BU SAVAŞI KİM KAZANIR?

BU SAVAŞI KİM KAZANIR?

portresi

 

Zeki Sarıhan

 

 

Türkiye devletiyle PKK arasında 30 yıldır sürmekte olan savaş, birkaç yıldır çatışmasızlık dönemi yaşarken Erdoğan’ın verdiği komutlarla yeniden alevlendi.

Bu savaşı, taraflardan hangisi kazanacak? Birçok okuyucu bu soruyu abes ve yanlış bulabilir ama gene de üzerinde soğukkanlılıkla düşünmek gerekir.

Bir savaşı hangi tarafın kazanacağı savaşın özelliğine, tarafların kuvvetine ve savaşı yönetin komutanların uygulayacakları strateji ve taktiklere göre değişir. Tarihte öyle savaşlar görülmüştür ki, taraflardan birinin yalnız savaşçı kuvvetleri değil, topluluğun tamamı hemen hemen yok edilmiş, sürülmüş ya da o topluluk dize getirilerek uzun zaman boyunduruk altında tutulabilmiştir. Ancak bir topluluk tümüyle yok edilememiş ve uzun bir zaman içinde din ve dil olarak asimile edilememişse günü gelir varlığını ortaya çıkarır. Kaybedilmiş bazı savaşlar ise, kaybeden topluluğun belleğine bir travma olarak yerleşir.

BU BİR TÜRK-KÜRT SAVAŞI MI?

Devlet ile PKK arasında 40 binden fazla kişinin öldüğü ifade edilen savaşı bir “Türk-Kürt Savaşı” olarak ifade etmek doğru değildir.  Ne devlet rastladığı her Kürt’ü öldürüyor, ne de PKK bütün Türkleri düşman ilan ediyor. Zaten galeyana getirilen bazı fanatik toplulukların gördüğü her Kürt’e, onların işyerine ve Kürtlerle ilişkilendirdiği kurumlara karşı yaptıkları densizlikler sayılmazsa, Türk ve Kürt nüfus ülkenin her yanında yan yana ve iç işe yaşıyor.

Milletin tümünü oluşturan Kürt ve Türk unsuru böyle bir savaşın kararını oylayarak almış değildir. Zaten hiçbir hükümet, savaşı halka sorarak çıkarmaz. O bunu millet adına yaptığını ileri sürer. Yakın zamanlara kadar yapılan araştırmalar göstermekteydi ki, halkın büyük bir bölümü çatışmasızlıktan memnundu, Kürtlerin taleplerinin görüşmeler yoluyla çözüme ulaştırılmasını istiyordu. Hükümet partisi, oyların bir kısmını da bu politikası nedeniyle alıyordu.

Bu savaşı tarihte okuduğumuz birçok savaşlardan ayıran, onun ülkede yaşayan bir etnik topluluğun kimlik taleplerinde bulunması, devletin (veya hükümetin) bu isteği yerine getirmemesi nedeniyle çıkmış olmasıdır. Devlete göre, talep sahibi Kürtler devlet düzenine aykırı hareket etmekte ve ülkeyi bölmeye çalışmaktadırlar. Kürtler ise, yalnızca eşit yurttaşlık istediklerini, ülkeyi bölmek gibi bir niyetlerinin olmadığını söylemektedirler.

Taleplerinin gerçekleşmesi ne kadar imkânsız görülürse görülsün, Kürtlerin artık eskisi gibi yönetilemeyecekleri anlaşılmış olmalıdır.

Uzun süre Kürt isyancıların üzerine yalnız asker ve polis gönderilerek, köyler boşaltılarak ve cezaevlerinde bu unsurlar ağır işkencelere uğratılarak bu savaşın kazanılabileceği sanıldı. Fakat sonunda bu yöntemlerle ateşin söndürülemeyeceği, hatta yangının daha da alevlendirildiği anlaşılınca, Kürtlerin kalbini kazanacak bazı uygulamalara da başlanmıştı. Askerî birliklerdeki elemanlar tarafından Kürt gençleri için üniversiteye hazırlık kurslarının verilmesi, Nevruz bayramlarında vali ve kaymakamların ateş üzerinden atlamaya başlamaları, Kürtçe üzerindeki yasakların bazı alanlarda kaldırılması, bu kalp kazanma uygulamalarından bazılarıydı.

AKP Hükümetleri döneminde girişilen Kürt sorununda açılım politikası ise Kürtlerin oyunu almaya yönelikti. Türkiye yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkmıştı. Bu “bela” def edilemezse Türkiye, içte ve dışta büyük sorunlar yaşayacaktı. İktidarlar demokrat değillerdi. Açılımı Kürtler rahat etsin diye değil, kendileri rahat etmek, meşrulaşmak ve bunun sonucunda muhafazakâr yeni bir devlet ve toplum biçimlendirmek için ortaya attılar.

Kürtler, bu taleplerinden vazgeçirilebilir mi? Sınır ötesindeki PKK kampları tümüyle yok edilse ve PKK’lıların tümü öldürülse bile, Kürtlerin zihninden artık demokratik özerkliğin çıkmayacağı anlaşılıyor. Çünkü bu düşünce artık onların arasında iyice yaygınlaşmıştır ve bunun için daha pek çok zayiat vermeye hazır oldukları görülüyor. Güneydoğu kentlerinde yapılan gözlemler, durumun devletin itibarı açısından pek de parlak olmadığını gösteriyor.

KARANLIKTA ISLIK ÇALMAK…

Fotoğrafı bütünüyle görmeye yanaşmayanlar, karanlıkta ıslık çalarak kendini rahatlatmaya çalışanlar gibi, Kürt nüfusun PKK’dan el aman dediğini, Kürtlerin içinden PKK unsurlarını ayıklayabilirlerse sorunu çözebileceklerini ileri sürüyorlar. Tahmin etmek hiç de güç değildir ki, bütün Kürtlerin PKK’ya, hatta HDP’ye sempati duyması mümkün değildir. Ülkede halkın yarısından çoğu iktidar partisinden nefret ettiği halde AKP Türkiye’yi yönetmeye devam ediyor. HDP’nin Kürtleri temsil özelliğinin çok daha yüksek olduğunu yerel ve genel seçimlerde kullandıkları oylardan da görüyoruz. Bu gerçeğe göz kapatarak Kürt sorununun çözülemeyeceği açıktır.

PKK’nın en büyük avantajı, modern silahlarla donanmış ve personel sıkıntısı çekmeyen devlet güçleri karşısında kendilerine taktıkları adla gerilla taktiklerini uygulamasıdır. Bu tip bir savaş Uzak Doğu ve Güney Asya’da, Latin Amerika’da, Balkanlarda gerek dış istilacılara, gerek devlet güçlerine karşı uzun yıllar uygulanmış ve bunların çoğunda halk desteği ile başarıya ulaşmıştır.

Devletin Kürt halkının kalbini kazanması, bu saatten sonra yol, hastane yapmak, çocuklara oyuncak dağıtmak ve Nevruz kutlamalarında ateşin üzerinden atlamakla mümkün olamayacaktır.  Kürtlerin temsilcileriyle bir araya gelip ne istediklerini sormak ve bu istekler doğrultusunda bir uzlaşmaya varmaktan başka çare yoktur.

Hiç şüphe edilmesin, Kürt halkının çoğunluğunun kendileri için isteyecekleri toplumsal düzen, Türklerin zararına olamaz. Kürtlerin yaşamak istemeyecekleri bir düzen, Türkler için de cennet olmayacaktır. (20 Eylül 2015)

===============================

Dostlar,

Sayın Sarıhan’ın bu yazısına da web sitemizde yer verdik ancak içeriğine büyük ölçüde katılmadığımızı belirtmek zorundayız.

Ülkemizde “Kürt sorunu” değil “Kürtçülük” yapılarak etnik ayrımcılık ve iç çatışma tohumlandığını düşünüyoruz.

PKK’nın da bu bağlamda Batılı güçlerce ülkemize karşı bir vekaleten savaşta 1984 Eruh – Şemdinli baskınından bu yana bölücü teör örgütü işlevi ile maşa olarak kullanıldığı, ABD-AB-İsrail tarafından “her türlü” desteğin onyıllardır cömertce verildiğini.. artık bütün kanıtlarıyla biliyoruz.

Amacın BOP kapsamında Büyük Kürdistan kurmak olduğu PKK kurulmadan önce bellidir. Başlangıçta sözde bağımsız bir devlet gibi kurulacak Büyük Kürdistan, kısa sürede İsrail hegemonyasına alınack ve Büyük İsrail inşa edilecektir. O zaman Kürtler sonsuza dek, kendi devletlerinde sömürge olacak ve geçmiş zamanlarını arayacaklardır.

PKK; Türkiye’yi de bölerek, Irak, İran ve Suriye’den koparılacak topraklarda Batı Emperyalizminin Büyük Kürdistan hayal ve projesinin silahlı milis gücüdür. Adı geçen 4 ülkede Kürt etnisitesine demokratik istemler maskesi ile bölücülük yaptırılmakta, PKK da bu amaçla kullanılmaktadır. Bu arada söz konusu 4 ülke istikrarsızlaştırılmakta, çok büyük maddi – manevi bedeller ödemektedir. Toplumsal psikoloji ardışık ve ağır travmalarla zedelenerek zaman içinde toplumsal direncin kırılması, “ver kurtul demesi” hedeflenmektedir. Sayın Sarıhan’ın da bu kesimler içinde direncinin kırıldığı üzüntüyle görülmektedir.

Açıktır ki,  Emperyalizm, terihinde hiçbir halkı – etnisiteyi özgürleştirmemiştir.
Bu doğasına aykırıdır çünkü özü – ruhu sömürgeciliktir.
İkinci olarak, bir demokratik özgürleşme – özerkleşme uğraşı emperyalizmin kucağında verilemez! Bu hem ahlak dışı hem de tarihsel gerçeklere aykırıdır ve Türkiye Kürtlerine de doğrusu hiç ama hiç yakışmamaktadır!

Türkiye’de ana sorun; ülkemizde, özellikle Doğu – Güneydoğu’da toprak ağalığına dayalı ilkel feodalitenin tasfiye edilememesidir. Toprak reformunu toprak ağaları – aşiret reisleri ve büyük sermaye 90 yıldır engellemektedir. Büyük Atatürk‘ün bile gücü yetmemiştir! Bu yapılabilse idi ülke türdeş (homojen) bir bölgesel kalkınma ve bütünleşme (integrasyon) sağlayabilecekti.

Hala geç değildir..

Sorun, salt Kürtlere birtakım demokratik haklar ve bölünmeye uzanacağı ilgili batılı çevrelerce planlanan ve açıklanan “demokratik özerklik” tanıma sorunu değildir.

Sorun, tüm Türkiye insanına, hiçbir ayrım elbette yapmadan, 1. sınıf insan – yurttaş gibi davranarak evrensel demokrasiyi tüm kuralları ve kurumları ile oturtmaktır.

Sayın Sarıhan gibi değerli aydınlarımızın Batılı stratejistlerin zamana oynayan kurgularına yenilmemesini dileriz.

Geçelim kendilerinin de itiraf ettiği Batı’nın silahlı gücü PKK’yı; yasal zeminde görünmeye çalışan HDP bu projenin organik ve ayrılmaz bir parçasıdır. Teslim etmek gerekir ki; bir etnisiteye dayalı siyaset ırkçılıktır ve ilkeldir, demokrasilerde yeri yoktur ve mahkum edilmelidir.

Türkiye, son çözümlemede, ülkesi ve halkıyla bölünmez bütünlüğü için uluslararası hukuk katında meşru bir savunma içindedir!

Sevgi ve saygı ile.
21 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Sayın Sarhan’ın e-iletisine yanıtımız.. 

Değerli Sarıhan,
Yazınızı yayımladık..
Bir yerde “Türk ve Türk nüfus” derken 2. sini Kürt olarak düzelttik..
İçerik olarak büyük ölçüde paylaşmıyoruz yazınızı..
Ancak gene de yayımladık ve altında yorumumuzu koyduk..
Bilginize..

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir