Parçalanma tehlikesi karşısında toplum bilinci

Parçalanma tehlikesi karşısında
toplum bilinci

Sevgili okuyucular,

Parçalanmış bir toplum bilinci, Türkiye’yi tehdit eden iç ve dış odakların elini güçlendirir.
Ülke halkına, ülke bütünlüğünün bize kazandırdığı jeopolitik güç ve uluslarası konjonktürdeki yeri ötesinde, yapısal varlığının şikayet ettiğimiz fiziksel nitelikleri ile bile,
dünyada önemli bir yeri olduğunu anlatmak zorundayız.

Cumhuriyet Bilim – Teknik eki, 25 Aralık 2015

Etilerde bir kahveye girdim. Bütün dünyanın gençleri gibi canlı ve neşeli üniversiteli gençler kendi güncel sorunlarından, havadan sudan konuşuyorlardı. Yarım saat önce evde
Güneydoğu Anadolu’da acı verici ve huzur bozucu savaş haberlerini okumuş,
boş kentlerin harap sokaklarının fotoğraflarını görmüş, iç karartan yorumlar okumuştum.

Yarım saat farkla iki ayrı ülkede yaşıyordum.

Kahvedeki gençlerin ülkenin öbür ucundaki insanlık dramından haberi olmaması söz konusu olamazdı. Onları suçlamak da aklımın köşesinden geçmedi. Çünkü yalnızca bu gençler değil, bütün dünyanın insanları da, kaygıları kendi boyunlarına dolanmış olarak yaşıyorlar.

Fakat değişik ortamlarda yaşayan bu insanların ve onların davranışlarının
ülkenin parçalanmışlığını simgelediklerini düşündüm.
İnsanlar kendi sorunlarının yükünü ancak taşıyabiliyorlar.
Barış kavramı ile yanyana gelemeyecek dehşet verici cinayet haberleri insanları
etkilemiyor mu?

OLAN BİTENİ KADER GİBİ GÖRMEK

Gerçi yalnızca yol kazalarında (AS: Karayolları denen kanyollarında!) yılda onbin kişinin öldüğü bu ülkede, halkın ülkenin öbür ucundaki cinayetlere kaygısız, az okumuş ve beyni yıkanmış şizofren kesimler olabilir. Dünyanın hali, olan biteni bir kader gibi görenlerin sayısını artırıyor. Bu yaşam düzeninde, gününü kurtaranlar kendilerini mutlu bile sayabilirler.
Ne var ki bu tutum, toplumların ortak davranışına dönüşürse insanlığın geleceği güven altında olamaz. Türkiye gibi ülkelerin sorunu da budur.

Benim gibi çok uzun yaşamış insanların öğrendiklerine ve duyarlıklarına bu tavır uymuyor.
Biz bütünleşmiş bir toplum ideali ile yetiştirildik. Ülkenin nüfusu daha 20.000.000 olmamıştı. Acıda ve neşede bütünleşmek istiyorduk. Ulusu yaratmağa çalışıyorduk.

Bugün bütünleşmek için bütün araçlara sahibiz. Telefon, bilgisayar, internet akıl almaz bir
bilgi ağı oluşturuyor. Ulaşım, ülkenin iki ucunu birkaç saatte yanyana getiriyor.
Ama güncel yaşamda bu olanaklar, insanları bölmeye yarıyor gibi görünüyor.
İletişim ve ulaşım, sanki parçalanma aracı olmuş.

  • Dışarıdan ve içerden kimi güçler, insanlar arasındaki doğal farklılıkları
    onları ayrıştırmak için kullanıyorlar.

Ülkeyi ayakta tutacak sağduyu ve bilinç yerine dayanışmayı yok eden tarihi ayrıştırma yöntemi, Filistin, Lübnan, Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye’den sonra Türkiye’de de çalışıyor. Bütün İslam ülkelerini saymayalım.

  • Aklı başında bir insan Diyarbakır, Mardin, Hakkari’den ve doğuda yaşayan
    Kürt vatandaşlardan çok daha büyük Kürt nüfusunun Adana, Mersin, Ankara,
    Ege kıyıları ve İstanbul’da oturduğunu unutabilir mi?

Biz kendi kendimize harakiri mi yapıyoruz?

Emperyalizmin Irak ve Suriye’yi bizim ülkenin dengesini bozmak için araç olarak kullandığını düşünmek zor değil. Batı’nın elinde politik, ekonomik ve fiziksel çok araç olduğu meydanda. Doğrusu istenirse Rusya da, Türkiye için, Batı’nın parçasıdır.

BATININ BARBARLIĞI

Hobsbawm, Batı’nın en barbar olduğu yüzyılın 20-21. yüzyıllar olduğunu söyler.
Batı’nın egemenliğinde yeni bir dünya strüktürü (AS: yapısı) planladığını düşünün!
Türkiye politikacıları ve gazetecileri, sorunu kör bir iktidar ve muhalefet kavgasına indirgediler. Pratik sorunların boyutlarını sanki yabancı basından dinliyoruz.

Türkiye’deki 2.2 milyon Suriyeliyi Arap petrolcülere sattığımız yapılarda mı konuk edeceğiz? Bunların bir yıl karınlarını doyurmak için Angela Merkel’in vereceği paranın 1/3’ü, ikametleri, gerisi sağlıkları, eğitimleri için gider. Bu giderin ne denlisini Suriyelileri karın tokluğına çalıştırarak geri alırız? O sırada işsiz kalacak Türk halkı ne olacak?

Amerika ve Avrupa’nın ve şimdi de Rusya’nın burnunu soktuğu ve bir yanınArapları, öbürlerinin İran’ı kullandığı Irak ve Suriye savaşları, Libya’nın yok edilmesi, hatta
Yemen ve Sudan, Kuzey Afrika Müslüman ülkelerde olanlar.. Türkiye’ye de bulaşmadı mı?
Bu artık bir varsayım değil. Hint’ten Mali’ye kadar İslam dünyasına bir göz atın.
Bunlar demokrasi için mi oluyor!? Rusya’da, Çin’de, Amerika’da Hıristiyan dünyası içinde
öyle bir mücadele var mı? Oralar demokrasi içinde mi yaşıyor?

– Batı Müslümanlara kendi kendilerine acımamalarını ve birbirlerinin boğazını, Müslümanlık için kesmeyi öğretti!

Bunun için onlara silah verip para bile kazanıyor!

Petrolcüler ve Mısır, Batı ile, İran ve Asya’nın eski Rus sömürgeleri Rusya ile ortaklık ediyorlar. Biz de Yakın zamana kadar Rusya ile flört edip, Amerika ve Avrupa ile kırıştırdık.
Arap ve İranlılar Türkiye’nin parçalanmasından memnun.

Osmanlı ve Türkiye, Cumhuriyeti yalnızca Avrupa için değil, İran ve Araplar için de
bir baş ağrısıdır. Bunu aklınızdan çıkarmayın! 1. Dünya Savaşı’nda Arapların Türklere
nasıl davrandıklarını okuya okuya bitiremedik. En aptal Türk bile, Arapların Lawrence’ini anımsayabilir. Gerçi bilmeyecek denli cahilimiz de, çok şükür var. Bunlar iktidar kozu bile olsa, Türkiyeyi tehdit eder. Devletin sağladığı iletişim kendi içine kapalı gruplar arasında oluyor. Kimse bilişimi bilgisini artırmak, dünyanı köşesini bucağını ya da kendi tarihini öğrenmek için kullanmıyor. Tatlı reklamlarla uyutuluyor. İletişim araçlarını telefon yarenliği, internet oyunu için açıyor. Daha ciddi olanlar azınlık. Bilinçsiz, afyonlanmış bir yaşamın saptadığı bir iletişim düzeni içinde yaşıyoruz. Üyeleri eski kasabalardaki bir mahallenin sakinleri gibi.
Şimdi evden eve seslenmiyor ya da bakkalda buluşmuyorlar. İstanbul’la Van ya da İzmir’le
Los Angeles arasında telefonda buluşuyorlar. Bu düşünsel bir ilişki değildir.
Birbiriyle koklaşan hayvanlarınki gibi, fakat çağdaş ve elektronik bir koklaşma oluyor.

Kuşkusuz insanı hayvandan ayıran kimi özellikler kaldı. Bunlar insana özgü pozitif empatiler olabilir. Eskiden toplum üyelerini, cemaatleri, ulusu birleştiren dinsel ya da ulusal ideolojiler, bugün basit çıkar ve ihtiyatlı dayanışma ilişkilerine dönüştü. Bunun adına da uygarlık diyoruz.

Sevgili okuyucular,

İnsanların bu özelleşmiş sevgisi, tıpkı doğada olduğu gibi sırtlanlaşmış, tilkileşmiş, çakallaşmış, onları yalnız yakalayıp yemek isteyenlerin işine geliyor. Dünya politikası da böyle çalışıyor.

Yalnız kalanları, parçalananları tehdit ederek kontrol etmek kolaydır.
Aslan ve kaplanlar bile sürüden biraz ayrılan yalnız hayvanları parçalarlar.
Toplumların kendi içlerinde dağıtılmaları da benzer bir yöntemdir.

GÖÇ EDEN ANTİLOP SÜRÜLERİ

Politikacılar, yardım pozlarında, çıkar dağıtarak boş kafaları yönlendirirler.

Yalan, insanın korunma içgüdüsüne bağlı genetik bir özelliktir.
İnsan kendini korumak için, aldatmak için yalan söyleyebilir.

Bugün var gibi görünse de eski ideolojiler yok. Gerçekte milliyet, din, demokrasi, insan hakları, birkaç yalnız adamın dilinde kaldı. Bugün ayakta kalmak zor. Dünya çok kalabalık.
Her şey kapanın elinde kalıyor. Geri alacak vakit yok.

Ortalıkta fırsat kollayan, aslanlar ya da emperyalist ülkeler, uluslarası şirketler var.

Bütün aradıkları açlar, aptallar, afyon yutmuşlar. Anadolu kıyılarında, Yunan adaları için lastik bot sıralayan çakallar, bütün dünya sularında boy boy, av bekliyorlar.

İnsanlar güneye göç eden zebra, antilop sürülerine benziyor.

Saman alevi gibi yanan sönen cilalı, yavan sözler söyleyen bu adamlar,
toplum yararına ne konuşuyor? Gazeteler ne işe yarıyor? Partiler ne işe yarıyor?
Devlet ne için çalışıyor?

Seneca,

  • Bugünü yaşa, onu yarına feda etme!’ der.

    Bu ‘elindekinin değerini bil!’ demek.

    ==========================================

    Evet Dostlar,

    Gündelik haberlerin, tıp derslerinin arasında bunalarak FELSEFE’yi ihmal ediyoruz..
    Olmaaaazz..

    İşte Doğan Kuban bilgenin yazısı..
    Onlarsız kalamayız, kalmamalıyız..
    Ne çok ufuk açıyor Bilge adam Doğan Kuban birkaç dakikanızı ayırırsanız değil mi??
    O’nu hep okumalı Cumhuriyet Bilim – Teknik ekinde..
    Kendisi gibi bilge eşdeğeri Prof. Bozkurt Güvenç hoca ile diyalog ya da “yazı düetleri” ni de.
    Sağolsun Cumhuriyet, sağolasın Orhan Bursalı..
    Bu her hafta beyine – gönüle ziyafet 1500 sayıyı geçti!
    52 haftaya bölün, 30 yılı bitirmek üzere..
    Tam bir AYDINLANMA maratonu..
    Bir kez daha sağolsun Cumhuriyet, sağolsun Orhan Bursalı..

    Türkiye’miz, bu karanlık AKP fetretini de,
    epey güç olsa da tarihsel birikimi ile yenecek, yenmeli..

    AYDIN umutsuz olamaz; bu emperyalizmin ve işbirlikçilerinin ekmeğine yağ sürer!

    Daha da ileri gidelim ve ODTÜ Felsefe’den Prof. Ahmet İnam hocamızdan alıntılayalım :

    Mutsuzluk ahlaksızlıktır!

    Mutsuzluk_Ahlaksizliktir

    Sevgi ve saygı ile.
    27 Aralık 2015, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi (CV) 1953’te Elazığ'da doğdu (14.11). İlk-ortaokulu Gaziantep'te okudu (1961-68), Van Lisesini 1971’de (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında tıpta uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Elazığ'da 6 yıl kadar muayenehane hekimliği yaptı (1982-88 başı), kağıt ve çimento sanayisinde işyeri hekimliği, yaptı. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. (4 ay) 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesinde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem seçimle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). Hacettepe Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. de Biyoistatistik masteri (tezsiz) yaptı. Mayıs 2004 sonrası Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Genel Başkan (Baş)Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-14). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) bitirdi (2011-16). Türkiye'de tek TIBBİYELİ + MÜLKİYELİ.. Uzmanlık alanında 257 yerli, 48 adet yabancı (toplam 305) bilimsel bildirisi, yayını, kitap ve bölümleri var. Birçok bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 600'e yakın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… İş ve Meslek Hastalıkları, Küreselleşme.. gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 92, Lise ve İlköğretimde 90+, askeri birlik ve polis okullarında 12+).. toplam 1495 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Sağlık Hukuku master eğitimi sürüyor (tez döneminde). Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 15.01.2017 Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Mülkiyeliler Birliği Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 595 6000 / 8624 (iş) 0312 363 8990'dan (pbx) Cep : 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Cebeci Hastanesi, Dikimevi / ANKARA

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir