Bu israfa % 10 enflasyon az bile!


Bu israfa % 10 enflasyon az bile!

portresi

 

Ege CANSEN
SÖZCÜ, 04 Şubat 2016

 

Gelişmiş ülkeler, “sıfır” dolayında gezinen enflasyonlarını “% 2” düzeyine yükseltmek için çırpınıp duruyor. Bunun için, bir yandan “para miktarını” büyütürken, öbür yandan
Merkez Bankası faizini düşük tutmaya devam ediyorlar.
Hatta Japonya “nominal eksi faiz” uyguluyor.

Biz ise son verilere göre % 10’a (resmen %9.58) dayanmış enflasyonu,
yılsonunda %7.5’a nasıl düşürürüz diye uğraşıyoruz. Bunda da şaşılacak bir şey yok.
Enflasyonu yüksek olan düşürmeye, düşük olan yükseltmeye çalışır.

OPTİMUM

Optimum, iktisatta çok önemli bir kavramdır. Optimum “kararında” demektir.
Yani ne az, ne de çok. Yemeğe kararında tuz, biber veya yağ koymak gibi bir şey.
Bir başka deyişle “azı yarar – çoğu zarar” demektir. Ticaret yaşamında en önemli karar fiyatlandırmadır. Amaç, firmanın kârını artırmaktır.

Yüksek fiyat, birim satıştan elde edilen kârı yükselteceği için toplam kâr da artar.
Ama yüksek fiyat, satış miktarını düşürebilir. Satış miktarı düşünce toplam kâr da düşer.
Üstelik birim maliyet artar. Sonunda daha çok kâr etmek için yapılan zam, daha küçük
toplam kâra neden olabilir. Bu nedenle fiyatın optimum olması gerekir.
Optimum fiyat, firma kârını maksimuma çıkaran fiyattır.

OPTİMUM ENFLASYON – OPTİMUM İŞSİZLİK

Daha önce birkaç kez yazdığım gibi, zemine ve zamana göre değişse de
“optimum enflasyon” diye bir şey vardır. Yani her ne denli düşük enflasyon
iktisat yazınında “istikrar” demekse de düşük, sıfır demek değildir.
Çünkü sıfır enflasyon, büyüme ve istihdam amaçlarına ters düşer.
İktisatçılar “enflasyon ile istihdam” arasında bir ödünleşme olduğunu gözlemlemiştir.
Yani, belli bir aralıkta olsa da “enflasyonu düşürmek, işsizliği artırır” kuralı çalışmıştır.
İktisadi istikrar için, düşük enflasyon, düşük işsizlikten daha önemlidir diyenler
“NAIRU” “Enflasyon Artışına Sebep Olmayan İşsizlik Oranı” (Non-Accelerating Inflation Rate of Unemployment) diye bir kavram icat edilmiştir. Bu kavram, belli bir oranda işsizlik olması (örn. %5) ekonomik istikrar için iyidir demektir.
Buradan kalkarak, nasıl sıfır işsizlik, enflasyonu azdırıyorsa, sıfır enflasyon da işsizliği artırır sonucuna varılabilir.

ENFLASYON HEM NEDEN HEM DE SONUÇTUR

Enflasyon, daima bir sarmaldır. Faiz, devalüasyon ve ücretler bu sarmalın öbür aktörleridir. Bunlar, kedinin kuyruğunu kovalaması gibi birbirini tetikler.
Sonunda “enflasyon, enflasyondan doğar” noktasına gelinir. Ama günümüz Türkiye’sinde enflasyonu azdıran iki husus daha var.

Birincisi, Güneydoğu’da süregiden isyan bastırma harekâtıdır.
Bu harekât enflasyonu en az 1 puan yukarı itecektir.

İkincisi ise devlet büyüklerinin birer “israf merkezi” haline gelmesidir.
Türkiye, iki başkentli olmuştur. Sürekli saray inşa edilmekte ve bunlar “7/24”
emre hazır tutulmaktadır.

  • Cumhurbaşkanının zırhlı aracını “dost ve kardeş ülke Şili’ye”
    askeri bir yük uçağıyla yollaması inanılmaz bir müsrifliktir.
  • Bu Diyanet’in bütçesinden de vahimdir.
  • Devletin israfı da enflasyonu en az 1 puan artıracaktır!Son söz : Kötü misal, kolay emsal olur.

========================================

Evet dostlar,

Güneydoğudaki dış kışkırtmalı (daha önce de 18 kez olduğu gibi) isyanı bastırma harekatı,
kuşkusuz ülkemizin en önemli güncel sorunudur.

Vatan evlatları kahpece şehit edilmektedir!

Ancak Ekonomi ve türevi olan işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımının iyileştirilmesi,
gönenç (refah) toplumu olma hedefleri de uzun süre gündemde alt sıralara itilemez.

Nitekim Ocak 2016 enflasyonu TÜİK verileri ile %2’ye çok yakındır (%1,82).
2015 Ocak – 2016 Ocak arası 12 aylık (yıllık) enflasyon %10’a, 2 rakamlı enflasyona dayanmıştır (%9,58). Bu sorun zincirleme pek çok olumsuzluğa yol açacaktır;
başta yoksullaşma olmak üzere..
Dışsatım, son 5 yıldır ilk kez aylık 10 milyar Doların altındadır.
Geçen yıl Ocak ayına göre %14 azalmaya karşılıktır.
Dışsatım (ihracat) geçen yıl %9 düşmüştü.
Türkiye orta gelir tuzağından çıkamamaktadır.
2008’de ulaşılan kişi başına yıllık gelir rakamı 10 400 Dolara 7 yıldır erişilememektedir.
Türkiye’nin toplam borcu 600 milyar Doları aşmış ve AKP’nin iktidar olduğu Kasım 2002’den bu yana 2 katı daha büyümüş, 221 milyar Dolardan 600+ milyar Dolara tırmanmıştır.
Ulusal gelir 2002 sonunda 230 milyar $ iken 2015 sonunda kestirilen 720 milyar Dolara erişirse (2014 sonunda 823 milyar $ idi!) 13 yılda sağlanan 500 milyar $ artışın 400 milyar doları toplam borçta oluşan büyüme kaynaklı mıdır?

2023’te ilk 10 ekonomi içine girmek ham hayal (politik bir masal!) idi,
Kaf dağının dibine itilmiştir.

Bölücü terörün ana hedeflerinden biri de Türkiye’yi ekonomik açıdan istikrarsızlaştırmak,
sınırlı kaynaklarını bu bela ile savaşımda tüketmesini sağlamaktır.
Bu boyut hiç akıldan çıkarılmamalı ve Türkiye bu kez PKK’yı kökleriyle birlikte kazımalıdır. 1978’den bu yana PKK’nın Batılılarca (ABD – İsrail – AB) maşa olarak bölücü terör örgütü işleviyle kullanılagelmesinin ülkemize maliyetinin 300 milyar Doları aştığı belirtilmektedir.
Bu para 1 trilyon TL’ye yakındır ve ülkemizin 2015 bütçesinin neredeyse 2 katıdır.
2015 sonunda gerçekleşeceği kestirilen 700 milyar Doları birazcık aşacak ulusal gelirin (GSMH)
yarısına yakındır.. Muazzam bir kaynaktır Türkiye için..

Dış ticaret açığı 2015’in ilk 9 ayı için 49 milyar $’dır. Dışsatım düşmekte ancak dışalım
dah az az düştüğünden (tüketim toplumu!), dış ticaret açığı ciddi boyutlarda süregelmektedir.
Aynı dönem için (2015 Ocak – Eylül 9 ay) cari açık 40.57 milyar $ olmuştur.
Eski Maliye Bakanı Mr. Mehmet Simsek, 2015 yılında bütçe açığının GSYH’ye oranının
%1,3 olacağını açıklamıştır. 720 milyar $ GSYH gerçekleşse, bütçe açığı 936 milyon $ olacak demektir. Bunlar nominal olarak önemli (büyük) rakamlardır; bilerek salt oransal boyutları
öne çıkararak kendini ve kamuoyunu yanıltmaya çalışmanın anlamı ve yararı yoktur.
Rusya ve güney komşular Suriye, Irak ile yaratılan çatışma ortamı, dışsatımı ve dış ticareti, turizm girdilerini ciddi biçimde vurmuştur. Salt Rusya ile ticaret hacmı 35 milyar $ olarak Erdoğan tarafından telaffuz edilmiştir.

Ne talihtir ki, petrol inanılmaz biçimde düşük fiyatlarda gitmektedir. Varili 30 Dolara dek inebilmiştir! Bir de bu “mutlu” konjonktür (Felix culpa!) olmayaydı, vay Türkiye’nin haline!
Ancak bu “yıkıcı balayı”nın sürgit olamayacağı da açıktır. OPEC ülkelerinden müşterilerine
3 Trilyon Dolara ulaşan servet aktarımı gerçekleşmiştir ki, bunun,
Putin’in Rusya Federasyonu’na boyun eğdirme amacıyla da olsa finansal sürdürülebilirliğinin düşünülemeyeceği açıktır. Ayrıca içeride de halk, fevkalade düşen / düşürülen petrol dışalım (ithal) fiyatlarına karşın, olağanüstü yüksek akaryakıt vergisi ile çok ağır dolaylı vergi yükü altında tutulmaktadır.

Öte yandan kamu giderleri kısılamamaktadır. SGK açıkları bunaltmaktadır..
AKP hükümetinin Kasım 2015 seçimlerindeki 100 günlük vaatleri önemli düzeyde akçal (mali) kaynak gerektirmektedir. Bir yandan da 24 Temmuz 2015’ten bu yana 6,5 aydır sürdürülen kapsamlı isyan bastırma harekatı gündemdedir ve ciddi maliyeti söz konusudur.
Dış konjonktür de hiç olumlu değildir; yabancı sermaye çekerek istihdam yaratacak
üretime – dışsatıma dönük yatırım yapmak açısından ve dışsatımı artırabilmek bakımından.

3 milyona yakın Suriyeli ve Iraklı’nın ülkemizdeki varlığının 4 yılı geçen
“uzamış konukluğunun” akçal çerçevesi (mali portresi) 20 milyar Dolar’a koşmaktadır.
Heniz AB’den tek bir € cent gelmiş değildir. Vaadedilen 3 milyar € gelse bile çok koşulludur, parça parçadır ve dişin kovuğunu bile dolduramayacaktır.

Bunlara ek AKP – RTE ha bire nüfus artışını kışkırtmaktadır. Davutoğlu’ndan ummazdık ama bu olağanüstü yanlış politikada Bay RTE ile yarışmaktadır nerdeyse! Doğum eylemini kadınların vatani görevi gibi gördüğünü belirterek ucuz popülizm yapmaktadır ne yazık ki.
Ve 2015 sonunda nüfus 1 milyon 45 bin kişi gibi muazzam bir düzeyde artmıştır.
Nüfus artış hızı öncekiyıl %1,33 iken 2015 için %1,34 olmuştur. Oysa Türkiye’nin nüfus artışını ciddi ve hızlı biçimde frenleyerek % yarımlara çekmesi zorunludur (Demografik Fırsat Penceresini de kaçırmamak için!). Tüm bu gerçeklere karşın AKP – RTE’nin izlediği
irrasyonel politikaları anlamak olanak dışıdır ve ülkemize zararı dönüşümsüz,
giderimi (telafisi) olanaksızdır. Bu durumun hızla durdurulması kaçınılmazdır.

Hepsine tuz biber, Saray’ın muazzzam giderleridir,,

  • Hele hele Bay RTE’nin zırhlı makam aracını taa Güney Amerika’ya askeri uçakla taşıtması ve 200 bin $ maliyet çok acıdır, yazıktır, günahtır. İslama aykırıdır lüks ve israf olduğu için! Fakir – fukaranın rızkıdır. Bu para 600 bin TL’dir ve 1300 TL asgari ücretten 461 işçinin
    1 aylık emeğinin karşılığıdır.. Allah’tan korkmak gerekir. Erdoğan’ı saran bu ölçüsüz korku nedir, nedendir? Gittiği ülkelerde zırhlı makam aracı yok mudur?
    Kiralansa idi çok daha ucuza gelmez miydi??

Bu insaf dışı saltanatın bizim bir yurttaş olarak çok zorumuza gittiğini, asla içimize sindiremediğimizi, vergi ödeyen ve vergisinin en verimli biçimde kullanılmasını,
kendisine kamu hizmetleri olarak döndürülmesini pek haklı olarak bekleyen bir yurttaş olarak;
bu akıl almaz savurganlık karşısında Tayyip beye hakkımızı helal etmiyoruz.
Erdoğan Kul hakkı yemiştir ve Yüce Tanrı’nın bile bunu bağışlamaya hakkı olmadığını
kendisi de bilir. Bizi geçelim, daha pek çok “tüyü bitmemiş yetim” in de hakkı bu sorumsuz davranışla adeta gasp edilmiştir..

Herkes en düzeyde tasarruf yapmalıdır ve yöneticiler buna örnek olmalıdır.
TÜİK’in 2015 verileriyle yoksulluk rakamları yürek karartıcıdır.
Milyonlarca yoksul yurttaşımız vardır.

Ekonomi için alarm zilleri üstelik şiddetle çalmaktadır.
Ekonomi yangın alanıdır.
AKP hükümeti, olağanüstü önlemlerle olağanüstü durumla başetmeye çalışmalıdır vargücüyle..

Öte yandan AKP içi kazanlar da kaynamaya başlamıştır..
Her çıkışın bir inişi vardır..
Bu dünya Sultan Süleman’a da kalmadı, Osmanlı’ya da, başka başka imparatorluklara da..

AKP – RTE için kaçınılmaz son yaklaşıyor..

İktidar bitecek ve halka hesap verecekler..

Tarihin tunç yasası böyle..

Son söz                :

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu !..” (Nazım HİKMET)

Sevgi ve saygı ile.
5 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com
Yazının pdf biçimi :
http://ahmetsaltik.net/2016/02/05/bu-israfa-10-enflasyon-az-bile/

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Bu israfa % 10 enflasyon az bile!” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir