“Suçluların Telaşı İçindesiniz” : Işıktan Korkuyorsunuz…

Dostlar,

Sevgili arkadaşımız, Türkiye Cumhuriyeti Devrim Tarihi uzmanı
Sayın Prof. Dr. Kemal Arı‘dan inanılmaz güzellikte (öğretici – düşündürücü!) bir yazıyı paylaşalım..

Özellikle AKP’li yöneticilerin, AKP’ye içtenlikle – safiyetle inanarak oy ve destek veren kardeşlerimiz de okusalar ve bir kez daha serinkanlılıkla düşünseler..

Ne iyi olur ülkemiz için..

Sayın Arı, son dönemlerde birbirinden etkili yazılar yazmakta.
O da bir Cumhuriyet ürünü; ne güzel….
Çağına ve halkına karşı sorumlu Aydın..
Yakın tarihin ayrıntılarıyla günümüzeve geleceğe ışık tutuyor..
Tarih ve Tarih okuması, bir bakıma da bu ve böylesi işlevli değil mi?

Şükranlarımızla sevgili Prof. Arı..

Sevgi ve saygı ile.
29 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================

“Suçluların Telaşı İçindesiniz”
(-Işıktan Korkuyorsunuz…)

portresijpg
Prof. Dr. Kemal ARI

1953’te Türkiye’de siyaset,
son derece gergin bir görüntü içinde bulunuyordu.

 

 

Tek Parti döneminden kalan “Mili Şef” algısını silmek için; Demokrat Parti
Cumhuriyet Halk Partisi’ne son derece sert yüklenmelerde bulunuyor;
eski dönemin koşullarını göz ardı ederek, siyasette hırçın bir çizgiyi izlemekten
ve siyasette iktidar –  muhalefet ilişkilerini germekten geri kalmıyordu.

Asıl yüklenilen kişi, hiç şaşırılmayacağı gibi, Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı İsmet Paşa’ydı. Onca cephelerde ülkesi için savaşlara girmiş; ölümle göz göze gelmiş; akıl almaz özverilere katlanmış; uluslararası siyasette ve dış politikada efsaneleşmiş İsmet İnönü’ydü hedefte olan

O’nun adı, yeni dönemin muktedirlerince, hiçbir incelik gösterilmeden kaba deyimler, yüklenmeler ve ithamlarla anılıyor; demokrasi kültürü ülkede yeterince gelişmediği için iktidar – muhalefet ilişkisi, doğal çizgisinden çıkarılarak, güçlü olanın her istediği şeyi yapabileceği gibi bir inançla hareket ediliyordu.

Bunun en çarpıcı örneği, 14 Aralık 1953 günü görüldü.

Demokrat Parti, 1. iktidar döneminin sonlarına doğru, Cumhuriyet Halk Partisi’ne
gene akıl almaz suçlamalar yapmış ve Devleti kuran partinin mal varlığına el koymak üzere bir yasa teklifi hazırlamıştı. Gerekçeye göre, Cumhuriyet Halk Partisi,
mevcut mal varlığını, Tek Parti yönetiminin otoriter uygulamalarıyla haksız biçimde
elde etmişti ve sözde milletten alınan millete verilecekti. Bunun için hazırlanan gerekçeler Meclis’te okunmuş; abartılı rakamlarla Cumhuriyet Halk Partisi büyük bir tarihsel sorumluluğun altına sokulmak istenmişti. Kuşkusuz Parlamento genel olarak siyasal partilerle ilgili bir düzenleme yapabilirdi: Bu yeni yasal düzenmelere göre bağımsız mahkemeler gereken neyse onu yapabilirdi.

Ancak hayır!

Parlamentodaki sayısal çoğunluğuna bakarak Demokrat Parti, sonradan kendi içinden çok sayıda milletvekilinin de “Yanlış bir adımdı” diye eleştirmekten geri kalmayacak
bir adım atmak üzereydi. Hazırlanan ve adı “Haksız İktisap Yasası” olan yasa önerisinde doğrudan Cumhuriyet Halk Partisi hedef alınmış; partinin adı verilerek,
onun mal varlığına devletçe el konulmak üzere yasa oluşturulmaya çalışılıyordu.

Evrensel yasalarla ve temel özgürlüklerle çelişik bu duruma karşın, muhalefet partisinden kimi kişiler, konu ile hiç ilgisi olmayan kimi örnekler üzerinden giderek,
sanki Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçmişiyle hesaplaşma yolu üzerinden gidiyorlardı. Örneğin hiç ilgisi yokken, 1946 seçimleri üzerinden İsmet Paşa ve CHP tarihsel bir töhmet altında bulundurulmak isteniyordu. Konular çoktan zaten saçma sapan bir gerekçeye dayanan konunun dışına çıkmış, tarihsel bir rövanşa dönüşmüştü. Başbakan Adnan Menderes, son derece kibar görüntüsüne karşın,
son derece hırçın bir politika izliyor; geçmiş döneme, İsmet Paşa’ya,
O’nun dönemindeki CHP yönetimine akıl almaz saldırılarda bulunuyor; hatta “muktedir” olmanın verdiği özgüvenle neredeyse bütün Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı ve onu izleyen devrimci dönem üzerine yoğun eleştiriler getirmekten geri kalmıyordu.

Böyle bir ortamda İsmet Paşa kürsüye çıkarak partisine karşı yapılmak istenen
bu linç kampanyasına karşı savunma yapmaya çalıştı. Ancak iktidar milletvekilleri,
yaşı yetmişe dayanmış Paşa’nın konuşmasına izin vermiyorlar; sürekli laf atarak,
paşayı sözde gülünç duruma düşürmeye çalışıyorlardı. Paşa konuşmaya çalıştıkça sıralara vuruluyor, olup olmadık laflar atılıyor; paşanın konuşmasının dengesini bozmak için tam bir sinir savaşı yapılıyordu.

Bu ortamda konuşmaya çalışan İsmet Paşa; Meclisin kendisini bir mahkeme yerine koyduğunu, hatta mahkum ettiği kişiyi dinlemeye bile dayanamayan bir ruh hali içinde olduğunu anlatıyordu. Yasa önerisinin ruhuyla ve metniyle anayasaya, evrensel hukuk ilkelerine, Cumhuriyetin onuruna kastetmek olduğunu söylüyor; bunun Cumhuriyet Halk Partisi’nin mal varlığının müsadere edilmesi anlamına geldiğini anlatıyordu.
Paşa bir ara, bu yasa önerisinin açıkça yeni bir rejime geçiş olduğunu ve
bununla yurttaşların sorgusuz, savunmasız mahkûm edilmek olduğunu belirtiyordu.

Bu sözler karşısında Demokrat Partili milletvekillerinin Meclisteki taşkınlıkları da
daha da arttı. “Yok böyle bir şey” bağırışları arasında İsmet Paşa’ya protestolar sürerken; Paşa iyice mikrofona yaklaştı ve şu sözleri söyledi:

  • “Tarih kürsüsünden halinizi seyrediyorum.
    Suçluların telaşı içindesiniz…
    Aydınlıktan korkuyorsunuz”…

Paşa’nın Meclise bu sözlerle hakaret ettiğini söyleyenlere karşı da şunları söyledi:

“Türk geleneklerine göre hareket edelim. Türk geleneklerine göre bir kişi 400 kişiye karşı fikrini söyler. Ancak 400 babayiğit bir kişiye hücum etmez!”…

Paşa başka şeyler de söyledi: Bu girişim bütünüyle yasa dışına çıkmaktı.
Büyük Millet Meclisi adaletsizliğin aracı durumuna getirilmek isteniyordu.
Bu girişim, yurttaş hakkına ve muhalefete karşı ölçüsüz bir girişim yoluydu.

Şu sözlere bakalım:

  • “Hukuk dışında hareket etmeye karar vermiş olan bir iktidar, iktidardan düşmemek için meşru olmayan her araca başvuracak yoldadır… Işıktan korkuyorsunuz”…

Paşa, “Işıktan korkuyorsunuz!” dedikten sonra kürsüden indi ve doğru
Meclis genel kurulunun dışına doğru yürüdü. Onu, CHP’li milletvekilleri izledi…

Ve şimdi dikkat:

Paşa’dan sonra Demokrat Parti Başkanı ve Başbakan Adnan Menderes
kürsüye gelerek; yalnızca kendi grubu milletvekillerine Paşa için şu sözleri söylüyordu:

“Demin buraya bu kürsüye, yaşlı bir zat çıktı; saçları ak pak…
Bütün manzarası ile şayanı hürmet… Fakat bütün özü ile;
kelimeyi söylemeyeceğin, neye şayan olduğunu siz takdir edersiniz…”

Paşa, O’na göre, siyaset sahnesine çıkmış bir aktör gibiydi. Kendi kimliğinin dışına çıkarak, bütünüyle başka bir insanmış gibi ölçüsüz biçimde konuşuyordu.
Yine ondan sonra provası, mizanseni önceden yapılmış olduğu biçimde
hepsi ayağa kalkıyor; Meclis içinde bir resmi geçit halinde,
Büyük Millet Meclisini terk ederek gidiyorlardı.

Daha neler mi söyledi?

Neler neler…

Ancak İsmet Paşa’nın, kendi iktidar gücüne dayanarak, her şeyi yapabileceğini sanan iktidar partisine karşı, uğultu ve gürültüler arasında söylediği şu sözler hiçbir zaman kulaklardan düşmedi:

  • “Tarih kürsüsünden halinizi seyrediyorum.
    Suçluların telaşı içindesiniz.
    Işıktan korkuyorsunuz.”

Bir sonuç sözü söyleyelim:

Tarih ne işe mi yarar?

Verin kulağınızı bu sözlere…

Sonra dönüp, içinde bulunduğunuz dünyaya bakın…

Tarih, kulağınıza neler fısıldıyor, pür dikkat dinleyin…

Biliyor musunuz, “Bu gün”, tarihin vardığı noktadır.
“Bu gün” de geleceğin noktasına doğru yol alıyor.

O seste, fısıltılar halinde kulağınıza çarpan o seste,
öyle öğütler ve yararlanabileceğiniz dersler var ki!

Yeter ki dinlemeyi bilin…

Bakın, verin kulağınızı ne diyor; yineleyelim:

  • “Tarih sahnesinden halinizi seyrediyorum.
    Suçluların telaşı içindesiniz…
    Işıktan korkuyorsunuz…”

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir