Cenaze taşıyıcısının öyküsü….

Cenaze taşıyıcısının öyküsü….

Sevgili Dostlar,

Bu yaşanmış öyküde insanın aklına şu geliyor insanca ve ilerici düşünenler için :
Bu Ayşe kız, Avukat dedikleri için nişanlandığı genç adamın cenaze taşıdığını gördüğünde keşke medenice düşünse de, o gençle bu konuyu konuşsa ve ona göre bir karara varsaydı belki daha hayırlı olabilirdi. İnsan daha kötüsünü düşünüyor; şöyle ki, Ayşe kız iyi ki aşiret kültürü ile düşünüp
Benim gururumla oynadın, bana yalan söyledin, …al sana… deyip kurşunlasaydı ne olacaktı ya?
Yine de ehven-i şer sayıp böyle yapmamış, yeniden nişanlanıp evlenmiş.
Vatansever genç avukatın gerçek vatanseverliği anlaşılıyor ki, işgal altında vatan için
ne yapmak gerekiyorsa, 
baban da olsa şüphe edecek ve işi sağlama bağlayarak ilerleyeceksin. Avukatın son sözlerinden de bu anlaşılıyor değil mi?
Bu kutsal vatan için hayatını vermiş ve vereceklere selam olsun kucak kucak…
Saygılarımla. 06.07.2015

Duran Aydoğmuş
(Kurtuluş Savaşı Gazisi’nin oğlu)
—————
6 Temmuz 2015 5:45 Pazartesi tarihinde Mehmet Ayhan <mehmetayhan@……….> şöyle yazdı:n üstün duygudur, VATAN SEVGİSİ !

Cenaze taşıyıcısının öyküsü….

Bir hanımefendi anlatıyor                :

1919 yılı idi. İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı.
Liseyi yeni bitirmiştim. Güzel bir kızdım. Dünür gelmeye başladılar.
Biri avukatmış, gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı,
beğendim. Nişanlandık. Nişanlımı seviyordum. Mutlu bir yuva kurmak hevesi
ile lamba ışığının altında sabahlara kadar oyalar örüyor, çeyizler
hazırlıyordum. Ama çok geçmedi ki, mahallede bir dedikodu yayıldı.
(Ayşe’nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden
tabut taşıyarak karnını doyuruyormuş..) dediler.
Alt üst oldum. Babam götürdü, uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu
…Yıkıldım. Nişanı atıp, ayrıldık.
 Aradan 5 yıl geçti. Evlenmiştim, Bir de çocuğum olmuştu. 1924 yılıydı.
Artık ülkemiz özgürdü. Bir gün Beyoğlu’nda rastladım O’na. Oğlum
yanımdaydı. Beni görünce titredi, çeketini düğmeledi.
Saygı göstererek durdu önümde.
Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, dedi.
– Olur, dedim. Bir büroya girdik. Burası bir avukatlık bürosuydu ve kapıda
adı yazıyordu. İçeride yardımcıları çalışıyordu.
– Siz gerçekten avukat mısınız? dedim.
Evet, dedi.
– Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz? diye sordum.
Durdu, başı öne eğildi.
Beni affedin, dedi. İstanbul işgal altındaydı, Her taraf İngiliz askeri
kaynıyordu. Her şeyi didik didik arıyorlardı. Biz de Anadolu’ya,
Milli kuvvetlere ancak, 
cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk.
Bu ülke için yaşamsal bir işti. Bunu size bile söyleyemezdim!… 
*****

BU VATANI, CANLARINI ve AŞKLARINI FEDA EDEBİLENLERE BORÇLUYUZ. BİR DE ŞİMDİNİN İNSANLARINI DÜŞÜNÜN…

====================================

Dostlar,

Ne yapmalı??

Eğitim öncelikle ULUSAL olmalı!

Bu tür vazgeçilmez – yaşamsal önemde değerleri tüm yurttaşlara kazandırmalı..

Yetmez, ULUSAL EĞİTİM;

– Akılcı,
– Bilimsel,
– Sorgulayıcı – eleştirel,
– Laik,
– Karma,
– Uygulamalı
ve
Devletin kaliteli okullarında ÜCRETSİZ olmalı…

Bu okulları bitirenler kendilerini ülkeye – vatana hizmet için “aşk” içinde bulmalı..

O zaman zorunlu hizmete gerek kalır mı??

En önemli kamusal hizmetlerin başında,
SAĞLIKLI TOPLUMDAN sona eğitimli – kültürlü toplum geliyor..

Böylesi bir toplum geri kalanını da kendi inşa eder..

Adaletli bir düzen de kurar, iç ve dış güvenliği de sağlar..
Politik ve ekonomik demokrasiyi de yaşama geçirir..

Sevgi ve saygı ile. (Bir EĞİTİM-İŞ Üyesi olarak)
06 Temmuz 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir