İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇAR


Dostlar,

İzmir’den çok değerli dostumuz E. Kurmay Albay Şahap Osman Aras bu gün de
nefis bir yazı yazmış..

Sitemizi izleyenler bilirler, Sayın Aras’ın pek çok değerli yazısı bu sitede yayımlanmıştır.

Görkemli 9 Eylül 1922 utkusu ancak bu denli güzel anlatılabilirdi 92 yıl sonra..

Albay Aras, size selam olsun!

Sevgi ve saygıyla.
9.9.2014, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===============================================

İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇAR

PORTRESİ

 

Şahap Osman ARAS
Emekli Kurmay Albay-Tarihçi Yazar (2014-İZMİR) 

 

 

9 Eylül 1922 Cumartesi günü saat 18:00 sıralarında, 1. Ordu’nun Belkahve’deki gözetleme yerinde bir hareketlilik vardı. Çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordularının Başkomutanı Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Paşa ve Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa otomobilleriyle, Kasaba (Turgutlu) yönünden Belkahve’ye geliyorlardı. Güneş neredeyse batmak üzereydi. Başkomutan ve beraberindekiler, 1’inci Ordu Komutanı Nurettin Paşa tarafından karşılandılar.
İlk gözetlenen yer Kadifekale idi. Şükürler olsun, Kadifekale’den Yunan Bayrağı indirilmiş, Şanlı  Bayrağımız orada onurla dalgalanıyordu.

Başkomutan ve Paşalar, gözetleme yerindeki dürbünlerin başına geçtiler… Kadifekale’yi, Körfez’i, Körfez’deki düşman gemilerini, Karşıyaka’yı ve her yeri dikkatle incelediler. Evet, 26 Ağustos Cumartesi sabahı Afyon / Kocatepe’de başlayıp,
15 günden beri aralıksız süren Büyük Taarruz stratejik hedefine ulaşmış bulunuyordu. İtilaf Devletlerinin 15 Mayıs 1919 günü Yunan Ordusuna teslim ettiği, Aydın İlinin merkez sancağı, güzel İzmir’imiz nihayet işgalden kurtarılmıştı. Herkes yorgun,
fakat çok  mutluydu.

Başkomutan, İsmet Paşa’ya dönerek;

“Biliyor musun? Sanki bir rüya görmüş gibiyim..” dedi.

İsmet Paşa;

“Haklısınız. Bu kadar mucize, ancak bir rüyada yaşanabilir..” diye yanıtladı.

Başkomutan ve Paşalar İzmir’e 10 Eylül sabahı girecekti. Geceyi geçirmek için Nif’e (Kemalpaşa’ya) geri döndüler. Orada, Redif Taburunun karargahı olan (halen İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün sorumluluğunda bulunan) tek katlı bir binada kalacaklardı. Ordu’nun savaş raporu saat 20:00 sıralarında Başkomutanlık Karargahına ulaştı. Birliklerimiz İzmir’de denetimi sağlamışlardı. Akşam yemeğinden sonra, odaya bir mahmurluk çöktü… Sessizliği ATATÜRK bozdu :

“Yahu” dedi, “İzmir’e ilk girdiğimiz akşamdır bu. Bu kadar sessiz oturulur mu? Bari bir şarkı söyleyelim..”

Ardından kendisi, eliyle tempo tutarak bir şarkıya başladı.

“Yine bir gülnihal…”

Öbür Paşalar da, Başkomutan’a eşlik etmeye çalıştılar.

İZMİR’E İLK GİRENLER

30 Ağustos günü Dumlupınar’da bozguna uğradıktan sonra paniğe kapılan düşmanı, Fahrettin (Altay) Paşa’nın 5’inci Süvari Kolordusu kovalıyordu. Süvari Kolordusunun ardından 1’inci Ordu Birlikleri geliyordu. Düşman hem kaçıyor, hem de önüne ne gelirse yakıp yıkıyor; halkımıza her türlü kötülüğü yapıyordu. Manisa 8 Eylül’de kurtarıldıktan sonra, Süvari Kolordusu  iki gruba ayrıldı. Kolordu Karargahı ve 14’üncü Süvari Tümeni batı istikametinde ilerleyerek, Menemen’i işgalden kurtardı. Süvarilerimiz, kaçan düşmanı izlemeyi sürdürerek, 9 Eylül günü saat 16.03 sıralarında Karşıyaka İskelesi’ne ulaştılar.

1 ve 2’nci Süvari Tümenleri ise, Sabuncubeli’ni aşarak, 9 Eylül sabahı İzmir’e vardılar. 1’inci Süvari Tümeni Bornova’dan, 2’nci Süvari Tümeni Mersinli’den ilerleyerek, karşılaştıkları düşman artıklarını etkisiz hale getirdi. İzmirliler bu iğrenç işgalin elbette bir gün sona ereceğini biliyordu…Gelinlik genç kızlarımız, kurtuluş gününün özlemiyle, çeyiz yerine Ay-Yıldızlı Şanlı Bayrağımızı hazırladılar. Yunan Ordusu ve onların işbirlikçisi yerli Rumlar panik halinde kaçarken, İzmir bir gelincik tarlasına dönüşüverdi. Çünkü, her yer Al Bayrağımızla donatılmıştı.

Yüzbaşı Şerafettin Bey’in komuta ettiği birlik Kordon’da ilerlerken üzerlerine ateş açıldı, bir de el bombası atıldı. Şerafettin Bey yaralı atını değiştirdi. Boynundaki
yarayı da hemen orada sardırarak, gecikmeksizin ilerleyişine devam etti. Saat 10:30 sıralarında birliklerimiz Konak Meydanına ulaşmıştı.Yüzbaşı Şerafettin Bey Hükümet Konağına, Yüzbaşı Zeki Bey Sarıkışla’ya Bayrağımızı çektiler. Kadifekale’deki Yunan Bayrağını indirmek  ise, 5’inci Kafkas Tümenine nasip oldu. Asteğmen Besim,
5’inci Süvari Kolordusunun Tümenlerinden önce, bir hamlede Kadifekale’ye ulaşarak, Bayrağımızı kalenin burcuna çekti.
(13 Eylül 1921’deki Sakarya Zaferi’ni kutlamak için Buhara Cumhuriyetinden gönderilen 3 Kılıçtan üçüncüsü, Başkomutan tarafından Yüzbaşı Şerafettin Beye armağan edilmiş; 1934 yılında kendisine İZMİR soyadı verilmiştir.)

KİM UYGAR , KİM BARBAR ?

Onbaşı Halide Edip Hanım, Ali Çavuşun tembihlediği gibi, 10 Eylül sabahı, saat 08:00’de Paşaların kahvaltı sofrasındaydı. Gazi Paşa;

“Bugün İzmir’e gireceğiz.” dedi.

Halide Onbaşı ayrı gitmek istediyse de kabul ettiremedi. Kuşluk vakti, zeytin dallarıyla süslenmiş beş otomobille İzmir’e hareket edildi. Şimdiki Tepecik Semtini Basmane’ye bağlayan (Yeşildere üzerindeki) Kemer köprüsünden geçildikten sonra, Kapılar’da bir Süvari Alayı onları karşıladı. Süvarilerimizin kılıçları güneşte parıldıyor, atlarımızın
nal sesleri kulakları çınlatıyordu. Anafartalar yoluyla, Kemeraltı çarşısından geçerek, Konak Meydanındaki Hükümet Konağına geldiklerinde; Gazi Paşa’yı yoğun bir  karşılama ve diplomasi trafiği bekliyordu.

Başkomutan ikindi vaktine dek Hükümet Konağındaki çalışmalarını sürdürdükten sonra, İzmirlilerin armağanı olan, çiçeklerle bezenmiş bir otomobille Karşıyaka’ya hareket etti. O gece İplikçizade Köşkünde kalacaktı. Yunan Kralı Konstantin de İzmir’e geldiğinde
bu köşkte kalmıştı. (Köşkün önceki sahibi bir Levanten olduğu için, kimi kaynaklarda
adı Alatini Köşkü olarak geçmektedir..) Şimdilerde, Karşıyaka Nikah Dairesinin karşısında, Cemal Gürsel Caddesi No 380 adresindeki Çağlayan Apartmanının bulunduğu yerdeki Köşke geldiklerinde, onları mahşeri bir kalabalık bekliyordu.
Herkes sevinç gözyaşları döküyordu. Köşkün girişine bir de Yunan Bayrağı serilmişti.

ATATÜRK kaşlarını çattı. Bayrağın oraya niçin serildiğini sordu?
Başkomutana arz ettiler… Yunan Kralı 12 Haziran 1921’de İzmir’e geldiğinde,
aynı yerdeki Türk Bayrağını çiğneyerek köşke girmişti.

“Paşam, ne olur siz de Yunan Bayrağını çiğneyerek, öcümüzü alın..” dediler.

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Bayrağımızın Kral tarafından çiğnenmesine çok üzülmüş ve de öfkelenmişti.

“Sizi anlıyorum ama, Bayrak bir milletin şeref timsalidir. Kral Bayrağımızı çiğnemekle hata etmiş. Ben bu hatayı tekrarlayamam. dedi.

Yunan Bayrağını yerden kaldırtarak İplikçizade Köşküne girdi.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir