Cumhuriyet; Aleviler ve Siyasal İslamcılar

Necdet SARAÇ

Cumhuriyet; Aleviler ve Siyasal İslamcılar

1826’da Alevi-Bektaşi dergahlarının kapatılmasının, yakılmasının, yıkılmasının üzerinden çok değil daha 100 yıl bile geçmemişti (AS: sözde yenilikçi Osmanlı padişahı 2. Mahmut tarafından!?). Büyük bir katliam yaşanmış, Hacı Bektaş Dergahı başta olmak üzere, bütün dergahlarının başına Nakşibendi Şeyhleri atanmış, 100 yıldır dergahları onlar yönetiyordu… Bir kez daha kaçar – göçer olmuşlar, taşradaki Alevilere bu kez kentlerekiler de eklenmiştir.

1826’da yayınladığı fermanda kendisine “Padişah-ı İslam” diyen II. Mahmut, binlerce Dedeyi, Babayı öldürtmüş, sürdürmüştü. Padişah II. Mahmut, Şerçeşme’yi yağmalatmış, kapatmış, Çelebileri Amasya’ya sürmüş, idamla yargılatmış padişahtır. Üstelik bu büyük operasyona da “Vaka-yi Hayriye” yani “Hayırlı Olay” demişti…

Yıl 1919’dur. Aleviler için acı sürecin anıları henüz çok tazedir. O dönemde yaşanan vahşeti yaşayanlardan yaşamda olanlar bile vardır.  Bütün bunların sorumlusu kendisine “Emiru’l Mümin ya da Padişah-ı İslam” diyen padişah ve temsil ettiği Hilafeti ortadan kalkmaktadır.

Hilafet ve padişah ki; ateşe atılmak, kuyulara doldurulmak, kellerinden kuleler yapılmak, kızları, çocukları ve malvarlıkları ile Müslümanlar’a “helal edilmek” anlamına geliyordu. Bu dönem bitiyordu!

Kağıt üstünde bile olsa “eşit yurttaş” kavramı geliyordu… Kurtuluş, Cumhuriyet, bağımsızlık, vatandaşlık gibi kavramlar konuşuluyor olmuştu…

* * *

Padişahı ve Hilafet’i ortadan kaldırmayı hedefleyenlerin lideri Mustafa Kemal, 1919’da dergahı ziyaret etmiş (AS: 23 Aralık 1919), Postnişin Cemalettin Çelebi’ye bizzat “Cumhuriyetin kurulacağı” mesajını vermişti. Bu bile Cumhuriyeti “kayıtsız-şartsız” destek için çok   önemlidir. Yeterlidir. Nitekim öyle de olmuştur.  Alevilerin önemli bir bölümünün Cumhuriyetin kuruluş sürecini destekledikleri, her şey bir yana karşı bir tavır almadıkları görülmüştür. Bu destek, Halifeliğin kaldırılması ile daha da artar. Modernlik ve devrimler Alevi öğretisinin enginliği ve değişim dinamizmiyle de örtüşür.  Aleviler için zulmün simgesi olan hilafeti ve halifeliği kaldıran Cumhuriyet, Osmanlı vahşetinden kurtuluşun bir simgesi olur!

* * *

16. yüzyıldan başlayarak ağırlıkta kırlarda, dağ başlarındaki ücra köşelerde yaşamak zorunda kalan Aleviler görünür değildir! Görünür olan yalnızca Hacı Bektaş Dergahı ve kentlerdeki Bektaşi dergahlarıdır. Kontrol edilmeye ve “ehlileştirilmeye”çalışılan din “Sünniliktir”. Bu en azından kötünün iyisidir… Üstelik din ile devlet ilişkilerinin birbirinden ayrılacağı laiklik gibi önemli bir kavram konuşulmaktadır.

  • Aleviler iktidarın hep uzağındadırlar, adam yerine konulmak bir yana,
    sürekli olarak potansiyel suçludurlar! 
    Ölüm ve sürgün makus talih gibidir!

Belki de uzun süredir ilk kez “sığınacak bir liman” olanağı ortaya çıkmaktadır… Aleviler bunun tarihsel önemini herkesten daha çok anlayıp hissetmişlerdir; belki de bu yüzden Cumhuriyete sarılmışlardır.

Kaldı ki, Alevilerin Cumhuriyeti desteklemeleri yalnızca uzak dönem Osmanlı baskısı ile ilişkisi yoktur. Birçok arka planı vardır: Önemli bir bölümü Şafi Kürtlerden oluşan Hamidiye Alayları’nın, 19. yüzyıl sonlarından başlayarak özellikle Erzincan, Dersim, Maraş, Bingöl, Varto gibi yörelerde Alevilere yönelik saldırıları, baskıları ve bunun sonucu olarak yarattıkları korku ortamı, o dönemde canlı tanıkların anlatımıyla birçok Alevinin belleğindedir.

Bugün Alevilerin önemli bir bölümünde varolan “Kürt karşıtlığının” kökenlerinin bir bölümü Yavuz’un vurucu gücü İdris-i Bitlisi’ye dek uzanırken, öbürü de yakın tarihimizdeki “Hamidiye Alayları”nın zulmüdür.  Kaldı ki bu zulüm yalnızca Hamidiye Alaylarıyla da sınırlı değildir. Cibranlı Halit’in Varto’da yaşayan ve “isyana” katılmayan Alevilere karşı baskısı da belleklerdedir…

Öte yandan, Cumhuriyetin lideri, devletin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, padişahlara göre çok farklıdır. Kendileri gibidir; Dinin anlaşılır bir dille ifade edilmesini istemektedir. Ezanı Türkçeleştirmektedir. Eğitime önem vermektedir. Bilimden söz etmektedir. Cephesini doğuya değil, Batıya dönmüştür. İçki içmekte, müzik dinlemekte, resme önem vermektedir.

Alevileri “yok” saysa da, devletin anayasasına Sünniliği koymuş olsa ve Diyanet’i de buna uygun tasarımlamış olsa da, Alevilere yönelik bir katliam henüz ortada yoktur! Aleviler şehirde de olmadığı için zaten politik ve ekonomik gelişmelerin dışında, iktidarın çok uzağındadır. Henüz Dersim “dokunulmazdır” ve 1937-38’e daha çok vardır… 1921’de Koçgiri’de yaşanan ve yakın çevresi dahil, Anadolu coğrafyasındaki öbür Alevilerden destek almayan kısa süreli “Koçgiri ayaklanması” dışında Aleviler “yaşamın içinde” yoklardır ve gündemin dışındadırlar…

* * *

Osmanlının tebası olmak ve her daim kılıçtan geçirilmek ya da Cumhuriyetin vatandaşı olmak arasında çok ciddi bir fark vardır! Bu farkı görmek için özel siyasal bir analiz gerekmiyor, bunun için “Alevi refleksi” yetip de artıyor! Tıpkı bugün siyasal İslamcı, IŞİD’ci yaklaşımlara karşı ortaya çıkan refleks gibi!

Alevi refleksi, Cumhuriyet diyor, Demokrasi diyor, Özgürlük diyor… Aleviler, her şey bir yana Cumhuriyeti, yaşadığı büyük acıların sonucu oluşan bu doğal refleksiyle destekliyor… Siyasal İslamcılar ise “Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ın” demekte ısrar ediyorlar… Ülkenin mevcut halinin nedeni de bu ısrardan kaynaklanıyor!

* * *

Cumhuriyet’in kurulmasından hemen sonra Alevilerin devletin hem kurumsal yapısından, hem de dinsel yapısından tasfiye edilmeleri, yaşadıkları haksızlıklar ise başlı başına her biri ciddi birer tartışma konusudur: Diyanet’in Sünniliğin hizmetine verilmesi, Alevi-Bektaşi dergahlarının kapatılması, Bektaşilerin yurt dışına sürgün edilmeleri, Alevi dedelerinin, dervişlerinin büyücülerle, üfürükçülerle eşit tutulmaları…

Cumhuriyetin tekçileşmesi, demokrasiyle buluşamaması… Laikliğin kağıt üzerinde kalması, eşit yurttaşlığın hep yaklaşıldıkça uzaklaşan bir olguya dönüşmesi…

Karar mekanizmalarına tek bir Alevinin bile gelmesine izin verilmemesi

Sonu gelmeyen asimilasyon hamleleri…
Katliamlar… Ortaca, Elbistan, Kırıkhan, Maraş, Sivas, Çorum…

Bunlar gerçekler!

Tıpkı, Menderes ile hızlanan ve Cumhuriyeti, yeniden bir İslam Cumhuriyetine dönüştürmeyi hedefleyen sürecin, Demirel, Türkeş, Özal ve Çiller’in belirleyici katkılarıyla, “siyasi ve mezhepsel akrabaları” Erdoğan üze­rinden AKP eliyle tamamlanmış olması gibi gerçek!

Bugün ülke siyasal İslam’a teslim edilmiş ve Cumhuriyet
fiili olarak “İslam Cumhuriyeti”ne dönüştürülmüştür!  

  • Bu anlamıyla bugün adı halen Cumhuriyet olan rejim, eşitlikçi değildir, mezhepçidir,
    bölücüdür, kutuplaştırıcıdır! Hukuk da, eğitim de Osmanlı da olduğu gibi tarafgirdir, dincidir.
    Ulema eliyle yönetilmektedir…

Bugün ortada Cumhuriyet adına da, demokrasi adına da ciddi hiçbir değer kalmamış, sol önemli ölçüde tasfiye edilmiş, etkisizleştirilmiş, solu tasfiye eden Ordu ve “Beyaz Türkler” de fiili olarak iktidardan tasfi­ye olmuşlardır… Ortadoğu’nun dinci gericiliğin girdabında ortaçağ karanlığına sürüklenmesine doğrudan hizmet eden AKP hükümeti ülkemizi de hızla benzer bir karanlığa doğru taşımaktadır.

Bu durum astlantı değildir! 2015 Türkiye’sinin eldeki tablosu, 92 yıllık intikam isteğinin yaşam bulmasıdır!

Çünkü, Cumhuriyet’in gökyüzündeki Tanrı’yı, yeryüzüne indirmiş olması, tebanın yerine yurttaşın, biatın yerine aklın öne çıkması siyasal İslamcıları hep rahatsız etmiştir! “Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ın” iken, Cumhuriyet döneminde kağıt üzerinde de olsa ‘egemenliğin milletin eline geçmesi’, her şeyi İslam’a, Kuran’a, Şeriat’a göre izah etmeye çalışanları çok kızdırır!

Siyasal İslamcıların “bu kızgınlığı”, Cumhuriyet’in İslam coğrafyasında ilk kez şekilsel olarak da olsa, ‘din ile devlet işlerini birbirinden ayırmaya’ meyletmiş olması, Diyanet üzerinden ve Sünni merkezli de olsa ‘yeni bir devlet dini’ inşa etmek istemesi, hele hele Kuran’ı Türkçeleştirmesi ile birleşince daha da artar! Bundan dolayı, siyasal İslamcıların ve muhafazakarların bugün intikam duygusu içinde sıkı birer Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olmaları, Cumhuriyet’in bütün değerlerini ve kurumlarını değiştirmiş olmaları tesadüf değildir!

* * *

Bu gerçekleri görerek hareket edersek, bugün Cumhuriyet’e övgüde sınır tanımayanların yapacakları en önemli iş, dizlerini dövmek ve Atatürk’ün arkasına sığınmak değildir! Sistemle ve gerçeklerle hesaplaşmayı göze alarak cephe­lerini sola dönmeyi becermektir! Bu “dönüş” hayırlı bir dönüş olacaktır!

Ancak belirtmek gerekir ki; bu ülkede yeni bir Cumhuriyet, demokrasi, adalet ve öz­gürlük adına bir dönüşüm, ancak yüzleri sola dönük ve bu ülkenin bütün renklerini kucaklayacak büyük bir güçbirliğinden geçer…

Bunun yolu ise, Cumhuriyet’i kuran sürecin önemli iki adımı olan 1908 Meclis-i Mebusan’ının ve 1. TBMM’nin muhteşem temsiliyetini, bileşenini bugün yeniden yaratmaktan geçmektedir…

Türküyle, Kürdüyle, Ermenisiyle, Alevisiyle, Sünnisiyle… Bütün etnik ve dinsel kimlikleri eşit yurttaş yapmak, ülkeyi laik ve demokratik bir cumhuriyete dönüştürmek, etnik ya da dinsel kimlikleri “ikincil, üçüncül” hale dönüştürür, bu kavramların yerine yurttaşlık, kardeşlik ve barış içinde bir arada yaşama kavramları öne çıkar, hayatı normalleşir!

  • Bu “normalleşmenin” ilk adımı 1 Kasım’da atılabilir…
    7 Haziran’ı devam ettirerek 1 Kasım’da da AKP’ye siyasi bir yenilgi tattırmak,
    AKP’ye salt çoğunluğu vermemek,
    2 Kasım’dan başlayarak tereddütsüz olarak yeniden inşa edilecek laik ve demokratik bir Cumhuriyetin önünü açar!
    (http://abcgazetesi.com/yazar/cumhuriyet-aleviler-ve-siyasal-islamcilar-1046.html, 30.10.2015)

=====================================

Dostlar,

Değerli dostumuz Sayın Necdet SARAÇ‘a bu çok değerli yazısı için teşekkür ediyoruz..

YA AKP YA VATAN!

Lenetli Denklem böylesine bir ikileme kilitlenmiş bulunuyor..

1 Kasım ‘da yeniden AKP = ÜLKENİN VE HALKIMIZIN BÖLÜNMESİDİR!

Yurttaşlar seçime yoğun katılmalı, geçerli oy kullanmalı,
AKP oyları sayısal olarak 19 milyonun biraz altında donmuş gibi,
Dolayısıyla katılım 7 Haziran’daki % 84 yerine % 90’ları aşarsa, AKP oransal olarak
% 35’lere dek gerileyebilir.. CHP anlamlı bir atak yapabilirse 1. parti bile olabilir..
İlk iş AKP – RTE’den kurtulmak.. 1 Kasım çooook kritik.
Bu fırsat da kaçırılırsa Türkiye’nin yakın geleceği tam bir karanlık ve karabasan..
Bir kez daha yazmış olalım..

ATATÜRK – CUMHURİYET – DEVRİMLER‘e sahip çıkan partilere oy verelim..

Sevgi ve saygı ile.
30 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi (CV) 1953’te Elazığ'da doğdu (14.11). İlk-ortaokulu Gaziantep'te okudu (1961-68), Van Lisesini 1971’de (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında tıpta uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Elazığ'da 6 yıl kadar muayenehane hekimliği yaptı (1982-88 başı), kağıt ve çimento sanayisinde işyeri hekimliği, yaptı. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. (4 ay) 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesinde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem seçimle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). Hacettepe Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. de Biyoistatistik masteri (tezsiz) yaptı. Mayıs 2004 sonrası Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Genel Başkan (Baş)Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-14). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) bitirdi (2011-16). Türkiye'de tek TIBBİYELİ + MÜLKİYELİ.. Uzmanlık alanında 257 yerli, 48 adet yabancı (toplam 305) bilimsel bildirisi, yayını, kitap ve bölümleri var. Birçok bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 600'e yakın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… İş ve Meslek Hastalıkları, Küreselleşme.. gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 92, Lise ve İlköğretimde 90+, askeri birlik ve polis okullarında 12+).. toplam 1495 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Sağlık Hukuku master eğitimi sürüyor (tez döneminde). Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 15.01.2017 Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Mülkiyeliler Birliği Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 595 6000 / 8624 (iş) 0312 363 8990'dan (pbx) Cep : 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Cebeci Hastanesi, Dikimevi / ANKARA

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir