BİZİM KÖYDE VESAYET NASIL SONA ERDİ?


BİZİM KÖYDE VESAYET NASIL SONA ERDİ?

Zeki_Sarihan_portresi


Zeki Sarıhan
“Türkiye halkı özgürleşiyor” derken, aklım hep kendi köyümdedir. Bir insanın tek bir hücresi nasıl genetik yapı hakkında bilgi vermeye yeterliyse Türkiye köyü de toplumsal yapımız ve değişimimiz hakkında laboratuvar görevi görür. Kaldı ki Türkiye’deki son 100 yıllık muazzam değişimi başka birçok birimde de keşfedebiliriz.
Büyükşehir yasasıyla şimdi bir mahalle sayılan Beyceli köyü, Ordu ilinin Fatsa ilçesine bağlıdır, deniz kıyısına 30 km kadar içeridedir. Karadeniz bölgesinin diğer köyleri gibi halkı tarımla uğraşır.
Beyceli’de yaklaşık 300 ev vardır. Bu mahallelerde çeşitli yerlerden geldiği anlaşılan
25 sülaleye bağlı insanlar yaşarlar. Bunlardan Sarıkadıoğulları denen sülale,
1934’te Sarıhan soyadını almıştır.
Köy nüfusunun halen 9’da birini oluşturan Sarıhanlar, uzun süre köyün en nüfuzlu sülalesiydi.  Bu nüfuzu ülkenin pek çok yerindeki benzer ailelerde olduğu gibi esas olarak sahip oldukları mülkiyetten alıyorlardı. Onların mülkiyetlerini genişletmeleri, 1750’lere kadar geri gidiyor. Bu gücü bir kadı ailesinden gelmelerinden aldıkları anlaşılıyor. Komşu köy Gökçeli’de Velikadıoğullarının bir evladı, Beyceli’de yerleşmiş, kendisi de Kadı unvanını korumuş ve topraklarını da giderek genişletmiştir. Bu onlara aynı zamanda köyün deyim yerindeyse entelektüel önderliği olanağını da vermiştir. Osmanlı döneminde medreselerde, Cumhuriyet döneminde mekteplerde okumuşlar, müderris, hoca, öğretmen, dava vekili, avukat, orman memuru, tahsildar, tüccar onlardan çıkmıştır. Müderris Hamit Hoca, o zamanki Fatsa eşrafı gibi Kurtuluş Savaşı’nı desteklemiş, bu O’nun Cumhuriyet’ten sonra köylü üzerindeki nüfuzunu artırmıştır.
BÜTÜN MUHTARLAR SARIHANLARDAN
Doğuda ağalığın hüküm sürdüğü bölgelerde ağalar muhtarlık yapmazlar, onların belirlediği bir kişi bu işi ağa adına üstlenirmiş diye söylerler. Fakat Karadeniz köylerinde ağalık kurumu zayıftır. Beyceli’de ağa olmamıştır. Bu köyde;
1) Toprakları kendilerine yetmeyen yoksul köylüler,
2) İşleyebileceği kadar toprak sahibi olan orta köylüler,
3) İşleyebileceğinden çok toprağı olan varsıl köylüler vardır.Sarıhan sülalesi de dallanıp budaklanmış ve onlar arasında da en azından orta köylülerle varsıl köylüler oluşmuştur.
1900’lü yılların başından beri bilinen bütün muhtarlar Sarıhanlardandır.
Köydeki 25 sülaleden biri olan ve nüfusunun ancak onda veya dokuzda birini oluşturan bir sülale nasıl olmuştur da her seçimde muhtarlığı kazanmıştır? Bunun nedenini kestirmek güç değildir: Çünkü muhtarlığı ancak onlar yapabilirlerdi. Karakol komutanını onlar ağırlayabilir, tahsildarı onlar konuk edebilir, köylüden salmayı onlar toplayabilir,
köylüye sözlerini ancak onlar dinletebilirlerdi. Üstelik bu sülalenin hükümet kapısında dayanacakları iki elemanları da vardır: İki dava vekili.
1950’ye dek süren tek partili dönemde, Sarıhanların ileri gelenleri köyde devletin temsilcisi gibidir. Topraklarını genişletmeleri de daha çok bu dönemde olanaklı olabilmiştir. 1950’de iki partili sisteme geçildiğinde köyde CHP vesayeti yıkılmaya
yüz tutmuşsa da ailenin nüfuzu sürmektedir. Muhtar bu kez Demokrat Partilidir ama gene Sarıhan soyadını taşımaktadır. İster Halk Partili olsun, ister Demokrat Partili, muhtarlık ailenin dışına çıkamamıştır. Bu durum 1973’e dek sürmüştür.
İLK KIRILMA; 1973
Sarıhanların vesayetinde İlk kırılma 1973 seçimlerinde olmuş ve muhtar, ilk kez Aşağıköy Mahallesi’nden Sarıhan olmayan ve varsıl da sayılmayan birine geçmiştir. 1973, Halkçı Ecevit’in, seçimlerden 1. parti çıktığı yıldır. Fakat yeni muhtar,
CHP’li değil, Millî Selamet Partilidir. Türkiye’de o tarihe dek gelişen kapitalizm,
1954’te köyde açılan ilkokul, dışarıda çalışanların ve okuyanların artması artık muhtarlık yapabilmek için bir aile nüfuzunu gereksiz kılmış olmalıdır. Ben o tarihte Mamak cezaevinde bulunuyordum. Ne yaptım: Bir Sarıhan olarak bu seçim sonucundan üzülmedim. Aksine memnun oldum ve yeni muhtara bir mektup yazarak Sarıhanların muhtarlık egemenliğini yıktığı için kendisini açıkça kutladım.
Zaten 1960’lı yıllarda Sarıhan soyadını taşıyan gençlerin çoğu, aileleri ister CHP’li,
ister eski Demokrat Partili, şimdi Adalet partili olsun, eski bölünmeyi aşarak, tabii kabile duygularını da üzerlerinden atarak devrimci olmuşlardı. Köylülerin çoğu üzerindeki Sarıhan alerjisinde onların bir kusuru yoktu. Hatta köyün sorunlarına sahip çıkarak ve yoksullardan yana politik bir tutum takınarak en azından genç Sarıhanlara sempati uyandırdıkları bile söylenebilir.
Gerçi o tarihten sonra Sarıhanlardan bir muhtar daha çıktı. Sanırım görevini de hakkıyla yaptı. Fakat ondan sonra aday da olsa bir daha Beyceli’ye soyadı Sarıhan olan bir muhtar seçilemedi. Son yıllarda artık aday da olmuyorlar! Bunun nedeni, Sarıhan soyadını taşıyanların iyi muhtarlık yapamayacakları, öbür ailelere bağlı olanların
iyi muhtarlık yapabilecekleri değil. Nitekim seçilenlerin köyde kalıcı bir iz bıraktıkları da söylenemez.
1983’te 1402 sayılı yasa ile öğretmenlikten temelli çıkarıldığımda
ağabeyim “Köye gel seni muhtar yapalım!” demişti. Ben de ara sıra bir fantezi olarak aklımdan geçiririm: Acaba köye muhtar adayı olsam, beni seçerler mi diye.
Bunun zor olduğunu, sülale vesayetine dayanmadan köyü adil bir biçimde yönetebilecek öğretmenlikten ayrılma Necati Sarıhan’ın aday olduğu halde seçilememesi de gösteriyor.
Bu yazıyı yazmadan önce, Necati’yi arayarak Sarıhanların vesayetenin kırılması konusunda düşündüklerimi anlatıp görüşünü sordum. Şu anlamlı açıklamayı yaptı ve bunu yazmamda bir sakınca olmadığını da bildirdi:
1973’te kırılan vesayet ekonomik değil, siyasal bir vesayettir. O tarihlerde Sarıhanların köyde ekonomik vesayetleri sürüyordu. Köylü gündeliğe gidecek, Sarıhanların tarla
ve bahçelerinde çalışmak zorunda; alışveriş yapacak, Sarıhanların dükkânından.
Odun edecek, orman Sarıhanlara ait… Köylü 1973’te bu vesayeti kıramazdı, fakat bir yerden başlayalım dediler ve siyasal vesayetten başladılar… Necati, bu sülale vesayeti kırılmasının yalnız Beyceli’de değil, hemen bütün köylerde ve Fatsa’da da olduğunu
kimi örnekler sayarak belirtti.
Günümüzde, Beyceli köyünde fındık, gübre, un vb. ticareti yapan iki dükkân var.
İkisi de Sarıhanlardan birer aileye ait. Fakat bu durum eskisi gibi onlara vesayet olanağı vermiyor. Çünkü köylü her gün Fatsa’ya inen ulaşım araçlarıyla ilçeden de alışveriş yapabiliyor. Çalışan nüfusun büyük çoğunluğu zaten İstanbul’da.
Hepsinin eli ekmek tutuyor.
Siyasal vesayetin oluşu, partililerin iyi çalışmayışı değil, tek parti döneminin
kırsalda bıraktığı olumsuz izlerdir. Bu izlenim, halkın politik genlerine işlenmiştir.
Toplumların bellekleri güçlüdür.
Geçmişteki olumsuz birikimleri temizlemek kolay değildir ve zaman alıcıdır.
Toplumun karşısına yepyeni programlarla ve vaatlerle çıksanız da yerleşik yargıları silmeniz kolay gözükmüyor… Gene de halktan umut kesilmez… (9.4.2014)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir