TMMOB SOMA MADEN KAZASI RAPORU AÇIKLANDI


TMMOB SOMA MADEN KAZASI RAPORU AÇIKLANDI

Dostlar,

Soma maden faciasının üzerinden 4 ayı aşkın bir zaman geçti.
13 Mayıs 2014 ve 23 Eylül 2014.. Bilirkişi raporu birkaç gün önce yayımlandı.
21. Yüzyılın en büyük maden faciası olmaya aday bu toplu işçi cinayetinin nedenlerinin bilimsel olarak bütünüyle aydınlatılması ve bu zeminde gerekli
tüm önlemlerin üst düzey politik kararlılıkla alınarak uygulamaya konması zorunludur. Raporun yayımlanması üzerine, TMMOB Maden Mühendisleri Odası bu raporu irdeleyen bir basın toplantısı yaparak kamuoyunu bilgilendirdi.

Öğreniyoruz ki, söz konusu bilirkişi Raporunun oluşturulması için TMMOB (Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği) ve TTB’den (Türk Tabipleri Birliği) Maden Mühendisi ve Hekim uzmanlar kurula alınmamıştır. Bu davranış her şeyden önce demokratik saydamlığa ters düşer. Hükümetin birtakım kaygıları olduğu ve onları kimi noktaları kamuyoyunun gözünden kaçırmak istediği kuşkusu uyarır. Hükümet 1. derecede sorumludur ve faciadaki asli ve 1. derecedeki sorumluluğunu unutamaz.
Her şeye karşın Rapor, işvereni ve TKİ’yi asli sorumlu – suçlu bulmuştur. TKİ’yi
bu politikalara zorlayan elbette AKP hükümetidir ve siyasal sorumluluk iktidarındır. Bunun da hesabı politik olarak TBMM’de sorulmalıdır. Yargıtay C. Başsavcılığı da ilgili Bakanlar hatta Başbakan hakkında yasal işlem başlatmalıdır.

“Bu işin fıtratında kaza- ölüm var” demek, laik bir ülkede Başbakan – Bakanlar için suçtur. Hem laik düzene aykırı söylemdir hem de suçluları dince kutsal diğerleri üzerinden koruma – kollama ve saklamadır; adalete baskı ve saptırmadır.
“Bağımsız yargı” üzerine düşeni cesaretle yapmalıdır. Hukuk devleti böyle gelişecektir. Ortada 302 can ve ortalama yaşı 10 dolayında babasız kalan 432 çocuk vardır.
Dünyası yıkılan eşler, anababalar, kardeşler… çok büyük ölçekli maddi yitik..

Sevgi ve saygı ile.
23 Eylül 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

============================================

TMMOB SOMA MADEN KAZASI RAPORU AÇIKLANDI

13 Mayıs 2014’te Manisa`nın Soma İlçesi`ndeki yeraltı kömür ocağında meydana gelen ve 301 maden emekçisinin ölümüne neden olan Soma katliamıyla ilgili TMMOB raporu 18 Eylül 2014’te düzenlenen bir basın toplantısı ile açıklandı. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, Yürütme Kurulu üyeleri Mehmet Besleme, Mehmet Torun, Genel Sekreter Vekili H. Can Doğan‘ın katıldığı basın toplantısında açıklamayı Mehmet Torun yaptı.

TMMOB SOMA MADEN KAZASI RAPORU BASIN AÇIKLAMASI

13 Mayıs 2014’te Manisa`nın Soma İlçesi`ndeki yeraltı kömür ocağında meydana gelen faciada, aralarında 5 maden mühendisinin de bulunduğu 301 maden emekçisi yaşamını yitirmiştir. Meydana gelen facia; Dünya madencilik tarihinin en acı olaylarından biri olarak kayıtlara geçmiştir. Söz konusu olay, 21. yüzyılın en büyük maden kazası olarak nitelenmekte olup, içinde bulunduğumuz yüzyılda böylesi bir facianın yaşanmış olması, Dünya madencilik çevreleri tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştır.

Raporun daha ayrıntılı ve sağlıklı yazılabilmesi için, ilgili Bakanlıklardan olayın meydana geldiği yeraltı ocağında  inceleme yapma istemimiz kabul görmemiştir. Bu konuda TMMOB ve TTB i yasal hakkını kullanarak kararın iptalini isteyecektir.

Facianın yaşandığı Eynez Sahası Karanlıkdere mevkisindeki IR 4009 ruhsat numaralı yeraltı kömür ocağının ruhsatı, bir kamu kuruluşu olan TKİ`ye aittir. Bununla beraber, söz konusu ocaktan kömür üretimi işi “hizmet alım sözleşmesi” kapsamında özel bir firmaya ihale edilmiştir.

Olay, henüz bütün yönleriyle aydınlatılamamıştır. Ancak, ocaktaki kömür damarlarının kendiliğinden yanmaya yatkın olduğu, hem bilimsel çalışmalarla belirlenmiş hem de pratikte yaşanan pek çok olayla eskiden beri bilinmektedir. Eldeki veriler, ölüm nedenleri ve tanık ifadeleri; olayın, kömürün kızışması (oksidasyonu) sonucu meydana geldiğini göstermektedir. Olayın, galeride kesilen fay atımlarıyla ezilmiş ve parçalanmış durumda olan kömür pasajlarının oksijenle sürekli teması sonucu kızışması ile daha önce çalışılan ve kömürü tam olarak alınamayan bölgede (eski imalat) oluşan yangının istenmeyen bir şekilde ana galeriye ulaşması sonucunda  meydana gelmiş olması ihtimal dahilindedir.

Saat 14.30-15.00 dolayında fark edilen olaya müdahale edilmeye çalışılmış, sorunun ciddiyetinin arttığı anlaşıldığında komşu işletmelerden destek istenmiştir. Saat 17.00 dolayında, hava giriş tarafındaki çok sayıda işçinin ocaktan çıkışının sağlanmasının ardından, hava yönü tersine çevrilmiş, bu arada ulusal düzeyde kurtarma ekipleri de ilçeye yönlendirilmiştir. Kurtarma çalışmaları sonucunda, 301 madenciye cansız olarak ulaşılmıştır.

İlk açıklamalarda trafo patlaması olarak belirtilen ve olağan bir kaza izlenimi verilmeye çalışılan felaket, boyutları bakımından ülkemizde yaşanan en büyük “iş cinayeti” durumundadır. Facia, hem “madencilik” hem de “işçi sağlığı ve güvenliği” alanında son 12 yıldır ağırlaştırılmış bir biçimde sürdürülen “özelleştirme”, “piyasalaştırma” ve “taşeronlaştırma” politikalarının çöktüğünü göstermektedir.

Çok açıktır ki; Soma`da yaşanan felakete, şirketin “ne pahasına olursa olsun, maliyeti düşürme ve üretimi kesintisiz sürdürme” politikası neden olmuştur. Görünen tablodan yalnızca bu şirket sorumlu olamaz. Bu üretim modelini yaratan, kömür madenleri ve linyit sahalarını ihalelerle devredenler ve denetim sorumluluklarını yerine getirmeyenler de yaşanan iş cinayetlerinden 1. derecede sorumludur. Bu model, 3-5 firmanın ve bunlara bağlı çalışan “dayıbaşı taşeronlarının” çıkarına ve binlerce işçinin kölelik koşullarında çalıştırılması pahasına ne ekonomik olarak ne de vicdani olarak sürdürülemez. Türkiye`de kömür madenciliğinin verili koşullarda sürdürülmesi, göz göre göre iş cinayetlerine çağrı çıkarmaktır.

13 Mayıs 2014 günü meydana gelen facianın yaşandığı saha, 2006 yılında hizmet alım sözleşmesi ile önce bir firmaya verilmiştir. Firma, bu ocakta yılda ancak 1.5 milyon ton maksimum üretim yapılabileceğini, bu üretimin gerçekleştirilebilmesi için de toplamda 800 işçi istihdamı ile mümkün olabileceğini TKİ Kurumu’na rapor etmiştir. Üretim sırasında kömürün yanıcı olması ve güvenli işletme maliyetinin yüksek olması nedeniyle firma, rödovans ön ödemesini yakarak sahadan çekilmiştir. Aynı sahanın, 2009’da Soma Kömürleri A.Ş.`ne devri yapılmıştır. Soma Kömürleri A.Ş.`nin en az 1.5 milyon ton/yıl üretim yaparak 10 yılda belirlenen alandaki kömürü üretmesi planlanmıştır. Soma Kömür AŞ. üretimi hızla arttırmış ve 2009’da 230 bin ton olan üretim 10 kattan çok arttırılarak 2010’da 2,6 milyon tona yükseltilmiştir. Üretimdeki hızlı artış, daha sonraki yıllarda da sürmüş ve 2012’de 3,8 milyon tona ulaşmıştır. İşçi sayısı da 3.000`lere ulaşmıştır. Son dört yılda yaşanan hızlı üretim artışları son derece çarpıcıdır. Söz konusu üretim düzeyine bu denli kısa sürede çıkılmasının sahanın fiziksel dengelerini olumsuz yönde etkilemiş olabileceği hususu ciddiyetle ele alınmalıdır. Gerekli güvenlik yatırımları yapılmaksızın, eski havalandırma ve galeri alt yapısıyla salt kâr amacı güdülerek çok yüksek üretim düzeyine çıkılmış ve çalışanların yaşamsal önemdeki güvenlik önlemleri ihmal edilmiştir.

Ayrıca, ocakta, görece dar bir alanda çok fazla pano aynı anda çalışılmış, üretim zorlaması ve emek yoğun çalışma nedeniyle panolardaki işçi sayısı giderek artış göstermiş, dolayısıyla kaza riski de hızla yükselmiştir.

Kömür madenciliğinin en zoru, Soma Havzası gibi, kendiliğinden yanmaya elverişli olan ve metan içeren kömür yataklarında yapılanı olup bu tür yataklarda havza bütünüyle planlanmalı, bilim ve teknolojiden en üst düzeyde yararlanarak tek elden işletilmelidir. Oysa “havza” niteliğinde olan maden sahaları; ülkemizde belli belirsiz rezervler üzerinden üretim hedefleri konularak hizmet alımı ve/veya taşeronlaştırma yoluyla işlettirilmektedir. Yaşananlar bize göstermektedir ki; Soma faciası ve benzeri çok ölümlü kazalar;

  • adı “özelleştirme” olmaksızın, özelleştirme araçları olarak devreye sokulan
    hizmet alımı ve/veya taşeronlaştırmanın sonucudur.

İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin temel amacı, işyerinde çalışan tüm işçilerin hiçbir koşulda kazaya uğramayacağı bir ortamın yaratılmasını ve kazaya neden olabilecek tüm koşulların iş ortamından dışlanmasını sağlamaktır.

Türkiye`de işçi sağlığı ve iş güvenliği sisteminin yaşama geçirilmesi için oluşturulmuş olan mevzuat sistemsel sorunları çözecek yeterlilikte ve nitelikte değildir. Uygulanamayan, her şeyin kağıt üzerinde kaldığı bir işçi sağlığı ve iş güvenliği sisteminin yürütülebilmesi mümkün değildir. 6331 Sayılı Yasa ile işverene verilen işçi sağlığı ve güvenliği hizmetlerini ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden satın alabilme hakkı, özünde işçi sağlığı ve güvenliği sisteminin de taşeronlaştırılması demektir.

Soma faciasının temel nedenlerinden biri de, bilgi ve teknoloji üretemeyen sistemin, dünya piyasaları ile rekabet edebilmenin en kolay yolu olarak, ucuz ve güvencesiz emek üzerinden üretim yaptırmayı model olarak benimsemiş olmasıdır. Türkiye`de uygulanan ekonomik sistem, sermaye birikim koşullarına ve madencilik sektörünün özgün yapısına bakıldığında, yapısal olarak “kaza” üreten bir sistemdir. Büyüme ve küresel piyasalarla rekabet edebilme adına uygulanan üretim zorlaması, uzun çalışma saatleri, işçi maliyetlerinin düşürülmesi, bir maliyet unsuru olarak görülen işçi sağlığı ve iş güvenliğinden yapılan fedakarlıklar; daha kötü çalışma koşullarını ve kazaları beraberinde getirmekte, sonrasında yaşananlar ise kalkınma için bu koşullara katlanılması gerektiği söylevine, işin fıtratına bağlanmaktadır. Soma faciası, tüm bu dinamiklerin yaşandığı acılarla yüklü, olumsuz bir tablodur.

Facia sonrası, tepkileri azaltmak için her zaman olduğu gibi suçlu ve kurban arama süreci başlamıştır. Kazanın ardından Başsavcının, “Gözaltına alacağımız herkes işçilerle birlikte öldü..” bildirimi ile ölen mühendisleri işaret etmiş olması, sistemin yaratmış olduğu bu facianın, yalnızca birkaç mühendise yüklenerek çözümlenmek istenmesi ve sistem kaynaklı sorunların örtülmek istenmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, Soma Kömür İşletmeleri A.Ş., TKİ, MİGEM, ETKB, ÇSGB ve Hükümetin yaşanan faciadaki  sorumluluklarını ortadan kaldırmamaktadır.

Kuşkusuz facianın oluş nedenlerinin ortaya konması, sorumluların belirlenmesi, bundan sonra olabilecek faciaların önlenmesi için önemlidir, ancak yeterli değildir. İş kazaları ve meslek hastalıklarının önüne geçilebilmesi için bundan sonra işyerlerinde “önce insan, önce sağlık ve önce iş güvenliği” anlayışı yerleştirilmeli, tüm süreçlerde öncelik işçi sağlığı ve iş güvenliğinde olmalıdır.

301 maden emekçisinin yaşamını yitirmesine neden olan ve 21. yy’ın en büyük maden katliamı olarak nitelenen Soma faciası, ülkemizde büyük acılara neden olmuştur. Birlik olarak sorumluluğumuz ve görevimiz, kazanın nedenlerini en net ve somut biçimde kamuoyuna sunmaktır.

Kamuoyunun gereksinimi olan ayrıntılı bir teknik raporun hazırlanması, faciaya neden olan teknik ihmal ve hataların net olarak belirlenebilmesi için; ocağa girilebilmesi, istenen bilgi, belge ve kayıtların Birliğimizle paylaşılması gerekmektedir. Ama bugün için kesin olan şudur: Bunca işçimiz ve meslektaşımızın canına mal olan katliamın temel nedeni, 80`li yıllardan başlayarak sürdürülen ve AKP hükümetince de kılavuz edinilen emek düşmanı neo-liberal politikalar ve uygulamalarıdır.

Hükümet yetkililerinin, “bu işin fıtratında vardır” söylemleri, bilimin ve tekniğin karşısında aldıkları konumu özetlemekte olup, hükümet; 301 vatandaşın can güvenliğini sağlayamadığı için hukuksal ve vicdani sorumluluk ilkeleri gereği istifa etmelidir.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir