“TERÖRE HAYIR; KARDEŞLİĞE EVET” YÜRÜYÜŞÜ


“TERÖRE HAYIR; KARDEŞLİĞE EVET” YÜRÜYÜŞÜ

portresi

 

 

Zeki Sarıhan

 

 

17 Eylül günü Ankara’da Sıhhiye’den Ulus’a kadar yapılan “Terör’e Lanet, Kardeşliğe Evet” yürüyüşü, bir Erdoğan organizasyonu olarak görülüyor. Bunun üç kanıtından

– birincisi yürüyüşü düzenleyen meslek birliklerinin çoğunun hükümet yanlısı olması,
– ikincisi şiddetin durdurulması için hükümete bir çağrı yapılmayışı,
– üçüncüsü ise Erdoğan’ın 3 gün sonra İstanbul’da Meclis Başkanı ve Başbakan’la birlikte katılacağı aynı temalı büyük bir miting yapacak olmasıdır.

Mitinge siyasal partilerin çağrılmayışı, bunun bütün milleti, ayrım gözetmeden temsil ettiği izlenimini vermek içindir. Katılımcıların kendilerini temsil eden pankartları taşımalarının ve slogan atmalarının yasaklanması da aynı görüntüyü güçlendirmek içindir.

Önce Osmanlı Ocakları, yurdun çeşitli yerlerinde Kürtleri dövmekle, terörü destekliyor diye gazete basma ve gazetecileri tehdit etmekle işe başladılar. Fakat bu eylemler, zaten gergin olan Kürtlerle devlet arasındaki düşmanlığı daha da derinleştiren ve ülkeyi yönetilemez hale getiren bir sonuç doğurabilirdi. Tüccarlarımızın, sanayicilerimizin, esnafımızın ise bundan bir çıkarı olamazdı. Hükümet çevreleri de Osmanlı Ocaklarının bu hareketini zapturapt altına aldılar ve protestoları daha büyük kitlelerin makul göreceği bir şekle sormak istediler.

Türkiye siyasi bir kriz içindedir ve bu tip krizlerden Başbakan’ın birkaç gün önce oylarının biraz arttığını söyleyen demecinde de görüldüğü gibi hükümet partisi yararlanır. Kendisini güvende görmeyen kitleleri koruyabilecek tek güç kendisinin olduğu izlenimini verir.

Türkiye halkının Türküyle, Kürdüyle şiddetin bir an önce durmasını istediği, şiddet ortamından derhal barış ortamına geçilmesini istediği bir gerçektir ve birçok aklı eren kişi de bunu dile getiriyor. Aydınlar, bağrı yanık anneler, bazı meslek odaları ve kitle örgütleri, siyasi partiler şiddetin sona ermesi için asıl görevin devlete düştüğünü, hükümetin şiddeti azdıran tutumdan vazgeçmesini istiyorlar. Fakat hükümet, 1 Kasım seçimlerinde milliyetçi oyların hiç değilse bir kısmını kazanmak için bu önerilere yaklaşmıyor, hatta bu insanları ve çevreleri
terör destekçileri olarak ilan ediyor.

17 Eylül yürüyüşünü düzenleyenler, hükümeti bu konuda göreve çağıran bir söylem geliştirememişlerdir. Niyetleri ne olursa olsun, yürüyüşe katılan ve yurtseverliklerinden kuşku duyulamayacak kitleler, sonunda hükümet politikalarının bir eklentisi haline gelmiştir. Pazar günü yalnız AKP’lilerin katılması beklenen İstanbul mitingiyle 17 Eylül mitinginin, özünde aynı olacağı görülecektir. Şu farklı ki, Erdoğan yalnız kendi seçmen kitlesine hitap edeceği için alışılageldiği üzere üslubunda daha sert olabilecektir.

Bu zamana kadar benzer temalı yürüyüşler Anıtkabir’de sonuçlanırdı. Bu kez yürüyüş 23 Nisan 1920’de açılan İlk  Meclis binasına yönlendirildi. Bunun anlamı mitingi düzenleyen kesimlerden bir kısmının Anıtkabir yolunda ayaklarının geri geri gitmesi bir de “Kurtuluş Savaşını Türk Kürt birlikte verdik. Bu bizim kardeşliğimizin tescilidir” anlayışını hatırlatmaktır. O ilk Meclis, gerçekten de kardeşliği güçlendiren politikalar geliştirmişti. Pek çok kez tekrar edilen bu söylem artık derde deva olamıyor.

Şimdi, Ortadoğu’daki yangına karşı Türklerle Kürtlerin gönüllü birlik içinde karşı koyacağı politikaları geliştirmenin zamanıdır.

YARANIN SARILDIĞI BAYRAK…

Bir de bayrak tartışması yaşandı. Bu bayrak çok uzun yıllar resmi dairelerde başka bir rakibi olmadan dalgalandı ve devleti temsil etti. Ancak, AKP’nin iktidara gelmesinden sonra onun İslami bir söylemi benimsemesiyle, Atatürkçüler ve milliyetçiler tarafından hükümete karşı sallandı. Sonunda AKP, bu bayrağı ihmal etmenin kendisine hayır getirmeyeceğini anlayınca mitinglerini bayrak denizi haline getirdi. Devletin ve milletin böyle ortak bir simgesinin el değiştirmesi, din ve milliyetçilik gibi başka bazı simgelerin de başına gelmemiş değildir.

HDP’yi bir Türkiye partisi haline getirmeye çalışan Selahattin Demirtaş’ın bu mitingin bir bayrak mitingi halinde geçecek olmasından ürktüğü anlaşılıyor. Her ne kadar bu bayrağın kendileri de içinde olmak üzere herkesin bayrağı olduğunu söylese de onun Kürt siyasi hareketine karşı kullanılacağını anlamıştır. Geçtiğimiz haftalarda sorumsuz bazı grupların HDP bürolarını basarak buraya zorla Türk bayrağı asmaları, hele bir Kürt çocuğunu döverek vücuduna -yaralarını sarmak için değil- boğazına hançeri dayayıp kelime-i şahadet getirilmesi istenen biri gibi bayrak sarılması, Kürtlerin bu bayrağa psikolojik olarak niçin uzak durduklarını anlatıyor.

Türkiye bayrağının bütün Türkiye cumhuriyeti yurttaşlarının bayrağı olduğunu kabul ederek bunu içeride yurttaşların birbirlerine karşı değil, gerektiği zaman düşmanlara karşı kullanılması gerekir. Din gibi, Atatürk gibi Bayrağın ve İstiklal Marşı’nın ifade ettiği sembollerin de politik nedenlerle yıpratılmamasına özen gösterilse iyi olur.

miting

 

 

 

 

 

 

 

======================

Dostlar,

Sayın Zeki Sarıhan, kendi penceresinden 17 Eylül Yürüyüşünü değerlendiriyor..
Doğrusu biz de bu yürüyüşe katılmadık.
AKP’nin ayak oyunlarına gelmeyi ve ekmeine yağ sürmeyi hiç ama hiç istemiyoruz..

Hem bu karmaşayı yaratacaksınız hem de topluma, “tersine” ileti vermek üzere bu tür kitlesel eylemler düzenleyeceksiniz. Ehh, toplum mühendisliği bakımından fena manevra sayılmaz..

Halkımız AKP’nin girişimlerini çok iyi değerlendirmelidir.
1 Kasım seçimleri gerçekten son derece kritiktir.

Sevgi ve saygı ile.
17 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

profsaltik@gmail.com

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir