Hüsnü Mahalli; IŞİD Gerçeği : Mezhepçi terörün 70 yıllık hikayesi

Hüsnü Mahalli IŞİD Gerçeğini yazıyor..

Portresi

Mezhepçi terörün 70 yıllık hikayesi

YURT, 02.08.2015

ABD Başkanı Roosevelt’in, 2. Dünya Savaşı sonunda komünizme karşı en sadık müttefiki Suudi Kralı Abdülaziz El Suud oldu. Kral, tüm varlığıyla hizmete hazırdı, ABD de ‘Allahsız komünistleri’ yok edecekti. Dinci terörün adımları böyle atıldı…

İkinci Dünya Savaşı sonrasında toplanan Yalta Konferansı ile dünya Batı ve Doğu olarak iki bloğa ayrıldı. Sovyetler Birliği liderliğinde Doğu ve ABD önderliğinde kapitalist ve emperyalist Batı. Doğu’ya karşı savaş planları ile ülkesine dönen Başkan Roosevelt yolda kendine müttefik aramaya başladı. O müttefik de onu bekliyordu. Hicaz Kralı Abdülaziz El Suud. Ülkeyi bile kendi adına tapulayıp adını Suudi Arabistan Krallığı yapmıştı. Elbette dönemin patronu İngiltere ile anlaşarak. İngilizler çok bonkördü. Osmanlıya ayaklanan Suud ailesine Suudi Arabistan ve Haşim’i ailesine Ürdün diye ülkeler vermişlerdi. Ama artık Batı’nın patronu Amerikaydı. Başkan Roosevelt, Abdülaziz ile 14 Şubat 1945’te Kızıl Deniz’de Amerikan Zırhlısı Quincy’de buluştu. Yüzlerce poz verdiler. Bedevi kralı kandırmak çok kolaydı. İngiliz üretimi olan adam bundan böyle ABD himayesine girecek karşılığında da sonsuza dek ABD’nin hizmetinde olacak.

Petrol parası ve dini ile. Belki de din değil, sapkın ‘Selefi Vahabi mezhebi’ demek gerekir.
Din ve mezhep ABD ve müttefiklerinin hizmetinde olacaktı. Suud Hazretleri de öyle yaptı. 1947’de ABD’nin Filistin topraklarında Yahudiler için İsrail devletini kurmasına ses çıkarmadı.

İhanet öyle başlamıştı

Kral Hazretleri Filistin’e sahip çıkanları da arkadan vurdu. Çünkü onlar anti-emperyalist, anti-Siyonist üstelik milliyetçi ve devrimciydi. Abdülaziz Hazretleri bu kavramlardan hiç hoşlanmazdı. ABD’liler ona ‘Bu devrimciler ve Milliyetçiler komünist ve komünistler Allahsız’ demişti. ABD; Abdülaziz ile de yetinmemişti. Nisan 1946’de Missouri Zırhlısını İstanbul’a göndererek İslam alemimin en önemli ülkesi Türkiye’ye de çengel atmış ve Menderes’in yolunu açmıştı. İkinci önemli ülke Şii İran çantada keklik idi. Hep beraber İsrail’in dostu olarak ABD’nin hizmetine girmişlerdi. Tek ağızdan : ‘Allahsız Komünistler yok edilmeli’ diyorlardı.

En etkin silah:

Din Üstelik Sünni Türkiye’nin yanında Şii Iran var ve her ikisinin müttefiği Sünnîlerin en hakikisi Suudi Arabistan var. ‘En hakiki’ diyorum çünkü Amerikalılar onları çok seviyordu. Seviyordu çünkü adamların Mekke ve Medine’sinin yanı sıra çok petrolü vardı. Petrol demek para demek. Komünistleri ve tüm müttefiklerini yok etmek için çok paraya ihtiyaç vardı. İşte hikaye böyle başladı. Suudiler İslam dinini yozlaştırmak, içini gerçek değerlerinden boşaltmak ve dini emperyalizmin hizmetine sunmak için her yola baş vurdu. IŞİD bu gerçeğin çok doğal ve kaçınılmaz sonucudur.

Suudi deyince CIA anlaşılmalıdır

Bu amaçla Suudiler dünyanın neresinde olursa olsun her türlü İslamcı parti, örgüt, dernek, cemaat, okul, cami ve kişilere milyarlarca dolar dağıtmaya başladı. Yani sürekli adam satın aldılar. Bu gerçek bilinmediği süreç bugün IŞİD’i anlamak olanaksız. Son 70 yılda bu coğrafyada din adına yaşanan tüm kanlı olayların arkasında ve içinde mutlak olarak Suudi parası ve parmağı vardır. Mısır’da 1952’den sonra Nasır’a karşı ayaklanan ya da ayaklandırılan Müslüman Kardeşlerin arkasında Suudiler vardı.

Suriye’de 1976-1982’de Baba Esad’a karşı ayaklandırılan Müslüman Kardeşlerin arkasında Suudiler ve bölgesel müttefikleri vardı. Türkiye dahil bu coğrafyada din adına yaşanan tüm rezaletlerin arkasında Suudiler vardı.

Usame Bin Ladin Pakistanlı bir gazeteciye röportaj verirken

Ama Suudilerin arkasında ve içinde bulunduğu en önemli hikaye Kaide ve Taliban örgütleridir. Kissinger ve Brzezinski’nin Sovyetler Birliği’ni dağıtmak için kurguladıkları Yeşil Kuşak projesinin emrinde çalışacak örgütler. Nitekim de öyle oldu. Suudi ve Pakistan istihbaratı ile birlikte CIA bu işi de becerdi. Önce Pakistan ve Afganistan İslamcıları hazırlandı ve onlara Mücahit denildi. Onlar için özel Rambo filimler bile çekildi. Batılı emperyalistler İslamı ve Müslüman Mücahitleri çok sevmişti. Onlar da Batı’yı ve büyük patron ABD’yi. Yani CIA’yı… Usame Bin Ladin ve adamlarını bulup Kaide efsanesini yaratan zeka bu kadar olurdu. Görev de hazırdı : ‘Önce Afganistan’da savaşın sonrasına birlikte bakarız. Gerekirse Çeçenistan ve Bosna’ya gider orada İslamı perişan edebilirsiniz. Bazen ABD işbirlikçileri tarafından yönetilen Arap ülkelerini de karıştırabiliriz. Örneğin Cezayir’i. Ama Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin kral, emir ve şeyhlerine dokunmak yok. Bize hizmet ettiğiniz sürece dost kalır birlikte çok iş yaparız. Arkanızda hep bizim gücümüz ve Suudi parası olacak. Kimin olursa olsun ve kaynağı ne kadar karanlık ve pis olursa olsun yeşil sermaye hep yanınızda olacak. Yaklaşık iki trilyon dolar. Çalmak, çarpmak, hırsızlık yapmak, rüşvet almak ve her türlü yolsuzluk mübah . Din adına bazen de mezhep. Keşke şu İran Devrimi olmazsaydı da hep birlikte tıkır tıkır iş yapmaya devam etseydik. Zamanı gelince o işi de kendi bildiğimiz yönde kullanırız. Sovyetler ve komünistler yok olunca yeni düşman bulmamız gerekecek. Sünniler’in düşmanı Şii’ler. Bu da yetmezse her ikisini düşman belleriz. Bu konuda bize yardım edecek çok kişi buluruz. Allah razı olsun Suudi dostlarımızdan. Biraz da provakasiyon yaptık mı iş tamam’.

CIA tarafından kandırılmak

Bu dalga aynı dönemlerde Türkiye’ye uğramıştı. Ama ortada bir sorun vardı : Mızmızlanmaya başlayan Usame. CIA tarafından kandırıldığını düşünüyordu. Adamlar ona ‘ Şu Afganistan işinde bize yardım et biz de sana söz Filistin sorununu çözeriz. Bu da yetmezse gıcık aldığın Arap iktidarları devirme konusunda da sana yardım ederiz’ demişler. Zavallı Usame de saf saf buna inanmış, ama sonunda kendini açıkta bulmuş. Baktı olmuyor intikam almanın peşine düşmüştü. 2-3 sataşmadan sonra 11 Eylül’e gelindi. Hepsi Suudili 19 ruh hastası ‘kahramanca’ emperyalizmin sembollerine saldırmıştı. Öncesinde Taliban ruh hastaları dünya uygarlığını bir parçası olarak tarihi Buda heykellerini parçalamıştı.

IŞiD’e giden yol

Ama, İslamcı Taliban ve Kaide ele ele vermiş eski patron ABD’ye kafa tutuyordu. Çok kızmış gibi görünen Patron aslında bundan çok hoşlanmıştı. Yeni düşman arayışında sıkıntı çeken Patron komünistlerden sonra bu kez Müslümanlar’ı düşman ilan etmişti. Herkesin gündeminde ‘İslami terör’ vardı. Terör olunca sektörü de geliştirilmeliydi. Yüz milyonlarca kamera dünyanın her tarafına yerleştirildi. Herkes herkesi görür ve dinler oldu. ‘İslamcı teröristler’ hariç! Haçlı Seferi ilan edildi ve hemen peşinden Afganistan işgal edildi. Müslüman ülke bu kez eski hamisi tarafından işgal edilip perişan edilmişti. Patron iş tutmuşken Irak’ın da icabına bakıldı. Dönemin Dışişleri Bakanı Colin Powell Eylül 2003’te ‘ Sırada önce Suriye sonra da diğer ülkeler olacak’ demişti. Hiç kimse onu ciddiye almamıştı. Oysa adam planını bile hazırlamıştı. Haziran 2004’te bildik oyunun ilk adımı atılmıştı. BOP, yani Büyük Ortadoğu Projesi. Üstelik Ankara’da Suud dostu İslamcı bir iktidar vardı ve bu iktidarın başındaki kişi, BOP’un ‘Eş Başkanı’ olmaktan dolayı çok sevinçliydi.

Adnan Menderes de Türkiye’de yolu açtı

11 Eylül’e doğru…

1988’de Sovyetler Afganistan’dan çekilince CIA’nin Mücahit grupları birbirini boğazlamaya başladı. Bu da çok normal çünkü hemen hemen hepsi din adına iktidar peşindeydi ve tümü ruh hastasıydı. Öyle olmasaydı bugün ortalıkta görünürledi. Durum karışınca CIA; Suudi ve Pakistan istihbaratçıları ile birlikte Taliban’ı kurup Eylül 1996’da Kabil’de iktidara taşıdı. Bu arada Afganistan’dan ayrılan Bin Laden, Arap ülkelerinde İslamcı karşı-devrimlerin peşine düşmüştü. Adamları 1988-1989’da Cezayir’de az kaldı iktidarı ele geçiriyordu. Hem de demokratik seçimle. CIA ve Suudi parası beyinlerin yakınması ve toplumların karanlıklara sürüklenmesi yolunda çok iyi iş yapıyordu.

Siyasal İslamcılık Arap ve Müslüman ülkelerde moda olmuştu.

*****

Yarın: Eski dost düşman olmaz

– Herkes Ankara’nın bütün karanlık ve pis işlerini biliyor’
– IŞİD 4 yaşındaki çocuğu annesinin kafasını kesmesi için eğitti

http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/mezhepci-terorun-70-yillik-hikayesi-h93430.html

=====================================

Dostlar,

Sayın Hüsnü Mahalli‘nin IŞİD’in gerçek yüzü – arka düzlemi hakkında son derece önemli
yazı dizisinin ilk bölümü 02.08.2015’te YURT Gazetesinde yayımlandı.
6 Ağustos 2015 günü de 5. bölümü.. Hepsine de web sitemizde yer vermiş olduk..
Sanırız sürecek ve bir yayın yasağı gelmezse onları da vereceğiz..

Son yılların en önemli gazetecilik olaylarından biri bu yazı – inceleme – araştırma dizisi.

Sayın Mahalli’yi de, Merdan Yanardağ yönetimideki başarılı YURT Gazetesini de kutlarız.
Dileriz bir kitaba da dönüşür ve daha da kalıcılaşır..

“Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir (teknik).. Bilim ve tekniğin dışında yol gösterici aramak cahilliktir, aymazlıktır, sapkınlıktır…” Mustafa Kemal ATATÜRK

Büyük Atatürk‘ün yalnız Türkiye’de değil, tüm dünyada anlaşılması gerek..

Kim yapacak??
Bu evrensel sorumluluk, eski Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal JB Tito‘nun da vurguladığı üzere Anadolu’da Mustafa Kemal’in evlatlarının omuzunda değil de kimlerin omuzunda??

Sevgi ve saygı ile.
6 Ağustos 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir