1 Kasım sonrası beklenen tehlike

1 Kasım sonrası beklenen tehlike

“1 Kasım 2015 seçiminden sonrası için ufuktaki görüntü nedir?”
sorusuna ait ağırlıklı seçenek hakkındaki görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Rifat Yeniay / E. Binbaşı
AYDINLIK
Haber kapısı, 26.10.15

1 Kasım 2015 seçiminden sonrası için ufuktaki görüntü nedir?” sorusuna ait ağırlıklı seçenek hakkındaki görüşlerimi belirtmek istiyorum.

ABD-AB ve işbirlikçi sermayenin, “mümkün olan en geniş tabanlı” ve “siyasal istikrarı sağlayacak” bir koalisyon istediğini biliyoruz. Bu isteğin açık ifadesi AKPCHPkoalisyonudur. Bu isteğin yeni seçim sonrası gerçekleşmesi ihtimali büyüktür.

Bu ihtimal çok büyük bir tehlikeyi de içermektedir.
Tehlikenin kaynağı yeni CHP yönetimidir. Yeni CHP yönetimi seçim programında,
yeni bir anayasa yapılması ve bu anayasada

“Eşit Vatandaşlık” tanımının yer almasını istemektedir.

Yeni CHP lideri en son Avrupa gezisinde de bu isteğini dile getirmiştir. Mevcut Anayasa’nın vatandaşlık tanımında, azınlık tanımına yol açan herhangi bir dilsel, ırksal veya dinsel öge
yer almamaktadır. Durum böyle iken yeni CHP yönetimimin “Eşit vatandaşlık” istemesinin nedeni nedir?

Görüşüm, yeni CHP yönetiminin bu tanımın arkasına gizlenerek başka bir amaç güttüğüdür. Amaç;
– mevcut anayasadan “Türk” ve “Türk Milleti” sözlerinin çıkarılması,
Kürtlerin kendi kendilerini yönetmelerini ve
Kürtçenin ikinci resmi dil olmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılmasıdır.

Y-CHP’nin bu konuma nasıl geldiğini biliyoruz. ABD’nin denetimindeki FETÖ’cülerin eli ile düzenlendiği anlaşılan kaset tezgâhı ile hem MHP, hem de CHP yeniden dizayn edilmişti.

Özellikle CHP, ABD eğilimli yeni bir yönetimin denetimine girmişti. Yeni genel başkan önce “Ben istediğim ekiple çalışamayacak mıyım?” diyerek parti yönetimini yeniden yapılandırmış, kendisine yakın olanları yönetime alıp, öbürlerini dışlamıştı. Daha sonra yapılan ilk yerel seçimde aykırı olduğu düşünülen belediye başkanları tasfiye edilmişti. Genel başkanın isteği ile düzenlendiği anlaşılan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Diyarbakır açılımı gezisine “açılım“a karşı olduğu için katılmayan Atatürkçü belediye başkanlarının tasfiyesi görmeyen gözleri açmıştı. İlk genel seçimde de kendi anlayışına aykırı milletvekilleri tasfiye edilmişti.
Böylece parti yönetimi dikensiz gül bahçesine dönmüş, tam istedikleri gibi bir egemenlik
kurmuşlardı… Bu anlayışın vardığı yeri biliyoruz. Milliyetçiliği, vatanseverliği ve laikliği benimseyen bir kitlenin güvenini ve oyunu yitirirken, Doğu ve Güneydoğu’da oy oranını
%1’e düşürmek oldu.

AKP-CHP KOALİSYONU

Y-CHP’nin genel başkanı, göreve getirildikten kısa bir süre sonra Ağrı’da yaptığı bir toplantı sonrası yaptığı açıklamada, AKP hükümetinin, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı tam olarak uygulamasını istedi. Bu, daha önce, bu Şart’ı kabul eden hükümetin muhalefet şerhi koyduğu maddeler üzerindeki şerhin kaldırılmasıyla mümkündü ve
AKP hükümetinden bunu yapması isteniyordu. Üstü kapalı bu açıklamadan birçok kimse bir şey anlamadı ama aydın çevreler bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Kürtlerin kendi kendilerini yönetebilmeleri için onlara idari ve mali özerklik verelim demekti…

Yaptığı uygulamalar, tam bağımlılığın ve denetimin MHP için de geçerli olduğunu göstermektedir.

Görüleceği üzere; gerek iktidar, gerekse muhalefet partilerinin emperyalizmin tam denetiminde
olduğu anlaşılmaktadır. Bu partiler emperyalizmi ve politikalarını bir tehlike olarak görmemekte, aksine ondan yana tavır almaktadırlar. ABD-AB arasındaki yeni ticaret ve
yatırım anlaşması (TTIP) veya zararımıza işleyen AB Gümrük Birliği aleyhinde konuştuklarını gördünüz mü? Özelleştirmelere karşı çıkanı gördünüz mü? NATO’dan çıkalım,
Atatürk’ün Bölgesel Dış Politikasına geri dönelim, bölge ülkeleriyle işbirliği yapalım, sınırlarımızı denetim altına alalım, taşeron teröristleri temizleyelim..” diyelim diyen bir parti
var mı? Muhtemel AKP-Y-CHP koalisyonu yeni bir anayasa yazıp, emperyalizmin yukarıda belirilen isteklerini içine koyarak Meclis’e getirecektir. Meclis içindeki bu yedek güç
HDP olacak, eksilen oy açığını tamamlayarak “yeni anayasanın” kabulünü sağlayacaktır.

Ülkemiz ve bölgemiz için gerçek tehdit emperyalizm ve onun politikalarıdır.
Bu gerçeği göremeyen, tam aksine emperyalizmin tam denetimine giren partiler iktidara gelseler bile, yapacakları iş sonuçta emperyalistlere hizmet olacaktır. Bu nedenle seçimlerde oyumu,
bu gerçeği gören ve millete açıklayan, milletini ve vatanını seven ve ona güvenen insanların oluşturduğu Vatan Partisi’ne vereceğim. (http://www.aydinlikgazete.com/ozgurluk-meydani/1-kasim-sonrasi-beklenen-tehlike-h77774.html)

==============================

Dostlar,

Eğri oturup doğru konuşalım.. Sayın E. Binbaşı Rifat Yeniayın yazdıklarına itiraz edilebilecek bir yer var mı??

CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, terörün çözümü için masaya oturacakları örgütlerin içinde PKK’nın olup olmadığı sorusuna

  • “Tabii ki PKK da var..” cevabını verdi.

    CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke, 21 Ekim’de konuk olarak katıldığı İzmir Ticaret Odası Meclis toplantısında yaptığı konuşmada, terörün çözümü için Meclis’te her partiden
    eşit sayıda temsilciden oluşan bir komisyon kurulması gerektiğini kaydetti.
    Terörün Meclis’te ‘muhataplarla oturarak’ çözülebileceğini belirten Böke, bir İZTO meclis üyesi tarafından kendisine yöneltilen “Masaya oturacağız dediğiniz örgütlerin içinde PKK da var mı? Hangi örgütleri kastettiniz?” sorusuna şöyle yanıt verdi:

    ‘O PARTİ MECLİS’TE OLMALI’

    Tabii ki PKK da var. Biz masaya oturacağız demedim. Biz siyasi partiler Meclis içinde partiler arası bir komisyon kurarak bu işi Meclis’te çözmeliyiz. Ama Meclis dışında bu sorunun parçası olan aktörlerle de konuşma ihtiyacı aşikar. Bunu Meclis yapmaz ama Meclis’in bağlı olduğu farklı grupların bunu yapması mümkün olabilir. CHP yol haritası da bunu içermektedir. Sorunun esas muhatabı siyasi partilerdir. Kürtleri temsil eden bir parti vardır. O partinin Meclis’te bulunmasını bir avantaja dönüştürmek için 7 Haziran çok kıymetliydi. Bizim yeniden Türkiye’de toplumsal barışı demokratik çerçeveler içerisinde inşa etmemiz gerekiyor. Onun için önceliğimiz ve masaya oturacağımız kişiler bizim dengimiz olan siyasi partilerdir. Bu işi siyasi partiler çözecek. Ama diğer aktörlerle konuşmak gerekiyorsa da farklı mekanizmalarla
    bunu sağlamak gerekiyor.”

Böke, daha sonra yaptığ açıklama ile bu söylemini yumuşatmaya çabaladı..
Sözlerinin yanlış anlaşıldığını söledi.. Ama niyet ortaya döküldü..
ABD’nin “silahlı gücümüz” dediği onyılların kanlı bölücü terör örgütü ile
CHP masaya oturacak öyle mi?
Emperyalizmin maşası – silahlı gücü – onlar adına bizimle vekaleten – taşeronca savaşan canilerle CHP masaya oturcak öyle mi??
Bumlarla mücadele yerine müzakereyi seçecek öyle mi?
Allah mı söyletti Böke’yi?!
Ulusal Kanal’da Böke’nin kendi sesinden “Tabii ki PKK da var..”
sözlerini kulaklarımızla duyduk. AKP de “AÇILIM” ile son birkaç yıldır bunu yapmadı mı?
Ne farkı kaldı AKP ile CHP’nin bu bağlamda?

Sevgi ve saygı ile.
27 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir