Arzu Kök : Mümkün mü?


Dostlar
,

Bize göre de AKP’nin son 12 yılda neden olduğu en büyük yıkım,
halkımızın ahlak – etik değerlerindeki aşınma ve yozlaşmadır..

Daha açık söyleyelim; AKP toplumun ahlakını bozuyor!..
Üstelik bunlar Müslüman kadrolar ve ahlakını bozdukları insanlar da,
söylemlere göre % 99 Müslüman! Halkımız bunlara “… emme… alnı secdeye varıyo..”
diyerek kendisinin ahlak – din dışına çıkan eylemlerini de usa bürünerek
bildik bir ruhsal savunma düzeneğiyle sarıp sarmalıyor..

Sosyal psikologlar – din sosyologları neredesiniz??

Bu ne hazin bir tablodur ve hangi bilimsel kuramlara uyar,
hangi bilimciler ve bilim dalları açıklayabilir ve çözüm önerebilir??

Onarım çok güç olacak ve uzun zaman alacak..

Ama bu belayı da kadim Anadolu halkı savuşturmayı bilecektir..
Benzer bir değerlendirmeyi, 4/5 Nisan 2014 gecesi Cevizkabuğu’nda da
(Sn. Hulki Cevizoğlu’nun programı) yapmıştık; 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin sonuçlarını irdelerken..

Sevgi ve saygı ile.
11 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

Mümkün mü?

Arzu Kök  

Bir zamanlar yolsuzluk haberleri az gelirdi, şimdi olmazsa olmaz bir kural oldu.
Bir zamanlar üst düzey bir devlet görevlisinin yolsuzluk yaptığı söylentisi yıllarca konuşulur, yetkili aklansa bile konu kapatılmaz, uzun tartışmalara konu olur,
tarihe geçerdi. Şimdilerde ise yolsuzluk o denli doğallaştı ki,
yetkililer “Sakın kurcalamayın” diyor ve olay kapanıyor.

Bir zamanlar Bakanın resmi arabasına eşini bindirip bindirmediği, bir Bakanın dış geziye kaç bavulla gidip kaç bavulla döndüğü tartışılırdı. Şimdi ise Üzerinde durmaya değmez denilerek kapatılmaya, unutturulmaya çalışılıyor.

Bir zamanlar yolsuzluk olayları birkaç yılda bir ortaya çıkar ve büyük dalgalanmalara
yol açardı; şimdi neredeyse her gün ortaya bir yolsuzluk çıkıyor ve kimsenin
kılı kıpırdamıyor, üstelik adı yolsuzluğa bulaşanlara iltifatta sınır tanınmıyor.

“Bize ne oldu böyle?”

Diye bir an durup düşünmek bile olanaksız, çünkü biliyor musunuz,
düşünmek bile yasak! Kafanızdaki jandarmalardan kurtulsanız bile, düşündüklerinizin ancak küçük bir bölümünü yazabilirsiniz.

Oysa Düşünmeyi kişisel ve özel bir eylem olarak da algılamamak gerekir.
Kişinin düşünmesi bile toplumsal bir süreç içinde olanaklıdır belki ama,
düşünmenin toplumsal kanallarını köreltirseniz, bireyin kafasını da cendereye almışsınız demektir. 

Görünüşe göre toplumumuzda geçerli olan iki güç kaynağı var:
Düşünce ve para. Düşünürün düşüncesi susturuldu,

  • şimdi salt paranın sesi duyuluyor ve hükmü geçiyor.

“Bu nasıl böyle oldu?” diye sormanın da pek anlamı yok bence. Asıl sorulması gereken soru:

“İçinde yaşadığımız ortamın verileri göz önüne alındığında bunun böyle olmaması mümkün müydü?”

Burjuvaziyi dengeleyecek bütün güç merkezlerinin yerle bir edildiği bir ortamda yolsuzluğun olmaması mümkün müdür? Dernekler, sendikalar, siyasal partiler ve
tüm kitle örgütleri sıkı bir denetim altındaysa büyük para sahiplerinin gücünü
kim dengeleyecek ve denetleyecek?

Devletin irice bir şirket olarak görüldüğü, tek amacının kâr sayıldığı, bu kârın da
ancak güçlülük temeline göre paylaşılabileceğinin veri olarak kabul edildiği,

“Bırakınız yapsınlar – (AS: ve “bırakınız geçsinler”) ilkesinin bile değil;

  • “Bırakınız ezsinler, sömürsünler, semirsinler” ilkesinin geçerli sayıldığı,

insanlarda “Köşeyi dönmenin” dışında hiçbir idealin bırakılmadığı bir ortamda yolsuzluğun olmaması mümkün mü?

Yasaların ciddiye alınmadığı, kimi insanların yasalardan önce geldiği, yolsuzluk soruşturması sırasında bile yasaların çiğnenebildiği, Anayasanın baş uygulayıcısı olması gereken parti liderlerinin ve Başbakanın Anayasaya aykırı bir
“Geçiş döneminden” söz edebildiği, Anayasaya aykırı olmasına karşın TRT’nin
reklam şirketi düzeyine indirildiği, yasaların yalnızca rahatsız edici birer engel olarak görüldüğü bir ortamda yolsuzluğun olmaması mümkün mü?

Önümüzde sergilenmekte olan ekonomik, yasal ve toplumsal bir değişim – yozlaşma var.
Bu “değişim” çok derinlere iniyor ve toplumun yapı taşlarını bozuyor.
Büyük bir deprem yaşıyoruz hep birlikte ve bu depremin sonuçları
ne yazık ki çok sarsıcı olacaktır..

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir