Altan Tan : PKK’nın Silah Bırakma Şartları

 

Altan Tan, PKK’nın Silah Bırakma Şartlarını Sıraladı

Kürtlerin savaş istemediğini belirten
HDP’li Altan Tan, “Hadi hodri meydan” diyerek PKK’nın silah bırakma şartlarını bir bir sıraladı

HDP Diyarbakır Milletvekili Altan, Cumhuriyet gazetesinden Selin Ongun‘a konuştu.
Tan, HDP ve Kandil arasındaki ilişkiyle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.

PKK’NIN SİLAH BIRAKMA ŞARTLARI

Açıklamalarında PKK’nın silah bırakma şartlarını sıralayan Altan Tan, şu ifadelere yer verdi:

“Hadi hodri meydan. Ahmet Davutoğlu ve Tayyip Erdoğan çıksın, desinler: Savaş bittiği gün

– Kürtçe anadilde eğitime tamam,
– Bölgesel yönetime tamam,
– Valilerin halkın seçmesine tamam,
– Köy-kasaba-şehir isimlerinin iade edilmesine tamam,
– Cezaevindeki siyasi suçluların çıkmasına tamam, 
– Avrupa‘dakilerin dönmesine tamam,
– Dağdakilerin gelmesine tamam.

Bunları söylesinler, bütün söylediklerimi geri alıyorum, on bin sefer de özür diliyorum.
Meclis’in içinde ellerini öpüyorum. Buyursunlar deklare etsinler. Ne var bunu engelleyecek?
Bir şey olur mu? Çok şey olur; barış gelir, savaş biter.”

İşte o röportaj:

– Mustafa Karasu, Özgür Gündem’deki yazısında sizi Polyannacılık yapmakla eleştiriyor, hatta ‘barışçıl’ çağrılarınızla HDP’nin tasfiye sürecini açtığınızı iddia ediyor…

Bir ironi ile başlayalım öyle ise. Memlekette bunca Frankeştayn varken birkaç tane de Polyanna olsun. Zararı olmaz, halka moral verir. Meselenin hayati kısmına gelince şu sorulara net olarak cevap lazım.

1) Kürtler, Türkiye‘de ve Ortadoğu’da Türklerle birlikte bir gelecek mi kuracak
yoksa kavga ederek, yakıp yıkarak ayrılacak mı?

2) Eğer birlikte yaşanacaksa bu mücadele, demokratik yollarla yani “güzellikle” mi
yoksa şiddetle ve kavgayla mı olacak?

3) Avrupa Birliği ve Batı bloku içinde bir Türkiye ve Ortadoğu mu yoksa
İran- Rusya ekseninde bir Ortadoğu mu tasarlayacağız?

“ÖCALAN DA BÖYLE DÜŞÜNÜYOR”

– HDP’nin bu üç soruya yanıtı nedir?

Kürtler, Türk halkıyla birlikte, yüzü Avrupa Birliği‘ne dönük, kendi geçmişini de koruyan, Ortadoğu’daki halklarla dost, demokratik bir Türkiye inşa edecektir.

– Bir de şöyle soralım: HDP’nin kafası bu konuda firesiz net mi sizce?

Bana göre nettir. Sayın Öcalan da böyle düşündüğünü 21 Mart 2013’teki mektubunda yazmıştır. Geldiğimiz nokta itibari ile bu mücadele de demokratik, sivil ve fikri olmalıdır.

– Kandil aynı zihniyette mi?

Kandil’dekilerin önemli bir kısmı bu şekilde düşünüyor. Tabii böyle düşünmeyenler de vardır.

– “Ayrılıkçılık yok, AB standartlarında demokrasi istiyoruz. Partimiz bu konuda net. Öcalan da 21 Mart 2013’teki kriterleri ile bunu açıkça ortaya koymuştur” diyorsunuz.

Evet, öyle.

– Fakat HDP’den ne zaman bu ses yükselse, Kandil‘den sert demeçler geliyor.
Bunun adı nedir?

Bunun uzun bir adı var. Dünyanın birçok yerinde Kürt siyasal hareketine benzeyen hareketler vardır. Ve bu tip hareketler isyanla yani silahla başlar, sonra siyasallaşmaya “legalleşmeye”, kurumsallaşmaya gider. Elinde silah olan siyasallaşmayı çok kolay yapamaz. Dünyadaki tüm örneklerde bu böyledir. Çok uzağa gitmeyelim; daha 2007 yılında Yaşar BüyükanıtTayyip Erdoğan‘a muhtıra vermiştir. Erdoğan başörtülü eşini alıp Gülhane Askeri Hastanesi’ne girememiştir. Yine eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başörtülü eşiyle birkaç yıl Çankaya‘da oturamamıştır. Türkiye siyaseti üzerindeki askeri vesayet bile henüz bitmiş değildir.
Kürt siyasal hareketinde de siyasallaşma, demokratik mücadele bir zaman ve süreç işidir.
Ha bu iş bin sene de sürmez.

– Kürt siyasi hareketi üzerindeki askeri vesayetin kalkması için nasıl bir takvim öngörüyorsunuz?

Takvim çok net.

1) Sayın Öcalan’ın üzerindeki ambargo kalksın. Fikirlerini açıkça ifade edebileceği ortama kavuşsun.
2) Devlet, Kandil ve İmralı‘yla ne konuşuyorsa bunları olabildiğince şeffaf yapsın.

– Bunlar, Kürt siyasetinin üzerindeki askeri vesayeti kırmaya yeter mi?

Önemli oranda rahatlatır. Bunun bir adım sonrası o meşhur sözle, düz ovada siyasettir.
Kandil‘dekiler de gelip Diyarbakır‘dan, Urfa‘dan, İstanbul‘dan aday olsunlar, parti kursunlar, partilerini yönetsinler. İstediğimiz bu arkadaşların fiilen siyaset yapmalarını sağlamaktır.
Fiilen siyaset yapıldığında aracısız, tefecisiz, komisyoncusuz sözler ve politikalar gerçek aktörler tarafından halkın önüne konulursa bu siyasallaşma sağlanır. Silahın bir anlamı kalmaz. Az önce örnek verdim; Türkiye Cumhuriyeti bunu 90 senedir başaramadı. Bu bir süreçtir ve biz bu sürecin hızlandırılmasını istiyoruz. Biz Kandil‘in, İmralı‘nın vekâletini alalım, onların rolünü kapalım, siz orada kalın, biz “malı götürelim” gibi bir hesap içinde değiliz. Herkes gelsin siyasette kendi “malını” pazarlasın.

– HDP’nin siyasi başarısı neden Kandil‘de alerji yaratıyor?

Ben alerji olduğunu düşünmüyorum. Buradan şuraya varmak da istemiyorum; Her şey sütliman, balım gülüm değil. Şunu söylüyorum; doğal süreçler, doğal enfeksiyonlar, doğal insani refleksler vardır. Bunları kaşıyıp kanatarak Kandil- İmralı-HDP üçgenine kıymıklar sokarak demokratik çözüme ulaşılmaz. Söyleyeceklerim birilerini çok kızdırabilir. Bugün PKK kayıtsız şartsız silah bıraksa, Kandil bütün elemanları ve silahlarıyla gelip Habur Sınır Kapısı‘ndan giriş yapsa bile Türkiye Cumhuriyeti devleti çözüme hazır değil.

“PİRUS ZAFERİ ZAFER DEĞİL”

– Vatandaş hazır mı?

Vatandaş hazır, devlet vatandaşı bahane ediyor. Kapalı kapıların ardında Türk siyasetçileri
ne diyordu? “Efendim aslında biz anadilde eğitime de evet diyoruz. Öcalan’ı da dışarı çıkarmak istiyoruz. Ama her yer Diyarbakır değil, Sinop var, Çorum var..” Siyasetçilerin görevi halkı
ikna etmek. İran-Irak savaşında, Humeyni çıktı, “Saddam’la barışmak bir bardak zehirdir, ben bu zehri içiyorum” dedi. De Gaulle bitmez denilen Cezayir savaşını bitirdi. Bir iç savaşın ardından Bask ve Katalan sorununu kendi içinde tolere eden yeni bir İspanya kuruldu. Siyasetçiler, halkı bahane ediyor. Hele sen ihtirasını, kızgınlığını gemle. Halkın istediği belli.

1) Kan akmasın
2) Ayrılık olmasın.

Ama Türkiye Cumhuriyeti devleti hepimizin devleti olmaya hazır değil.
Israrla altını çizdiğim ve röportajlarımda hep güme giden nokta bu.

– Tam olarak nedir o güme giden?

PKK’nin dağdan inmemesi, devletin Türkçü politikalarını devam ettirmesinin gerekçesi oluyor. Can alıcı nokta budur. Hadi hodri meydan. Ahmet Davutoğlu ve Tayyip Erdoğan çıksın, desinler:

  • Savaş bittiği gün Kürtçe anadilde eğitime tamam,
  • Bölgesel yönetime tamam,
  • Valilerin halkın seçmesine tamam,
  • Köy-kasaba-şehir isimlerinin iade edilmesine tamam, 
  • Cezaevindeki siyasi suçluların çıkmasına tamam, 
  • Avrupa‘dakilerin dönmesine tamam,
  • Dağdakilerin gelmesine tamam.Bunları söylesinler, bütün söylediklerimi geri alıyorum, on bin sefer de özür diliyorum. Meclis’in içinde ellerini öpüyorum. Buyursunlar deklare etsinler. Ne var bunu engelleyecek?
    Bir şey olur mu? Çok şey olur; barış gelir, savaş biter. Acaba PKK’den nefret ettikleri için mi Kürtlerin haklarını dile getirmiyorlar yoksa Kürtlere bu hakları tanımamak için PKK’yi
    bahane mi ediyorlar? Ben PKK’nin bahane olduğu kanaatindeyim.

– Ya devrimci halk savaşı isteyenler, bunun bir iç savaş olduğunu neden ıskalıyor?

İç savaş felakettirSuriyeIrak ve Lübnan örnekleri önümüzde. Devrimci halk savaşları 1960’ların Latin Amerikasında kaldı. Afrika‘da, Angola‘da, Kongo‘da, Bolivya‘da kaldı. Yapanlara da bir hayrı dokunmadı. Ardından diktatoryal rejimler geldi. Bunlar fantezilerdir. Bugünün dünyasının gerçekleri ile örtüşmez. Son kamuoyu araştırmalarında hep birlikte gördük. Kürt halkının %84.2’si bu mevcut hendek kazmaları, devrimci halk savaşı dedikleri pozisyonu benimsemiyor. Halka rağmen halkçılık olmaz. Halka rağmen de devrim olmaz. Nikaragua‘da Sandinistalar devrimle gelip seçimle gittiler. “Bu halkın kafası basmıyor, ben ona doğruyu öğreteyim” demek de olmaz. İstanbul‘dan, Urfa‘dan, Diyarbakır‘dan, Hakkâri’den, İzmir‘den
bu ülkenin 6 milyon insanı destek verdi, bizleri demokratik siyaset için Ankara‘ya yolladı. Bunun ötesindeki yolları bu halk tasvip etmiyor. Tekrar söylüyorum: Yakarak, yıkarak, halkın yarısını perişan ederek elde edeceğiniz sonuç barış değil. Pirus zaferi, o da zafer değildir.
Burada hem PKK’ye hem devlete sözümüz var.

– Dinliyoruz.

Türkiye devletinin de bir karar vermesi gerekiyor:

  • Kürtleri oyalayarak, kandırarak asimile etmeye devam mı edecek
  • Yoksa bir kavim olarak kabul ederek birlikte yeni demokratik bir Türkiye mi oluşturacak?Devletin 1924’te şekillenen laikçi ve Türkçü formatının laikçi yanı törpülendi, ancak devlet halen bir “Türk” devleti. Yeni Ortadoğu ve yeni Türkiye‘de Kürtleri bir halk olarak
    kabul etmeyen ve bir statü tanımayan siyasetler sadece kaosa hizmet eder.

“TÜRKİYE’DE SİLAHA GEREK YOK”

PKK’ye de şunu söylüyoruz. Devlet hiçbir şey yapmasa da artık Kürt halkının geldiği bilinç, aldığımız destek bu mücadeleyi Ankara‘da sürdürmemize yeter. Türkiye‘de silaha gerek yok. Ama gerçekçi olalım, Suriye‘deki Kürtler silah bıraksa onları orada kim koruyacak? Keşke Türkiye Cumhuriyetidevleti Suriye‘deki Kürtleri tehlike göreceğine, tankını hududa dikse, “Burada her kim Kürt’ün kılına dokunursa hesabını bana verir” güvencesini sağlasa. Devlet, Kıbrıs Türklerine verdiği güvencenin yarısını Suriye‘deki Kürtlere verse hep birlikte rahat ederiz. Gelelim diğer kısıma,

  • PKK dağdan inmese sen Kürtçe anadilde eğitimi kıyamete kadar kabul etmeyecek misin? Benim köyümün adını iade etmeyecek misin?
    Meşru demokratik haklar herhangi bir partiye, örgüte rehin tutulamaz.

– Kandil‘den seçimlerin boykot edilmesi gibi bir rüzgâr eserse?

HDP olarak bu seçimlerin yapılması birinci hedefimiz. İktidarın hilesini hurdasını, anayasayı zorlama girişimlerini, hepsini görüyoruz. Fakat bunları gerekçe gösterip seçimleri boykot etmek de mümkün değil. Haydi bakalım, sandıkları Diyarbakır‘da valinin odasına kursun,
Kolordu Komutanlığı’nın içine kursun, Ankara‘da yaptırdığı sarayın bahçesine kursun,
her sandığın başına da bir tank, bir de panzer koysun sonuç yine değişmeyecek.
Hedefimiz %13’ün üzerine çıkmak. Bu seçimi kazasız belasız yapılmasını sağlamak.
Türkiye bu tünelden çıkarsa taşlar yerine oturur.

==================================

Dostlar,

HDP Diyarbakır Milletvekili Altan her şeyi açık etmiştir..
Cumhuriyet gazetesi de haydi gazetecilik yapmıştır.. diyelim..
Kendi içinde bir yığın çelişki ile dolu ve sığ bir içeriktir dile getirdiği..

– Devleti “laikçi” ve “Türkçü” olarak nitelemektedir ki yanıt vermeye bile gerek yoktur.. Erdoğan kezlerce her tür milliyetçiliği ayaklarının altına aldığını..” söylemiş ve “ulusalcılık”  terör suçu ilan edilmeye dek götürülmüştür.. Ulusal and kaldırılmış, devlet dairelerinden
T.C. simgesi sökülmüş, ulusal bayramlar yasaklanmıştır! AKP iktidarının laik rejimi tanınmaz duruma düşürdüğü de ortadaddır.
– Hem “ayrılıkçılık” yapmadıklarını belirtmekte hem de “anadilde eğitimi” döne döne vurgulamaktadır. Bunun hem fiilen olanaksız olduğunu hem de bal gibi ayrılık olduğunu bilmemekte midir??
– PKK eyleminin öbür örneklerde olduğu gibi silahlı isyanla başladığını kabul etmektedir.
– 6 milyon oy… Hepsi sizin mi?? CHP’den emanet gelenler, AKP küskünleri ve de
PKK silahlarının gölgesinde silme HDP çıkan yerler.. Altan bey hodri meydan okuyor.. Buyursun, sandıkların taşınıp – birleştirilmesine itiraz etmesin de gerçek HDP oylarını görelim..
– Bölgesel yönetim 1 adım sonra bölünme demek değil midir?
– Valilerin halkın seçmesi ne anlama gelmektedir?
Köy-kasaba-şehir isimlerinin iade edilmesi; tartışılabilir..
– Cezaevindeki siyasi suçluların çıkması : Suça karışmamış olanlar için sınırlı bir af düşünülebilir. Ancak teknik bir hukuksal hata ile “1974 Rahşan affı” gibi konu
Anayasa Mahkemesine götürülerek Apo’nun da salıverilmesi nasıl engellenecek??
– Avrupa‘dakilerin dönmesi : Suça bulaşan herkes yargı önünde hesabını verecek.
– Dağdakilerin gelmesi : İşledikleri cinayetler ne olacak??

Altan Tan, “Kandil- İmralı-HDP üçgeni” terminolojisini pervasızca kullanmaktadır.
Bir siyasal parti için terör bağlantısını açıkça itiraf etmektedir. Bu itiraf bile HDP’nin Anayasa Mahlemesince kapatılmasına yeter.. Bu cüret nedendir? Altan bey neyi provoke ediyor??

HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, CNN Türk’te yayınlanan Aykırı Sorular’a konuk olarak gazeteci Enver Aysever’in gündeme ilişkin sorularını yanıtlamış ve “Ben şeriatçıyım” demişti!
(http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23111196.asp, 22 Nisan 2013) Öncelikle “şeriatçılıkla” demokrasinin – insan haklarının taban tabana zıt olduğunu Altan Tan’ın öğrenmesi gerek.

Güneydoğu sınırlarında Türkiye dışındaki etnisitelere sahip çıkmak Türkiye’nin değil BM’nin görevidir. Böylesi bir eylem uluslararası hukukta suçtur. Kıbrıs Türklerine sahip çıkmak ise Londra ve Zürih Andlaşmalarından kaynaklanan bir garantör ülke olma sorumluluğu ve yetkisidir. Burada da Altan beyin ciddi bilgi açığı ya da sapla samanı karıştırarak kasıtlı çarpıtması söz konusudur.

….

Uzatılabilir.. gerek yok..

**************

PKK ve uzantıları KCK, HDP, YPG, PYD  … Batı emperyalizminin kucağındadırlar.
ABD-AB-İsrail tarafından finanse edilmekte, uyuşturucu ticaretinden kirli para kazanmakta, bölgede ve yurtdışında haraç, sözde yardım – bağış toplamaktadır.. Ahlaksız bir zemindedir.

AB standartlarında bir demokrasiden söz etmekte öte yandan laik rejim reddeilerek ŞERİATÇIYIM… denilmektedir..

Önce batı emperyalizminin kucağından kalkmak gerekir. Emperyalizmin tarihinde hiçbir halkı özgürleştirmediği, tersine köleleştirdiğini kavrayacak temel bilgiden de yoksun mudur
Altan Tan?

Emperyalizmle işbirliği ile solculuk – insan hakları savunuculuğu – devrimcilik – özgürlük savaşı.. hazin bir komedidir. Buna inanmak ve / veya inanılmasını beklemek akıl fukaralığıdır.

Yakın tarih bize, PKK ve uzantılarının bu eyleminin geçmişteki Batı kışkırtmalı
Kürt isyanlarından biri olduğunu tüm kanıtarıyla ortaya koyuyor. Geçmişte bastırıldığı gibi
bu da bastırılacaktır. Mazlum Kürt kardeşlerimiz gerçeği görmektedir ve iğrenç kanlı oyuna
alet olmamaktadır, olmayacaktır.. PKK tüm çabasına karşın Cizre ve öbür yerlerde halk isyanı çıkartamadığı gibi halkın desteğini de alamamaktadır.

Etnik temelde siyaset yüz kızartıcıdır, ayrımcılıktır..
Kürt de biziz, Türk de..
Hepimiz Türk milletiyiz ve sorun ülkemizde HER- KE – SE tüm kurum ve kurallarıyla tam bir demokrasidir.. Ekonomik demokrasi başta olmak üzere.. Kürt toprak ağalarının tasfiyesi de !

Şu hiç akıldan çıkarılmasın          :

Devlet pazarlık yapmaz!…
PKK koşulsuz olarak silah bırakacaktır.
Militanlar silahlarıyla teslim olacak ve yargılanacaklardır. Öyle silahları betona gömmek de olmaz..  Teslim alınan silahların balistik incelemesi ile karıştıkları cinayetler belirlenecektir.

Hiç öyle yüksek perdeden psikolojik üstünlük kurma, ön alma taktikleriyle gelinmesin..
Türkiye bu sorunu gerekirse kadife yumruğu ile çözecektir..

Yakalanan PKK militanları içinde sünnetsizler, koynundan haç çıkanlar,
künyeleri AB ülkeleri… olanlar nasıl açıklanacaktır??
Dünkü İngiliz güdümlü Kürt Teali Cemiyeti‘nden hiçbir farkı yoktur PKK’nn!

95 yıl önce Said-i Kürdi’nin İkdam gazetesine yazdığı ibret dolu mektubunu
bu sitede paylaşamıştık..

 Said-i Kürdi :Kürdlük davası pek mânâsız bir iddiadır..” …
Onların vekili ve Kürdlük namına söz söyleyecek ancak Meclis-i Mebusan-ı Osmaniyedeki mebuslar olabilir. Kürdistan’a verilecek muhtariyetten bahsediliyor…
Kürdler, ecnebî himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense, ölümü tercih ediyorlar.
Eğer Kürdlerin serbestii inkişafını düşünmek lazım gelirse; bunu Boğus Nubar ile Şerif Paşa değil, Devlet-i âliye düşünür….


Tümünün mutlaka okunmasını diliyoruz :

http://ahmetsaltik.net/2015/03/23/ocalanin-21-mart-2015-nevruz-iletisi-uzerine/

Sevgi ve saygı ile.
28 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Bizim yazdıklarımızın pdf biçimi : PKK’nin_SILAH_BIRAKMA_KOSULLARI

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi (CV) 1953’te Elazığ'da doğdu (14.11). İlk-ortaokulu Gaziantep'te okudu (1961-68), Van Lisesini 1971’de (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında tıpta uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Elazığ'da 6 yıl kadar muayenehane hekimliği yaptı (1982-88 başı), kağıt ve çimento sanayisinde işyeri hekimliği, yaptı. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. (4 ay) 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesinde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem seçimle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). Hacettepe Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. de Biyoistatistik masteri (tezsiz) yaptı. Mayıs 2004 sonrası Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Genel Başkan (Baş)Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-14). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) bitirdi (2011-16). Türkiye'de tek TIBBİYELİ + MÜLKİYELİ.. Uzmanlık alanında 257 yerli, 48 adet yabancı (toplam 305) bilimsel bildirisi, yayını, kitap ve bölümleri var. Birçok bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 600'e yakın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… İş ve Meslek Hastalıkları, Küreselleşme.. gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 92, Lise ve İlköğretimde 90+, askeri birlik ve polis okullarında 12+).. toplam 1495 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Sağlık Hukuku master eğitimi sürüyor (tez döneminde). Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 15.01.2017 Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Mülkiyeliler Birliği Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 595 6000 / 8624 (iş) 0312 363 8990'dan (pbx) Cep : 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Cebeci Hastanesi, Dikimevi / ANKARA

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir