ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARINI “TANIMADIĞINI” VE “UYMAYACAĞINI” SÖYLEYEN CUMHURBAŞKANI

Istanbul_Barosu_Logosu

ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARINI “TANIMADIĞINI” VE “UYMAYACAĞINI” SÖYLEYEN CUMHURBAŞKANI,
KENDİ MEŞRUİYETİNİ TARTIŞMAYA AÇMAKTADIR. 

 

ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARINI “TANIMADIĞINI” VE “UYMAYACAĞINI” SÖYLEYEN CUMHURBAŞKANI, KENDİ MEŞRUİYETİNİ TARTIŞMAYA AÇARAK, KENDİSİNİN DE “TANINMAMASI” NIN
ZEMİNİNİ YARATTIĞI GİBİ, ÖZLEMİNİ DUYDUĞU “YENİ ANAYASA”
VE “BAŞKANLIK SİSTEMİNİN” NE OLDUĞUNU DA AÇIKÇA
TOPLUMA GÖSTERMİŞ OLMAKTADIR.

Anayasa’nın 103. maddesine göre Cumhurbaşkanı sıfatıyla “… Anayasa’ya, hukukun üstünlüğüne…” bağlı kalacağına Türk milleti ve tarih huzurunda namusu ve şerefi üzerine and içmiş olan Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tutuklu gazetecilerle ilgili olarak verdiği “ihlal” kararını “kabul etmek durumunda olmadığını”, bu karara “uymadığını”, “saygı da duymadığını” ifade etmiştir. Bunun yanı sıra, AYM kararı üzerine tahliye kararı veren Mahkeme’ye yönelik olarak da kararında direnebileceğini, yargılama konusu fiilin bir casusluk olduğunu belirtmiştir.

Cumhurbaşkanının bu beyanları ile Anayasal durumu ve konumunu hiç anlamadığı
ya da anlamak istemediği, bu açıklamalarının ne denli vahim olduğunu görmediği anlaşılmaktadır.

Hukuk devleti adına son derece ciddi kaygılar yol açan bu yaklaşımla ilgili
aşağıdaki hususların kamuoyuna açıklanması zorunlu görülmüştür:

1)
a) Anayasa’nın 6/3. maddesine göre hiç kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz. Anayasa’nın 11. maddesine göre de Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri (Dolayısıyla Cumhurbaşkanını da) bağlamaktadır. Nitekim madde uyarınca Cumhurbaşkanı bu sıfatla Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye bağlı kalacağına ant içmiş olduğu gibi, 104. madde uyarınca devletin başı sıfatıyla Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek görev, yükümlülük ve sorumluluğu altındadır.

b) Yine Anayasamızın 9. maddesine göre Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanıldığı gibi, 138 / 2. maddeye göre hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Aksi hal TCK’nun 277. maddesindeki suçu oluşturur. Aynı maddenin son fıkrasına göre yasama ve yürütme organları ile idare; mahkeme kararlarına uymak zorundadır.

c) Nihayet Anayasanın 153. maddesinin 1. fıkrasına göre Anayasa Mahkemesi kararları kesin olduğu gibi, aynı maddenin son fıkrasına göre de Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.

2) 
Bu açık hukuksal durum karşısında Cumhurbaşkanı bu beyanları ile:

a) Türk Milleti adına yargı yetkisi kullanan ve karar veren AYM kararını tanımadığını söyleyerek esasen milleti tanımadığını söylemiş olmakla, öncelikle Türk Milleti önünde ettiği yemini, bunun yanı sıra Anayasal yetki ve görevlerini düzenleyen hükümleri, Anayasayı açık olarak çiğnemekte ve suç işlemektedir.

b) Yine bu şekilde Anayasa ve hukukun üstünlüğüne bağlı kalacağına and içmiş olan, Anayasa uyarınca Devletin başı sıfatıyla Anayasanın uygulanmasını gözetmekle yükümlü Cumhurbaşkanı, andını ve anılan Anayasal hükümleri çiğneyerek, millet adına karar veren yargı kararını tanımadığını ve uymayacağını beyan ederek, kendisinin ve konumunun hukuksal dayanak ve zeminini, meşruiyetini ortadan kaldırmaktadır. Çünkü
Cumhurbaşkanlığı anayasal bir kurum olarak, dayanağını ve meşruiyetini Anayasadan almakta, yukarıda aktarıldığı üzere Anayasanın hüküm ve kuralları ile bağlı olmaktadır.

c) Kaldı ki Cumhurbaşkanının AYM kararına “uymayacağı” beyanı da tarafımızdan anlaşılabilmiş değildir. Gerçekten Cumhurbaşkanının bir yargı kararını, dolayısıyla
AYM kararını “uygulamak” gibi bir görev ve yetkisi bulunmadığından, anılan karara “uymama” gibi bir husus da söz konusu olamamaktadır. AYM kararının yerine getirilmesi, bu karara uyulması hususundaki yükümlülük ilgili yargı organına ait olmaktadır.

d) Cumhurbaşkanının ifadeleri hukuk sınırları içinde olağan eleştirinin ötesinde Anayasaya, hukuka, hukuk devletine ve yargıya açık bir meydan okumadır.

e) Bu durumda, Anayasaya göre bağlı olduğu Anayasa kurallarını tanımamak esasen kendi konum ve sıfatını da tanımamak ve reddetmek anlamına gelmektedir. Gerçekten kendi hukukilik ve meşruiyet kaynağı olan Anayasayı tanımamak, kendi meşruiyetini tanımamak anlamına gelmektedir. Bu açıdan Anayasayı tanımayan, kabullenmeyen, ilgili kurallara ve yeminine uymayan, millet adına yargı yetkisi kullanan en üst yargı organını ve onun karanını tanımayıp ona meydan okuyan, dolayısıyla da milleti tanımayıp meydan okuyan bir cumhurbaşkanı meşruiyetinin dayanağı olan hukuki zeminini kaybetmiş olmaktadır. Konum ve sıfatı ne olursa olsun her makamın hukukiliği ve meşruiyeti, ancak onun Anayasaya, onun kurallarına ve hukuka uyduğu sürece mevcut olabilir.

3) Cumhurbaşkanı bu şekilde bağlı kalmak ve uygulanmasını gözetmekle yükümlü olduğu Anayasayı tanımadığını beyan ederek esasen onu ilga etmekte, ortadan kaldırmaktadır ki bu son derece vahim bir durumdur.

4) Bununla da yetinmeyen Cumhurbaşkanı, devam etmekte olan ve üstelik de taraf olduğu bir davada Mahkemeye yönelik olarak açıkça bir emir, tavsiye ve telkinde bulunarak ilgili Anayasal kuralı da (AY md.138) ihlal etmekte, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmekte ve bu açıdan da açıkça suç işlemektedir.

5) Hukuk devletinde, hiç bir kişi ve organın, dolayısıyla evleviyetle onun uygulanmasını gözetmekle yükümlü Cumhurbaşkanının Anayasayı çiğnemek, onu tanımamak, suç işlemek gibi bir yetkisi ve özgürlüğü bulunmamaktadır. Yine hukuk devletinde, konumu ve sıfatı ne olursa olsun, kişilerin dilediği zaman dilediği şekilde Anayasayı ve hukuku tanımama, yargı kararlarına uymama, yargıya emir ve talimat verme gibi bir yetkisi asla yoktur.

6)  Yapay olarak  “Yeni Anayasa” ve  “başkanlık sistemi “tartışmalarının dayatıldığı bir ortamda Cumhurbaşkanının Anayasaya, yargıya, yargı bağımsızlığına ve denetimine, tasarladığı, özlemini duyduğu başkanlığa ilişkin gerçek düşünceleri de açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bu durumda kurallarına uyulmayabilecek, istenildiği gibi çiğnenebilecek, isteğe göre tanınmayacak bir anayasaya gerek olup olmadığı sorusuna karşı gerçek özlem ve niyetler de açığa çıkmakta, yanıt bulmaktadır.

7)  Cumhuriyetin 80 yıllık kazanımlarını, yurttaşların tarihe ve değerlerine sarsılmaz inançlarını, hukuk sistemini, hukuk devletini, toplumsal düzen ve barışı 13 senede sistematik olarak dinamitleyip enkaza çevirenlerin, halkı alt kimliklere bölüp ayrıştıranların yarattığı tahribatın boyutları gerçekten dehşet vericidir.

İstanbul Barosu, Anayasal kurallara uyulmasının ve uygulanmasının ısrarlı takipçisi olacak, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğüne yönelik her türlü zorbalıkla hukuk meşruiyeti içinde kararlılıkla mücadele edecektir.

İstanbul Barosu olarak, makamı, konumu, sıfatı ne olursa olsun herkesi Anayasaya ve hukuka saygıya, görev ve sorumluluklarının gereğini ifaya, Anayasal sınırları aşmamaya davet ediyoruz.

                                     İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir