Katliamlar ülkesi

Katliamlar ülkesi

E. Anayasa Mahkemesi Raportörü

İlkbahardı… Ülkeyi yönetilemezlik batağına sokanlar, düzenleri adına kriz ve korku içindeydi. Afra tafrayla, kavga dövüşle çıkardılar İç Güvenlik Kanununu.

Görünürdeki dertlerini kanun gerekçesine döktüler…

Son zamanlarda meydana gelen toplumsal olaylar can sıkıcıydı, terör eylemlerini yapanların propagandasına dönüşüyordu, göstericiler vatandaşların can güvenliklerini ve beden
bütünlüklerini tehdit ediyordu; kamuya ve özel kişilere ait bina, araç ve mallara zarar veriliyordu, hatta yağma girişimlerinde bulunuluyordu. Bu nedenle özgürlük-güvenlik dengesini bozmadan yeni önlemler alınması zorunluydu.

Suç işlemesinin önlenmesi, vatandaşların kendilerini güvende duyumsamalarının
sağlanması, can ve mal güvenliklerinin sağlanması, suçun aydınlatılması ve suçluların yakalanması gibi asli görevleri olan kolluk güçlerinin durdurma, arama ve gözaltına alma, gerektiğinde silah kullanma gibi yetkilerinin yeniden düzenlenmesini” öngördüler

“Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken önlemleri almakla yükümlü olan mülki idare amirlerinin yetki ve sorumluluklarını” artırdılar.

Cafcaflı sözcüklerle tüm ülkeyi sıkıyönetim alanı yaptılar. Kendileri için, yandaşları için, politikaları için kullandılar güçlerini; toplum üzerinde baskı ve şiddet uyguladılar.

Ülke adım adım kan gölüne dönerken gözlerini yumdular.

İlkbahardan sonbahara göz göre göre geldi Ankara katliamı Suruç’un ardından. Ama onlar gözlerini yumdular. Şimdi de polisiye öykülerini yazıyorlar bombacıyı tanımlamak,
gerçekleri örtbas etmek için…

Kendi dilleriyle anlatırsak; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre programı,
planı yapılmış bir etkinlik söz konusu. Onbinler gelmiş toplanma yerine; usulüne uygun.

Türkiye’nin Başkenti, Başkentin de göbeğinde yaşandı katliam.

Katliam için gözlerini yumanlar, acılarını paylaşmak ve protesto haklarını kullanmak isteyenler için anımsıyorlar görevlerini.

  • Hiçbir neden hükümetin ve idarenin sorumsuzluğuna gerekçe olamaz.
    Hukuken de siyaseten de topyekun sorumluluk söz konusudur.

Katliamlar ülkesi haline gelindiyse, sorumluluk Hükümeti aşıp Devlete dayanır.
Demokratik hukuk devleti olduğunu iddia eden bir devlette, uzun süredir zamanını
tatille geçiren, seçim yenileme oyunu oynayan Parlamento da (AS: TBMM) sorumludur.

Yargı, katliamlar ülkesinde ne işe yaradığını yanıtlayabilirse yanıtlasın.

Velhasıl, devletin organları neye sığınırsa sığınsın, Anayasa’ya ve hukuka ne kadar takla attırırsa attırsın sonuç değişmiyor. Ülke, katliamlar ülkesi haline getirildi.

ABD babalarının “ılımlı/uyumlu İslam” projeleri de, “yeni Türkiye Cumhuriyeti”
projeleri de çöktü. Yeni Osmanlı özentisi tuzla buz oldu.

Graham Fuller-Davutoğlu “stratejik derinlik” ortaklığı da çöktü,
Erdoğan’lı “başkanlar buluşması” da…

Burjuva demokrasisinin parlamentosu etrafı ateşle çevrili akrep gibi…
Temsil görevi yerine, “seçim de seçim” diye diye dönüp duruyor.

Kılavuz karganın ve peşine düşenlerin getirdiği yer katliamlar ülkesi

Devlet, gücünü ve hukukunu, cinayetler ve katliamların olmadığı topluma değil,
kanıtların karartılmasına ve soruşturmanın gizliliğine, acı çekenlere ve acılarını paylaşanlara, eşitlik, özgürlük, adalet, laiklik, aydınlanma ve barış için mücadele edenlere kullanıyor.

Cumhuriyet paramparça… Canlar paramparça…

“Asabi egemenlik hırsı”na kapılanlar, emperyalizmin, sermayenin ve gericiliğinin iç çelişkilerini örtmek, krizlerini kapatmak için son çırpınışlarını yaşarken katliamlardan ve halkı susturmaktan medet umuyor. Korku dünyasında yaşamaya tutsak etmek istiyorlar insanları. Boyun eğdirmek istiyorlar.

Son görevini yapmak için yakınının parçalarını bulma telaşı ile korku sığınağı arasında koşturup duruyor insanlar. Ama susacağa benzemiyor;

“Katliamlar ülkesi olmayacağız!” diye haykırıyor.

Ankara katliamında, başta ekonomi ve gericilik olmak üzere sömürü düzeninin tüm krizleri buluşmuş ve birlikte patlamıştır. Böyle bir katliam, düzenin devleti ve hukukuyla ne önlenebilir ne de çözülebilir.

ABD istihbaratının yazarları, bundan sonra Türkiye üzerine yazarlarken her halde Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabının;

  • “Eminim ki münevver Amerikan gözlemciler, demokratik süreci güçlendirip derinleştirmiş, sorunlu ve çalkantılı Orta Doğu bölgesinde bir istikrar abidesi olan bir yeni Türkiye’nin varlığını takdir edeceklerdir.”

    şeklindeki son tümcesini oflaya oflaya anımsayacaklardır.

Çünkü onların önerdiği demokrasi çukuru öylesine derinleşti ve kana bulandı ki;
içine düşen çıkamıyor. O bataktan istikrar abidesi hiç çıkmaz.

Onların gelecekte yazacağı Türkiye, sosyalist bir ülke olarak, sömürü düzeninden
ve kan emicilerden kurtulmuş olacak.
(15/10/2015)

=============================

Dostlar,

Bu site okurları Sayın Ali Rıza Aydın‘ı iyi tanıyacaklardır..
Muhasebeci Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı H. Kılıç, yüksek nitelikleri – birikimi fazla gelmiş olmalı ki, Sayın Aydın’ın AYM Raportörlüğü görevini bırakmasını “buyurmuşlar” ve Sn. Aydın, “er-ken-den” (!) emekli edilmişti.. Dün Ulusal Kanal’da bir emekli tümgeneralimizin anlattıklarını dinledik; ABD istihbaratı CIA, 42 yıldır aynı kritik görevde tuttuğu önemli görevlisini 95 (doksanbeş!) yaşında emekli etmişti..

Sayın Aydın pırıltısından bir şey yitirmedi.. Yazıp çiziyor ve okuyup aydınlanıyoruz..
AYM O’nun nitelikli raporlarından yoksun kaldı.. Dolayısıyla Türkiye de..
Haşim bey, telafisi var mı bu yitiklerin?? Bu davranışınız size ve AYM’ye ne kazandırdı?
Bir muhasebe yaptınız mı AYM Başkanlığı görevinden emekli olduğunuzdan bu yana??

******
Biz de yineleyelim;

  • Ankara’da 106 cana mal olan muazzam çaplı 10 Ekim 2015 kırımı – kıyımı (katliamı)
    kesin olarak AKP iktidarı – RTE’nin siyasal ve hukuksal sorumluluğundadır!
  • Bu hesap er ya da geç ama mutlaka sorulacak ve verilecektir.
  • Bu dünyada olmadı, huzur-u mahşerde 106 masum sivil şehidin ve sayıları 500’e yaklaşan yaralı – engelli kurbanların “kul hakları” Allah tarafından bile asla bağışlan(a)mayacak
    ve azabı çektirilecektir. (Bakara 188, Nisa 29, Hucurat 12, Şura 42, Al-i İmran 151)
  • Allah belanızı mutlaka verecektir.

Sevgi ve saygı ile.
15.10.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Katliamlar ülkesi” için bir yorum

  1. AİHM Büyük Dairesinin Doğu Perinçek – İsviçre Davasında verdiği karar
    Türkiye Cumhuriyeti için yaşamsal önemdedir.

    Başta Doğu Perinçek ve Rauf Denktaş olmak üzere bu önemli davayı uzun yıllardır
    kararlı ve yürekli biçimde savunanları yürekten kutluyoruz.

    Doğu Perinçek’in AİHM’deki zaferi Türkiye Cumhuriyetinin zaferidir, hepimizin zaferidir.

    Dr. Mehmet Altınok
    Tıp Kurumu Başkanı

    Dr. Ali Rıza Üçer
    Tıp Kurumu Genel Sekreteri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir