Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu : Haksızlık haksızlıktır!


Haksızlık haksızlıktır!

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu,
İpek-Koza grubuna kayyum atanması konusunda hukuksal bir inceleme yaptı.
Sonucunu da kaleme aldı.

portresi

 

Prof. Dr. Metin Feyzioğlu
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Cumhuriyet,
28.10.2015

Bir şirkete bu madde uyarınca kayyım atanması, hiç kuşkusuz Anayasa’da ve
uluslararası hukukta güvence altına alınan mülkiyet hakkının kısıtlanmasıdır.

Şirketin, medya şirketi olması durumunda basın; düşünceyi açıklama ve eleştiri özgürlükleri de kısıtlanmış olur. Bu özgürlüklerin kısıtlanması ise, bireylerin haber alma kaynaklarını etkilediği için her bireyin düşünce özgürlüğünü sonuçta kısıtlar.

İşte bu nedenlerle, adı geçen grubun (AS : KOZA Grubu) şirketlerine el konulması,
bu şirketlerin kimlere ait ya da kimlere yakın olduğundan bağımsız bir biçimde, hukuk devleti ve demokrasi içinde yaşamak isteyen herkesi ve bu değerleri koruma görevi olan
Türkiye Barolar Birliği’ni doğrudan ilgilendirmektedir.

CMK’nın 133. maddesi uyarınca bir şirkete kayyım tayininin hepsi birlikte aranması gereken 4 temel koşulu vardır:

1) Savcılık tarafından yürütülen soruşturma ya da iş mahkemeye intikal etmiş ise yargılamanın konusu olan suçun, bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda
kuvvetli kuşku nedenlerinin varlığı,
2) İddia konusu suçun, kanunda tek tek sayılı olan suçlardan olması.
3) Şirkete kayyım atanmasının maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması,
4) Ölçülülük (Orantılılık)

Bu koşulları kısaca açıklamak gerekirse;

1) Suçun işlendiği ve işlenmeye devam edildiği konusunda kuvvetli şüphe sebebinden kasıt, kuvvetli şüpheye neden olan somut kanıtların bulunmasıdır.

Öte yandan, suçun işlenip bitmiş olması yetmez, işlenmeye devam ediliyor olması şarttır.

Bu şartın somut olayda bulunup bulunmadığını, dosyayı ayrıntılarıyla incelemede takdir etmemiz mümkün değildir.

Yargı tarafından kullanılan takdir yetkisinin kamuoyunu tatmin edebilmesi için ön şart,
hiç kuşkusuz, bu yetkinin; tarafsız, bağımsız, adil yargılama yapan ve hesap veren
yargıç ve mahkemelerce kullanılıyor olmasıdır.

Türkiye’de özellikle iktidarın hedef gösterdiği kişi ve kuruluşlara yönelik yargısal işlemlerin toplumda güvensizliğe ve ayrışmalara yol açmasının nedeni, yargı sistemimizin bu özelliklere demokratik hukuk devletlerindeki standartlar çerçevesinde maalesef sahip olmamasıdır.

2) CMK, her suçta değil yalnızca kısıtlayıcı olarak saydığı belli suçlarda kayyım tayinine
izin vermektedir. Somut olaydaki suçlamaların içinde yer alan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve silahlı örgüt suçları kanunda sayılan bu suçlar arasındadır.

Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, suçlama hiçbir şekilde tek başına yeterli değildir; suçlamanın haklılığını gösterecek ve bu anlamda kuvvetli şüphenin ortaya çıkmasına
neden olacak somut kanıtlar (deliller) bulunmalıdır.

3) Kayyım, yalnızca soruşturma veya yargılamada maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında
zorunlu ise atanabilir. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasından kasıt; soruşturulan veya yargılanan kişilerin, kendilerine yüklenen (isnat olunan) suçları (-ki bu suçlar CMK’da
kayyım atanabilmesi için sınırlı olarak sayılan suçlardan ibarettir) fiilen ya da hukuken yönettikleri şirketin faaliyetleri çerçevesinde işleyip işlemedikleridir.

Maddi gerçek, yalnızca delillere dayanılarak ortaya çıkarılabilir. Dolayısıyla, kayyım atanması için yasanın aradığı, “maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olma” şartı,
“delil elde etmek için gerekli olma” anlamına gelmektedir.

Esasen, kayyım tayinine ilişkin CMK maddesi, arama ve el koyma gibi koruma tedbirleri arasında sayılan bir koruma tedbiridir. Şu halde, bütün koruma tedbirleri gibi bu tedbirin de amacı, yeni suçların işlenmesinin önlenmesi değil, işlendiği iddia edilen bir suça ilişkin
başka türlü elde edilemeyecek delillerin elde edilmesinin sağlanmasıdır.
İşlenmemiş olan suçların önlenmesi, ceza muhakemesi hukukunun, dolayısıyla CMK’nın değil,
başka hukuk dallarının ve kanunların ilgi alanına girmektedir.

4) Bir şirkete CMK kapsamında kayyım atanabilmesi için bu koruma tedbirinin somut olayda mutlaka ölçülü olması gereklidir. Hukuk devleti ve hukuk devletinin “özgürlük asıl, sınırlanması istisnadır” ilkesi gereği bütün koruma tedbirlerinin ortak koşulu olan ölçülülük ilkesinden anlaşılması gereken şudur:

Hak ve özgürlükleri daha az kısıtlayan bir koruma tedbiri var ise, daha ağırı uygulanamaz.
Tıpkı yurt dışına çıkışı yasaklamak yoluyla tutuklama ile istenen amaca ulaşılması mümkün ise, tutuklama yerine adli kontrole karar verilmesi zorunluluğunda olduğu gibi.

Mülkiyet hakkı ve basın özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlükleri askıya almaksızın,
hak ve özgürlükleri daha az kısıtlayarak delil elde edilmesi olanaklı ise,
somut olayda kayyım ataması yoluna gidilmemelidir.

Kayyım atanmasına ilişkin kararın incelenmesinden, anılan koruma tedbirinin ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çünkü, örneğin şirketlerin defter ve kayıtlarının incelenmesiyle
niçin yetinilmeyip, şirketlerin yönetimine kayyım marifetiyle el konulduğu gerekçede açıklanmamıştır.

Öte yandan CMK’nın 133. maddesi kayyım tayininde 2 farklı yetkilendirmeden
söz etmektedir. Buna göre kayyımın yetkisi, şirketin yönetim organının karar ve işlemlerini onaylamaktan ibaret olabileceği gibi, yönetim organının yetkilerinin tümüyle kayyıma verilmesi de mümkündür. Ancak, bu iki farklı yetkilendirmeden hangisine başvurulacağına dair takdir yetkisi, elbette keyfi bir şekilde kullanılamaz. Burada da ölçülülük ilkesine uyulmak zorundadır. Şöyle ki; karar ve işlemlerin onaya tabi tutulması maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için yeterli ise, şirketin yönetiminin kayyıma bütünüyle devredilmesi yoluna
asla gidilemez. Kuşkusuz, kayyımın, yönetim organının karar ve işlemlerine onay verirken gözeteceği tek husus, bu karar ve işlemlerin soruşturma veya yargılama konusu suçla ilgili varolan kanıtların karartılmasına yönelik olup olmadığından ibarettir.

Somut olayda, hak ve özgürlükleri daha az sınırlayan “onaylayıcı kayyım” görevlendirilmesi yerine, şirketlerin yönetiminin tümden kayyıma devri yoluna niçin gidildiği,
kararın gerekçesinden anlaşılmamaktadır. Dolayısıyla, bu gerekçesizlik karşısında,
ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varılması kaçınılmazdır.

Kayyım tayini hiçbir şekilde şirketleri zarara uğratmak amacıyla ve zarara uğratacak şekilde uygulanamaz. Kayyımın görevi, bir yandan kamıtların karartılmasını önlemek, öbür yandan da şirketin ticari faaliyetlerini sürdürmesini sağlamaktır. Kayyımın, görevini buna uygun biçimde yerine getirmemesi ve yönettiği şirketin ticari faaliyetlerini engellemesi, onu zarara uğratması durumunda, hem kayyımın kişisel sorumluluğu hem de Devletin idari sorumluluğu söz konusu olacaktır.

Somut olayda, ekranların karartılması, elektrik kabloların kesilmesi, antenlerin sökülmesi gibi eylem ve işlemlerin yapıldığı duyumları alınmaktadır. Bunlar, kayyım atanan şirketleri zarara uğratmaya yönelik davranışlar olup, kayyım görevlendirilmesinin amacına aykırıdır.

Hukuksal açıdan yaptığımız inceleme sonunda şu sonuçlara ulaştık        :

Koza-İpek Grubunun şirketlerine yönelik kayyım görevlendirmesine ilişkin kararın,
CMK’nın konuya ilişkin 133. maddesindeki koşulları taşımadığı;

Bu çerçevede, maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi açısından gerekli olan kanıtlarn toplanması için niçin kayyım görevlendirilmesine gerek duyulduğunun karardan anlaşılamadığı;

Temel hak ve özgürlükleri çok daha az kısıtlayacak koruma tedbirleri ile
aynı amaca ulaşılması olanaklı göründüğü halde, şirketlerin yönetiminin niçin
kayyıma devredildiğinin gerekçede açıklanmadığı;

Bu haliyle, anılan Grubun şirketlerinin yönetiminin kayyıma devredilmesi işleminin başta mülkiyet hakkı ve basın özgürlüğü olmak üzere, çok sayıda temel hak ve özgürlüğü
ihlal ettiği
;

Özellikle basın hürriyetinin gerekçesiz bir şekilde askıya alınmasının, toplumda yaşayan
her bireyin temel hak ve hürriyetlerini kısıtladığı;

  • Yargının tarafsızlığının, bağımsızlığının,
  • adil yargılama yapma yetisinin ve hesap verebilirliğinin demokratik ölçütlerle son derece sorunlu olduğu bir sistemde, kayyım görevlendirilmesi işleminin adalete duyulan güveni ve hukuksal güvenlik ilkesini ağır biçimde zedelediği;

Dolayısıyla demokratik hukuk devletinin özünün doğrudan doğruya ihlal edildiğini kamuoyunun bilgilerine sunar, bu hukuka aykırılığın yine yargı tarafından en kısa sürede giderilerek toplumdaki her bireyin hukuksal güvenliğe kavuşturulmasını dileriz.

Hangi siyasal düşünceden olursa olsun, her vatandaşımıza söylemek istediğimiz husus;
keyfilik kimi doğrudan mağdur ederse etsin, adaleti ülkenin temeli olmaktan çıkararak hepimizi birden mağdur ettiğidir.

  • Haksızlık, kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın, haksızlıktır.
  • Haksızlığa hiçbir çekince koymaksızın karşı durmak ise hepimizin görevidir. 

Şunu iyi bilelim ki, özgürlük ve demokrasi sonunda daima kazanır.

(http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/398123/Haksizlik_haksizliktir.html, 28.10.2015)

=============================

Dostlar,

Bu yetkin hukuksal değerlendirme için
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Prof. Dr. Metin Feyzioğluna teşekkür ederiz.

AKP iktidarını, tüm işlem ve eylemlerinde
HUKUK DEVLETİ SINIRLARI İÇİNDE KALMAYA çağırırız.

Sevgi ve saygı ile.
31 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi (CV) 1953’te Elazığ'da doğdu (14.11). İlk-ortaokulu Gaziantep'te okudu (1961-68), Van Lisesini 1971’de (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında tıpta uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Elazığ'da 6 yıl kadar muayenehane hekimliği yaptı (1982-88 başı), kağıt ve çimento sanayisinde işyeri hekimliği, yaptı. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. (4 ay) 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesinde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem seçimle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). Hacettepe Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. de Biyoistatistik masteri (tezsiz) yaptı. Mayıs 2004 sonrası Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Genel Başkan (Baş)Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-14). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) bitirdi (2011-16). Türkiye'de tek TIBBİYELİ + MÜLKİYELİ.. Uzmanlık alanında 257 yerli, 48 adet yabancı (toplam 305) bilimsel bildirisi, yayını, kitap ve bölümleri var. Birçok bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 600'e yakın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… İş ve Meslek Hastalıkları, Küreselleşme.. gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 92, Lise ve İlköğretimde 90+, askeri birlik ve polis okullarında 12+).. toplam 1495 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Sağlık Hukuku master eğitimi sürüyor (tez döneminde). Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 15.01.2017 Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Mülkiyeliler Birliği Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 595 6000 / 8624 (iş) 0312 363 8990'dan (pbx) Cep : 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Cebeci Hastanesi, Dikimevi / ANKARA

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir