Türkiye savrulurken ne yapmalıyız?..

 

92 yıllık cumhuriyetin bu kadar eziyet çektiği başka bir kaos ve karmaşa dönemi olmuş mudur sizce?.. Türkiye en son hangi dönemde bu kadar paslı bir kıskaçta tutulmuştu ki?..

Türkiye Cumhuriyeti en son hangi zamanda bu kadar pervasızca savrulmuş, yıkım ve yağma süreci yaşamış ve toplum olarak umutlarını kaybetmişti acaba?..
Osmanlı Devleti’nin kuruluş, yayılma, büyüme, zirveye çıkma, zayıflama, dağılma, bölünme, küçülme ve nihayet üç denizin ortasına sıkışma dönemlerini bir tarafa bırakalım… Çünkü konumuz eski hanedanlıklar değil… Konumuz “cumhuriyet” ve son yıllarda sürüklendiği belirsiz mecra…
Söyler misiniz; 10 milyon insanın canını dişine taktığı, “yedi düvel”le savaştığımız Kurtuluş Savaşı’nda böylesine sosyopolitik bir girdap içinde miydi ülke?..
Dört bir yandan kuşatıldığımız buhran yıllarında, Çanakkale geçilmesin diye kan terleri dökerken, ülke bu kadar çıkmazda mıydı?..
Size abartılı gelecek ama bunların hiçbirinin bugünkü kadar ulusa ve vatana gelecek korkusu yaşattığını sanmıyorum…
Çünkü savaştı onlar!.. İki seçenekli; ölüm-kalım savaşları… Yenmek uğruna, zafere odaklanmış savaşlardı onlar ve sonunda cumhuriyetin kurulması da vardı…
Dost ve düşman da belliydi o savaşlarda… Hedef de belliydi, beklenti de, mücadelenin rotası da… Tarafların, orduların içinde hainler, ajanlar, işbirlikçiler olsa da savaşların da namusu vardı…
Yıkım, yağma, ihanet!..
Peki ya yokluktan-işgale ve kurtuluştan kuruluşa geçen savaşlardan çok sonralarını nasıl sorgulamalı?..
Örneğin, Demokrat Parti iktidarının ülkeyi uçuruma sürüklediği ve cumhuriyeti erozyona uğrattığı 1950’li yıllar mı bugünlerden daha kötüydü acaba?..
Ya da terörün “sağ-sol” bahanesiyle ülkeyi iç savaşa sürüklediği 1970’ler daha mı kaotikti bugünlerden?..
Yoksa terör-darbe-işkence hattında kardeş kavgasının ne yazık ki tank sesleriyle bastırılabildiği 1980 sonrası da mı bugünlerden beterdi?..
Sanmıyorum… Çünkü siyaset kaosunun büyüdüğü 1960 ve 1980’de, sosyopolitik çıkmazlar ne yazık ki darbelerle aşılsa da, askeri düzenin yaşattığı belirsizlik bugünkü kadar sarsıcı değildi…
Ve de işkence, ölümler, sürgünler, eziyetler, hapisliklerle idamların yaşattığı acılara rağmen Türkiye Cumhuriyeti bugün olduğu kadar yıkım ve yağmayla bu kadar karşı karşıya kalmamıştı!..
Konumuz savaşlar ya da bugünlerdeki çıkmazların da temellerini atan, gericiye-bölücüye önayak olan ve demokrasinin yerle bir edildiği darbe dönemlerinin öncesi ya da sonrası değil aslında…
Savaş koşullarında bile görülmeyen belirsizliklerin ülkeyi tamamen işgal etmesidir asıl mesele… Bizi toplum olarak vuran ve hızla tüketen bu mesele, 78 milyon insanı bir belirsizlik tünelinde hızla karanlığa çekmeye devam ediyor!..
Sessiz toplumun çöküşü!..
Baksanıza; dostla düşmanın birbirine karıştığı, eski “paralel” dostun bir anda düşman olduğu, hatta “terörist” ilan edildiği ikiyüzlü bir süreçteyiz…
Baksanıza; terörizmle masaya oturulmasının ardından teröre yeniden savaş açılan ürkütücü bir dönem cumhuriyetin geleceğini adeta esir almış durumda!..
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, savaş ya da darbe koşullarında bile görülmeyen bir belirsizlik, umutsuzluk, mutsuzluk sarmalında, bir bilinmeyene doğru hızla sürükleniyor…
Hem de bu belirsizlik yalnızca iktidarın değil, onunla bir türlü mücadele edemeyen muhalefetin gözleri ve gafleti önünde yaşanıyor!!!
Özellikle son yıllarda yaşanan olaylar, çelişkiler ve siyasal takiyeler, dünyada eşi benzeri görülmemiş ilişkiler ağının utanç verici cenderesinde büyürken; sosyal, siyasal ve ekonomik buhran tuhaf bir sessizlik ve teslimiyetin bağrında ülkeyi kuşattıkça kuşatıyor…
Baksanıza; ABD Doları 6 ay içinde 2 lira 30 kuruştan 3 TL’ye yükseldi… Ülkede tepki sıfır!!! Sanayi durmuş, fabrikalarda şalterler inmiş, ekonomi rotasını şaşırmış, Türk Lirası’nın değeri yerle bir olmuş, işsizlik artmış, rantiye büyümüş, iş ve emek dünyası karanlıkta yolunu şaşırmış ama toplumsal tepki nedense sıfırrrr!..
Gafletten uyanma zamanı…
Evet; bayram sonrası iç karartıcı bir manzara çizmemden yakınıyor olabilirsiniz… Diyeceksiniz ki, rüşvet-yolsuzluk batağındaki AKP’nin halen ayakta olabildiği bir ülkede, toplumdan ne bekliyorsunuz ki?..
Hiç kuşkunuz olmasın, cumhuriyetin kuruluşu öncesinde de, 1960’tan itibaren başlayan darbe dönemlerinde de gafil ve işbirlikçi kitleler vardı…
Cumhuriyet, bugünlerde adları gerici-bölücü takımınca meydanlara verilen işbirlikçi hainlere rağmen kuruldu…
Darbeler demokrasiye aşık çevrelerin direnişiyle yinelenemedi…
O halde söyler misiniz, çoğumuzun sinerek gözün kapattığı bu tablonun girdabından nasıl kurtulacağız acaba?..
Çözüm bellidir; özellikle önemli bir genel seçim yaklaşırken, Atatürk’ün ve Cumhuriyetin kuruluş mücadelesi toplumun ışığıdır, yol göstericisidir…
O halde “düşmanımın düşmanı dostumdur” hastalığının pençesine düşen gafilleri uyandırarak, rotasından savrulan siyasetle kurtarıcı arayan kitleleri “Altıok”ta buluşturamazsak, gerici-bölücü kumpas cumhuriyete erozyon yaşatmaya devam edecek…
İşte bu nedenle cumhuriyeti var eden Aydınlanma Devrimi’ni rehber edinemezsek, iktidar ihanetindeki faşizmden de siyasal gafletteki girdaptan da kesinlikle kurtulamayız… Savrulmayın, bütünleşin, güç olun, iktidar olun…

=================================

Dostlar,

Sayın Mehmet Faraç‘a bu yazısı için teşekkür ediyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
30 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir