Bütçe’de görünenler ve görünmeyenler üzerine


Bütçe’de görünenler ve görünmeyenler üzerine


Dostlar
,

2015 yılına sayılı günler ya da 3 hafta kaldı.. Yeni mali yıl 1.1.2015’te başlıyor.
Ekonomik görünüm hiç ama hiç iç açıcı değil..
Hükümet bile saklayamıyor..
Başbakan Davutoğlu “yeni yapısal düzenleme” den söz ediyor..
Anahtar sözcük “yapısal”..
Sıradan işlevsel düzenlemeler yetmiyor anlaşılan..
Yapıda kalıcı değişiklik oluşturan düzenlemeler zorluyor….

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yard. Ali Babacan, önce birkaç kalem oynatmayla yaratılan devasa imar rantlarına isyan etti; sonra da rant oluşuyorsa adil paylaşımın gereğine dikkat çekti.

Maliye Bakanı Mr. Simsek, tüm mimik kaslarını kullanarak sakin görünmeye çabalıyor..
AKP Hükümeti, özelleştirme talanı ve 2B arazilerinin gelirlerinde ödünsüz davranacak..

IMF uyarıları buz gibi..

Bir gerçeklere arkası dönük kişi Bay RTE kaldı.. Karanlıkta ya da mezarlıkta ıslık çalarcasına ezberini yineliyor..

Dış borçlar 400 milyar $’ı aştı..
Toplam Ulusal Gelirin yarısı!
İç borçlar bir yana..
Toplamda 700 milyar $’ı aşıyor ve 2014 Ulusal Gelirine yakın..
Neredeyse 1 yıllık bütçesi kadar borcu olan bir ülke..
Vade yapısı sancılı ve kısa – orta vadeliler ağırlıklı.
Bu durumda borcu borçla öteleyerek döndürme olanağı çook sınırlanıyor.
Uluslararası piyasalarda sıcak para bulmak ve çekmek çok zorlaştı.
Bay RTE, Merkez Bankası’na baskı ile faizlerin düşürülmesini istiyor.
Dinsel inanç kümesi ve tabana mahkumluğunun çifte kıskacında kıvranıyor.
O zaman sıcak para niçin gelsin?
Yıllardır uygulanan politika düşük kur ve yüksek faiz hançeri değil miydi??
Bu yolla ülke kaynakları dışa akıtılarak çekilen sıcak para ile bir yalancı saadet zinciri kurulmadı mı??

Üretim düşüyor, tüketim düşüyor, vergi gelirleri de..

AKP duvara dayandı ama ülkenin de soluğunu tüketti.
Bir yandan da, akıllara durgunluk verecek biçimde doğrurganlık teşviki gündemde.

Tek 1 akla uygun gerekçesi olmayan ama onlarca esaslı karşı gerekçesi olan
nüfus artışını artırma dayatması tam bir akıl tutulması, TAM BİR ÇILGINLIK..
Öyle ki, evli ve 2 çocuklu işçisine 930 TL net asgari ücret ödenen Türkiye’de,
AKP iktidarı, 900 – 1100 TL arasında “çocuk bakım desteği” ödemeyi düşünüyor çalışan kadınlara.. Ne hazin değil mi? 4 kişilik işçi ailesine 930 TL, tek 1 bebeğe bakım desteği 900-1100 TL.. Yıllık yaklaşık 1,3 milyon doğum (TÜİK 2012)..
Bunların yarısı çalışan kadın olsa ve destek alsa,

650 bin kadın x 1000 TL x 12 ay = 7,8 milyar TL / yıl..
2015 merkezi yönetim bütçesi açık sayılmazsa 450 milyar TL dolayında..
Bu bütçenin %1,73’ü.. Nerde bu muazzam paranın kaynağı??

  • Tek çare HER AİLEYE 1 ÇOCUK; başka yolu yok!

Bunca irrasyonelitenin nitelikçe derinliği ve nicelikçe çokluğu T.C. tarihinde görülmedi.
Sanırız Dünyada da benzersiz..
Pekiii, Ekonomi biliminin temel yasaları bunca hoyratlığa daha ne denli
hoşgörü gösterebilir ki?

2015 genel seçimlerinde temel belirleyicinin, olağandışı bir gelişme olmaz / kotarılmazsa, genel anlamda “Ekonomik konjonktür” olacağı çok net okunuyor..

Nevra Akdemir’in aşağıdaki yazısı çok düşündürücü..

Sevgi ve saygı ile.
08 Aralık 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==============================================

Bütçe’de görünenler ve görünmeyenler üzerine

Nevra Akdemir
Sendika.org
http://www.sendika.org/2014/12/butce-de-gorunenler-ve-gorunmeyenler-uzerine-nevra-akdemir/, 05.12.14

Bütçe görüşmeleri ve rakamları çoğu zaman çok sıkıcı ve gereksiz gibi görünür.
Ancak asgari ücret ve bütçeler ile belirlenen mali olanaklar aslında son derece politik bir sınıf kavgasının bir tür zeminidir. Çünkü sınıf mücadelesinde emekçilerin örgütlülüğünün politik olarak güçsüz olduğu her yerde asgari ücret ve bütçe
hükümet ve sermaye açısından emekçilere yönetilen birer silaha dönüşmektedir.

Bütçe görüşmeleri halihazırda Meclis’te yapılıyor. Asgari ücret görüşmelerinin ise
3 Aralık’ta ilki gerçekleşti. İşçilerin temsilcisi olarak Türk-İş, sermayedarların temsilcisi olarak TİSK ve devlet masaya oturdular, uzlaş(a)madan ayrıldılar.
Orta oyunu sürdürüldü.

Yalnızca asgari ücretin artış oranlarına sıkıştırılan görüşmelerde pek çok önemli durum, gereklilik gözden uzak tutuldu. Örneğin bakım yükleri nedeniyle yalnızca
işte değil toplumsal yaşamda da dışarıda bırakılan kadınların durumları,
bu asgari ücretin düşük tutulmasındaki en önemli etmen olan asgari ücret bile almaktan yoksun bırakılan işsizler ve bu kategoriye bile girmeyenler…

Bütçe görüşmelerinde ise önceden belirlenmiş bir mali programa ve kalkınma planına uyarlanmış bir hazırlık sürüyor. Kimi rakamları değerlendirmek bu hazırlıkların
Türkiye kapitalizmi için neye karşılık geldiğini anlamaya yardımcı olabilir.

Bütçe Açığı

İlk olarak bütçenin yılın ilk 10 ayında 15 milyar TL açık verdiği belirlenmiş ve bir karşılaştırma olarak geçen yılın aynı döneminde açık 7 milyar TL olduğu ifade edilmiştir[1]. Bu durumda bütçe açığında, yani bütçe gelirlerin bütçe giderlerini karşılayamaması durumunda %95’lik artış söz konusu olmuş. Açığın bu derece yükselmesinde vergi gelirlerinin düşük seyrinin en önemli etken olduğunu saptamışlar.

Ekonomide büyüme % 3 dolaylarında seyredince ağırlığı KDV ve ÖTV’lerden oluşan vergi gelirlerinde bu yıl artış %8 dolayında kalmış. Enflasyonun %9 olduğunu düşünürsek (aslında tüketici fiyatlarında %10’un biraz üstünde hesap edilmiş) enflasyonun 1 puan altında kalmış demektir. Yani vergi gelirlerinin enflasyon karşısında eridiği söylenebilir. Bu gerileme ise piyasadaki durgunluktan kaynaklanıyormuş gibi görünüyor: beklendiği kadar meta alış verişi gerçekleşmediği için vergi geliri düşük kalmış.

Yalnızca bununla da kalmıyor bir de işin gider boyutu var. Enflasyon, hem devletin sürekli harcamalarının (bütçe harcamaları) değerini artırırken hem de enflasyon
işin içine katıldığında 2 puanlık artışla daha çok harcama yapılmış görünüyor.
Peki bu harcama nereye yapılmış olabilir?

Savaş Bütçesi

Asli olarak iç ve dış “güvenliği” temel alan militer teknoloji ve personel yatırımları
ilk sırada yer alıyor. Yalnızca örtülü ödeneklerden akan fonların yanı sıra bütçede de oldukça ciddi bir pay ayrılmış. Bu durum bütçeyi bir savaş bütçesi haline getiriyor tabi. Böylelikle yapılan personel harcamalarının %75’i ve sermaye harcamalarının da %25’i bu kaleme dahil edilebilir[2]. Merkezi bütçeden asker harcamaları için ise yılın
ilk 10 ayında 15,5 milyar TL kullanılmış (Personel giderleri ise 94 milyar TL ile geçen yıla göre %15’e yakın arttı ve enflasyonun 6 puan üstünde gerçekleşti. Bu artışta
kamu personel sayısındaki artış en önemli etken oldu).

Karşılaştırma olması açısından, güvenlik hizmetleri olarak adlandırdıkları
polis harcamalarına hükümetin 19 milyar TL ayırdığını; ancak sağlık harcamaları için yalnızca 17 milyar TL’nin altında kaynak kullanıldığını belirtmek gerekiyor.
Bu pay azaldıkça bakım yükleri kadınların daha çok yükleneceği bir süreç durumuna geliyor elbette[3].

Aynı şey sağlık için de geçerli. Zira Yeni Şafak’ın 16 Ekim 2014 tarihli haberinde
“2015 bütçe büyüklüklerinde en büyük payı 87,5 milyar TL ile Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi alacak. Sağlık için toplamda merkezi bütçe ve sosyal güvenlik kurumu üzerinden 80,9 milyar TL harcama yapılacak” şeklinde geçiyor. Ancak bu rakamlar
son derece manüplatif: Eğitime ayrılan bütçe ile Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan
bütçe farklı anlamlara geliyor.

Eğitim ve sağlığa ayrılan payı bu hizmetlerin metalaştırılması ve piyasalaştırılması ile birlikte düşünmek burada oldukça önemli ve ayrılan payların gerçekte
nasıl harcandığına ilişkin işlevsel (AS: bakmak gerekiyor..). Çünkü bu kalemler,
Devletin karşılamadığı bakım yükleri, hanelerdeki kadınlar tarafından sırtlanıyor.

Eğitim ve sağlıkta piyasalaştırma

AKP’nin Sağlık Reformu adı altındaki uygulamasıyla, sağlığa ayrılan her 1 TL,
dev ilaç firmaları ile özel hastanelerden oluşan özel sağlık sektörüne bir tür kaldıraç oluyor.

SGK verilerine göre 2010’da 33 milyar TL olan SGK sağlık giderleri 2013’te 50 milyar TL. Bu harcamalar karşılığı ödemelerin %62’si hastanelere yapılırken, şişirilmiş
ilaç faturaları için yılda 15 milyar TL’yi bulan ödemeler yapılıyor. Özel hastaneler, hastane başvurularından % 25’e yakın ve yılda 31 milyar TL’yi aşan SGK ödemelerinden de %23-25 pay alıyor. Dolayısıyla 2013 yılında özel hastanelere yapılan ödeme 7 milyar TL’yi buluyor ki, KİT’lerin toplam zararı 7,5 milyar TL’dir..[4]

Sağlık ve öbür kamu hizmetlerinde bütçe üzerinden geniş ölçüde,
metalaştırma zeminin yeniden üretildiğini görüyoruz.

Bütçenin harcamaları içinde faiz konusu geçmişte olduğu ölçüde gündemde değil.
Çünkü bu yılın ilk 10 ayında geçen yılın aynı dönemindeki harcama 45 milyar TL ve
faiz harcamaları toplamda %12,3 pay aldı. Fakat borçlanmanın toplumsal bir sorun olduğu açıklıkla görülüyor: Özel sektörün yurt dışından sağladığı uzun vadeli kredi borcunun[5] 163,6 milyar $’ı bulduğu, bu borçların 402 milyar $’lık toplam borçların %40’ını oluşturduğu ve dış borçlanmanın daha çok bankalar, inşaat-gayrimenkul, ulaştırma ve enerji firmalarınca gerçekleştirdiği açıklandı[6]. Bu sektörlerin Türkiye’nin birikim sürecine katkısına bakıldığında, taşların yerli yerine oturduğu açık. Çünkü bütçenin en önemli harcama kalemlerinin ve son dönem düzenlemelerin bu alanlara yönelik olduğu da görülüyor. Zira Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bütçenin gereksinim duyduğu gelirlerin vergilerde artış öngörmeden sağlanacağını bir müjdeymişçesine açıklıyor:

– Özelleştirme,
– 2B arazilerinin satışı ile
– kent merkezlerindeki kamuya ait değerli taşınmazların satışı.

Mekan ve birikim stratejileri

2014’ün ilk dokuz ayında özelleştirme ve 2B tahsilatı etkisiyle bütçe gelirlerinin %8,1 artışla 313,5 milyar TL’ye ulaştığı; 2015 yılı ekonominin (GSYİH) 1 trilyon 945 milyar TL, bütçe gelirlerini 452 milyar TL öngören Maliye Bakan’ı Şimşek,
boşuna “kamu kampüslerini daha mütevazı yerlere yapacağız[7] demedi.

Kentsel donatılara yönelik söz konusu kaydırma, inşa ve yatırım faaliyetleri
inşaat sektörünü temel alan bir politikayı da inşa ediyor. Kamuoyunda “Ak Saray” olarak adlandırılan bina kompleksi için bugüne dek Başbakanlık bütçesinden 964 milyon TL harcandığı ve geri kalan bölümünün de 2015 bütçesinden harcanacağı
medyada epeyce yazıldı[8]. Ayrıca, 3. köprü, Yalova Gebze Körfez geçiş köprüsü,
3. havaalanı ve kent yaşamını kökten değiştirecek, kentsel belleğimize ve sembollerimize bir saldırı niteliği taşıyan pek çok “yatırım” da cabası.

LefebvreEgemenlik, mekân demektir; dahası üzerinde şiddetin uygulandığı, dolayısıyla şiddet tarafından yerleştirilmiş ev, oluşturulmuş mekandır…
Egemen iktidar askeri olarak egemen olduğu bir mekan üzerinde yayılır;
çoğu zaman da mekanı talan ettikten sonra tüm bu sürecin sermaye birikim döngüleri ile
yönlendirildiğini de ifade eder.

Sonuç olarak;

Bütçeden bu geniş çerçevede şunları anlıyoruz:

Bu bütçe, sistemin özgün koşullarda sürekliliğini güvenceleyen bir
olağan üstü devlet rejimi için yapısal ve mali olanakları da güçlendiriyor…

  • Bütçe ve asgari ücret bu yüzden sınıf mücadelesinin bir zemini ve örgütsüz olduğumuz sürece sermayedarın bize ve yaşamımıza yönlendirdiği tehdittir…

[1] Kaynak: http://birgun.net/news/view/butce-acigi-15-milyar-tl/9628
[2] Kaynak: http://bianet.org/bianet/toplum/159548-infografik-rapor-kamu-harcamalarinda-guvenlik-artiyor
[3] Kaynak: http://birgun.net/news/view/polis-icin-19-saglik-icin-17-milyar-tl/9681
[4] Kaynak: http://birgun.net/news/view/sgkden-ozel-hastanelere–yilda-7-milyar-tl/7636
[5] Uzun vadeli borçlanmanın, yatırım amaçlı olarak alındığı genel kabul görür.[6] Kaynak: http://birgun.net/news/view/dis-borclanma-insaat-ve-ticaret-icin-yapildi/8925
[7] Kaynak: http://www.yenisafak.com.tr/politika/vergi-artisi-yok-692913
[8] Kaynak: http://bianet.org/bianet/yasam/159733-ak-saray-a-1-milyar-370-milyon-nasil-harcand

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir