Dr. Alper AKÇAM : “BOŞ YÜCELİK” SARHOŞLARI!…


Dostlar,

Meslektaşımız Dr. Alper AKÇAM‘ın bu sitede çok düşündürücü – öğretici yazılarını paylaşıyoruz. 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden 3 gün öne yazdığı yazıyı o günlerde yayımlayamamıştık. Bildiğiniz gibi zaman zaman arşivimize dönmekte ve “eski” yazıları da değerlendirmekteyiz. Salt “tarihi” eski, içeriği güncel yazılardan biri de aşağıda..

Tam da, TBB Başkanı Sn. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu‘nun bam teline vuran
çok yerinde eleştirileri AKP iktidarını panikle zıplatmışken..
Aman, Prof. Feyzioğlu ne diyor, kamuoyu içeriğe kulak kabartmadan
gargaraya getirilmeli, çığlığı zinhar boğulmalıdır!

Boşunadır.. (Nafiledir..)

Tarih, hiçbir kişi ya da iktidarın “olağan” ın (tarihsel koşulların belirlediği) dışında
“saltanat sürdüğünü” yazmıyor. Türkiye’de de halkın yaşayarak “yandım anam” diyene dek AKP iktidarının Fetret Dönemini yaşaması gerekiyordu.

Ne yazık ki büyük – eğitimsiz yığınlar deneme – yanılma ile öğreniyor..
Toplumsal fatura ağır da olsa, ama kazanılan “politik bağışıklık” güçlü ve
uzun süreli oluyor.. Sosyolojik – tarihsel gerçeklik bu bağlamda..

(“Bu minval üzere” demedik.. “bu bağlamda” dedik.. Anımsatmasa idik anlam eksikliği duyumsayan olacak mıydı? “Yerini tutmuyor…” diyen? Lütfen koşullanmışlığımızı ve takıntılarımızı bırakarak Yüce ATATÜRK’ün DİL DEVRİMİNE de sahip çıkalım..)

Boşuna çırpınmayın “BOŞ YÜCELİK” SARHOŞLARI!…

  • Tarih hükmünü yürütecek ve tüm hukuk dışı eylemlerin hesabı verilecektir, sorulacaktır. Hep böyle olageldiği gibi..
  • Artık yeter; ülkeyi daha çok germeyin ve hukuk içine dönün,
    derhal, hemen..
  • Cumhuriyetin temel değerlerine asla saygısızlık etmeyin;
    yemininize sadık kalın; dürüst olun, insan olun!

Sevgi ve saygı ile.
13 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

============================================

“BOŞ YÜCELİK” SARHOŞLARI!…

portresi

 

Dr. Alper AKÇAM

 

 

Türk edebiyatının 1950 kuşağı olarak da anılan dil atlılarına “Dost” öyküsü ile kapıyı aralayan Vüs’at O. Bener, “Boş Yücelik” kavramıyla zaman zaman kendi birey kimliğine de yönelmiş parodik bir biçem tutturmuştu. Aynı adlı bir de öyküsü vardır.  “Mantarca tek, zavallıca kurumluydu duruşu” der, telörgüler arkasındaki süs kayalıklara tünemiş bir kartal için…

Günümüz Türkiye’sinde, boş yücelik kurumuyla sarhoş dolaşırken
kendi mantarlığının farkına varmayanlardan geçilmez oldu.

30 Mart (AS: 2014) yerel seçimlerinin bir hayat meyat (AS: memat) sorunu kadar kapımıza dayandığı, belki de, savaşla barışın, kardeş kavgasıyla sevginin,
yalan-para-iktidar hırsı üzerine kurulmuş bir politika ile insana azıcık saygılı olmak gereğinin oylanacağı seçimlerde, “ille de ben” diyen boş yücelik kuruntuluları dolaşıyor ortalıkta.

Bir aday, “ÇAKMA SOLCULARA DEĞİL, GERÇEK SOLCULARA OY VERİN” diyen koca afişler bastırmış sol adayın kazanacağı şimdiden belli bir seçim bölgesinde.

“Senin gerçek solcu olduğun nereden belli, mokunda boncuk mu arayacağız?”
diye sorası geliyor insanın. “Ya da gerçek solcuysan eğer, git de sağ oyların
çok olduğu bir bölgede aday ol”…

Neredeyse elli yıldır demokratik mücadelenin, dolaylı da olsa siyaset karmaşasının içindeyim; adını çıkaramadım… Hani öyle bir iddiası var ki; yoksul yığınlara önderlik etmiş, demokrasi, insan hakları için, ezilenler için adını tarih sayfalarına yazdırmış, saldırılara uğramış, zindanlarda yatmış, “gerçek solcu” olmuş. En ironik olanı da,
boş yüceliklerin, böbürlenme yerine alçakgönüllülüğün, kişiliğini öne çıkarma yerine erdem sahibi olup safta durmanın, paylaşmanın, imece duygusunun geçerli olması gereken “Sol” adına yapılması…

Galatarasay diye bir futbol takımımız var. Tarih sayfalarında Metin Oktay gibi bir insan yiğidi taşır. On iki yaşındaydım Ankara’da karşılaştığımda. Dayım götürmüştü dinlendikleri otele. Yerinden kalkıp oturduğu sandalyeyi vermişti bana Metin. Alçakgönüllü, efendi; oyuna girince de yüreğiyle savaşan bir futbolcuydu. Şimdi O’nun taşıdığı formayı sırtına takan, milyon dolarlar verilerek alınmış birileri çıkıyor sahaya. Öyle duruşları var ki, alçak dağları hep onlar yaratmış… Babaları yaşındaki hakemle dalga geçiyor, oyunda iki adım atmak için de ek kira istiyorlar… Oynadıkları
takım oyunudur ama, işleri güçleri birbirine hava atmak, dedikodu kuyusu kazmak,
halka caka satmak…

Alın terine,  kol emeğine, insan yüreğine ve yaptığı işin bilincine sahip olmayanlarda paranın nasıl bir boş yücelik olduğu, en çok da onların kimliğinde somutlaşmıyor mu? Futbolcunun ün yapmışını satın almakla başarılı olamıyor futbol takımı.
Ey yönetici beyler, satın alabiliyorsa paralarınız, biraz “takım ruhu”, “ilkeli davranış”, “disiplin”, “insanlık” alın!

Ayakkabı kutularıyla dolarlar-avrolar kaçırırken,

kendi iktidarları için ülkeyi kardeş kavgasına, savaş meydanlarına götürmek niyetinde olanların politika koltuklarında oturuşu da boş yücelikten öte nedir ki?

  • Muhtaç durumda bırakıp akıllarını küçük çıkarlarla ve kutsal inanç bezirgânlığıyla satın aldıkları yığınların alkışları hiç aldatmasın…

Şimdi, hiçbir çıkar, koltuk, ayrıcalık gözetmeden, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, özveriyi, erdemli olabilmenin onurunu paylaşma zamanı. (27 Mart 2014)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir