lobiciliğinin fiilen Alman Devleti tarafından yapılmasından ve egemen görüşe tüm milletvekillerinin ayak uydurma zorunluğunu duymalarından ileri gelmektedir. Altını kalın çizgilerle çiziyorum. Alman hükümetleri, Almanya’yı Ermeni propagandasının merkezi/üssü haline getirmişlerdir. 26 Mayıs tarihli söyleşimizde Almanya’nın Ermeni soykırım propagandasını nasıl yürüttüğünü teferruatlı bir şekilde izah etmiştim.

(U.D.): Ankara’nın tepkisinin “retorikten” ibaret olmaması dediniz… Açar mısınız?..
 

2001 YILI ERMENİ SORUNUNDA MİLAT OLDU

(Ş.E.): Hükümet, Türkiye’nin tepkisinin ne olacağını değerlendirirken, şu gerçeği dikkate almalıdır. 2001 yılında Fransa Ulusal Meclisi’nde kabul edilen Ermeni soykırımını tanıma yasasına karşı, Türkiye’nin Fransa’ya güçlü bir diplomatik çıkış yapamamış olması, diğer ülkelerin parlamentolarının da benzer kararları kabul etmelerine yol açmıştır. Bu anlamda, 2001 yılı, Ermeni sorununda bir milat oluşturmuştur. 2001 yılına kadar Ermeni iddialarını soykırım olarak niteleyen parlamento sayısı 10 iken, 2007 yılına gelindiğinde bu sayı ikiye katlanmıştır. AB’nin patronu ve küresel bir aktör olan Almanya Federal Meclisi’nin bu girişimi de, diğer ülkeler parlamentolarını benzer kararlar almaya teşvik edecektir. Böyle bir gelişme de, Ermenistan’ın tezinin, “tarihsel açıdan kanıtlanmış bir olgu olduğu” iddiasını kuvvetlendirecektir. Bu bakımdan, Türkiye’nin tepkisinin caydırıcı unsurlar içermesi önem taşımaktadır. Aksi takdirde, yani uluslararası alanda Türkiye’yi soykırımla suçlamanın hiçbir maliyeti olmayacağı algısı doğarsa, “çorap söküğü” etkisiyle birçok ülke Almanya’yı örnek olarak alabilir.

(U.D.): Federal Meclis’in, Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik soykırım iddiasını Dr. Johannes Lepsius adlı Protestan din adamı tarafından hazırlamış olan bir rapora dayandırdığı anlaşılıyor. Bu denli ağır bir suçlama yapılırken, birçok tartışılmaz nitelikte kanıt gösterilmesi gerekmez miydi? 

95 YIL ÖNCEKİ SKANDALIN BİR BENZERİ YAŞANDI

(Ş.E.): Muhakkak ki gerekirdi!.. Ama, açık vermekten çekinmişlerdir. Çünkü ellerinde bir yetkili mahkeme tarafından sağlam bir kanıt olarak kabul edilecek bir belge yok. Olsa, böyle bir belgeyi, 1921’de Sadrazam Talat Paşa‘yı Berlin’de öldüren Ermeni militanı Tehliryan‘ın davasında mahkemeye sunarlardı. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı basını, Alman Genelkurmayı’nı Ermeni tehcirini Osmanlı Devleti’ne sadece önermekle değil, aynı zamanda yönetmekle suçlamıştı. Savaştan yenik çıkan Alman Hükümeti bu suçlamadan etkilenmiş ve Türk düşmanlığıyla ün yapmış papaz Lepsius‘a “Almanya ve Ermenistan, 1914-18” adlı, propaganda amaçlı, Almanları temize çıkaran, Osmanlıları suçlayan bir kitap yazdırmıştı. İşte böyle bir ortamda cereyan eden Talat Paşa Davası’nda, Alman hakimler, mahkeme safahatını maktul Talat Paşa‘yı suçlu, Ermeni katil Tehliryan‘ı da mağdur sandalyesine oturtacak şekilde kurgulayarak, Alman Devleti’ni temize çıkarmayı amaçladılar. Hesapları, mahkemenin Tehliryan’ı suçsuz bulan kararıyla, Alman Devleti’nin beraat ettirilmesi ve hakkındaki ithamlardan kurtarılmasıydı. Türkiye’de yaşamış olan ve olayları yakından bilen Alman subaylar yerine, olaylar hakkında ikinci elden bilgi sahibi olan Ermeni yanlısı kişiler mahkemeye tanık olarak çıkarıldı. Mahkemenin taraf tutan davranışına General Bronsart gibi Türkiye’de görev yapan ve görgü tanığı olmak isteyen Almanlar itiraz etti. Ama mahkeme, bu itirazları dikkate almadı ve verdiği kararla katili serbest bıraktı. Yani adalet, hak ve hukuk, siyasi nedenlerle katledildi. Talat Paşa mahkemesine benzeyen bir skandal ve adaletsizliğe 95 yıl sonra Alman Federal Meclisi’nin alet edilmesi büyük talihsizliktir. 

SANSÜRLENMİŞ RAPORA ATIFTA BULUNULUYOR

(U.D.): Gerçekten utanç verici… Peki, kararın gerekçesinde Lepsius’un raporuna verilen önem nereden kaynaklanıyor?

(Ş.E.): Gerekçede, Lepsius‘un, 1915 Temmuz/Ağustos aylarında İstanbul’da yürüttüğü araştırmalar sonucunda Ermenilerin durumu hakkında yazmış olduğu, fakat o dönemde askeri sansür nedeniyle Almanya’da yasaklanmış olan raporuna atıfta bulunuluyor. Lepsius raporunda, İttihat ve Terakki Hükümeti’nin Ermeni azınlığa karşı bir toplu kıyım tasarlayıp uyguladığı iddia etmişti. Ancak bu rapor, Lepsius’un İstanbul’da ziyaret ettiği ABD Büyükelçisi Morgenthau‘nun kendisine verdiği Amerikalı Protestan misyonerlerin uyduruk ve düzmece belgelerini kaynak olarak almıştır. Bu konuda Profesör Heath Lowry tarafından yapılan araştırmalar, Morgenthau‘un Lepsius‘e verdiği bilgileri aynı zamanda “İngiliz Savaş Propaganda Bürosu” tarafından 1916’da yayımlanan “Mavi Kitap”ın editörü konumundaki Viscount Bryce‘a da verdiğini göstermektedir. Yani, bugün artık tam bir savaş propaganda malzemesi olduğu ortaya çıkan Mavi Kitap ile Lepsius‘un raporunun dayandığı bilgilerin kaynağı aynıdır. Tekrar edeyim bu bilgi kaynağı da, tümüyle yalan veya yarı gerçek verileri nakleden ve çarpıcı tutarsızlıkları içeren Amerikalı misyonerlerin raporlarıdır. (Heath W. Lowry, The Story Behind Ambassador Morgenthau’s Story, ISIS Ltd. İstanbul, 1999) 

ÇIKIŞ YOLU ORTAK BİR TARİH KOMİSYONUDUR

(U.D.): Bu söyledikleriniz, Alman Meclisi tarafından alınan suçlayıcı kararın arkasında, hem dinsel yaklaşımın, hem de Türk karşıtlığının olduğu izlenimini veriyor.

(Ş.E.): Evet!.. Diğer Avrupalılar gibi, Almanların da Ermeni meselesine bakışlarında, geçmişin mirası Haçlı zihniyetinden kaynaklanan kör taassup, yani ırkçılık soslu Hıristiyanlık önemli bir rol oynuyor. Bu bağlamda altı çizilmesi gereken bir husus da, Hıristiyan Kilisesinin, kendisini, aşılamış olduğu “Yahudi nefreti” düşüncelerden dolayı Yahudi soykırımından sorumlu görmesidir. Bu gerçeği, Papa XXIII. John da bir duasında dile getirmiştir. Bu suçluluk psikolojisinden kurtulmak içindir ki “Hitler, soykırımı Türklerden öğrendi” şeklinde propaganda yapılmaktadır. Batılı Hıristiyan devletler günahlarından arınmak için tarihte ilk soykırımını yapanların Hıristiyanlar değil, Müslüman Türkler olduğunu iddia etmektedirler. “Hitler’in soykırımını Türklerden öğrendiği” yolundaki tez, esasında “biz Hıristiyanlar böyle kötü şeyler yapmayız ama, bunu Türklerden öğrendik” diyerek, bir tür günahtan arınma metodudur. Yani, Yahudilerin gerçek düşmanı Hıristiyanlar değil, onları cinayet işlemeye teşvik eden Türklerdir. Burada çok önemli, fakat bilinmeyen bir gerçeği vurgulayacağım. Bu da, uluslararası koşulların, Türk-Ermeni sorununda bir uzlaşmayı kolaylaştırmak şöyle dursun, tam tersine düşmanlık ve husumet ortamının sürmesini körükleyici, teşvik edici bir niteliğe sahip olduğudur. Hal böyle olunca,

  • Türk-Ermeni ilişkilerini 101 yıl önce takıldığı yerden kurtarmak için inisiyatifin bizzat Türkiye ile Ermenistan’dan gelmesi zorunlu olmaktadır.

Bu gerçek hem Türkleri, hem de Ermenileri şu soruya yanıt aramaya zorluyor:

Böyle ortak bir girişime başvurulmazsa ne olur? Olacak olan şudur:

  • Ermeniler sürekli mağduriyet ve hakları yenilmişlik, Türkler ise dünya çapında bir haksızlık ve iftiraya uğramışlık hislerinden kurtulamaz. Bu koşullarda da iki ulus arasında uzlaşma ve barış bir hayal olur. Bu açmazdan çıkış yolu, Türkiye’nin önerdiği ortak tarih komisyonudur.

=====================================================

Dostlar,

Sayın E. Büyükelçi (1974-79 Dışişleri Müsteşarı) Dr. Şükrü Elekdağ‘ın SÖZCÜ yazarı
değerli gazeteci Uğur Dündar‘ın ustalıklı sorularına verdiği yanıtlar tarih belgeseli gibidir. Birkaç kez okunmalı, paylaşılmalı ve arşivlenmelidir.
Dışişleri ve ilgili kişi – kurumlar yabancı dillere çevirerek dağıtmalıdır..

Dışişleri Bakanlığı hemen bir resmi web sitesi açmalı ve
arşivlerimizdeki belgeleri bu sitede yayımlamalıdır.

Tayyip beyin habire “Arşivlerimiz açık, siz de açın.. “ demesi yetmiyor..

Türk arşivlerindeki kesin – net – tarihsel kanıtların belgelerini, özgün biçimi ve birkaç dilde çevirisi ile yayımlayınız. Bu amaçla görevli özel bir Devlet birimi kurunuz..

Siyasal tarih uzmanı bilim insanlarını, siyaset bilimcilerini, uluslararası ilişkiler uzmanlarını birikimli diplomatları, Türk Ermenilerini.. Türk Tarih Kurumu’nun eşgüdümüyle, Cumhurbaşkanlığının manevi korumasında (himayesinde) özel bir yasayla kurulacak
bilimsel olarak özerk bir devlet biriminde bir araya getiriniz.. Propaganda malzemesi ve yöntemleri geliştirsinler.. Dışişleri de uluslararası örgütüyle dünyaya yaysın..

Cumhurbaşkanlığının manevi korumasında (himayesinde),

ULUSLARARASI ERMENİ “SOYKIRIMI MI – TEHCİRİ Mİ” KONGRESİ 

düzenleyiniz İstanbul’da ya da başkent Ankara’da..

– Başınızı kısır çıkar çekişmelerinden,
– Başkanlık takıntısından,
– Milli Eğitim Bakanlığının adı ve milli eğitim müfredat içeriğinden,
– Zürriyeti çoğaltma ve aile planlaması uygulayan on milyonlarca insanımızı
İslamiyet dışı ilan etme,
– Esad’ın ülkesinde iç savaş çıkartmaktan…
…………………………….

vb. insanlığa karşı suçlardan.. benzeri saçmalıklardan kaldırınız ve
ülkemizin yaşamsal sorunlarına odaklanınız..
14 yıldır yarattığınız ciddi enkazı artık görünüz..

Türkiye, yarattığınız bu ağır enkazın altında kalırsa siz kurtulacak mısınız, nasıl ??

Yoksa başınız o zaman mı göğe erecek eeeeyyyyy AKP iktidarı ve “gönüllü kulları” ?? (*)

Sevgi ve saygı ile.
05 Haziran 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Not : Sn. E. Büyükelçi (1974-79 Dışişleri Müsteşarı) Dr. Elekdağ’ın yanıtında da
ayraç içine koyduğumuz önemli paragrafı bir kez daha aşağıda sunuyoruz..
Lütfen bu ciddi yanlışa artık bir son verelim…

  • “İnkâr” sözcüğü, İngilizce metindeki “denial” ın karşılığı olarak yanlış kullanılıyor..
    Soykırım oldu ama biz “inkâr” ediyoruz.. anlamı çıkıyor.
    Doğru çeviri “red” sözcüğü olmalıdır.
    Soykırım suçlamasını “inkâr” değil “reddediyoruz” çünkü böyle bir şey yapmadık…

(*) Terim, Étienne de La Boétie‘ye aittir.. (Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev..)
(Discourse on Voluntary Servitude, or the Anti-Dictator, 1552-53)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi (CV) 1953’te Elazığ'da doğdu (14.11). İlk-ortaokulu Gaziantep'te okudu (1961-68), Van Lisesini 1971’de (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında tıpta uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Elazığ'da 6 yıl kadar muayenehane hekimliği yaptı (1982-88 başı), kağıt ve çimento sanayisinde işyeri hekimliği, yaptı. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. (4 ay) 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesinde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem seçimle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). Hacettepe Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. de Biyoistatistik masteri (tezsiz) yaptı. Mayıs 2004 sonrası Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Genel Başkan (Baş)Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-14). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) bitirdi (2011-16). Türkiye'de tek TIBBİYELİ + MÜLKİYELİ.. Uzmanlık alanında 257 yerli, 48 adet yabancı (toplam 305) bilimsel bildirisi, yayını, kitap ve bölümleri var. Birçok bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 600'e yakın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… İş ve Meslek Hastalıkları, Küreselleşme.. gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 92, Lise ve İlköğretimde 90+, askeri birlik ve polis okullarında 12+).. toplam 1495 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Sağlık Hukuku master eğitimi sürüyor (tez döneminde). Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 15.01.2017 Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Mülkiyeliler Birliği Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 595 6000 / 8624 (iş) 0312 363 8990'dan (pbx) Cep : 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Cebeci Hastanesi, Dikimevi / ANKARA

“Şükrü Elekdağ: Alman Parlamentosu’nun kararı adaletsiz ve ahlak dışıdır!..” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir