Ertuğrul Günay: Cumhurbaşkanı’nın hukuk kurallarını çiğnemesi bizi bölünmeye sürüklüyor!

Ertuğrul Günay:

Cumhurbaşkanı’nın hukuk kurallarını çiğnemesi bizi bölünmeye sürüklüyor! 
“Daha da vahimi bölünüyoruz!”

Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Can Dündar ve Erdem Gül kararına “uymuyorum, saygı da duymuyorum” diyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı göreve başlarken ettiği ‘Anayasaya bağlılık’ yeminini hatırlattı. “Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan kişinin ‘bu kararlara uymadığını, saygı da duymadığını’ söylemesi, kendi adına da, hukuk devleti adına da ciddi bir talihsizliktir.” diyen Günay, Anayasa’nın 103. maddesine dikkat çekti ve

Anayasaya, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye bağlı kalacağına tarih ve millet önünde, namus ve şerefi üzerine yemin eder. Açıklaması, bu yeminin çiğnenmesi, yok sayılması anlamındadır”  dedi. Günay, “Cumhurbaşkanı’nın anayasa ve hukuk devleti kurallarını çiğnemesi ve tarafsızlığını yitirmesi ülkeyi her konuda kamplaşmaya, giderek bölünmeye sürüklüyor.” diye konuştu.

Günay, Erdoğan’ın ‘devletin ve hükümetin başı’ gibi empoze edilmesi çabalarına,
“Devletin ve hükümetin başı” sıfatı yalnızca 27 Mayıs’ta (AS: 1960) darbenin lideri
Cemal Gürsel
için kullanılmıştır. Bu deyim hukuksal bir deyim değil,
darbe sonrası ortaya çıkan fiili bir konumun nitelenmesidir.” diye değerlendirdi.

Günay,  gazetecilerin tahliyesine yol açan kararlar karşısında seslerini yükseltmelerinde
bu kararların öbür gazeteci davalarına örnek oluşturmasından kaygı duyulmasından kaynaklandığını ifade etti. “Gazeteciler bu yolla özgürlüklerine kavuşur ve basın biraz daha cesurca yazıp söylemeye başlarsa, bunu ‘Saray çevresinin’ geleceği için tehlikeli bir gelişme sayıyorlar.” dedi.

T24‘ün sorularını yanıtlayan Kültür ve Turizm eski bakanı Ertuğrul Günay’ın açıklamaları şöyle:

AYM’nin, gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül hakkında verdiği karar, önce, AKP’liler dahil, herkes tarafından olumlu karşılandı. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan yurt dışına çıkarken “karara uymadığını, saygı da duymadığını” söyledi. Sizce, herkesin baştan olumlu karşıladığı bu karara Erdoğan’ın karşı çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

AYM kararlarını, kuşkusuz, herkes beğenmek zorunda değildir. Bu kararlar da, bütün devlet organlarının işlemleri gibi tartışılabilir, eleştirilebilir. Ancak, anayasanın 153. maddesinde açıkça yazılı olduğu üzere “AYM kararları kesindir” ve “…yasama, yürütme, yargı organlarını, idare makamlarını ve gerçek ve tüzel kişileri bağlar.”

Anayasa’nın bu açık hükmü karşısında, ülkede Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan kişinin
“Bu kararlara uymadığını, saygı da duymadığını” söylemesi, kendi adına da, hukuk devleti
adına da ciddi bir talihsizliktir. Kendi adına talihsizliktir; çünkü Cumhurbaşkanı göreve başlarken Anayasanın 103. maddesinde yazılı olduğu üzere “Anayasa’ya, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye bağlı kalacağına tarih ve millet önünde, namus ve şerefi üzerine” yemin eder. Açıklaması, bu yeminin çiğnenmesi, yok sayılması anlamındadır.

Hukuk devleti adına talihsizliktir; çünkü hukuk devleti önceden belirlenmiş yasalara uygun olarak bağımsız yargı organlarının verdiği kararlara herkesin uyması ve kurallara uygun davranmasıyla gerçeklik kazanır. Kararlara uymayacağını, hele ilk mahkemenin karara direnebileceğini söylemesi, -Cumhurbaşkanlığı makamına yakıştıramayacağımız bir bilgi eksikliği değilse mahkemeleri, anayasa ve hukuk devletine karşı fiili bir kalkışmaya,
bu anlamda -kastın aşılması yoluyla da olsa- suça çağıran bir beyan niteliğindedir.

Anayasa hükümleri bu kadar açıkken,
Cumhurbaşkanı’nın böyle bir açıklama yapmasının nedeni sizce ne olabilir?

AYM, bireysel başvuru hakkının kullanılması çerçevesinde daha önce de benzer kararlar verdi. Üstelik bu kararlar, Erdoğan’ın  ‘savcısı olduğunu’ söylediği, bu anlamda siyaseten taraf olduğu davalarla ilgiliydi. Bu davaların sanıkları, bazıları Yargıtayca onanmış olanlar dahil,
bireysel başvuru hakkından yararlanıp tahliye olurken Erdoğan ve çevresi, suskun kalmayı
tercih etti. Çünkü, 17/25 Aralık sonrası olağan gelişmelerin önünü kesmek için,
eski yol arkadaşlarını düşman ilan ederken, eski karşıtlarının bazılarına da ödün vermek
ihtiyacı duydular. 

Şimdi, gazetecilerin tahliyesine yol açan kararlar karşısında seslerini yükseltiyorlar;
çünkü bu kararların öbür gazeteci davalarına örnek oluşturmasından kaygı duydular.
Gazeteciler bu yolla özgürlüklerine kavuşur ve basın biraz daha cesurca yazıp söylemeye başlarsa, bunu ‘Saray çevresinin’ geleceği için tehlikeli bir gelişme sayıyorlar.

‘Saray çevresi’ dediniz; bu, gelişigüzel kullandığınız bir deyim mi?
Yoksa, Hükümetten ve iktidar partisinin bütününden ayırmak için
bu sınırlayıcı deyimi bilerek mi kullanıyorsunuz?

İktidar partisinin içinde bu gidişi kaygıyla izleyen çok sayıda insan var. Milletvekilleri, hatta devlet yönetimini bilen sağduyulu Bakanlar, gidişin tehlikeli bir sürükleniş olduğunun farkında.

Daha önce de söylediğim gibi, önceki yılların başarısında büyük payı olan Erdoğan,
son yıllarda Parti için taşınacak bir sorumluluk haline geldi. Parti, biraz vefa duygusuyla,
biraz da bir özeleştiri sürecinin dağılmaya yol açabileceği kaygısı ve iktidar tutkusuyla
bu sorumluluğu paylaşıyor. Ama büyük çoğunluğun bu sürüklenişten hoşnut olduğunu söylemek, gerçeği görmemek olur.

Nitekim, Erdoğan’ın taraf olduğu polemiklerde -saray çevresi dışından- bu tartışmalara katılan partililerin niceliğine -ve hele niteliğine- bakınca, bu derin sessizliği anlayabilirsiniz.

Ama Erdoğan, hem devlet ve hem de Hükümet adına konuşuyor iddiasıyla,
iktidarın bütününü temsil ettiği görüntüsü veriliyor. Danışmanlarından biri
bu deyimi kullandı. Bu durumda Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında
bir ayrımdan söz edilebilir mi?

Cumhurbaşkanı hükümetin başı değil, devletin başıdır.
Anayasanın 104. maddesine göre “Türkiye Cumhuriyetini, Türk Milletinin birliğini temsi eder. Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.”

“Devletin ve hükümetin başı” sıfatı yalnızca 27 Mayıs’ta (AS: 1960) darbenin lideri
Cemal Gürsel için  kullanılmıştır. Bu deyim hukuksal bir deyim değil,
darbe sonrası ortaya çıkan fiili bir konumun nitelenmesidir.

Hükümetin başı Başbakan’dır ve Başbakanı yok sayarak ve hükümet adına konuşmaya kalkmak, yetki gaspıdır ve Anayasa kurallarını çiğnemektir. Nitekim, aynı konuda açıklama yapan Hükümet Sözcüsü, Cumhurbaşkanı’nın görüşlerinin ‘kişisel’ olduğunu söylemiştir ki,
bu beyan hukuk önünde daha ‘akılcı’ bir açıklamadır.

Cumhurbaşkanının tutumunu eleştiriyor, bunun tehlikeli bir sürüklenişe yol açtığını söylüyorsunuz. Türkiye siyaseti hep gerginlikler yaşayageldi; içinde bulunduğumuz ortamın öncekilerden farkı nedir?

Türkiye, topraklarının bir bölümünde adına ‘terörle mücadele’ demenin artık durumun vahametini anlatmaya yetmediği olaylar yaşıyor. Aylardır güvenlik güçleri, şehirlere kasabalara girebilmek için ağır silahlarla bir savaş veriyor. Her gün şehit haberleri geliyor; yaralıların ve sivil kayıpların sayıları belirsiz.

Sınırlarımız Ortadoğu cangılının tahribatı içinde; ülke, kuralsızların yaşam alanı,
vatansızların tampon bölgesi haline gelmiş.

Ankara ve İstanbul’da defalarca ağır kayıplar verilen terör saldırıları yaşandı; yetkililer sadece önlem almakta yetersiz değil, yaptıkları açıklamalar da inandırıcılıktan uzak ve geçersiz.

Bütün bunlardan daha ‘elim ve vahim olmak üzere’ yurttaşlarımız, artık yaşananlar karşısında aynı acıları ve kaygıları paylaşmıyorlar; paylaşacakları bir sevinç de zaten yok!

Yurttaşlığın temeli duygudaşlıksa, duygu ortaklığımız, kader ortaklığı bilincimiz yok oluyor. Henüz toprak bütünlüğümüz sürüyor gibi görünse de, aslında derinde bir yerde bölünüyoruz.

Bütün bu vahim tablo karşısında ülkede, “devletin ve milletin birliğini temsil etmesi” gereken ve “görevini tarafsızlıkla yerine getireceğine” yemin etmiş bulunan bir makam, bu birliği sağlamak için hiçbir çaba göstermiyor. Kendi siyasi talep ve düşüncelerini anlatmak için muhtarları topluyor, kaymakamları topluyor da, Cumhuriyetin kalbinde onlarca insanın öldüğü bir terör ortamından sonra siyasi parti liderlerini toplayamıyor; millete birlik ve sağduyu çağrısı yapamıyor.

Bu kadar ağır sorunlar yaşanırken, devletin tarafsız olması gereken bir kurum ya da makamı, iktidarı ve muhalefeti sağduyuya çağırmaz, ülkede hukuk tanınmaz, Anayasa’ya bile uyulmazsa, birliğimiz ve  bütünlüğümüz korunabilir mi ve nasıl korunabilir?

Hepimiz, hangi siyasi görüşe bağlı olsun ya da olmasın herkes, elini vicdanına koyup
bu soruya yanıt aramalıdır. Yoksa, bölünmeye sürükleniyoruz, daha da vahimi bölünüyoruz!

(http://t24.com.tr/haber/ertugrul-gunay-cumhurbaskaninin-hukuk-kurallarini-cignemesi-bizi-bolunmeye-surukluyor,330421)

================================

Teşekkürler Sayın Ertuğrul Günay...

Sevgi ve saygı ile.
04 Mart 2016, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi (CV) 1953’te Elazığ'da doğdu (14.11). İlk-ortaokulu Gaziantep'te okudu (1961-68), Van Lisesini 1971’de (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında tıpta uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Elazığ'da 6 yıl kadar muayenehane hekimliği yaptı (1982-88 başı), kağıt ve çimento sanayisinde işyeri hekimliği, yaptı. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. (4 ay) 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesinde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem seçimle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). Hacettepe Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. de Biyoistatistik masteri (tezsiz) yaptı. Mayıs 2004 sonrası Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Genel Başkan (Baş)Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-14). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) bitirdi (2011-16). Türkiye'de tek TIBBİYELİ + MÜLKİYELİ.. Uzmanlık alanında 257 yerli, 48 adet yabancı (toplam 305) bilimsel bildirisi, yayını, kitap ve bölümleri var. Birçok bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 600'e yakın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… İş ve Meslek Hastalıkları, Küreselleşme.. gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 92, Lise ve İlköğretimde 90+, askeri birlik ve polis okullarında 12+).. toplam 1495 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Sağlık Hukuku master eğitimi sürüyor (tez döneminde). Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 15.01.2017 Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Mülkiyeliler Birliği Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 595 6000 / 8624 (iş) 0312 363 8990'dan (pbx) Cep : 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Cebeci Hastanesi, Dikimevi / ANKARA

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir