Dr. HİKMET BORAN ve OĞLU


Dostlar,

İzmir’den dostumuz E. Alb. Sayın Şahap Osman Aras,
14 Mart Tıp “Bayramımız” (!?) için nefis bir tarihsel derleme yollamış.

Hem duyarlığı için kutluyor hem de nitelikli emeği için şükranlarımızı sunuyoruz.

(Dr.
Hikmet Boran‘ın fotoğrafını biz ekledik.. Bir de, İstanbul Tıbbiyesinde öğrenci iken, 1975’lerde Sn. Orhan Boran’ın yönettiği bir radyo bilgi yarışmasına katılmış ve öğrenci bursu olan bürüt 500 TL’nin 6 katı, 3 bin TL para ikramiyesi kazanmıştık! )

Sevgi ve saygı ile.
16 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

Dr. HİKMET BORAN ve OĞLU

Hikmet_Boran

E. Alb. Şahap Osman ARAS
13 Mart 2014, İzmir

1901 yılında Balıkesir’in / Savaştepe İlçesinde doğan Hikmet Boran, Posta-Telgraf Memuru Hakkı Beyin oğludur.
18 yaşında Tıbbiye öğrencisi iken,
4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresinde İstanbul’u temsil eden delegelerden birisiydi. Aslında, Kongreye katılmak üzere, Tıbbiye’den iki delege seçilmişti. Ancak, Sivas’a gidiş-dönüş için sadece bir kişiye yetecek para toplanabildiğinden, Hikmet Beyin arkadaşı Yusuf Bey gidemeyip, İstanbul’da kalmıştı.

Mustafa Kemal Paşa, Kongre’nin açılış gününde karşılaştığı olumsuz durumdan çok rahatsız ve üzgündü. Maalesef, birçok delege, İstiklal (Bağımsızlık) mücadelesinin sonuçsuz kalacağını düşünüyor; kurtuluş için ABD veya İngiliz mandası (himayesi) öneriyordu. 30 Ekim 1918’de, Osmanlı Hükümetinin Bahriye Nazırı olarak Mondros Ateşkesini imzalayan Hüseyin Rauf Bey bile
(Balkan Savaşında yazdığı “Hamidiye” destanını unutmuş) manda yanlısı olmuştu.

Kongreyi kendine getiren, Tıbbiye’nin 3. Sınıf öğrencisi Hikmet Bey oldu.
Heyecanla ayağa kalkarak;

“Paşam” dedi.

  • Delegesi bulunduğum Tıbbiye, beni bağımsızlık için başlattığınız çalışmalara katılmak için gönderdi. Mandayı kabul edemeyiz.
    Eğer, Kongre böyle bir karar verirse, bütün gücümüzle karşı çıkacağız. Bu düşünceyi siz bile onaylamış olsanız, size de karşı çıkacağız.
    O zaman (Gazi Mustafa Kemal Paşayı) vatanımızın kurtarıcısı değil, batırıcısı sayacağız.
    ” 

Kongrenin havası değişmiş, kimi Delegelerin gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı.
İşte bu, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın beklediği andı.

“Arkadaşlar, Gençliğe bakın! Türk Milletinin taşıdığı kanın soylu kanıtına bakın.”
diye söze başladı. Sonra Hikmet Beye döndü; 

  • “Üzülme Çocuğum… Gençliğimizle övünüyor; onlara güveniyorum.
    PAROLAMIZ: YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM dür!” dedi.

 Bunun üzerine Hikmet Bey, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın yanına giderek
ellerine sarıldı. Gazi Paşa da O’nu alnından öptü.

Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulunca; Hikmet Bey, arkadaşı Yusuf (Balkan) Beyle birlikte, Tıbbiye’deki öğrenimini yarıda bırakarak Ankara’ya geldi. İki arkadaş Cebeci’deki Asker Hastanesinde görevlendirildiler. O tarihte, “tifüs salgını” halkımızı ve özellikle cephedeki askerimizi kırıp geçirmekteydi. Onlar, “tifüse karşı aşı üretmek için deneklik de yaparak”!

Tabip Albay İbrahim Tali Bey’in (Öngören) başkanlığında gece/gündüz çalıştılar.
Bu başarıları ödüllendirildi, Teğmen rütbesi verildi. Hikmet Bey, “Sıhhiye Subayı” olarak, Büyük Taarruza katıldı. Zafer’den sonra İstanbul’a dönerek,
Tıbbiyedeki öğrenimini tamamladı.

HİKMET BEY “14 MART TIP BAYRAMININ” ONURLU ADIDIR 

Ülkemizde, batılı anlamdaki tıp eğitimine (Sultan 2’nci Mahmut döneminde)
14 Mart 1827 günü Tıbbiye’nin kurulmasıyla başlanmıştır.
14 Mart günü “Tıp Bayramı” olarak, her yıl nasıl ve  neden kutlanmaktadır?…

1919 yılında, Tıbbiye İngiliz askerlerinin işgali altındadır.

14 Mart günü Hikmet Bey’in önderliğindeki Tıbbiye Öğrencileri, Tıbbiye binasının kuleleri arasına büyük bir Türk Bayrağı asarak, işgale ve emperyalizme karşı kurtuluş mücadelesini başlattılar. Hikmet Beyin Sivas Kongresi için delege seçilmesinde,
bu olay etkili olmuştur.

Cumhuriyet kurulduktan sonra, Dr. Hikmet Boran Bey (Genel Cerrahlık) mesleğini yürütmüş; siyasetten uzak durmuştur. Kongredeki görevini, kişisel çıkarları için asla kullanmamıştır. O’nun biricik oğlu, Sunucu / Yazar Orhan Boran da (30 Haziran 1928 – 26 Mayıs 2012) babasının tarihi kimliğiyle hiç böbürlenmemiş; aksine, bir sır gibi saklamıştır… Tabip Yarbay Hikmet Boran 1944 yılında Sarıkamış’ta, kar altında kalan Mehmetçikleri kurtarmaya çalışırken ciğerlerini üşüterek verem hastalığına tutulmuştur. İstanbul’daki Sanatoryum sağaltımıyla şifaya kavuşamayıp, 1945’te ölmüştür.
Mezarı, İstanbul / Karacaahmet Şehitliğindedir.

Saygı ve Rahmetle anıyoruz.

ATATÜRK, Sivas Kongresi’nin bu genç delegesini her zaman anımsamıştır.
Balıkesir İlinden milletvekili adayı olmasını önerdiğinde; “Hikmet Bey Giresun doğumludur, Balıkesir’e uzaktır.” diyerek, savsaklamışlardır. Oysa “Giresun” Balıkesir’deki Savaştepe İlçesinin eski adıdır. Bir kezinde, Hikmet Bey sağ olduğu halde, “öldü” bile diyebilmişlerdir…

Gazi Mustafa ATATÜRK’ün 15-20 Ekim 1927 günleri arasında,
Türk Milletine sunduğu NUTUK (SÖYLEV)GENÇLİĞE SESLENİŞ” ile sonlanır.
Orada  ATATÜRK’ün umutlandığı ve de görevlendirdiği Gençlik,

Dr. Hikmet Boran’lardır.

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Dr. HİKMET BORAN ve OĞLU” üzerine 7 yorum

  1. hocam makaledeki bir Hatay’ı hatırlatmak isterim Hikmet Boran tıp doktoru ve genel cerrah değildir. Hikmet Boran veteriner hekim ve bakteriyoloji uzmanıdır düzeltmek isterim

  2. Hocam tekrar merhabalar ben bu hikayeyi Deontoloji dersinde Prof. Dr. Ferruh DİNÇER hocamızdan Derste iken dinlemiştim. Aradım ancak açık kaynaklarda bir yayın bulamadığımdan gönderemedim. Bir gün ankaraya bir yolum düşerse ferruh hocadan kaynak alıp size ileteceğim. Ancak Rahmetle andığım Prof Dr. Toktamış ATEŞ hocamızın linkteki makalesine dikkatinizi çekmek isterim http://www.bugun.com.tr/pages/marticle.aspx?id=194477

    Ayrıca sizin yazınızda Geçen
    “Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulunca; Hikmet Bey, arkadaşı Yusuf (Balkan) Beyle birlikte, Tıbbiye’deki öğrenimini yarıda bırakarak Ankara’ya geldi. İki arkadaş Cebeci’deki Asker Hastanesinde görevlendirildiler. O tarihte, “tifüs salgını” halkımızı ve özellikle cephedeki askerimizi kırıp geçirmekteydi. Onlar, “tifüse karşı aşı üretmek için deneklik de yaparak”!”

    ifadeleride bakteriyoloji çalıştığına emare olabilir?

    ilginize teşekkür ederim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir