Hüsnü Mahalli : Gizli savaş

Gizli savaş
Hüsnü Mahalli
hmahalli@hotmail.com, YURT Gazetesi, 18 Ekim 2014

Portresi

Vahabi mezhebinin kurulduğu 1747 yılından sonra Suud aşireti Osmanlıya karşı ayaklanıp durdu. Osmanlı başka aşiretleri yanına çekerek Suudleri yenmeye çalıştı ama başaramadı. Osmanlı müttefiki Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın orduları da Mısır’dan kalkıp gitti ama bunların kökünü kazıyamadı. Sonunda Suud aşireti İngilizlerin de yardımı ile Hicaz topraklarını ele geçirerek Suudi Arabistan Krallığını ilan etti. Bu Krallığı yöneten Suudiler başlangıçta İngiltere ama 1945 sonrasında ABD’nin kölesi oldular. ABD onları hep pis işlerde kullandı. Özellikle İslamı bağnazlaştırıp radikalleştirme projesinde. Kâide ve şimdi IŞİD bu projenin iki somut ürünüdür. Çünkü başta Müslüman Kardeşler olmak üzere dünyadaki İslami parti, örgüt, okul, cemaat, tarikat ve derneklerin ezici çoğunluğu Suudi parası ile beslenmiştir.
AKP ise kurulduğu ilk günden itibaren Suudi yönetim ile dost olmuştur.
Suriye krizi bu dostluğun her alanda gelişip güçlenmesi, detaylanması ve derinleşmesi için bir bahane oldu. Türkiye; Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Kuveyt, BAE ve başka Arap ülkelerin yanı sıra Batılı ülkeleri de yanına alarak Suriye’de savaşan tüm silahlı gruplara sınırsız destek sağladı. Suudi generaller ve istihbarat şefleri sık sık Türkiye’ye gelip gidiyordu.
Biden bile ‘Suudi Arabistan ve Türkiye Esad’ı devireceğiz diye radikal silahlı gruplara destek verdi. IŞİD ve Nusra gibi terör örgütleri böyle ortaya çıktı’ dedi.
Dedi ama geç dedi.
Çünkü Biden bu tespiti yaparken Türkiye ve Suudi Arabistan artık dost değil düşman olmuştu.
Ortak düşman Esad’ın devrilmemesine rağmen.
Peki aralarında su ve dolar sızmayan bu iki dost arasında düşmanlık neden ?
‘Kara kedi’ General Sisi.
3 Temmuz 2013’te Erdoğan’ın en stratejik müttefiki Müslüman Kardeş Mursi’yi deviren kişi.
O akşam Suudi Kral Abdullah Sisi’yi arayarak ‘Arkandayım ne dilersen dile benden’ dedi ve hemen 6 milyar dolar gönderdi. Küçük kardeş BAE, Kuveyt ve Bahreyn benzer bir tavır aldı.
Erdoğan çok ama çok kızmıştı ama yapacak bir şey yoktu.
Çünkü her iki taraf karşı tarafın ‘Arap Baharı’ ve özellikle Suriye konusunda nelere bulaştığını çok iyi biliyordu.
İki taraf arasında sessiz ve derin bir savaş başlamıştı.
Türkiye’nin arkasında zengin Katar Şeyhi, Suudilerin arkasında BAE ve Bahreyn vardı.
Kuveyt ise bu kavgada tarafsız kalmaya çalışıyordu. Bundan cesaret alan Kuveyt elçiliğinin görevlileri Türk subayını Ankara’nın göbeğinde tartaklayabilmişlerdi. Türkiye ise Suudiler ile savaşında Kuveyt’i kaybetmemek için olayı örtbas etmişti.
Ama kavga devam ediyordu.
Örneğin Suudiler Türkiye ve Katar’ın tüm engellemelerine rağmen Suriye muhalefet örgütü Suriye Ulusal Koalisyonu yönetimini ele geçirdi. Suudiler ayrıca Türkiye’nin kurup kontrol ettiği Özgür Suriye Ordusu ve ona bağlı gruplar karşısında kendilerine bağlı silahlı gruplar oluşturdu.
Her iki taraf yani Katar destekli Türkiye ve Mısır destekli Suudiler ABD ve Batıya ‘Suriye dosyası bizden sorulur’ demeye ve kanıtlamaya çalışıyordu.
Bunun için Biden çıkıp ‘ Türkiye ve Suudi Arabistan IŞİD ve Nusra gibi terör gruplarının ortaya çıkmasından sorumludur’ dedi.
Yani Biden ya piyasa kızıştırıyordu ya da ‘ İkiniz de benim için aynısınız’ demek istiyordu.
Ankara ile Riyad rol kapma ve büyük patron Obama’nın gözüne girme yarışına hız verdi.
Hamleler karşılıklı geliyordu.
Örneğin Katar, Türkiye ve Sudan Libya’daki İslami grupları desteklerken Arap medyası BAE ve Mısır uçaklarının bu grupları bombaladığını anlatıyordu.
Örneğin Suudi Arabistan KKTC’nin İslam İşbirliği Örgütü için göndermek istediği temsilciyi reddetti. Bu da yetmedi Suudi Kral Abdullah Sisi ile anlaşarak Müslüman Kardeşler Örgütü’nü terörist ilan etti. Karar direkt olarak Türkiye’ye bir mesaj idi. Çünkü AKP dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman Kardeşlere kucak açmış ve Osmanlı’nın başkenti İstanbul onların kalesi olmuştu.
Bu ve benzeri hamlelere sessiz kalmayan Ankara yanına Doha’yı da alarak Irak ve Suriye’deki Sünni aşiretlere sahip çıkıyordu. O Sünniler ise IŞİD’i Musul’a soktu. Arap ve özellikle Suudi yandaşı medyada bu konuda çok ilginç hikayeler yayınlandı.
Sonrası herkesin bildiği hikaye : IŞİD denilen ruh hastası yaratıklar topluluğu ortaya çıktı.
Hem de ‘Sünni’ İslam Devleti olarak.
Suriye’nin %20’si ile Irak’ın %40’nı kontrol ediyorlar.
Herkes ama öncelikle Katar destekli Türkiye ile Mısır destekli Suudiler ince hesap yapmaya başladı. IŞİD her tarafı yakıp yıkarken Süleyman Şah Türbesine dokunmuyor ve Türk rehinelerini serbest bırakıyor. Tüm bu hikayelere kuşku ile bakan Suudi yandaşı medyaya göre arabulucu Katar. Katar ise deyim yerindeyse tam bir dansöz. Suudi Arabistan ve yandaşı Körfez Ülkelerinin tehditlerinden korkan Katarlı Emir önce gitti Suudi Kralın elini öptü sonra da ülkesindeki Mısırlı Müslüman Kardeşler yöneticilerini Türkiye’ye sepetledi. Bu da yetmedi Sisi’yi bayramda arayarak saygılarını sundu. Bu da yetmedi Emir Hazretleri ABD’nin IŞİD’e karşı oluşturduğu Uluslararası Koalisyona katıldı ve Amerikan uçaklarının ülkesindeki üsleri kullanmasına izin verdi.
Ama Emir hazretleri bunları yaparken sahibi olduğu Elcezire televizyonu IŞİD ve yandaşlarına ‘Devrimci Sünni Müslümanlar’ diyordu.
Peki Türkiye ve Suudi Arabistan ne yaptı?
Tabii ki çekişme ve çatışmaya devam etti.
Nasıl mı ?
Yanıtını çok ilginç detaylarla yarına bırakalım.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir